İçeriğe geç
Perşembe, 24 Eylül 2026 RSS akışı
Yaşam Bu

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...
KİRAZ AĞACIHer çocuğun bir hikayesi vardır...

Bahçenin birinde bir kiraz ağacı varmış. Ağacın önce beyaz çiçekleri, sonra da kırmızı kırmızı kirazları olurmuş. Kiraz ağacının kapısı konuklara açıkmış. O hiç yalnız kalmazmış.

Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Kiraz ağacının bodrum katında köstebekler, solucanlar otururmuş. Ağacın gövdesinde ise karıncalar, Her çocuğun bir hikayesi vardır...böcekler Her çocuğun bir hikayesi vardır...bulunurmuş. Üst kattaki konuklar ise çiçeklere gelen arılar,dallara konan kuşlarmış. Her çocuğun bir hikayesi vardır...Her çocuğun bir hikayesi vardır...



Bir gün kiraz ağacı evini dolduran bu konuklara dönmüş, şöyle demiş: “Ey konuklar! Söyleyin bakalım daha ne kadar zaman evimde konuk olacaksınız? Bütün gün evimde rahat rahat oturuyorsunuz. Peki bana ne kira ödüyorsunuz?”

Konuklardan solucan ve köstebek hemen konuşmaya başlamışlar: “Bilir misin, biz sana yararlı olmaya çalışıyoruz. Köklerini saldığın toprağı gece gündüz eşeliyoruz. Böylece sen köklerini rahatça daha derinlere salabiliyorsun. Gelişiyorsun.”

Üst kattaki arılar ise şöyle demişler: “Senin çiçeklerinin balını kim çıkarıp topluyor? biz olmasak senin çiçeklerinden hiç bal alınmazdı.”

Kuşlar ise şöyle konuşmuşlar: “Bizim neşeli sesimiz, şarkımız olmasa senin için sıkılırdı. Seni biz eğlendiriyoruz.”

Böylece kiraz ağacı konuklarının da kendisine bir şeyler verdiğini öğrenmiş. Bir daha da bu konulara hiç karışmamış. Onlar da ağacı hiç yalnız bırakmamışlar. Onu eğlendirmişler, zararlı böceklerden korumuşlarHer çocuğun bir hikayesi vardır...
BİRAZ'DA GÜLELİM
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
TAVŞAN
Kapıdan tavşan geçti mi?
Geçti
Tuttun mu?
Tuttum
Kestin mi?
Kestim
Tuzladım mı?
Tuzladım
Pişirdin mi?
Pişirdim
Bana ayırdın mı?
Ayırdım
Hangi dolaba koydun?
Çık çık dolaba koydum
Haydi, al getir
Getiremem
Neden getiremezsin?
Kara kediler yemiş.
Vay vay, miyav
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

ARKADAŞLAR BU YAZIYI DİKKATLİ OKUYUNHer çocuğun bir hikayesi vardır...



Babamıza,annemize ve çevremizdeki herkeze arabalarını çalıstırmadan önce kaputa vurmalarnı söyleyin Soğuk havalarda kediler ısınmak için motorlara sığınır.


Babamıza ve annemize yazıyı çoğaltıp ofisteki arkadaslarına dağıtmalarını ve yollarının üzerindeki arabaların sileceklerine koymalarını söyleyin. Arabanın sahibi bu kağıdı atsa bile, artık "biliyor" olacak. Bilgi, sorumluluk da getirir. ister istemez önemseyecek. Arabasının sileceğinde buldugu yazıyı herkes 1 kişiye söylese o bile yeter okulda arkadaşlarınıza da söyleyin onlarda, Anne ve babalarına söylesinler, sadece çantalarımızda hazır bulundurup gectiğimiz yol üzerindeki arabaların sileceklerine koysak bir çok ufaklığın hayatını kurtarabiliriz.(arabalara dikkat etmelisiniz ailenizden bu konuda yardım alabilirsiniz tek başınıza yapmaya çalışmayın)



\bir kap su/
onlar için hayat demek
Lütfen sokak hayvanlarına su verin!
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

ANNE GÜVERCİN
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Güzel bir yaz günüydü. Batur elinde sapan evlerinin yakınındaki ağaçlıkta kuş avına çıkmıştı. Gözleri radar gibi dikkatle çevreyi tarıyordu. Her çocuğun bir hikayesi vardır...Birden arkasında bir ses duydu: ’Vurma kuşları.’ Döndü, baktı. Seslenen yabancı değildi. Mahalle arkadaşı Sarper’di: “ Ne istersin şu küçük yaratıklardan bilmem ki? Ne zararı var onların sana? Bırak ötsünler, uçsunlar, kanat çırpsınlar. “ Batur: “ Sarper yine mi sen? Bu kaçıncı? İşime karışma demedim mi ben sana? Bak kuşları ürküttün, kaçıp gittiler. Kuş vurmak yasak mı yani? “ Sarper: “ Yasak tabii. Şu sıralar kuş yavrularının büyüme zamanı. Batur: “ Amma yaptın ha.. Yasakmış.. Yasaksa yasak. Kim bilecek benim kuş vurduğumu? Çevrede bir yığın kuş var. Bir kuş vursam kuş kıtlığına kıran girmez ya, kuş nesli tükenmez ya. Bana bak Sarper, sen iyi bir arkadaşsın, fakat şu kuş işine karışma “ dedi ve ses çıkarmamaya dikkat ederek usul usul ilerlemeye başladı. Yirmi metre kadar gittikten sonra bir ağacın altında durdu. Sapanını yukarıya doğru kaldırdı. İyice nişan aldıktan sonra sapanındaki taşı fırlattı. Taş hedefini bulmuştu. Kuş yere düşerken aynı anda havalanan bir başka kuşun kanat sesleri duyuldu. Batur az ötesinde yere düşen kuşu aldı. Kuş can çekişmekteydi. Hemen kuşun kafasını kopardı. Kendisine doğru yürümekte olan Sarper’e dönerek: “ Nasıldım ama? Tek atışta hedef on ikiden. Tık kafa gitti. Tüylerini yoldum mu, küçük bir ateş yakarım. Cız bız. Sonra deyme keyfime “ dedi.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Arkadaşının sözlerine aldırış etmemesine içerleyen Sarper: “ Ne desem, ne söylesem boşuna. Başkalarının senden daha iyi düşünebileceğini hiçbir zaman kabul etmezsin zaten. Vurduğun bir yabani güvercin yavrusu. Yirmi gram et ya çıkar, ya çıkmaz. Hem düşünmediğin bir şey var. Bu yere düşerken kanat sesleri duymuştuk. Herhalde anne güvercindi uçan. Yabani güvercinler bildiğim kadarıyla kin tutarlar. Yavrusunu vurmakla hiç iyi yapmadın “ dedikten sonra geriye dönerek hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Batur daha sonra ağaçlığın kenarında küçük bir ateş yaktı. Buraya gelirken yavru güvercinin tüylerini yolmuş ve iç organlarını temizlemişti. Kuşu pişirmeye başladı. Fakat arka tarafındaki ağaçlardan birinde üzgün ve yaşlı bir çift gözün kendisini izlediğinin farkında bile değildi.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Anne güvercin bir taraftan yavrusunu vuran çocuğu seyrederken, bir taraftan da düşünüyordu: “ Aslında elinde bir çocuğun bize doğru yaklaştığını görmesek, duymasak bile hissederiz. Fakat biz kuşlar, ağaç dalları üzerinde otururken dalar gideriz. Geçmişi düşünürüz. Hatıralar gözlerimiz önünde canlanır. Doğrularımız, yanlışlarımız aklımıza gelir. Çoğu zaman da hayaller kurarız. Bunlar genellikle tadını damağımızda hissedeceğimiz hayallerdir. Yani gerçek olmasını istediğimiz. İşte bu gibi durumlarda bir sapanın veya bir tüfeğin bize doğru nişanlandığını görmemiz yahut yaklaşan birinin hışırtısını, ayak seslerini duymamız mümkün değildir. Biricik yavruma uçmayı öğretiyordum. Yavrum çok yorulmuştu. Bir ağacın dalına konduk, dinleniyorduk. Etraftaki ağaçlar kuş doluydu ve sanırım çoğu da benim gibi hayallere dalmıştı. Küt diye bir ses duydum ve yavrumun feryadı ile kendime geldim. Baktım yavrum vurulmuş düşüyordu. Kanatlarımı çırptım ve uçtum. Havada geniş bir daire çizdikten sonra olayın olduğu yere döndüm. Çevrede kuş yoktu, hepsi kaçıp gitmişlerdi. Olayın nasıl olduğunu kuşlardan sorar, öğrenirim. Neyse bırakayım şimdi bunları düşünmeyi. Yavrumu vuran çocuk kalktı, gidiyor. Gözden kaybetmeden takip edeyim şunu. Evinin nerede olduğunu öğrenirim hiç olmazsa. “
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Batur yolda gördüğü bir arkadaşıyla konuştuktan sonra oturdukları apartmanın kapısından içeriye girdi. Oturdukları daire 4. kattaydı. Anne güvercin karşı sokaktaki bir apartmanın çatısında saatlerce bekledi. Akşam olunca odaların, salonların ışıkları yanmaya başladı. Yavrusunu vuran çocuğun girdiği binanın oda ve salonlarını kontrol etmeye başladı. Örtülmeyen veya aralık bırakılan perdelerin arkasından içeri bakıyordu. 4. kattaki balkonun korkuluk demirlerinin üzerine kondu.Her çocuğun bir hikayesi vardır... Şöyle bir etrafına bakındı, bir tehlike var mı diye. Sonra ağır ağır başını pencere tarafına doğru çevirdi. Perdesi kapatılmamış pencereden içerisi rahatlıkla görünüyordu. Ve onu gördü…tam karşıda oturmuş, yanındaki birkaç kişiye bir şeyler anlatıyordu. El-kol hareketleri yapıyor, kahkahalarla gülüyor, etrafındakileri güldürüyordu. Onun son derece neşeli hali içini sızlattı. Bu sahneyi daha fazla görmeye dayanamadı, kanatlarını çırptı ve simsiyah gökyüzüne doğru uçup gitti. Daha sonraki günlerde Batur evlerinin yakınındaki ağaçlıkta sık sık kuş avına çıktı. Fakat hayret!..Her zaman pek çok kuşun bulunduğu bu ağaçlıkta bir tek kuşa rastlayamıyordu.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Batur, yine bir gün elinde sapanıyla buraya geldi. Çevreden çıt çıkmıyordu, etrafta hiç kuş yoktu. Tam yavru güvercini vurduğu ağacın altına gelmişti ki, aniden kanat sesleri duydu. Şaşırmıştı. Üzerine doğru dalışa geçen kuşu son anda fark etti. Elleriyle yüzünü kapatması onu yaralanmaktan kurtardı. Kuş çığlıklar atarak hemen ikinci defa saldırıya geçti. Bu saldırı birincisinden çok daha şiddetli oldu. Kuşun kanat vuruşları birer tokat gibi yüzüne gelen Batur, sırtüstü yere yuvarlanırken eliyle kuşa sert bir darbe indirdi.Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Kuşun ilerdeki çalılıkların arasına düştüğünü gören Batur, arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. Batur o gece hiç uyuyamadı. Yatağında devamlı olarak bir o yana, bir bu yana döndü, durdu. Sabaha karşı şafak sökerken o kuşun kim olduğunu ve kendisine neden saldırdığını anlamıştı. O kuş, birkaç gün önce vurduğu yavru güvercini annesiydi. Demek ki anne güvercin yavrusunu vuranı unutmamış, devamlı olarak takip etmişti. Kuş vurmak için ağaçlığa gelirken orada bulunan kuşların kaçıp gitmesini sağlamıştı. Bu birkaç gündür ağaçlıkta hiç kuş görememesinin nedenini ortaya çıkarıyordu. Korkunç bir takip altındaydı. Eğer kuş vurmaya devam ederse anne güvercinin felaketine neden olacağını anladı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Zararın neresinden dönülürse kardı. Bir daha kuş avına çıkmazsam anne güvercin belki peşimi bırakır diye düşündü. Zaten sapanını anne güvercin ile boğuşurken düşürmüştü. Bundan sonra kuş vurmayacağına söz verdi.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Anne güvercin ise, Batur ile yaptığı mücadeleden sonra yerde bulduğu sapanı gagasının arasına kıstırıp uçup gitmiş, uzaklara, çok uzaklara, kimsenin onu bulup bir daha kuş vurmasına imkan bulamayacağı kadar uzaklara giderek oralarda bulduğu bir çukura sapanı atmış ve üzerine toprak, yaprak ne bulduysa doldurarak gömmüştü. Anne güvercin daha sonraki günlerde ağaçlığın kenarında nöbet tutmaya devam etti. Birisi buraya gelmeye kalksa hemen ağaçlar üzerinde dinlenen, uyuklayan veya hayal kurmakta olan kuşları uyaracak ve bu ağaçlıkta kimsenin kuş vurmasına izin vermeyecekti. Böylece aradan haftalar geçti. Sonbaharın gelmesiyle havalar soğumaya başladı. Bütün göçmen kuşlar gibi anne güvercin de grubuyla birlikte kışı geçirmek için sıcak ülkelere göç etti. Ertesi yıl nisan ayında anne güvercin grubuyla birlikte tekrar bu ağaçlığa geldi. Günler çok sakin ve olaysız geçiyordu. Anne güvercin fırsattan istifade ederek üç tane yumurta yumurtladı. Bu yumurtaların üzerinde günlerce kuluçkaya yattı. Sonunda yumurtalar çatladı ve üç tane minimini yavru sahibi oldu. Yaz mevsimi boyunca yavrularını büyüttü, onlara uçmayı öğretti. Hayatta kendilerine yönelebilecek tehlikelere karşı daima uyanık durumda bulunmayı öğütledi. Batur verdiği sözü tuttu. Bir daha onu kuş vururken gören olmadı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
-----------------------------------------------------------------------


AKILLI HOROZHer çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Bir çiftlikte güzel bir horoz yaşıyordu. Horoz her sabah çiftliğin yakınındaki bir ağaca çıkar, güzel sesiyle... Her çocuğun bir hikayesi vardır...Ü!...ürü!... ü!... ürü!... ü!... diye öter. Çiftlikteki hayvanları uyandırırdı. Çiftliğin yakınında bir de tilki yaşıyordu. Tilki horozun sesini duydukça, onu yemeyi içinden geçirir,nasıl yakalayacağını hesaplardı. Tilki her sabah horozun sesini duyar duymaz yatağından kalkar, horozun çıktığı ağacın altına gelir, horozu ağaçtan indirmek için çeşit çeşit dil dökerdi. Bir gün kurnaz tilki horoza:
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
- Sesiniz ne kadar güzel horoz kardeş. Tüyleriniz renk renk pırıl pırıl. İbiğiniz kralların tacı gibi başınızı süslüyor. Sanırım bu dünyada sizin kadar güzel bir hayvan yoktur. Sizin gibi yakışıklı bir arkadaşım olmasını çok isterdim. Benimle arkadaş olmaz mısınız? Tilkinin bu davranışlarından çok rahatsız olan, ondan kurtulmak isteyen horoz bir kurnazlık düşündü.



- Niçin olmayayım. Ben de sizin gibi kurnaz bir arkadaşım olsun isterim. Yalnız bir önerim olacak. Benim Karabaş adında çok samimi bir arkadaşım köpek var. Onu da aramıza alalım. Üç dost oluruz. O da çok azgın ve yırtıcı bir hayvandır. Bizi korur. Dilerseniz Karabaşı hemen çağıralım gelsin, der.
Kurnaz tilki:
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
- Hayır bu işi yarına bırakalım. Bugün benim çok işim var, deyip gider. Gidiş o gidiş. Bir daha artık hiç gelmez. Bundan sonra da horoz rahat rahat ağaçta ötmesine devam eder.

BREMEN MIZIKACILARIHer çocuğun bir hikayesi vardır...


Her çocuğun bir hikayesi vardır...



Bir zamanlar yaşlı ve yorgun bir eşek varmış. Sahibinin onu artık daha fazla beslemek istemediği ortaya çıkmış. " En iyisi buralardan gitmek " diye düşünmüş eşek. "Bremen'de şarkıcılık yaparım. Bazıları anırmamı pek bir beğenirdi zaten."





Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Böylece bir sabah erkenden yola çıkmış. Bir süre yürüdükten sonra iki büklüm bir köpekle karşılaşmış. "Artık sahibime avda yardımcı olamayacak kadar yaşlandım," demiş köpek eşeğe. " Sahibimde artık beni beslemiyor." Eşek gülmüş. " Benimle Bremen'e gelsene şarkıcı oluruz," demiş.




Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Yola koyulmuşlar.Çok geçmeden bir damın üzerinde üzgün oturan bir kedi görmüşler. " Çok yaşlandım, fareler bile dalga geçiyorlar, " demiş kedi. "Sen de bizimle gel" demiş eşek. "Sesin hala güçlü çıkıyor, şarkı söyleriz Bremen'de."



Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Bağıra bağıra şarkılar söyleyerek yola devam etmişler. Bir çiftlik evinin yakınlarından geçerken kendi seslerinden yüksek bir sesle irkilmişler. " Kuk-ku-ri-kuuuuuuuuu!...Sonum geldi!" diyormuş iri bir horoz. Sonra eşek, köpek ve kediye yana yakıla anlatmış: " Bu akşam sahibimin konukları gelecek. Öyle hissediyorum ki beni pişirip yiyecekler." Eşek"Endişelenme, seninki gibi bir ses bize çok şey katar. Haydi gel şarkıcı olalım," demiş.


Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Akşam olduğunda hepsi çok yorulmuş. Bir şeyler yemek ve uyumak istiyorlarmış.İlerde penceresinden ışık süzülen bir kulübe görmüşler. Horoz uçup pencereden içeri bakmış. "Dört soyguncu görüyorum, nefis bir sofranın başındalar," demiş. "Bir planım var," demiş eşek. Birbirlerinin sırtına tırmanmışlar. En altta eşek, sonra köpek, onun üstünde kedi ve nihayet en tepede de horoz. Pencere yaklaşıp çıkarabilecekleri en yüksek sesle bağırmaya başlamışlar. "İmdaaaaaat! Bu bir hayalet!" demiş soygunculardan birisi. " "Bence bir canavar!" demiş ötekisi. " Bence cadılar bastı! " demiş öteki. " Annemi istiyorum," demiş sonuncusu. Bir kaç dakika sonra dört şarkıcımız soygunculardan kalan sofradaymışlar.


Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Geceleyin onlar uyurken soyguncular geri gelmişler. Ama hayvanlar hazırlıklıymış. Soyguncular içeri girer girmez, eşek "Şimdi" demiş ve saldırıya geçmişler. Soyguncular bir daha hiç dönmemecesine kaçmışlar oradan. Şarkıcılarımız da bu sevimli küçük kulübeye yerleşmişler. Bremen'e gitmeyi de bir süre ertelemişler, ama her gün şarkı söylemeyi unutmuyorlarmış.Eğer bir gün onları dinleme şansınız olursa, Bremen sakinlerinin ne büyük bir tehlike atlattıklarını anlamanız güç olmaz.


------------------------------
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Kaplan ve Büyük Rüzgar Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Birgün korkunç bir kuraklık başgösterdi. O yıl hiç yağmur yağmadı ve ekinler zarar gördü. Fazla yiyecek ve içecek olmadığı için tüm hayvanlar aç ve susuzdu.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Nasıl olmuşsa olmuş, bir tarla ve bunun ortasında büyük bir armut ağacı kalmıştı. Ağaçsa, görebileceğiniz en sulu ve lezzetli armutlarla doluydu. Kocaman ve sarı renkli armutlar sanki toplanmayı bekliyordu. Ama ne yazık ki ağacın tam dibinde acımasız ve cimri bir kaplan vardı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Kaplan açgözlü ve bencildi ve kimseyi ağacın yanına yaklaştırmıyordu. Bütün gün armut ağacının gölgesinde yatar ve yaklaşan herkese kükrer dururdu. "Ağacımdan uzak durun yoksa hepinizi yerim!" derdi.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Bir gün bir tavşan geldi ve kaplan hakkında anlatılanları duydu. Diğer hayvanlar "Tavşan, ne yapmalıyız?" diye çaresizlikle ağlıyorlardı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
"Kaplan öyle cimri ki bizle o sulu armutları paylaşmıyor! Bizse öyle aç ve susuzuz ki!"


Her çocuğun bir hikayesi vardır...Her çocuğun bir hikayesi vardır...Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Tavşan düşündü ve bir plan yaptı.
"Hepiniz buraya gelin, yaklaşın iyice. Bir planım var. Şimdi size ne yapmanız gerektiğini söyleyeceğim."
Ertesi sabah tüm hayvanlar kaplanın uyuduğu tarlanın yakınındaki ormanda toplandılar. Kaplumbağa, fil, öküz ve eşek gibi toprak üstünde yaşayan hayvanlar içi boş kütüklerin yanında
Her çocuğun bir hikayesi vardır... Her çocuğun bir hikayesi vardır...
durdular. Maymun ve kuş gibi ağaçlarda yaşayan hayvanlarsa ağaç dallarına tüneyip tavşanın gelmesini beklediler.


Her çocuğun bir hikayesi vardır... Her çocuğun bir hikayesi vardır... Her çocuğun bir hikayesi vardır...
En sonunda tavşan göründü. Elinde kalın bir ip vardı. Büyük bir gürültüyle tarlaya koştu ve "Aman tanrım aman tanrım!" diyerek bağırmaya başladı.


Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Tek gözünü açan kaplan uykulu bir halde kükredi:
"Niye bu kadar gürültü yapıyorsun tavşan? Uyuduğumu görmüyor musun?"
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


"Kaplan! Buradan kaçmalısın! Çok büyük bir rüzgar geliyor ve dünyadaki herkesi yok edecek!" Tam o anda ormanda saklanan hayvanlar büyük bir gürültü çıkardılar.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Kartal, leylek, baykuş ve diğer tüm kuşlar kanatlarını çırpmaya başladılar. Böylece yapraklar sallanıp titremeye başladı. Fil, öküz, su samuru, timsah ve yerdeki diğer tüm hayvanlar içi boş kütüklere ve ağaçlara vurmaya başladılar. Ve etrafa yayılıp sanki dünyanın sonu gelmişcesine gürültü yapmaya devam ettiler.


Kaplan çok korkmuştu. "Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım?" diye bağırmaya başladı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
"Kaçmalısın" dedi tavşan. "Şimdi sana yardım edemem. Gidip diğer hayvanları bu ipe bağlamalıyım ki; dünyadan uçup gitmesinler!"


Her çocuğun bir hikayesi vardır...
"Beni bağlamalısın!" diye emretti kaplan. Tavşansa başını sallayıp, "Fakat gidip diğer hayvanlara yardım etmeliyim yoksa uçup yokolacaklar! Sen büyük ve güçlüsün ve kendi başına kaçıp yaşama şansın daha büyük!"
"Hayır!" diye kükredi kaplan. "Beni şimdi bağlamalısın!!"
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


Peki" diye iç geçirdi tavşan. "Seni şimdi bağlayacağım."
Böylece kaplanı tarlanın ucundaki bir ağaca bağladı. İpi oldukça sıkı bağlamasına rağmen kaplan bağırdı: "Daha sıkı, daha sıkı bağla! Dünya üzerinden uçup gitmek istemiyorum!"
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
İş bittiğinde tavşan ormanda bekleyen diğer hayvanları çağırdı.
"Buraya bakın" diye yüksek sesle konuştu. "Bu sulu armutları paylaşmak yerine kendine saklayan kaplana bakın. Yiyecekler herkesin yemesi için vardır. Kimsenin bencil olup herkesin hakkı olanı sadece kendine saklamaya hakkı yoktur."



Her çocuğun bir hikayesi vardır...Her çocuğun bir hikayesi vardır...Her çocuğun bir hikayesi vardır...



Ve böylece tüm hayvanlar armut ağacının gölgesinde oturup hep birlikte kendilerine leziz bir şölen çektiler.


Her çocuğun bir hikayesi vardır...

BU RESİMLER SİZİN İÇİN ÇOCUKLAR

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

HOŞÇAKALIN DİŞLERİNİZİ FIRÇALAMAYI UNUTMAYIN

Her çocuğun bir hikayesi vardır...

Sıcak bir yaz günüydü. Oya kırlara çiçek toplamaya çıkmıştı.
Yorulunca bir ağaca yaslandı. Derken uyuyakaldı. Rüya görmeye başladı.
Rüyasında çok güzel rengarenk bir kelebek gördü. Kelebeğin kanatlarında yıldızlar parlıyordu. Kırmızı benekleri vardı. Durmadan dans ediyor ve şarkı söylüyordu.
Oya kelebeğin dansını hayranlıkla seyretti ve şarkılarını dinledi.
Uyandığında kırmızı benekli kelebek gitmişti.
Oya doğru eve gitti.
- Anne, kırmızı benekli kelebek nerde? diye sordu.
Annesi:
- Ne kelebeği? dedi.
Oya :
- Kırmızı benekli güzel kelebek , dedi. O dans edip bana şarkılar söyledi.
Oya’nın annesi güldü:
- Herhalde sen rüya gördün. Kırmızı benekli kelebek yalnız rüya kelebeğidir.
Oya onun kanatlarında parlayan yıldızları hatırladı ve :
- O kelebek gerçek olmalı, dedi. Onu bulmaya gideceğim.
Oya önce arkadaşlarına sordu.
- Kırmızı benekli kelebeği gördünüz mü?
Arkadaşları :
- Hayır, dediler. Öyle bir kelebek olamaz.
Fakat Oya kırmızı benekli kelebeği aramaya devam etti. Gide gide kartalın yuvasına vardı. Kartal tek başına duruyordu.
Oya bütün gün güzel kelebeği aradı durdu. Fakat ona bir türlü rastlamadı. Sonunda eve döndü. Çok yorulmuştu. Hemen uyudu. Rüyasında kırmızı benekli kelebeği yeniden gördü. Kelebek yine durmadan dans ediyor, şarkı söylüyordu.
Oya kelebeğe sordu:
- Hep seni aradım. Neredeydin? dedi.
Kelebek cevap vermedi. Dans etmeye devam etti..
Sabahleyin Oya olanları babasına anlattı:
- Bu kelebeğin gerçek olduğuna inanıyorum, dedi.
Babası ona:
- Bir rüya görmüş olacaksın. Çünkü kırmızı benekli kelebek olmaz, dedi.
Oya diretti:
- Yine de arayıp bulacağım.
Oya bütün gün yine kırmızı benekli kelebeği aradı. Ama bulamadı. Eve döndüğünde gece olmuştu. Gökyüzünde yıldızlar parlıyordu. Oya güzel kelebeğin kanatlarındaki yıldızları düşündü.
- Uyursam yine güzel kelebeği görebilirim, dedi.
Fakat o gece rüyasında güzel kelebeği görmedi. Dere kenarını ve yüzen ördekleri gördü.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Ertesi gün Oya dere kenarına yürüdü. Yüzen yeşil ördeklere baktı. Birden ördeklerin başında dans eden kırmızı benekli kelebeği gördü.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Kelebek şarkı söylüyordu. Oya sevinçle bağırdı:
- Senin gerçek bir kelebek olduğunu biliyordum! Benimle dost ol; birlikte oynayalım, dedi.
Kelebek Oya’nın avucuna kondu. Oya onu eve götürüp annesine, sonra arkadaşlarına gösterdi.
Bir gün arkadaşı Afacan kelebeği avucuna aldı. Ona şarkı söyletti. Sonra birlikte dans ettiler.
Oya Afacan’a çok kızdı:
- Seninle oynamasına izin veremem. Çünkü o benim kelebeğim, dedi.
Afacan :
- Ne olur biraz benimle kalsın! diye rica etti.
Fakat Oya :
- Hayır, imkansız! diyerek kelebeği alıp gitti.
Oya dere boyunca yürüdü. Çok yorulunca kartalın yuvasına oturdu. Kartal yoktu. Oya kelebeğe :
- Haydi güzel kelebeğim. Şimdi benim için dans edip şarkı söyle, dedi.
Dedi ama kelebek yerinden bile kımıldamadı. Bütün gün çalının üstüne kondu durdu.
Oya kelebeği orada bırakıp eve koştu. Olanları annesine anlattı.
Annesi ona :
- Arkadaşlarınla oynamasına izin vermeliydin. Onun için kelebek sana küsmüştür, dedi.
Sonra devam etti:
- Sen kötü bir kızsın. Sevdiğin bir şeyi arkadaşlarınla paylaşmalısın.
Oya annesine hak verdi:
- Peki anneciğim. Bundan sonra iyi bir kız olacağım, dedi.
Doğru kartalın yuvasına koştu. Ama kelebek orada yoktu. Kartal onu yemiş olmalıydı.
Oya çok üzüldü. Yaptığı kötülükten de çok utandı. Kendi kendine iyi bir kız olmaya karar verdi.
Birkaç gün sonra Oya kırlara çiçek toplamaya çıktı. Sonra da bir ağacın altında uıuyakaldı. Rüyasında kırmızı benekli kelebeğini gördü. Çok sevindi.
- Geldiğin için teşekkür ederim. Git, arkadaşlarımla da oyna. Onlara dans edip şarkı söyle , dedi.
Kırmızı benekli kelebek Oya’nın dediklerini aynen yaptı.
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


MUSTAFA KEMAL ATATÜRKHer çocuğun bir hikayesi vardır...
-------------------------------
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...
Her çocuğun bir hikayesi vardır...


ANITKABİRİ GÖRMEK İSTERSENİZ BAKABİLİRSİNİZ

(SANAL GEZİNTİ)


http://www.tsk.mil.tr/anitkabir/sanal_muze/1.html

Her çocuğun bir hikayesi vardır...