Yaman Dede Biyografi-Yaman Dede Kimdir?

A

Almira

Yeni Üye
Kim Bu Yaman Dede?

Kayseri’inin Talas ilçesinde Rum esnaflardan iplik tüccarı Yuvan Efendi ile Afurani Hanımefendinin oğlu Diyamandi 1887 yılında dünyaya gelir. Henüz on aylık iken ailesi Kastamonu’ya göç eder. İlk tahsilini Rum Ortodoks Mektebinde yapan küçük Diyamandi gelin Yaman Dedenin kendi ağzından dinleyelim:

Dönüşün Kapısı Farsça Dersi

Rüştiye birinci sınıfta iken 13 yaşımda idim. Bu sınıfta Arapça ve Farsça dersleri başlar. Bütün dersleri sevmeme karşın Türk Edebiyatı ile birlikte Arapça ve Farsça’ya pek düşkündüm. Rüştiye ikinci sınıfta ders yılının ortalarındayız. Farsça Hocamız Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını okuturdu. Arada sırada başka manzumeler de yazdırırdı. Bir gün siyah tahtaya yazdığı birkaç beyit kalbimi tutuşturmaya yetti. O beyitleri bugün gibi hatırlıyorum. Mesnevi’nin ilk beyitleri idi:



Bişnev in çün şikayet mî küned/Ez cüdâyîhâ hikayet mî küned



Kez neyistân ta mera bübrideend / Ez nefirem merd ü zen nalideend

Dinle neyden ki hikayet etmede

Ayrılıklardan şikayet etmede

Tahtaya yazılan ismi bana pek tatlı geldi. Okunan beyitler beni derinden sarstı. Son beyit ise içimi yaktı. O an içimde yanmaya başlayan aşk ateşini kelimelere dökmekte aciz kalıyorum.



Farkında Olmadan Mümin Olmak

Farsça dersinde başta Mesnevi olmak üzere Şark İslam Klasiklerinden beyitler ezberleyenarkadaş ve aile çevresinde halen Hıristiyan olarak tanınmaktadır.

Arapça metinlerle birlikte hadisi şerif ve bazı ayetleri de ezberlemeye başlar. Yazdığı beyitler edebiyat hocasının gözünü doldurur. Hocası bir şiirini şu mısralarla övecektir:

Aferin yavrum güzel.................Aferin yavrum güzel gerçekten çok güzel

Manevi sûrî füyuzun berter etsin Lemyezel ..........Manevi sevinç ve ilhamlarını artırsın Allah

Liseyi birincilikle bitiren DiyamandiArapça ve Farsça hocalarından özel dersler de alır. Üniversite tahsili için İstanbul’a hareket eder.



Genç Bir Avukat



İstanbul’da Hukuk mektebine giren Yamandi Mollaserumu haber verdiğini görünce aşkı ve hayranlığı kat kat artar. Hatta Mevlana’nın hayata gözlerini yumacağı tarihi bir beyitte ebced hesabı ile ifşa ettiğine hayretle şahit olur. Mesnevi ve şerhlerini(açıklamalarını) kısa sürede okur.



Bir yandan devlet kademesinde görevine devam ederken diğer yandan şiir çalışmaları sürmekte

Ankara Radyosunda çeşitli Mevlevi büyüklerinin hayatını anlatan sohbet programı yapmaktadır. Bu programlar devrin gazete yazarları ve ediplerinin dikkâtini çeker. Kısa sürede edebiyat ve ilim çevrelerinde yer edinir.



Aşıklar Kâbesi

Mevleviler arasında Konya; Aşıklar Kâbesidir. Yaman Dede de kırklı yıllarda sık sık Konya’ya sefer eder. Şeb-i Arus törenlerinin özel davetlilerindendir artık. Biri İstanbul’a gelse ve “Ben Konya’dan geliyorum” dese Yaman Dede “Demek Sultanımızın şehrindesiniz” der; alıriçirir ikram eder!... Konya ve Mevlana onun için özel aşk bestesinin vazgeçilmez iki notasıdır.



Müslümanlığını İlanı

1942 yılından itibaren eğitimciliğin yanı sıra serbest avukatlık yapmaya başlamıştır.



Anadolu’nun çeşitli vilayetlerinde Mevlana konulu konferanslar verir. Ancak halen gizli bir mümindir. Namazını en kuytu semtlerin küçük mescitlerinde kılmakta gençliğin manevi aşkı tanımasına ayırmaktadır.

15 Şubat 1942 de ismini değiştirir ve Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını alarak nüfus idaresine ismini ve yeni dini İslam’ı tescil ettirir. Bu sırada 55 yaşındadır. Kırk yıldır sakladığı yeni kimliğini kuşanmış ama o saatten sonra da aile içi sancı başlamıştır.



Ceketi Alıp Çıkmak

Üsküdar’daki evinde bir kış gecesi durumu kızı ve eşine açar. Karısı ve kızı o an feryadı basarlar. Haber Patrikhaneye kadar ulaşır. Dönemin Hıristiyan din adamları yalnız yaşayacaktır.

Yerde dizlere kadar kar ıstırapsız olmaz. Size acı vermeye hakkım yok. Bu ev ve içindekiler size kalsın. Elveda!..”

Ceketini alıp çıkmıştır artık. Üsküdaröğrencilerinin evlerine misafir olur bazı geceler. Kendi ifadesi ile dür artık.



Hocaların Hocası

Azınlık okulları yanı sıra İstanbul İmam Hatip Okulu ve Y.İslam Enstitüsünde de Farsça derslerine girer. Bugün her biri kendi branşında otorite olan Prof.Dr.Hayreddin Karamanhemen ağlamaya başlayan ikinci bir kişinin görülmediği bu zatların beyanlarından anlaşılmaktadır.



İkinci Evliliği ve Vefatı

Dostlarının teşvik ve tanıştırması ile ilkokul öğretmenliğinden emekli Hatice Hanım’la hayatını birleştiren Yaman Dede eski karısı ve kızını zaman zaman telefonla arayarak hediye ve ikramlarda bulunmayı ömür boyu ihmal etmemiştir.

1962 yılına gelindiğinde çok hasta olmasına karşın Acıbadem’deki evinden Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsüne derslere gelmeye devam eder. O artık paltosu içinde zayıf75 yaşın yorgunluğuyla bedenini sürüyerek yürümektedir.3 Mayıs 1962 Perşembe günü “Ölüm asûde bir bahardır” diyerek Hakka yürür. Öğrencileri ve yüzlerce seveninin omzunda Karacaahmet Mezarlığına defnedilir.



Bir İstirham

Karacahmet mezarlığının Küçük Selimiye Camii karşısındaki kapısından girişte yatar Yaman Dede. İstanbul’da yaşama bahtiyarlığına erenlerya da yolu bir gün düşeceklere sesleniyorum:

Bu Hak aşığını mutlaka ziyaret ediniz. Küçük Selimiye Camii kapısını arkanıza alıp Karacaahmete girdiğinizde 15 adım yürüyünüz. Durduğunuz zaman solunuzda asırlık bir servinin altında karısı Hatice Hanımla yan yana yatan Yaman Dedeyi göreceksiniz. Siyahyosun kaplı mezar taşı üzerinde şunları okuyacaksınız:



HuvelBaki

Mevlana Aşıkı Yaman Dede

Hakk’a kavuşmak için ircii emrine etti itaat.1304-3.5.1962

Bütün Hak aşıklarına binlerce Fatiha...



Yaman Dede’den Özdeyişlerİlginç Özellikleri ve Şiir Örnekleri



Naatları-Şiirleri



Kalbindeki yangını mısralara dökmede ustadır Yaman Dede. Sıradan bir şair olmayıp edebi antoloji ve ansiklopedilerde hayatına yer verilecek kadar önemli bir kişiliktir. Yakın dostu Yahya Kemal onu şu mısra ile övecektir:



Yüz sürdü gerçi pâyine çok Müslüman Dede

Mollâ-yı Rûm görmedi bundan Yaman Dede.



(Gerçi –Peygamberin-ayağının izine çok Müslüman dede yüz sürdü ama Anadolu mollaları bundan daha yaman bir dede görmedi.)



Bugün mevlidhan ve tasavvuf musikisi sanatçılarının büyük bir vecd ile söyledikleri meşhur “Yanan Kalbe Devasın Sen” isimli naat onundur. İşte o naattan birkaç dörtlük:



Gönül hûn oldu şevkinden boyandım ya Rasûlallah

Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Rasûlallah

Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Rasulallah

Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah



Yanan kalbe devasın senbulunmaz bir şifasın sen

Muazzam bir sehasın sendilersen runumasın sen

Habibi Kibriyasın sen Muhammed Mustafasın sen

Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah



Mevlana’ya ve neye olan tutkusu ile de meşhur Ney şiirini kaleme alır:



İçi boş benzi sararmış ona aşıktır maye

Derdi hicran ile inler eder ah leylaye

Arz eder hıçkırarak aşkını hep Mevlaye

Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye!..



Bu cihanın ötesinden geliyor nağmeleri

Kanatır sineyideler elbet ciğeri

Erişir mi buna kudretbuna insan hüneri

Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye!..



(Bak neler söyletiyor Hazreti Mevlanaye derken iki anlam vardır. Birincisi neyin Hz.Mevlana’ya söyletmesiyani Allah’ın neye söyletmesi.)



Başka bir naatta Rasulullah’a şöyle seslenecektir:



Rahmeyledi alemlere gönderdi seni Hak

Nur etti nigâhın gazabı nar-ı Muhammed

Ümmi iken ümmetleri hayretlere saldın

İlmin edebi kutb-ı şerefbarı Muhammed



Sen havfı recanın ne büyük rehberi oldun

Kalbin en ulu vakıf-ı hüşyarı Muhammed

Aşıkların ah eyleyerek sine döverler

Hun oldu güneş gördü de ruhsar-ı Muhammed



Gül yüzlü meh-i taban

Çak oldu görüp pertev-i didarı Muahmmed

Derdinle senin handenuma derde bu gönlüm

Aşkın ile yak sen dil-i bimarı Muhammed



Cananımın Harîminde (Sevgilimin Özel Odasında) başlıklı şiiri muhtemelen Mevlana Türbesini ziyaretlerinden birindeKonya’da kaleme alınmıştır:



Geldim sana kan ağlayaraksızlayarak bak

Aşkınla yanan benliğime durma hemen ak

Ak alevim dinmesin ancak

Ağlat beni ta haşre kadar yak



Artır ateşini bağrımı dağla

Yansın bu vücudum fakat eksilmesin asla

Hicran ile yakaşkına bağla

Ağlat benita haşre kadar yak!...



Ağlatma Beni başlıklı şiir ise aşk yarasının çok farklı bir ifadesidir:



Yak sinemi ateşlere efgânıma bakma

Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma

Hiç sönmeyecek aşkıma imanıma bakma

Ağlatma da yak hal-i perişanıma bakma!...



Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın

Ateşle yaşar yaşla değil yaresi aşkın

Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın

Ağlatma da yak hal-i perişanıma bakma!..



İlginç Davranışları



Çoğunlukla içe dönük bir hayat süren Yaman Dedeliseli gençlere de mektuplar yazmıştır. Bunlar edebi ölçüde kıymetli nasihat ve söz sanatları yüklü metinlerdir.

Her hafta Pazartesi günleri akşam namazları ile Cuma namazlarını Eyüp Sultan’da kılmayı adet edinmiştir. Cumadan sonra “Haftalık haccımı eda ettim” diyecek kadar Eyüp ziyaretine önem verir.

Konyalı Dr. Ali Kemal Belviranlısemazenler gibi dönmeye başlar. Eşi Hatice Hanım içeri girerek:

”Lütfen okumayın...N’olur kesin...Yakında kalp krizi geçirdi. Bu cezbeyi kaldıramaz.” diye rica etmek zorunda kalır.

Bir dönem sevgi kavramını kullanan Mason teşkilatına üye olur Yaman Dede. Kendisinden herhangi bir konuda ilmi rapor hazırlaması istenir. O da safça tutar İslamiyet’in üstünlüklerini anlatan bir rapor yazar. Ertesi gün dedeyi locadan ihraç ederler!...



Özdeyiş ve Tespitleri



Mektupları ve sohbetlerinden derlediğimiz dedeye ait özlü cümleler ve tespitleri şöyle özetleyebiliriz:



-Kur’an’ı o kadar çok sev o kadar çok sev ki;sevgi kavramı bile bu sevgine gıpta etsin!..

-Namaz kılanların tamamı büyük bir cemaattir. İmamları mı? Allah!...

-Okuduklarımı okumakla kalmazkadeh kadeh içerek ruhuma sindiririm.

-Saadetin ölmez çiçekleri gözyaşları ile sulanırsa büyür.

-Aldatıcı sağlık hastalıktan daha kötüdür. Mütevazı görünen öyle kimseler vardır ki;kendilerini herkesten üstün görürler de tevazuu lütuf gibi etrafa saçarlar.

-Allah hep lütfeder. Kahır gibi görünmesi bizim bakışımızın kötülüğündendir.

-Okyanusa atılmak için şüphelerden kana kana içersin hakikati.

-Nasip ve kısmet varsa imkân kendi kendine ortaya çıkar.

-Istırapta nice nimetler gizli. Istırap vermişse bil ki nimeti gelecektir. Gökyüzü ağlamayınca çimenler gülmez der Mevlana.

-Aykırı görmek bize yakışmaz. Biz “illallah” demeyiz her şeye “eyvallah” deriz.

-İnsanların hedefi genellikle damladır. Din ve Tasavvuf ise kişiye deryayı bağışlar. Uyanıklar dine ve tasavvufa yönelir.

-Doktorun ustalığına güvenirsek verdiği ilaç acı da olsa belalarına kızıyorsak Ona güvenmiyoruz demektir!....

-Yeni olacak hiçbir şey yok. Her şey ezelde olmuş ancak şimdi görüntü perdeye yansıyor.

-Onun rızasını kazanma ümidi içinde yaşamak;azabı zevkecehennemi cennete çevirir.

-Allah baha (değer) Allah’ı değil o küçük iyilikler rahmetine bahane olur.

-Her şeyin Hak’tan geldiğini bilince üzülmeye imkân kalır mı?..

-Namaz kılmak!...Aman Allah’ım o ne büyük nimettir! Kanımlakavrularak namaz kılabilsem. Namaz kanadını açmadıkça hakikate uçamazsınız!..

-Namazın bir saniyesi yanında tüm kainat bir saman çöpü bile olamaz.

-Eyüp Sultan Allah’ın cennetinden bir parçadır. Ruhlar kaynar orada. Akşamları mermer mezar taşları ve yeşil serviler nurdan birer sütun olur Eyüp’te. Orası akşamları tamamen ahiretleşir.

-Hakk’a bağlılığımız ölçüsünde ondan gelen her şeye derece derece razı oluruz.

-Mısralarım gözyaşlarımın kelimelere dönüşmüş halidir.

-Sevgi ve bağlılık iki uçludur. Bir ucu mutlaka sevilendedir. Seviyorsanız bilin ki seviliyorsunuzdur. Allah’ı seviyorsanız Onun da sizi sevdiğinden şüphe etmeyin.

-Vücut babamız Hazreti AdemRuh babamız Hazreti Muhammed’dir.

-Yokluk ve fakirliğin baskısı arttıkça ruhun neşe ve zevki de artar.

-İlahi aşkın verdiği yakınlık kan bağından daha üstündür.

-Halini şikayet etmeknimetine küfürdür. Onun için derdimi kimseyle paylaşamam. Neden günaha gireyim ki?!..

-Tasavvuf bilmek işi değil;duymak ve olmak işidir.

-Köprü altında aç-açık yatan bile zil takıp oynamalıdır. Ondan gelen her şey hoştur ve tatlıdır. Çilelerlütufların habercisidir. Çilenin şiddet ve büyüklüğü gelecek nimetin büyüklüğünü müjdeler.

-Büyük eserleri büyük aşıklar verir. İnsan yandığı ölçüde yükselir. Ebediyet sırları ile Rabbani aşk arasında kuvvetli bir bağ vardır.

-Mevlana’yı çocuklarımıza tanıtmak milli bir görevdir.

-Dinlerin hakikâtine inenler Allah’a yaklaşırlar. Hıristiyan ve Yahudiler dinlerini iyi inceleseler yolları mutlaka Aşk-ı Muhammedi’ye çıkar.

Alıntı
 
E

Esram

Yeni Üye
Yaman Dede
Sen havfı recanın ne büyük rehberi oldun

Kalbin en ulu vakıf-ı hüşyarı Muhammed


Aşıkların ah eyleyerek sine döverler

demiş ne güzel demiş
 
Üst