Yalnızlığım..

yosun

yosun

Süper Yönetici
Her günkü gibi sıradan bir sabahtıı... Tek farkı
bir sonbahar sabahı olmasıydı... Yataktan kalktığında ilk iş olarak penceresinden gökyüzüne baktı. Sanki görünmez bir el
fırçasını hazan sarısına daldırmış
her tarafı boyamıştı... Aslında herşey kendi rengindeydi fakat üzerlerine sarı
şeffaf bir tül bırakılmış gibiydi...Bahçesindeki çam ağacı
bitkiler
kaktüsler
saksılarının çevresine özenle serpiştirdiği çakıl taşları... Herşey bu tülün ardından görünüyordu bu sabah... Kasvet değildi hissettiği... Bilakis; sarı bir yalnızlık duygusuydu penceresinden içeri ılık ılık dolan...


'Anlaşılan bugün nihayet sarı sağanak günü' diye mırıldandı...

Yılın en çok bu mevsimini seviyordu. Doğa tüm deli doluluğunu geride bırakır
kendiyle aynı renge bürünürdü böyle zamanlarda... Ve her sonbahar sabahı olduğu gibi
annesinin kendine yanlış isim koyduğunu geçirdi yine aklından...


Korkarak fakat yine de merakla cep telefonuna baktı. Mesaj yoktu
cevapsız arama da...


Pencere pervazında duran ve uğur getirdiğine inandığı birkaç çakıl taşını avuçlarının arasında tuttu bir süre gözlerini yumarak...

'Bugün güzel bir gün olacak'

Bıkmadan usanmadan yıllardır her sabah tekrarladığı sözcükleri yineledi çakılları yerlerine bırakıp banyoya doğru giderken...

Kötü bir geceydi... Musluğu açmadan önce durup yüzünü inceledi aynada... Hiç sevmediği halde son zamanlarda oldukça sık kullandığı 'boşver' sözü çıktı ağzından usulca... Neden bu kadar bitkin hissettiğini biliyordu aslında... Fakat en zor kendini ikna edermiş insan... Kabul edemiyordu bir türlü artık sevilmediğini
özlenmediğini... Açıkca söylenen birşey olmamasına rağmen yoğun olarak hissettiği buydu... Eskiden üşümezdi... Oysa şimdi elleri hep buz gibiydi...


'Hani doğa en güzel ressamdı? ...' diye sordu aynadaki aksine
gözlerinin altındaki mor halkalara bakarak...


Musluktan akan buz gibi suyu yüzüne çarparken aklı hep gelmeyen mesajda
çalmayan telefondaydı... N'olmuştu ki? ... Değişen neydi? ...

Cevaplar soruların hemen yanı başında duruyordu oysa... Büyük puntolarla
altın yaldızlı harflerle yazılmış gibi gözüne çarpıyorlardı insanın üstelik... Onları tek göremeyen
kendisiydi... Ve yapması gereken sadece bakışlarını hafifçe yana kaydırmaktı...


Soluk görüntüsünü biraz hafifletmek için pastel renkli bir ruj sürme düşüncesi
aklına geldiği gibi aynı hızla gidiverdi... Kimeydi
niçindi? ...Saçlarını ensesinde topladı sadece...


Mutfağa geçip çaydanlığı ateşe koydu
bardağını hazırladı
dolaptan sütü çıkardı... Elini sürdüğü herşey buz gibiydi bu sabah... Nescafe kavanozu
çaydanlık
süt şişesi
şeker kabı
kaşık... Ürpertiyle titredi... Sıcak bir kahve ona iyi gelirdi şimdi...


Günlerden Pazar olmasının rahatlığıyla herşeyi aheste yapıyordu... Buna rağmen zaman durmuş gibiydi... Kahvenin yanında içmek için bir sigara sardı... Derken bir daha
bir daha... Bazen bir fincanla üç dört sigara içtiği oluyordu...


'Daha sertini almalıyım tütünün de
bıçak gibi kesenini...'


O ilk nefesteki yoğunluk
acılık
bir de beraberinde getirdiği terk edilmişlik duygusu ciğerlerine kadar yaktı boğazını...


Ona ulaşmalıydı
onunla konuşmalıydı... Bitecekse bile doğru dürüst bir veda yaşanmalıydı... Ki zaten kaçınılmaz sona doğru ayak sürüyordu tüm umutları... Kaçmadan
parmağının arkasına saklanmadan
korkmadan... O hep en sona saklanan 'son sözler' insanın boğazına oturan bir yumruk gibi kalmamalı
onurla harcanmalıydı... Perde
usulüne uygun bir şekilde kapanmalıydı...


Son zamanlarda sürekli olarak zihninde farklı veda fotoğrafları şekilleniyordu... Ne giyeceğine bir türlü karar veremeyen huysuz bir bayan edasıyla
hiçbir kıyafeti beğenmiyordu giderek yaklaşmakta olan bu ayrılık...


Kiminde o başlıyordu konuşmaya; adam susarak dinleyip
başını öne eğiyordu... Bir an önce özgür kılınmayı bekleyen tutsak sessizliğiyle
veya üzerine atılan her suçu kabul etmesi halinde salınıverilecek bir mahkum sabırsızlığıyla... Herşeyi kabulleniyordu...


Kiminde ise
adam başlıyordu; 'Aslında sen herşeyin en iyisine layıksın" diyordu... "Sen benim yıllardır beklediğimsin... Seni seviyorum ve hep seveceğim... Seni kaybettiğim için belki kendimden ölene dek nefret edeceğim... Ama şimdi bırak beni gideyim...' diyordu...


O da adam gibi susup
bu ayrılığı kabulleniyordu...


Ve her ayrılık sahnesi bir kabullenmişlikle son buluyordu... Bu sahneyi ne kadar ertelerse ertelesin
ne senaryo değişecekti
ne de bu öyküde sadece o pasaj için başkasını oynatabilirdi...


Belki de sarı sağanağın da yardımıyla o veda mektubunu bugün yazabilirdi...
 
yosun

yosun

Süper Yönetici
Defterini
kalemini aldı. Nerden
nasıl başlarım diye hiç düşünmedi...

'Merhaba çocuğum! Sana çocuğum diyorum çünkü biliyorsun ki ben senden önce içindeki çocuğu sevdim... Yanıma geldiğinde iliklerime kadar titrediğim
şakalarıyla çocuklaştığım
sesini duyduğumda çağladığım
kah ellerimden tutup beni aşka sürükleyen
kah beni gecelerce ağlatan o haylaz çocuğu... Kendinle birlikte benden mahrum ettiğin o sevecen çocuğu...

Haftalardır susuyorsun
fakat bu kez sana 'susma' demeyeceğim... Mektubumu aldıktan sonra da sus... Cevap yazma sakın... Sadece beni dinle ve anla lütfen... Sonra benim de yapacağım gibi
sen de sil gözlerimi gözlerinden...

Bugün; biriktirdiğim
her üşüdüğümde sığındığım mesajlarının hepsini sildim telefonumdan... Artık bir değil sesimiz ve giderek birbirinden uzaklaşıyor gölgelerimiz...

Farkındayım
son zamanlarda giderek daha fazla kendine kaçmaktasın... Üstelik bunun beni ne kadar incitebileceğini hiç düşünmeden... Giderek daha zor oluyor indiğin derinliklere ulaşmam... Ve giderek daha kalın duvarlar örüyorsun sana çıkan tüm yollarıma... Elimden kandillerimi alıyorsun
herşeyi saklıyorsun
kendinle birlikte... Saklandığı yerde duran ve bulunmayı asla istemeyen bir çocuk gibi... Fakat aşk dediğimiz şey
oyun değildi yavrum...

Seni bilmiyorum fakat benim en zor celselerim
kendimi yargıladıklarımdır... Bu kararı verirken
hiçbir duruşmada sen yoktun
müsterih ol...

Bu ayrılık; ne senin hatandı
ne de benim eksikliğimdi...

Sana sevgim ve şefkatimden başka sunabileceğim başka bir şeyim de kalmamıştı ellerimde zaten...

Sana hep "geçen yıllar tüm kaslarımı nasırlaştırdı" derdim... Hatırladın değil mi? ... Törpülenmeye törpülendim de yavrum
yine de sana gelen yollarda geçmem için açtığın o küçücük
daracık kapılardan sığdıramadım şu koskoca yüreğimi... Oysa sınır çizmemeliydin aşkıma... Kapısından geçmek için bu kadar küçülmemeliydim... Başı dik girebilmeliydim o bahçeye... Korkuların değil
umutların beklemeliydi beni her çiçeğin yaprağında... Ve sen uyandırmalıydın beni çocuğum
ektiğimiz çiçeklerimizi sulamak için
ola ki ben uykuya daldığımda...

Biz seninle en başından beri dünün mezarlarının üstünde nafile kanat çırptık... Ne bu kokuşmuşluktan biraz yükselebildik
ne de mavi yarınlara ulaştık... Oysa bir sevda çıldırıyordu gözlerimde
her gördüğünde korkup kendine kaçtığın ve her seferinde geri gelip
başını usulca yorgun dizlerime yasladığın...

Seninle birlikte bir romana başlamıştık çocuğum... Ben bugüne dek hiçbir romanın başından sonra sonunu okumamıştım... Fakat ortası hiç olmadı bizim romanımızın... Eksik yaprakları o kadar çok ki... Bu masal bizsiz kaldı şimdi... Bir yerlerde yaşıyor şimdi birileri
bizim yarım bıraktıklarımızı... Ve bir erkek cesurca açıyor bir kadına
senin hiç açamadığın o kapıyı...

Sen beni hep kısa molalar halinde sevdin yavrum... Kimi gün güzel bir türkünün nakaratı olur
takılırdın dilime... Kimi zamansa çözemediğim bir bilmece gibi düşerdin geceme... Bazen zifir karanlık gecelerde yolumu aydınlatırdı sesin... Bazen de közleri sönen bir ateşten yükselen mavi dumanlar gibi
yüreğimin tam orta yerine bağdaş kurardı hasretin... Soğurdu odam
soğurdu sol yanım... Sancılı dönmelere terk ederdi yerini
zemheri yatağımda uykularım...
Bu son molamız
korkarım...

Kiminle mutlu olduğunun hiçbir zaman önemi olmadı... Hep söyledim sana; evladımı sevdiğim gibi sevdim seni... Karşılıksız
çıkarsız...

Saklanmana gerek yok artık yavrum
oyununu bitirebilirsin... Bak
gittim ben! ... Sitayişsiz
ahsız...

İçindeki çocuğa iyi bak.... Hayata söyle
sakın üzmesin sizi! ... Bilirsin; tek istediğim o çocuğun gözleriydi...

'Aşk' dersem çık
'yalnızlık' dersem çıkma çocuğum! ...
'Yalnızlık...'
 
Üst