Şunu Yaparsanız Herkes Tarafından Sevilirsiniz. Yoksa Hayatta Yapayalnız Kalırsınız.

yosun

yosun

Süper Yönetici
[FONT=Verdana,arial]Yaz mevsiminde Maine'de balık tutmaya giderim. Kremalı çilek yemekten büyük bir zevk alırım. Balıklarsa
kurt ve solucanları tercih ediyorlar. Onun için balığa çıktığımda balıkların ne istediğini bilirim ve oltanın ucuna kremalı çilek koymam
onun yerine kurt ve solucan koyarım ve oltamı denize atarak balıklara "bundan hoşlanır mısınız?" derim. İnsanları etkilemek için neden bu yolu denemeyelim?

[FONT=Verdana,arial]Lyod George böyle hareket etmişti.

[FONT=Verdana,arial]Wilson
Orlando
Clemenceau savaştan sonra hemen unutulmalarına rağmen Lyod George'nin iktidarda kalabilmesinin sebebi kendisine sorulmuş o da iktidarda kalışını mutlaka bir sebebe bağlamak gerekiyorsa
oltanın ucuna balığın hoşuna gidecek yem koymasını bildiğini söylemişti.



[FONT=Verdana,arial]Ne istediğinizi düşünmeniz şüphesiz gereklidir. Ama hiç kimse sizin ne istediğinizi düşünmez.

[FONT=Verdana,arial]Herkes sizin gibidir. Yalnız kendi isteklerini düşünürler.

[FONT=Verdana,arial]İnsanları etkilemenin tek yolu onların istekleriyle ilgilenmek ve onların isteklerini yerine getirmektir.



[FONT=Verdana,arial]Meselâ oğlunuzun sigara içmesini istemiyorsanız
ona nasihat ederek işe başlamayınız
ona kendi isteğinizi yüklemek istediğinizi göstermeyiniz.

[FONT=Verdana,arial]Mesela onun ilgilendiği bir sporla söze başlayarak sigara içen insanların bu sporda başarısızlığa uğradıklarını anlatınız.

[FONT=Verdana,arial]Fakat bu kuralı sadece çocuklarınızla meşgul olduğunuzda değil hayatın her aşamasında hatırlarsanız çok iyi olur. Mesela Emerson ile oğlu buzağılarını ahıra koymak istemişler
onlar da herkes gibi yalnız kendi isteklerini düşünmüşler. Emerson buzağıyı çekiyor
oğlu da itiyordu. Buzağı ise çayırı bırakıp gitmek istemediği için direniyordu. Fakat evin hizmetçisi durumu hemen anladı. Gerçi hizmetçi
Emerson gibi kitaplar
makaleler yazamıyordu. Ama hayvancılığı ondan daha iyi biliyordu. Hizmetçi buzağının ne istediğini düşünmüş
onu önce okşamış
sonra parmağını bir meme gibi ağzına vermiş
emzirerek yavaş yavaş ahıra götürmüştür.

[FONT=Verdana,arial]Sizin doğduğunuz günden bu tarafa yaptığınız her hareket
bir şey istemenizden kaynaklanır. Kızılhaç'a yüz dolar verdiğiniz zaman bu hareketiniz bir isteğinize karşılıktır. Bu his
sizde yüz dolardan daha kuvvetli olmasaydı
bu yardımı yapmazdınız.

[FONT=Verdana,arial]Profesör Harry Overstreet bir eserinde der ki:

[FONT=Verdana,arial]"Arzu ve istekler davranışlarımızın kaynağını oluştururlar. İş
ev
okul vb. alanlarda en fazla önem verilecek hareket
başkasında kuvvetli bir istek uyandırmaktır. Kim bunu başarırsa bütün dünyayı kendisiyle beraber bulur. Başaramayansa yapayalnız kalır...

[FONT=Verdana,arial]Fakir bir İskoçyalı çocuk olarak hayata atılan
ekmek parası kazanmaya çalışan
fakat sonra 365 milyon doların sahibi olan Andree Carnegie hayatının başında başkalarının isteklerini anlayarak insanların üzerinde tesir etmek gerektiğini kavramıştı. Gerçi Camegie hayatında yalnız dört yıl okula gitmişti
ama bu durum onun insanları idare etmeyi öğrenmesini engellememiştir.

[FONT=Verdana,arial]Carnegie'nin hayatından bir örnek verelim:

[FONT=Verdana,arial]Carnegie'nin baldızı çocuklarını çok seven bir kadındı. Çocuklarının ikisi de Yale Üniversitesinde okumaktaydı. Kendi işleri o kadar yoğundu ki eve mektup yazmıyorlardı.

[FONT=Verdana,arial]Bunun üzerine Carnegie çocuklara birer mektup yazacağını ve ilk posta ile cevap alacağını söyledi. Ve çocuklara mektup yazdıktan sonra onlara beşer dolar gönderdiğini de ekledi. Fakat havale kâğıdını göndermedi. Çocuklar hemen mektuba cevap yazdılar ve eniştelerinin kendilerini hatırlamasından memnun olduklarını yazdıktan sonra beş doların kendilerine ulaşmadığını hatırlattılar.

[FONT=Verdana,arial]Siz de bir gün birisine bir şey yaptırmak isteyeceksiniz. Ama bunu istemeden önce bir an durup düşünün ve kendi kendinize sorun: "Bu insanın bu işi yapmayı istemesini nasıl sağlayabilirim?"

[FONT=Verdana,arial]Bu şekilde hareket etmek bizi
başkalarının arzularımız hakkında uzun uzadıya konuşmalarını engeller.


[FONT=Verdana,arial]Ben Newyork'un otellerinden birinin dans salonunu
her mevsim başında
konferans vermek için yirmi gece için kiralıyordum.

[FONT=Verdana,arial]Bir gün mevsim başında
biletleri bastırıp dağıttıktan
ilanları yapıştırdıktan sonra kiranın üç katına çıkarıldığını bildirdiler.

[FONT=Verdana,arial]Fazla kira vermek istemiyordum. Ama otel sahibine bu isteğimden bahsedemezdim. Çünkü o ancak kendi isteği ile meşguldü. İki gün sonra otelin müdür ile görüşmeye gittim ve durumu anlattım:

[FONT=Verdana,arial]"Mektubunuz beni bir hayli üzdü. Ama sizi kesinlikle eleştirmiyorum. Ben de sizin yerinizde olsaydım aynı şekilde hareket ederdim. Göreviniz
mümkün olan kazancı sağlamaktır. Yoksa görevinizi yapmamış olursunuz
ama bir kâğıt alalım ve bu nedenle elde edeceğiniz istifadelerle zararları yazalım."


[FONT=Verdana,arial]Sonra bir kâğıt parçası aldım ve ortasına bir çizgi çizerek bir tarafına kazanç
diğer tarafına zarar kelimelerini yazdım. Ve her şeyden önce kazanç hanesine: "Salon serbest kalacak" kelimelerini yazdım.

[FONT=Verdana,arial]"Salonu bana vermemekle onu boş bırakmış olacaksınız ve balo vermek isteyenlere kiralayacaksınız. Bu sizin hesabınıza bir kardır. Çünkü balo vermek isteyenler
benim gibi konferans vermek için salonu kiralayanlardan fazla ücret öderler. O halde salonu bu sırada benim tutmam
belki sizin menfaatinize olmayabilir.

[FONT=Verdana,arial]Sizin istediğiniz kirayı veremem; bunun için başka bir yer bulmak zorunda kalacağım. Oysa benim konferanslarım
buraya güzide insanları çekiyordu. Bu da sizin hesabınıza bir reklâm sayılır. Siz senede 5000 dolar harcayarak gazetelere reklâm verdiğiniz halde bu kadar insana otelinizi tanıtamıyorsunuz. Bu da otel için değerli bir hizmettir."

[FONT=Verdana,arial]Bir taraftan bunları anlatırken
kağıda da yazmayı ihmal etmiyordum.

[FONT=Verdana,arial]Nihayet sözlerimi bitirdim:

[FONT=Verdana,arial]"Durumu anlatmış bulunuyorum. Bunları düşünüp bana kararınızı bildirmenizi rica ederim...

[FONT=Verdana,arial]Ertesi gün aldığım mektupta kiranın yüzde üçyüz değil
yüzde elli artırıldığı bildiriliyordu.

[FONT=Verdana,arial]Bu sonucu ne istediğim hakkında bir şey söylemeden elde ettiğimi görürsünüz. Devamlı karşımdakinin ne istediğini
onu nasıl gerçekleştireceğini göz önünde bulundurdum.


[FONT=Verdana,arial]Eğer ben bu şekilde hareket etmeyerek kiranın arttırılmasına ait olan mektubu alır almaz sinirlenip derhal otel müdürüne koşarak:

[FONT=Verdana,arial]- Biletler dağıtıldı
gazetelere ilanlar verildi
siz nasıl kirayı arttırmaya kalkıyorsunuz
bu sizin yaptığınız
ayıptır!

[FONT=Verdana,arial]Deseydim sonuç ne olurdu? Bu yüzden tartışacaktık ve birbirimize düşman olacaktık. Ben haklı çıksam bile onun gururunu kıracaktım ve bu yüzden haksızlığını kabul etmeyecekti.

[FONT=Verdana,arial]Bunu Henry Ford'un şu sözleri çok iyi anlatır: "Başarının tek sırrı karşınızdakinin görüş açısını kavramak ve olayları onun gözüyle görebilmektir."

[FONT=Verdana,arial]Bu sözü devamlı tekrar etmek gerekir.

[FONT=Verdana,arial]Gerçi bu çok basittir ama yeryüzünde yaşayan insanların yüzdedoksanı bunu ihmal ederler.

[FONT=Verdana,arial]Örnek mi istiyorsunuz? Yarın alacağınız mektupları okuyun. Çoğunun bu kuralı ihlal ettiklerini göreceksiniz!

[FONT=Verdana,arial]Günümüzde satıcılar bütün gün dolaşıyorlar
yorgun düşüyorlar ve başarılı olamıyorlar. Çünkü hep kendi isteklerini düşünüyorlar. Anlamadıkları nokta ise
sizin ve benim anlamak istemediğimiz şeydir. İstersek gider alırız. Ama siz de ben de meselelerimizi halletmekle meşgulüz. Bir satıcı
malından nasıl faydalanacağımızı bize gösterirse bize bir şey satmasına gerek kalmaz. Çünkü biz onu satın almak için koşarak gideriz. Bir alıcı kendisine bir şeyin satılmasından değil
bir şeyi satın almaktan hoşlanır.


[FONT=Verdana,arial]Satıcıların çoğu müşterilerinin isteğine önem vermeden devamlı satmak isterler.

[FONT=Verdana,arial].





[FONT=Verdana,arial]-

 
yosun

yosun

Süper Yönetici
Forest Kilis'te oturuyorum. Bir gün istasyona gidiyordum. Yolda
semtin en eski emlakçılarından birine rastladım. Ve kendisine
oturduğum evin demir çubuk ile mi
yoksa delikli tuğlayla mı yapıldığını sordum. Bilmediğini
bunu Hills bahçeler birliğinden öğrenebileceğimi söyledi. Ertesi gün aynı kişiden bir mektup aldım. Bana merak ettiğim noktayı mı bildirdi sanıyorsunuz? Hayır
bana dün söylediği sözleri tekrar ediyor ve sigorta işini ona vermemi istiyordu. Halbuki sorduğum sorunun cevabı bir dakikalık telefon görüşmesi ile öğrenilebilirdi. Bu adam beni değil
yalnız kendini düşünmekteydi.


İşadamlarının çoğu aynı hatâya düşerler. Yıllarca önce
Filâdelfiyada bir kulak burun boğaz mütehassısına gitmiştim. Beni muayene etmeden önce ne iş yaptığımı sordu. Ve bu şekilde ne kadar para kazandığımı anlayarak benden fazla para almak isteyecekti. Neticede o bir şey alamadı. Çünkü kendimi ona tedavi ettirmedim.

Dünyada bu türlü insanlar çoktur. Ve bunlar yalnız kendilerini düşünürler
yalnız kendilerini tatmin etmek isterler. Bu yüzden başkalarına hizmet etmeyi düşünen kimseler çok büyük başarılar kazanırlar. Çünkü çok az rakip bulurlar.


Owen Young diyor ki:

"Kendisini başka birisinin yerine koyabilen ve aklının nasıl çalıştığını anlayan bir kimse
istikbalin kendisi için ne sakladığını merak etmekten uzak kalır."


Şayet siz bu eseri
okuyarak
bir şey öğrenirseniz
yani başkalarının ne düşündüğünü anlayabilirseniz bu kitap hayatınızda bir dönüm noktası olur.

Mesela bir gün "etkili söz söylemek" konusu üzerine bir konferans vermiştim. Dinleyicilerim
havalandırma işiyle uğraşan bir şirkette yeni çalışmaya başlayacak olan gençlerdi. Bunlardan birisi arkadaşlarını basketbol oynamaya teşvik edecekti. Söze başlayınca dedi ki:

- Bahçeye çıkıp basketbol oynamak istiyorum. Bu oyunu çok severim. Ama geçen gün jimnastik salonuna gittiğimde oynayacak arkadaş bulamadım. Yarın gelmenizi isterim. Basketbol çok hoşuma gidiyor...

Sizin ne istediğinizden hiç bahsetti mi? Kimsenin ayak atmadığı jimnastik salonuna tabii siz de gitmezsiniz. Onun hoşuna giden şey tabii ki sizi ilgilendirmez. Siz de gözünüze top yemek istemezsiniz. Arkadaşlarına basketbolun çok hoşuna gittiğini söyleyeceğine
bu oyunla neler kazanacaklarını anlatsaydı teklifi belki de olumlu karşılanırdı.

Profesör Overstreet'in söylediği gibi: "Önce karşımızdaki kimsenin isteğini uyandırınız. Çünkü bunu yapan kimse bütün dünyayı kendisiyle beraber bulur. Yapmayansa yapayalnız kalır."

Kursumuza devam eden bir öğrenci çocuğunun yemek yemediğinden şikayet ediyordu.

Annesi babası
çocuğu yemek yemeye zorluyor ve azarlıyorlar
babası onun büyük adam olacağını söylüyordu ama çocuk bütün bunlara aldırmıyordu.

Hiç kimse
üç yaşındaki bir çocuğun
otuz yaşında bir insan gibi düşüneceğini sanmaz. Halbuki baba
oğlundan bunu bekliyordu.

Bir gün baba olayı kavradı. Çocuğun istediği neydi
ve kendi isteğini bir kenara bırakıp çocuğun ne istediğini bulmaya çalıştı.

Babanın bu şekilde düşünmeye başlaması bir başarıydı. Ama iş kolay değildi ve bir parça eleştiriye muhtaçtı. Bu çocuğun üç tekerlekli bir bisikleti vardı ve bisiklete binmek çocuğun en büyük zevkiydi. Fakat komşularının bir çocuğu vardı. Ve bu çocuk bisikleti alıyor
onu bütün zevkinden mahrum ediyordu.

Çocuk bisikleti alınınca ağlıyor
annesi bisikleti geri alıyor
çocuğu tekrar bindiriyordu. Olay hemen her gün tekrarlanıyordu.

Çocuğun istediği neydi?

Bu soruya cevap verebilmek için Şarlok Holmes'in zekasına ihtiyaç yoktu. Çocuğun gururu
önemli birisi olma arzusu onu intikam almaya ve tehliaaai uzaklaştırmaya sevkediyordu. Şimdi babası ona
yemek yediği takdirde bir gün bu tehliaaai kolaylıkla uzaklaştıracağını söylerse
mesele kalmayacaktı.

Çocuk önüne koyulan her yemeği yer
kuvvetlenmeye çalışırdı.

Baba bu şekilde hareket ederek bu meseleyi hallettikten sonra ikinci bir mesele ile karşılaştı.

Çocuk geceleri yatağını ıslatıyordu.

Büyük annesiyle yatıyor
büyük annesi her sabah uyandığında yatağı görünce kızıyor:

- Dün yaptığını bugün de yapmışsın diyordu. Fakat çocuk itiraz ediyordu:

- Ben yapmadım! Sen yaptın! diyordu.

Azarlamak ve mahcup etmek çocuğun yatağını ıslatmasını engellemedi. Anne baba çocuğu acaba bu huydan nasıl vazgeçirebiliriz diye düşündüler. Çocuğun arzusu neydi? Önce büyük annesi gibi entari değil
babası gibi pijama giymek istiyordu ve ayrı bir karyolada yatmak istiyordu. Büyükannesi geceleri yaramazlık yapmamasının karşılığında pijamayı almıştı.

Daha sonra annesi çocuğu bir mağazaya götürdü. aaagahtar kızlara bakarak:

- Şu küçük centilmen alış veriş yapacak dedi.

Annesinin önceden beğendiği ve kızlara işaret ettiği bir karyolayı çocuğa gösterdiler.

Onlar da çocuğu bu karyolayı almaya razı ettiler. Ertesi gün karyola eve gönderildi. Akşamleyin babası eve geldiğinde
çocuk kapıya koşarak:

- Babacığım yukarıya geliniz de aldığım karyolayı görünüz diye bağırdı

Babası karyolaya bakarken çocuğa sordu:

- Bu yatağı da ıslatacak mısın?

- Asla!


Çocuk sözünü tuttu. Çünkü bu yatak kendi yatağıydı. Ve yatağı kendisi satın almıştı. Ve ayrıca kendisi büyük adam gibi pijama giyiyordu. Artık büyük bir adam gibi hareket etmesi lazımdı. Nitekim de öyle yapmıştı.

Willliam Winter: "insan doğasının en önemli ihtiyacı
kendisini tanıması ve ifade etmesidir"
demiştir.

Parlak bir düşüncemiz olduğu zaman neden başkasının onu benimseyerek istediği gibi yoğurmasına müsaade etmeyelim.

Önce karşımızdakinin isteğini anlamak ve onda şiddetli bir istek uyandırmak gerekir?"

"Bunu yapmayı başarırsak herkes bizimle beraber olur. Yoksa hayatta yapayalnız kalırsınız."
 
Üst