Mehmet Niyazi Özdemir

Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
1942 yılında Sakarya'nın Akyazı ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu orada okudu. Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takıntısız olarak üçüncü sınıfa geçenler
dekanlığa müracaat edip
izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardı. Felsefeden de sertifika yaptıktan sonra
devlet felsefesi branşında doktora yapmak için Almanya'ya gitti.

Brilon'daki Guethe Enstitüsü'ndeki lisan öğreniminden sonra
Moxburg Üniversitesi'nde Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yanında "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasına başladı. Hocası Bonn'a sonra da Köln'e tayin edilince Mehmet Niyazi de onu takip etti. 1976 yılında doktorasını bitirdikten sonra
hocasının yanında aynı kürsüde çalışmaya başladı. Hâlâ Moxburg Üniversitesi ile teması devam etmekle beraber
1988 yılından beri Türkiye'de ikamet etmektedir. 1987'den beri de ilk başta haftada üç gün
sonraları haftada bir gün ZAMAN gazetesinde yazmaktadır. Ayrıca; Genç Akademi
Nizam-ı Alem
Türk Yurdu
Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Batı dergilerinde yayınlatmaya çalışıyor.


ESERLERİ
1- Varolmak Kavgası: Bir imam hatiplinin hayatını konu alan roman
1970. 2- Bayram Hediyesi: Çeşitli hikâyelerin toplandığı kitap
1971. 3- Çağımızın Aşıkları: Almanya'daki hayatımızı anlatan roman
1977. 4- Ölüm Daha Güzeldi: Tahir Mihmandarlı'nın hayatını anlatan roman
1982 (Milli Kültür Vakfı Ödülü'ne layık bulundu). 5- İslam Devlet Felsefesi: Araştırma kitabı
1988. 6- Türk Devlet Felsefisi: Araştırma kitabı
1989. 7- Yazılmamış Destanlar: Balkan Savaşı'nı anlatan roman
1989. 8- Medeniyet Ülkesini Arıyor: Araştırma kitabı
1991. 9- İki Dünya Arasında: Roman
1992. 10- Çanakkale Mahşeri. Çanakkale Savaşı'nı anlatan roman
1998 (Yazarlar Birliği Ödülü). 11- Türkiye'nin Meseleleri-1 (Kültür) (makalelerden oluşmaktadır
1992). 12- Türkiye'nin Meseleleri-2 (Kültür) (makalelerden oluşmaktadır
1992)

ÇANAKKALE MAHŞERİ
Edebiyat
Roman
ISBN 975-437-276-4
İstanbul 1999
3. hamur
12 x 19.5 cm
Savaşla ilgili romanlar ya stratejik bir yerdeki direnişi
yahut da bir askerin yaşadıklarını anlatarak savaşın tamamı hakkında fikir verirler
daha çok da cephe gerisindeki acıları dile getirirler. Mehmed Niyazi; bir yerin veya bir kişinin değil
Çanakkale Savaşı' nın romanını yazmıştır. Roman ilk atılan mermiyle başlıyor
bütün cephelerinde sonuna kadar devam ediyor. Yazarımıza göre tarihi roman gerçeğe sadık kalmalıdır; ancak o atmosferi okuyucuya teneffüs ettirmek için malzeme kabilinden tarihe mal olmayacak kahramanlar kullanılabilir; ama Çanakkale' de o kadar çok kahraman var ki
buna da gerek duymamıştır.



Mehmet Niyazi ile “Çanakkale Mahşeri” Üzerine:

Çanakkale
Türk’ün onur savaşıdır

TAKDİM
Tarihçi ve yazar Mehmet Niyazi
fikir yazılarının yanında edebiyatın roman dalında da eserler veren bir isim. Onun üzerinde uzun zamandan beri çalıştığı tarihi romanı “Çanakkale Mahşeri”
yayınlanır yayınlanmaz pek alışık olmadığımız büyük bir ilgi görerek
üst üste yeni baskılar yaptı. Ne acıdır ki küçük hesaplar peşinde koşan ve objektif olamadığı için saygınlığın yitiren sol medya bu büyük ilgiyi görmezden geldi. Üç yılda iki bin satışa ulaşamayan kitapların övgüsü ile uğraşan bu bir kısım medya
7 ayda 6 baskı yapan bir romanı görmezden gelerek onurlu bir iş yaptığını mı sanıyor acaba? Nasıl bir misyondur bu? Bu misyon kime ne fayda sağlar ki? İyisi mi siz
sıradan cümlelerden oluşan şımartılmış yazarınızın üçüncü sınıf çalışması için
şaheser bir hikaye demeye devam edin. Halk da sizin yazdıklarınıza “hikaye” diyor...


SPOTLAR
İnsanları etkilemede ve genç nesillere bir tarih şuuru aşılamada
sanat eserleri ilmi-tarihi eserlerden çok daha tesirli olmaktadır.
.
“Çanakkale savaşı Türk’ün bütün dünyaya karşı duyduğu gurur savaşıdır. Milletimiz
tarih ve din hadisesi karşısında çok hassastır. Eğer bu konular sanat-edebiyat-estetik açısından güzel anlatılırsa
hem insanımız motive olur
aydınlatılır. Hem de ortaya konulan eserler değerini bulur.”


Türkiye
milliciler ve Batıcılar diye ikiye bölünmüş. Batıcılar
milli olanları
milli olanlar da Batıcıları görmezden geliyor. Sanıyorum Batıcılar
bize göre daha tutucu
daha ideolojik davranıyor. Bence bu tavır yanlış. Kültürde tutucu ve tarafgir olmamalıyız.
 
Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
OLCAY YAZICI

Tarihi romanı diğer roman türlerinden ayıran ana unsurlar nelerdir? Bu tür romanın hafife alınmasını nasıl karşılıyorsunuz?

Öncelikle yazar her bakımdan hürdür. Konuyu istediği gibi kurgular
kahramanını istediği gibi tanzim eder
görevler verir. Klasik romanda romancı alabildiğine hürdür. Benim kanaatime göre tarihi romanda yazar tarihi olaylarla bağımlı ve sadık kalmak mecburiyetindedir. Ciddi bir yazar olayları olduğu gibi yansıtmayı görev bilir. Tarihi roman okuyan birinin tarihi de öğrenmesi gerekmektedir. Tarihi romanda kurgu romancının harcı olmadığı için yazmak istediği tarihi olaydan nasıl bir senaryo çıkarabilirimin güçlüğü içerisindedir. Tarihi roman
sorumluluğu çok ağır olan bir roman türüdür. Bu sebeple
hafife alınmasını doğru bulmuyorum. Tam tersi...

BU DESTAN YAZILMALIYDI
“Çanakkale Mahşeri’nin” yazılış hikayesini bir kere daha sizden dinlesek?

Çanakkale hakkında Almanya’da birçok kitap
hatırat gördüm. Ayrıca İngiltere
Yeni Zelanda gibi Çanakkale’ye iştirak eden memleketlerde
hatta etmeyenlerde de Çanakkale üzerine yazılmış pek çok roman okudum. Bu arada Çanakkale’de en büyük taraf olan
en büyük kurban veren
tarihini değiştiren bir milletin parmakla sayılacak kadar hatıratı var
Çanakkale’yi bize hatırlatan. Birkaç tane de edebi parçalar
şiirler var. Çanakkale’de vatanı
namusu
milleti uğruna şehit olan 250 bin vatan evladının
ondan daha fazla olan gazilerin hatıratı bu az kadar olmamalıydı. Bu durum beni oldukça yaralıyordu. “Çanakkale Mahşeri”ni yazmamdaki ilk sebep budur.

İkincisi
hissi olan bir diğer tarafı da
rahmetli babam Çanakkale’de bulunmuştu. Romandaki Mehmet isimli kahraman odur. Hulasa babam olması sebebiyle romanda babama daha önemli görevler vermiş olabilirim. Bunun yanında roman
6 yıl gibi bir sürede hazırlandı. Şahsiyetlerin ikisi dışında diğerleri yaşamış kimselerdir. Sadece
Muzır Ruşen’le
Mendebur İdris. Buna sebep de şu; Namık Kemal
“Vatan Yahut Silistre”yi yazınca tabi büyük bir gürültü koparıyor. Müspet manada gürültü koparıyor. Fakat
Mizancı Murat haklı olarak diyor ki
burada hiç korkak adam yok. Aslında askerler arasında ölümden korkanlar
telaşlananlar da olur. Bu çok tabii bir duygudur. Hepsi sanki tornadan çıkmış gibi. Ben de romandaki bu doğal havayı bozmamak için
hayali iki şahsı romana dahil ettim. Aslında korkak ve pısırık insanları hiç kimse pek anlatmaz eserinde.
Burada gururla ifade edeceğim bir husus var. Türk insanı olarak
bize kirli diyebilirler
fakir diyebilirler
cahil-köylü diyebilirler. Ama hiç kimse korkak ya da alçak diyemez. Çünkü deyiliz. Bu hasletler
millet olarak en çok iftihar ettiğim hususlardır.

TARİHİ DEĞİŞTİREN SAVAŞ

Türk insanı ve bugünkü nesil için
Çanakkale harbinin önemi nedir?

Şimdi şunu özellikle belirteyim ki
Çanakkale’nin sadece Türkiye için değil
dünya için büyük bir önemi var. Churchil diyor ki
“Tophaneli Hakkı’nın yaptığını 400 yıldan beri hiç kimse yapmamıştır. Nusret mayın gemisinin bu kahraman subayı
bir gecede Çanakkale Boğazı’nı mayınlamış
yenilmez addedilen İngiliz donanmasının üçte birini kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum savaşın süresini iki buçuk yıl uzatmış
8.5 milyon Avrupalı’nın ölümüne sebep olmuştur. Bu yüzden biz
Boğazı geçemedik. Rusya komünist oldu. Rusya komünist olurken 30 milyon insan öldü. Rusya daha sonra Çin’i komünist yaptı. Çin komünist olurken 50 milyon insan öldü. Ayrıca Çanakkale yenilgisi münasebeti ile bizim gücümüzden dünyada şüpheler başladı. Bangladeş
Hindistan
Pakistan gibi ülkeleri elimizden kaçırdık. Güneş batmayan imparatorluğun güneşi batmaya başladı. ”
 
Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
Eğer Churchil yaşasaydı
bu savaşın yeryüzünde yol açtığı sonuçlar listesine
bugünkü uzantısı olarak şu ülkeleri de eklerdi: Azerbaycan
Gürcistan
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri
Ukrayna
Baltık devletleri bağımsızlıklarını kazandı. Ayrıca bana göre Çanakkale Savaşı
Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı yerdir. Daha çok akademik seviyede manaları olan şeylerdir.

Çanakkale savaşı
genç nesillere milli şuur ve millet olma gururu aşılamada etkili bir unsurdur. Gençlik bu şuuru tarihi metinlerden elde edebilir. Fakat roman
hikaye ve şiir gibi sanat eserleri gençliğin milli bir duyarlık kazanmasında çok daha etkilidir. Çünkü sanat eserleri okuyucuya o atmosferi teneffüs ettirir. İlmi olarak Çanakkale’yi anlatırsanız
kuru ve yavan olur. Zaten Necip Fazıl’ın güzel bir teşhisi var. 400-500 senelik Alman dağınıklığını Bismark kurmadı der
ondan önce Goethe kurdu!..Burada sanatın gücü ortaya çıkıyor.

Tıpkı
Anadolu’nun fethini ordulardan önce Yesevi erenlerinin gerçekleştirmesi gibi yani?

Evet
tıpkı onun gibi. Yani
Çanakkale hakkında belki Genelkurmay’ımız birçok eser yayınlamıştır. Fakat bunların insanlar üzerinde çok tesirli olduğu söylenemez. Buna karşılık Mehmet Akif’in Çanakkale ile ilgili şiiri her vesile ile gündeme gelir
insanlar onu zevkle okur-dinler ve o tarihi heyecanı yeniden yaşar. Özetle
insanları etkilemede ve bir tarih şuuru aşılamada tarihi-ilmi eserlerden ziyade
sanat eserleri tesirli olmaktadır. Bu asla inkar edilemez bir gerçektir.

TARİH SEVGİSİ
Türk milletinin çok hassas olduğu bazı tarihi-sosyal konular vardır. Çanakkale de bunlardan biri?

Evet. Şüphesiz. Milletimiz ecdat
tarih ve din hadisesi karşısında çok hassastır. Bu yüzden eğer bu konular sanat-edebiyat-estetik açısından güzel anlatılırsa
hem milletimiz motive olur
aydınlatılır. Hem de ortaya konulan eserler değerini bulur. Mesela ben Çanakkale’nin dışından birçok kitap yazdım. Fakat hiç biri “Çanakkale Mahşeri”nin gördüğü ilgiyi görmedi. Yani tarihe düşkünlük milletimizin hasletinde vardır.

Kitabınız
Türk okuyucusundan büyük bir ilgi görerek
kısa zamanda 5 baskı yapmasına rağmen
sol medya olayı görmezden geldi. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

Evet
kitabım Kasım 98’de basıldı ve 6 ayda 5 baskı yaptı. Türkiye
adeta karpuz gibi birçok dilime bölünmüş. Sağ-sol deyimlerini pek benimsemiyorum fakat insanlar kamplara bölünmüş. Ben buna milli ve Batıcı olanlar diyorum. Batıcılar
milli olanları
milli olanlar da Batıcıları görmezden-duymazdan geliyor. Fakat bu arada bazılarımız da Batıcıları olduğundan çok fazla görüyor. Sanıyorum Batıcılar
bize göre daha tutucu
daha bağnaz
daha ideolojik davranıyor. Mesela Batıcı bir yazarın romanını ben STV’de de
Kanal 7’de de
Dini Yayınlar Fuarında da
Sağ gazetelerde de görüyorum. Fakat milli bir yazarın eserini sol ya da batıcı medyada görmek mümkün değil.

Bence bu tavır yanlış. Kültürde tutucu
tarafgir olmamalıyız. Biz onları görmeliyiz
onlar da bizi görmeli. Hatta bir araya gelip medeni seviyede münakaşalar yapmalıyız. Birbirimizden çok şeyler öğreneceğimize inanıyorum. Batıya yönelmiş büyük bir kitleyi
topyekün hain ilan edemem. Onlar da bizi işe yaramaz bir kitle diye görmemeli. Yerlilikte
milli ve bizden olanda direndiğimize göre bizim de haklı taraflarımız var. Diyalog kurmakta fayda vardır.
 
Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
ŞİİRİN VATANI ŞARK’TIR
Edebi türlerin en özgün ve en zor olanı şiirdir
denilir. Cemil Meriç de
“ben bütün bu çığlıkları şiire ulaşmak için attım!” der. Edebiyatta şiirin
sözün sultanı olduğunu siz de kabul ediyor musunuz?

Bu konuda asla şüphem yok. Söylenenler doğrudur. Bana göre de şiir
sanatın tacıdır. Can damarıdır. En güzeli
en özgün olanıdır. Çünkü kelimelerin büyük azabını çekecek
eleyecek
atacak
yoğuracak ve az kelime ile çok şey ifade edeceksiniz. Aynı manaya gelen birçok kelime arasından o fikre
o duyguya en denk düşenini
en iyi
en güzel ifade edeni bulacaksınız. Bu da sanatkar ve şair yaratılmakla alakalı. Her sanat dikkat ve özen ister. Ama şiir çok daha fazla dikkat
özen-titizlik ve çile istemektedir.

Bizde adettir. Gençlikte herkes şairdir. Şiir yazar. Bir süre devam eder. Sonra bırakır. Asıl şair yaratılanlar ise devam eder. Ben samimi olarak itiraf edeyim ki
Necip Fazıl
Yahya Kemal
Nazım Hikmet ve Ahmet Haşim’i okuduktan sonra
kendi kendime dedim ki
Niyazi gel vazgeç şiirden
sen buna hiç heves etme. Sana göre bir şey değil. Çünkü bizim şairlerimiz
Batı şairlerinden de güçlüdür. Bunu Batılılar da söylüyor. Şark şiiri
Garp şiirinden daha derin
daha yoğun ve daha sanatkaranedir. Batılı
“Şiirin memleketi Şark’tır!” der. Üstün kafalar
açık fikirliler kabul eder bunu. Böyleyken bizde şiir yazanları takdir etmek lazım. Onlar birer kahramandır. Şairlerin diyarında
şairim diye ortaya çıkmak cesaret ister.

SIRADA YEMEN VAR
“Çanakkale Mahşeri”nin gördüğü büyük ilgiden sonra
herhalde aaagahta yeni bir tarihi roman hazırlığı vardır?

Çanakkale’nin gördüğü ilgiden değil ama roman çalışma tasarılarım zaten var. “Yazılamamış Destanlar” Balkan Savaşını anlatıyordu. Çok şükür “Çannakele Mahşeri”ni yazmak nasip oldu. Şimdi de Güneye yolculuk var. Allah nasip ederse
Türk evlatlarını yutan esrarlı çölün
gidenin dönmediği yer olan Yemen’in romanını yazmak istiyorum. Daha sonra da Milli Mücadele’yi yazacağım
nasip olursa. Şu haklıydı
bu haksızdı tarzında değil
bir sosyal vak’a olarak değişi ve değişime karşı direnişin hikayesini anlatmak niyetindeyim. Konfüçyüz diyor ki
“Herkes birbiri ile anlaşabilir. Yeter ki kafi miktarda zamanları olsun ve kullandıkları kelimeye aynı manayı versinler."
 
Üst