İnsanı anne-baba yapan çocuklar..! devamı

yosun

yosun

Süper Yönetici
Efendimiz’e gözyaşı döktüren imtihan
Asırlar sonra
peygamberler neslinden süzülerek gelen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de
evladı İbrahim ile aynı sınavdan geçirilmişti. Hatırlayacağınız üzere
Hz. Mariye’den dünyaya gelen oğlunun doğumuna çok sevinmiş ve “ona Peygamber babam İbrahim’in adını verdim” demişti.

Medine’nin kenar mahallesinde bir sütanneye verdiği küçük yavrusu İbrahim’i her gün görmeye gidiyor
varınca bağrına basıyor ve koklayarak öpüyordu. Bir gün bebek İbrahim hastalanarak can çekişmeye başlayınca Peygamber Efendimizin gözlerinden yaşlar boşandı. Daha süt emme çağında bir bebek olan İbrahim’in kabre konuluşu esnasında Sevgili Peygamberimizin dilinden dökülen şu sözler
evladı ile sınanan müminler için önemli bir örnekti.

“Gözümüz ağlıyor
gönlümüz mahzun… Fakat biz Rabbimize isyan olacak hiçbir şey söylemeyiz. Ah İbrahim! Senden ayrılışımız bizi ne çok üzdü
bir bilsen…


Çocuk
hayatı öğretiyor

Yukarıda sıralanan örnekler
çocuklarımızın öğretmen oldukları ana-baba okulunda vazgeçilmez ön şartın zorluklar ve sınamalar karşısında sabır göstermek olduğunu ortaya koyuyor. Aslında Allah Teala
her zorlukla beraber kolaylığını da ihsan ediyor. Bu kolaylık sebebiyledir ki anneler-babalar
doğumuyla birlikte yuvalarına ayrı bir hava getiren
gönüllerine sürûr bahşeden bebeklerinin
kendilerine yaşattığı farklı zorlukları hiç şikayet etmeden aşabiliyor
gecenin bir vaktinde ağlayıp da anne-babasını tatlı uykularından uyandıran bebeğin rahatı ve huzuru için seferber oluyorlar.

Yapılan birtakım araştırmalar
anne baba olmadan önceki hayatlarında sorumluluk almayan
daha ziyade ferdiyetçi bir anlayışla “hayatını yaşamak” isteyen pek çok kişinin
evlenip yuva kurduktan sonra dünyaya gelen evlatlarıyla birlikte sorumluluk almaya başladıkları ve evlatları vesilesiyle kişiliklerindeki eksik tarafları tamamlayıp
potansiyel olarak sahip oldukları özellikleri ise geliştirdiklerini gösteriyor.


Önce anne baba düzelmeli
Bu itibarla diyebiliriz ki
evlatlar
anne babaları için bir okul gibidirler. Ebeveyn bir bakıma kendi nefsinde gizli duran
pek açığa çıkmayan
türlü türlü huysuzlukları
inatçılıkları
çekememezlikleri
kıskançlıkları
o çok sevdikleri yavrularında en açık ve yalın haliyle seyretme imkanını buluyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse
her anne baba
aynı başarıyla bu eğitimi tamamlayamıyor.

Bu konuda başarının olmazsa olmaz ön şartlarından biri de anne-babanın çocuğunda gördüğü olumsuzlukların
kendi nefsiyle ilişkisinin ve bağlantısının ne kadar olduğunu sorgulamasıdır. Onların ne kadarının kendisinde de bulunup bulunmadığını kontrol etmesidir.


Çocuğa karşı edepli olmak
Bize bir anlamda hayatı öğreten çocuklarımızla ilişkimiz hem onun hayatını hem de kendi hayatımızı şekillendiriyor. Ebeveyn-çocuk ilişkisinde ebeveynin her hareketi
çocuğundan kendisine yansıyor. Bu nedenle her hareketin belli bir bilinçle
düşünerek yapılması gerekiyor.

Çocuğun anne babasıyla
büyükleriyle muhatap olurken uyması gereken bir adab-ı muaşeret
diğer adıyla görgü kuralları olduğu gibi
ebeveynin de çocuğa karşı dikkat etmesi gereken edeb kuralları vardır. Kur’an ve hadislere baktığımızda bu konuda orijinal hususlarla karşılaşırız. Hayatın tamamını kuşatan İslam dini
kişinin kendisi
ailesi ve toplumuyla alakalı ilişkilerde birtakım kurallar belirlemiş
bunu gerek Kur’ân-ı Kerim ayetleri
gerekse Hz. Peygamberin hadisleriyle ortaya koymuştur.

Sözgelimi
ebeveynin evladına hitap şekli Kur’ân ayetleriyle belirlenmiştir. İstisnasız her hitapta
evlada “Yavrucuğum/ Oğulcuğum” anlamına gelen “Yâ Büneyye” ifadesi yer almaktadır. Bu ise
şefkat ve muhabbetin en anlamlı ve en yalın ifadesidir. (Örnekler için bkz. M. Emin Ay
Ailede ve Okulda İdeal Din Eğitimi
s.61)


Aynı uygulamayı Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) hayatında da görmekteyiz. Kâinatın Efendisi de çocuklara hitap ederken sevgi ve şefkat dolu ifadeler kullanmıştır.

Çocuğun kişiliğine saygı göstermeli
İnsanoğlunun çocukluk döneminde en çok muhtaç olduğu şey sevgidir
ilgidir. Sevgi için eğitimciler “büyüme vitamini” derler. Çocuğun ailesi vasıtasıyla toplum içinde sosyalleşebilmesi için önce aile ortamında kendini güvende hissetmesi gerekir. Bunun için de öncelikle çocuğun duygusal açıdan doyurulmuş ve tatmin edilmiş olması icab eder. Duygusal anlamda tokluğu sağlayan en önemli unsur ise sevilmesi ve sevildiğinin ona hissettirilmesidir. Gerçekten çocuğa karşı hitap şeklindeki bu incelik bile anne babalara bu önemli konuda anlamlı bir katkıda bulunmaktadır.


Ebeveynin evladından saygı görebilmesi için
önce onun kişiliğine
duygularına ve “çocukça” da olsa düşüncelerine ve fikirlerine saygı duyması gerekir. Fikirleri alınan çocukların belli bir ikna sürecinden sonra görüşleri uygulamaya konulmasa bile kendilerine değer verilerek onlardan fikir alınması
duygusal

anlamda çocukların doymasına yetmektedir diyebiliriz.
 
yosun

yosun

Süper Yönetici
Kızını görünce ayağa kalkan bir baba
İnsanlık tarihinde baba-evlat diyalogunun en güzel örneği olan Sevgili Peygamberimiz (sav) ile küçük kızı Hz. Fatıma (r.a.) arasında yaşananlar
sevginin ve saygının önce büyükten geldiğini ve öncelikle büyükten gelmesi gerektiğini eşsiz güzelliğiyle ortaya koyan nice tablolara sahiptir.
Bir peygamber düşünün ki
kızı geldiğinde ayağa kalkıyor
ellerinden tutup alnından öpüyor ve ona saygı duyduğunu
değer verdiğini göstermek için sırtındaki hırkasını yere serip üstüne oturtuyor! Tarihî kaynaklar
kendilerini ziyarete geldiğinde bu davranışların benzerini Hz. Fatıma’nın da Sevgili Peygamberimize gösterdiğini aktarmaktadır. (Bilgi için bkz. M.Emin Ay
Şefkat Peygamberi)

Sözlerimizi
getirdiği din ile tüm insanlık alemine insanlığı
anne-baba olmanın önemini ve değerini öğreten Sevgili Peygamberimizin bir tavsiyesiyle bitirelim.
“Evladının
kendisine iyi davranması hususunda ona yardımcı olan ana-babaya Allah Teâlâ da rahmetiyle
merhametiyle muamele etsin…”
 
Üst