Goethe

Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
HAKKINDA YAZILANLAR
Ayıplı bilim olur mu? Özcan Ünlü Türkiye 7 Mayıs 2001
Böyle bir ülkede yaşıyoruz biz... Şikayetçi değiliz ama... Sesimiz kısılana kadar sevgimizi haykırabileceğimiz dağların gölgesinde yaşamayı seviyoruz çünkü...Ah
bir de bu ülkedeki insanlar
birbirlerini dağların
denizlerin
ağaçların birbirlerini sevdiği kadar sevebilse...Ağlamayı bir onur meselesi haline getirebilse...Gülmeyi
yorulmadan düşünmeyi...Düşünen beyinlerine sahip çıkmayı...
Yılmaz dışarı!Geçen hafta içinde
Alman edebiyatı konusunda yaptığı ciddi araştırmalar
yayımladığı kitaplar
sunduğu tebliğlerle çok iyi tanıdığımız Yrd.Doç.Dr. Bayram Yılmazın görevine son verildiği haberini aldık. Harran Üniversitesinde yedi yıldır çeşitli idari görevlerde bulunmasının yanısıra bugüne kadar
özellikle Goethe üzerine yayımlanmış üç eseriyle edebiyat dünyasında adından söz ettiren Yılmazın görevine son verilme sebepleri üzerinde durmak istemiyorum ama gerekçe olarak gösterilen bazı maddelerin tutarsızlığı aklımı karıştırdı. Görevli olduğu bölümde öğrenci olmadığı için böyle bir tasarrufa gidilmesine rağmen hâlâ iki öğretim görevlisinin aynı bölümde tutulması
yayımlanmış eserlerinin dikkate alınmaması
çeşitli panellerde sunulan tebliğlerin gözardı edilmesi
üniversiteye kazandırdığı onlarca kitabın bir kalemde silinip atılması vs... Bilimsel çalışmalar yapmadığı iddia edilen Yılmazın
bu hafta içinde Alman Goethe Enstitüsünün davetlisi olarak Almanyaya (Weimar) gideceğini ve buradaki bir sempozyumda Goethe üzerine tebliğ sunacağını hatırlatmak isterim.
Basit hesaplarHepimiz beyin göçünün karşısındayız. Değerli insanların bu ülaaae gerekli olduğunu yazıp-çiziyoruz. Ama gelin görün ki
ucuz hesaplar ve basit gerekçelerle onlarca yılda zor yetişen insanlarımızı küstürmekte oldukça cömert davranıyoruz. Bunu yaparken öne sürdüğümüz ana gerekçelerin arkasında yatan art niyeti de yıllardır anlamıyoruz
anlayamıyoruz.
Dürüstlüğün
hizmet aşkının
samimiyetin yerini küçük hesaplar aldığı günden beri kayıplar ülkesine yeni yolculuklara çıkmadık mı? Bıkmadık mı basit denklemleri çözmek için ana sermayeyi tüketmekten?..
Yrd.Doç.Dr. Bayram Yılmaz
bu ülkenin kendi alanında yetiştirdiği değerli isimlerden biri. Onu -hangi görünür veya görünmez gerekçelerle olursa olsun- harcayanlar
şimdi kendileri oturup
Goethe ve İslâmiyet (Timaş)
Goethenin Doğu-Batı Divanında Cennet Bahsi (Timaş) ve Doğu-Batı Divanını (İyiadam) hazırlasınlar bakalım!...
Yılmazın eserleriHarran Üniversitesindeki görevine son verilen değerli bilim adamı Yrd.Doç.Dr. Bayram Yılmazın
edebiyat dünyamıza kazandırdığı üç eserden söz etmek istiyoruz.
Goethe ve İslâmiyet: İslâm dini ve Hz.Peygambere olan hayranlığı ile tanınan Alman şairi Goethe
Hristiyan-Batı dünyasında İslâm dinini aslı gibi göstermeyen eserlerin aksine
kendi eserlerinde bu yüce dini diğer bütün dinlerin üstünde tutmuştur. Yılmaz
Goethe ve İslâmiyet isimli eserinde bu önemli konuyu ele almaktadır. Kitap
Timaş Yayınları arasında çıktı.Goethenin Doğu-Batı Divanında Cennet Bahsi: Bayram Yılmaz
bu kitabında
Goethenin şaheser haline gelmiş olan Doğu-Batı Divanı üzerinde duruyor. Goethe
büyük bir hayranlık duyduğu İslâm dünyasını bizzat gezip
gözlem yapma imkânı bulamamış olmasına rağmen
doğru tesbitleriyle bugün bile okuyanlarını kendisine hayran bırakmaktadır. Bu kitap da
Timaş Yayınları imzasını taşıyor.
Doğu-Batı Divânı: Goethenin dünyaca bilinen Doğu-Batı Divânı
bir şaheser olmasının yanısıra
adeta iki dünyanın kavşağı olma özelliğini de taşıyor. Züleyhânın
Hâtemin
Hâfızın sesleri arasında başlayıp biten divân
yaklaşık iki yüzyıl sonra aslından birebir yapılan tercümeyle Türk okuyucusunu selâmladı. Bu kitabın nâşiri ise İyiadam Yayınları...
 
Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
"Faust"
Ruhunu şeytana satan ünlü bir Alman büyücüsü Dr. Faust'un efsanesinden konusunu alan bu eser Goethe'nin bütün hayatını kaplar.
Faust'un ilk monoloğu ile Wagner'le konuşması
Mephistopheles'in üniversite öğrencisi ile olan sahnesi
Auerbach Meyhanesi sahnesi ve Margarete'nin öyküsü 1773-1775 yıllarında yazılmıştır. Ama Margarete'nin öyküsünde 'Valentin'in Ölümü' ile 'Walpurgis Gecesi' daha o zamanlar yer almış değildir. Bunlar Urfaust adını taşıyan Faust'un ilk biçimini ortaya koyarlar. Bu Urfaust
Goethe'nin ölümünden çok sonra bulunmuş ve 1887 yılında Erich Schmidt tarafından yayınlanmıştır. Şairin 'Strum und Drang' döneminin ürünü olan bu parçalar belki bütün kitabın en lirik parçalarıdır.
Urfaust'un yazılışından on iki yıl sonra Goethe eserini yeniden ele almış ve ona İtalya'da yazdığı parçaları eklemiştir. Bu yeni eklenen parçalar 'Büyücü Kadın'ın Mutfağı'
'Valentin'in Ölümü'
'Yüce Ruha Başvurma' sahneleridir. 'Sözleşme' sahnesinin kimi dizeleri de burada değiştirilmiş ya da bunlara yenileri eklenmiştir. Bu yeni parçalarda Goethe'nin daha olgunlaştığı görülmektedir. Coşku biraz daha dizginlenmiş ve ölçülülük bütün esere egemen olmaya başlamıştır. Mephistopheles alaycı
kurnaz
aldatıcı yüzünü yitirmemiştir ama dünyaya ve ruha biçim veren bir varlığa dönümüştür. Goethe ile Mephistopheles arasındaki uçurum da iyiden iyiye dolmuştur. Faust şeytanıyla sözleşme imzalamak için artık zorluk çıkarmayı düşünmez.
Goethe
Shiller'in eleştirileri ve üstelemeleri üzerine 1797 yılından 1801 yılına kadar yeniden Faust'a eklemeler yapmaya başlar. 'İthaf'
'Tiyatro Üzerine Öndeyiş'
'Gökyüzü Sahnesi'
'İkinci Monolog'
'Şehrin Kapısı Önünde Gezinti'nin Mephistopheles'in sahnede görünmesine kadar olan bölümü
'Walpurgis Gecesi' ve 'Helena'nın Dönüşü'nün ilk 265 dizesi bu yıllarda yazılmıştır. Yayıncı Cotta'nın üstelemeleri üzerine Goethe 'Sözleşme' sahnesini de 1804 yılından sonra yeniden ele almış
bu sahneye 1806 gününde tamamen son vermiş ve kitap 1808 yılında Goethe'nin eserlerinin sekizinci cildi olarak Faust
Eine Tragödie adıyla yayınlanmıştır.
Faust'un bu ilk bölümünde
Goethe
hayata verdiği önemi ortaya koyar. 'Hazlarım bu dünyadan fışkırıyor
acılarımı bu güneş aydınlatıyor' sözleri
Faust'un yeryüzündeki insanın alın yazısı görüşünü belirtir. Hiç kuşkusuz
insanoğlu çabaladığı ve araştırdığı ölçüde yanılır. Yanılgının ta kendisi olan hayat
acılara ve hatalara olanak sağlar. Ama insan yine de içinde iyiliği taşır ve doğru yolu görür. Faust'un ruhunda iki şey sürekli bir çatışma halindedir. Onun ruhu bir yandan uzak ve yüksek ülkelere doğru yönelmek isterken
bir yandan da aşkla sıkı sıkıya bağlanmış olan yeryüzüne dört elle sarılır. Fakat Faust'un ruhundaki bu bitmek tükenmek bilmeyen çatışma
hayata o yüce değerini kazandırır. İnsan hayatı böylece
gerçeğin yaşanması dolaylarında yeniden bütünlenmek üzere parçalanan bir uyumu andırır. Ama Faust 'kaçıp giden an'a hiç bir vakit 'Aman dur gitme
sen çok güzelsin' diyemez. Şu var ki
Faust'un bin güçlükle ilerlediği hayat yolunun üstünde
Tanrı'nın yüzü
meleklerin arasından beliriverir. Bu da insanın alınyazısının dünya gizemini aşan bir anlam kazanmasına yol açar.
Goethe 1816 yılında Şiir ve Gerçek'i yazarken Faust'un ikinci bölümünün bir şemasını çizmiştir. Ama ikinci bölümü 1826 yılında yazmaya başlar. Goethe şiirini yeni bir düzeye oturtmak düşüncesindedir artık. 'Ariel Öndeyişi' vesilesiyle Eckermann'a şunları söyleyecektir. 'Kahramanımın gözle görülür tükenişinden yeni bir hayat yaratabilmek için ona bilincini yitirmekten ve onu tükenmiş saymaktan başka ne yapabilirdim?' İşte Goethe bu 'yeni hayat'ı anlatabilmek için daha beş yıl çalışmak zorunda kalmıştır. Helena'nın öyküsü 1827 yılında yazılmış ve bu
Goethe'nin eserlerinin dördüncü cildinde Helena
Romantik ve Klasik Görüntü Oyunu adıyla yayınlanmıştır. 1828 yılında on ikinci ciltte ise birinci perdenin bölümü ile İmparator rayındaki ilk sahneler yer alır. 'Klasik Walpurgis Gecesi' ile birinci perdenin son bölümü ise daha çok 1830 yılının ilk aylarında yazılmıştır. Bir yıl öncesinin sonbaharında başlanan beşinci perde de 1830 Ocak ayında biter. Faust'un ölüm sahneleri ise
çok önceleri
1800 yılında yazılmış
son yıllarda ise yeniden gözden geçirilmiştir. Dördüncü perde de 1827-1831 yılları arasında birçok kez yazılmış ve düzeltilmiştir. Goethe 22 Mart 1832 gününde öldüğü vakit daha hala İkinci Faust üzerinde çalışıyordu. Ama artık ona bitmiş gözüyle bakıyordu. Nihayet o yılın sonbaharında Goethe'nin eserlerinin kırk birinci cildi
ölümünden sonra yayınlanan eserlerinin de birinci cildi olmak üzere bu ikinci Faust'da Faust
Beş Perdelik Tragedyanın İkinci Bölümü (Faust
Der Tragödie zweiter Teil in fünf Akten) adıyla yayınlanır.
Goethe bu eserine bütün hayatı boyunca içinde biriken ve kafasında yer eden şeylerin tümünü dökmüştür. İnsanın kendi kendisiyle çatışması
Tanrıyla ilişkisi
insanın doğa içindeki işlevi
insanın toplumla ilişkileri
yeni çağ insanının eski çağla ilişkisi
insan gücünün sınırları
hayat sorunlarının çözümü temaları bu eserin çatısını oluşturur. Faust çeşitli zamanlarda yazıldığı için çeşitli yapılar gösteren bir eserdir. Ama yapıdaki bu eşitlilik eserin büyüklüğünü de yaratmaktadır. Eserde gerçek ile mitos elele vermiş gibidir. Bütün ayrıntılarıyla okurların önüne serilen gerçek
öyle gizliden gizliye kalıp değiştirir ki bunun mitosa dönüşmesinin kimse farkına varmaz.
İkinci Faust'ta eserin tonu oldukça değişir. Birinci Faust'ta hayat olduğu gibi
kendi gerçeğiyle ya da sürüp giden bir büyü içinde gösterildiği halde ikincisinde 'renkli yansıları' ile usun onu kavramış olduğu biçimde canlandırılır. Öte yandan dünya
Faust'un iç yaşantısının bir işlevi olmaktan çıkar. Faust sadece bir birey olarak dünya içindeki yerini düşünür. Goethe İkinci Faust'ta doğacı görünüşü de bir yana bırakmış ve dünyayı simgesel bir varlık gibi görmeye başlamıştır. Goethe bu nokta üzerinde özellikle durmuştur. Bu yüzden de İkinci Faust bu temayı işleyen 'Şirin Bir Yer' sahnesiyle başlar.
 
Nehir

Nehir

Bölüm Yöneticisi
İkinci Faust
Faust'un ruhunu gökyüzü katlarına çıkaran meleklerin eylemiyle son bulur. Melekler 'acı çekmeye çalışan ve acıyı arayan kişiyi biz de kurtarabiliriz' der. Faust'un ruhu göklerin en üst katına vardığı vakit
şimdi sevgilisinin bağışlanması için yalvaran Margarete'nin ruhu da kendisini izler. Eserin bu biçimde sona ermesi birçok eleştirilere yol açmıştır. Protestan bir öyküye Katolik bir son vermekle suçlamışlardır Goethe'yi. Kimileri de Faust'un gökyüzüne yükselirken bir an için bile olsa Meryem Ana'nın önünde diz çökmesini yadırgamıştır. Hıristiyanca bir temel üzerine oturtulmuş bir eserde aşkın
kadın biçiminde canlandırılması da doğru bulunmamıştır. Hele bu aşkın Yunanlıların Eros'uyla aynileştirlmesi ise hiç iyi karşılanmamıştır.
Eserin başkişisi Faust
iki ruh taşıyan bir insandır. Faust'un birinci ruhu dünya işlerine sıkı sıkıya bağlıdır
ikincisi ise gökyüzüne yönelmiştir. Hayata olan sevgisi kimi zaman Werther'de olduğu gibi umutsuzluğa
kimi zaman da Prometheus'ta olduğu gibi başkaldırmaya götürür onu. Bu hayat
Doktor Faust'u boyuna erişilemeyecek amaçlara da iteler. Ama onun hep değişik amaçlara yönelmesinin bir nedeni de hiçbir şeyle tatmin edilmeyeşidir. Öyle ki Faust zaman ve uzam dışı ülkede Yunanlı Helena'yı bulduğu vakit bile mutluluğa erişemez. Çünkü onun istekleri boyuna yenilenmektedir. Ne var ki
yükseklerden bir ses kendisine o güçlü denizi sahillerden uzaklaştırmasını ve böylece yüce neşeyi ele geçirmesini buyurduğu vakit en son ve en yüksek zaferi elde etmiş olur. Bu zafer Faust'un ilk yaşantılarından başlayarak içinin darlığından kendisini kurtaran atılıma dek süren yolun son noktasıdır. Ama Faust'un mutluluğa erişebilmesi çevresindeki insanların da bu mutluluktan pay almalarını gerektirir. Faust'un Baucis ile Philemon adındaki bir karı kocayı kulübelerinden kurtarmaya çalışması bu yüzdendir.
Faust'un çeşitli amaçlara yönelmesi bir de hayatın temel bir ilkesine dayanır. O temel ilke de şudur: 'Her şey eylemdedir
zaferin yoktur' Margarete'nin öyküsünden Faust'un yenik olarak çıkmasının nedeni işte budur. Bu öyle bir yenilgidir ki Faust'un bir daha doğrulamayacağı düşünülebilir. Oysa İkinci Faust şirin bir yüzle başlar. Faust çiçeklerle donanmış bir çayırda uzanmıştır. Çevresinde hava perileri uçuşur. Ariel'in şarkısı da ona bütün acısını ve bitikliğini unutturur. Bu
unutmanın türküsüdür. Faust yükselmesini engelleyen her şeyden yakasını sıyırmanın erdemine sahiptir. Ayrılmalar
kopmalar Faust'a yeni bir hayat için gerekli bütün gücü de verir. Öte yandan vicdan acısı da Faust'un üstüne öyle uzun boylu çöküp kalmaz. Çünkü 'saf insanlık duygusu' ondaki hataları silip süpürdüğü gibi
onu yüksek bir hayata elverişli bir hale de getirir. Bu saf insanlık duygusu Faust'ta iki biçimde belirir. Birincisi
Faust'u boyuna en yüksek olana doğru iteleyen hızdır. İkincisi de 'ölümsüz dişi' temasında biçim kazanır. 'Ölümsüz dişi ya da 'ölümsüz kadın' teması ise en olgun biçimine Helena öyküsünde ulaşır. Helena bir an için elde edilse bile hayatın en büyük anlamını taşır. Aşk böylece mutlu anla ölümsüzlük arasında bir aracı rolündedir. Çünkü ölümsüzlük bir anlık mutluluktaki zamanın ortadan kaldırılmasıyla elde edilir.
Faust'un varmak istediği amaçlar insanların ahlak duygusunu bereleyecek niteliktedir. Bu insan haklarına bir saygısızlığı da doğurur. Ne var ki
bu ahlaka Tanrı da karşı çıkmaz. İnsan doğurabilmek için yere düşmek zorundadır. Burada Faust'un bağışlanmasının ilkesi de saklıdır. Eserin sonunda melekler şöyle diyecektir: 'Yükselmek için yılmadan çalışanı biz de bağışlayabiliriz.' Ama Faust'un bağışlanması sadece eylemden eyleme koşmasına da dayanmaz. Bu
bir de aşkın bir armağanıdır ona. Bu armağanı da Faust'un canice aşkının kurbanı olan Margarete
Meryem Ana katında Faust için yalvarmakta sağlar. Böylece o ölümsüz hızla
o ölümsüz kadın
eserin sonunda yeniden birleşmiş olur.
Birinci Faust'un gerilimini sağlayan Margarete öteki adıyla Grechen
Goethe'nin aşk serüvenlerinde yer alan kadınların bir toplamı niteliğindedir. Bu tipin yaratılmasında bir çocuğu öldüren bir kadının idam edilmesinin Goethe üzerinde yaptığı etki de rol oynamıştır. Margarete'nin Shakespeare'in Ofelya'sıyla (Hamlet) kimi benzerlikler taşıdığı çok söylenmiştir. Ofelya ise iç dengesini yitirmiş ve deliliğin eşiğine dayanmıştır. Margarete'nin gelecek üzerine delice düşünceler öne sürmesi şimdilerin ve geleceğin biçimini değiştirmesinden gelir.
Margarete Werther'deki Charlotte'nin kız kardeşine de benzetilmiştir. Kilise sahnesindeki Margarete ise çok daha başka bir Margarete'dir. Bu sahnede Meryem Ana'ya yalvaran Margarete ise sembolik bir kişilik kazanır. Bütün bunlar bir yana
Margarete eserin en şiirsel kişisidir. Mephistopheles'e gelince
bu tip alayları ve nükteleriyle Aydınlanma Çağı'nın en aydınını andırmaktadır. Mephistopheles şeytan olduğu halde Tanrı onu yanından kovmaz. Dahası
onunla konuşmaktan zevk alır. Çünkü şeytan var olmamış olsaydı insanlar huzur içinde uyuşup kalacaklardı. Tanrı'nın Mephistopheles'e özgürlük tanıması yaratıcı ve üretici kaygının yeryüzünde yeşermesini sağlamak içindir. Mephistopheles'in dünyanın genel uyumu içinde yeri vardır. Hegel'in doğru olarak gördüğü gibi
Mephistopheles evrensel oluş içinde başlıca öğelerden (olumsuz öğe) biridir. Ama bu uyumun bütününü ancak Tanrı ve kurtulmuş olan ruhlar kavrayabilir. Mephistopheles kendi özelliğinin tutsağıdır. Dünyanın alın yazısını çizen güçlere ulaşmak Mephistopheles'e yasak edilmiştir. O akıllıdır
zekidir
her işin üstesinden gelmesini bilir. Ama işte bu kadar. Mephistopheles gerçeğin sınırını hiç mi hiç kavrayamaz. Goethe'nin tregedyasında da Faust'u aldatmaya çabalamasına karşın en sonunda aldanan kendi olur. Çünkü sonunda Faust'un değil kendisinin bağışlanmasını ummamaktadır o da. 'Işıktan nefret eden' anlamına gelen Mephistopheles
1857 yılında yazılan ilk Faust öyküsünde (Doktor Faust'un Öyküsü) ortaçağ insanlarının kafasında yer ettiği gibi basit bir şeytandan başkası değildir. Cehennem Prensi onu Faust'a eşlik etmekle görevlendirmiştir. Yıllarca sürecek bu eşlik sonunda Şeytan kendini bağışlattırabilecektir. Ama Marlowe
Doktor Faust'un Trajik Öyküsü adlı eserinde (1589) ona değişik bir karakter kazandırır. Özgür düşünceli bir Rönesans adamı olan Marlowe
Mephistopheles'in ağzından yüksek yaratılışlı insanların acısını dile getirir. Marlowe'nin eserinde Mephistopheles
çevresini aldatan bir kişi olmaktan çok Faust'un alaylarına hedef olan biridir. Bu yüzden de Reform İngilteresi'nin Hıristiyanları kendisine acıyacaklardır.
 
C

Compagno

Yeni Üye
Faust'ta anlattığı din adamları Ortaçağ skolastik düşüncesi etrafında din adamlığı kisvesi altında dolandırıcılık yapan sahtekarlara çok güzel ve ince bir mesajdır. Kalemi çok kuvvetli ve eskimez bir yazardır Goethe...
 
Üst