Süleyman Doğan

Konu, 'Bilim Adamları' kısmında Nehir tarafından paylaşıldı.

  1. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi

    Yrd.Doç.Dr.
    Gazeteci yazar ve akademisyen

    1964 Ortaköy (Aksaray)’de doğdu. 1982 Aksaray-Ortaköy Lisesini bitirdi.
    1988 Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu.
    1987-1990 yıllarında günlük Zaman gazetesi muhabirlik ve yazarlık yaptı. 50’ye yakın ülaaae gazeteci olarak gitti. Oralarla ilgili yazı dizileri yayınlandı.
    1987-2004 Günlük Zaman Güneş Yeni Şafak Vakit Ortadoğu Önce Vatan gazetelerinde yazdı. Haftalık Aksiyon dergisinde ve aylık Çocuğa Selam İslam dergisi Türk Dünyası Tarih ve Kültür dergisi Kız Kulesi Sur Biyografi Analiz Ekovitrin Tarih ve Düşünce İslami Edebiyat Eğitim ve Bilim dergilerinde yazdı.
    2005- Halen Ortadoğu gazetesi köşe yazarı Tarih ve Düşünce dergisi yayın danışmanı Biyografi Analiz dergisi genel koordinatörlüğünü yapmaktadır.
    1990-2003 Yurt içinde ve dışında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Anadolu Liseleri düz lise ve meslek liselerinde Fizik Fen Bilimleri İngilizce İngilizce Fizik Bilim Tarihi Felsefe Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu.
    2003-2004 MEB EARGE(Eğitim Araştırma ve Geliştirme) bağlı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde MLO (Müfredat Laboratuar Okulları) İstanbul Milli Eğitim İl Formatörü (Danışman rehber uzman ve öğretici eğitimcisi) olarak göreve yaptı. Bu bağlamda İstanbul’da ki MLO okullarında Öğrenci Merkezli Eğitim başta olmak üzere ölçe değerlendirme Test Teknikleri yöntemleri performans gibi konularda okul müdürleri ve öğretmenlere danışmanlık ve rehberlik yaptı.
    2004- Halen Elazığ Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesidir (Yrd.Doç.Dr)
    Evli üç çocuk babasıdır.
    Türkiye Yazarlar Birliği üyesi (1994-)

    DOKTORA ÇALIŞMASI:
    1999 yılında “Adaletli Devlet Başkanlarının Ortaöğretim ve Lise Öğrencileri Üzerinde Millî Övünç Duygusunu Şekillendirmesi” konulu Felsefe Teorisi ve Tarihi alında yaptığı çalışmasıyla Eğitim Felsefesi doktoru unvanı aldı.
    1995 yılında İngiliz Kültür’ün bursunu kazanarak İngiltere’de Birmingham University Politic Science And International Study (Politika ve Uluslar arası İlişkiler) Master Programına katıldı.
    Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yabancı Diller Eğitim Merkezi (Ankara) İngilizce Bölümünü (9 aylık süre) pekiyi derece ile bitirdi. (1997).

    YAYIMLANMIŞ KİTAPLARI
    1.Keşmir’den Geliyorum Marifet Yayınları İstanbul 1993.
    2.Afganistan’da kim kazandı? Marifet Yayınları İstanbul 1995.
    3. Eğitimde Başarının Şartları! Marifet Yayınları İstanbul 1998.
    4. Sivil Demokrasi Çağrısı Birey Yayıncılık İstanbul 1999.
    5.Şimdiki Çocuklar Harika Furkan Yayınları İstanbul 2001.
    6. Çocuklar Küçük Birşey Değildir Furkan Yayınları İstanbul 2002.
    7. Mutlu Aile Mutlu Çocuk İstanbul Selis Yayınları 2003. (İkinci baskı 2004).
    8. Varolmanın Yolunda Zengin Olmak (Editör olarak) Mehmet Tanrısever Feza Film Yay. İstanbul Ocak 2005.

    ÖDÜLLER
    1. Moldovya Gagauz Özerk Cumhuriyeti Meclisi tarafından verilen devlet nişanı sahibidir (2001).
    2. Çevre konusunda yaptığı çalışmalarıyla 2002 ve 2004 yılında INEPO (Uluslar arası Çevre Olimpiyatları Projesi) uluslar arası çevre basın ve Jüri özel ödülü kazanmıştır.

    HAKKINDA YAZILANLAR:
    Keşmir’den geliyorum Muhammed Han Kayani Zaman gazetesi 14.12.1993.
    Zaman yazarlarından kitaplar Taha Kıvanç Zaman gazetesi 21.4.1994.
    ve daha niceleri İrfan Ülkü Ortadoğu gazetesi 16.12.1998.
    Demokrasi komedisi Selim Çoraklı (mülakat) Akit gazetesi 20.3.2000.
    ’dan hatırlatma (mülakat) Milli gazete 25.10.2001.
    Afgan Cephesinde gazeteciler Mustafa Miyasoğlu Milli gazete 19.10.2001.
    Mutlu çocuklar mutlu ailelerde yetişir Elif Şahin Zaman gazetesi 16.8.2003.
    Çok yönlü bir yazar Dr. Mahmut Çetin Biyografi Analiz dergisi Eylül 2003.
    Bir Süleyman var Süleyman’dan içeru Muammer Gökçin Ortadoğu gazetesi 1.10.2003.
    Hayat kullanma kılavuzu mutlu aile mutla çocuk Sefa Kaplan Hürriyet gazetesi 5.10.2003.
    Dr. Aksiyon Dergisi 29 Aralık 2003.
    Dr.’dan Arslan Tekin Yeniçağ gazetesi. 29.1.2004
    Dr.: “Mutluluğun kaynağı aile” Ahmet Yüter (mülakat) Sur dergisi Mart 2004.
    Mutlu aile için ipuçları Eğitim Bilim dergisi Temmuz 2004.
    Anne babaların el kitabı Türk Edebiyatı dergisi Temmuz 2004.
    Dr.’a ödül aylık Kız Kulesi gazetesi Temmuz 2004.

    Çok yönlü yazar Dr.
    MAHMUT ÇETİN (Aylık Biyografi Analiz dergisi Eylül 2003)

    Dr. gerek yazı faaliyetleri ile gerek sivil toplum örgütlerinde ortaya çıkan organizatör kişiliğiyle milli kültürümüze hizmet eden kişidir. O bu yapısıyla Fethi Gemuhluoğlu çizgisinde bir aydın portresi çiziyor. Doğan dış politikadan davranış bilimlerine uzanan geniş ilgi sahasıyla yazdığı kitaplara bir yenisini daha ekledi. Selis Kitaplar’dan çıkan yeni eseri Mutlu Aile Mutlu Çocuk yeni bir eğitim yılının başlayacağı bir dönemde anne ve babalara önemli bir kılavuz niteliği taşıyor.
    Dr.’ın gazetecilikteki en önemli başarısı Türk yurtlarında ilk giden gazetecilerden biri olması ve buralardaki izlenimlerini yazılı bir belge haline getirerek tarihe tanıklık etmesindedir. Onun Pakistan Afganistan Keşmir Ortadoğu Uzakdoğu Türk cumhuriyetleri ve Rusya ile ilgili yazı ve yazı dizileri yayınlandığı dönemde büyük dikkat çekti. Türk basınında ilk defa Cammu Keşmir ve Burmalı Müslüman Göçmenler kamplarına girmeyi başardı. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının başında ve sonrasında bölgeye adım adım dolaştı. Dr.Doğan’ın gazeteciliği yayında dikkat çeken başka önemli yönü de eğitimciliğidir. O bir akademisyendir. Dr.Doğan birçok işi bir arada yapmayı başarmış örnek bir kişiliktir.

    Mutluluğun kaynağı aile
    DR.SÜLEYMAN DOĞAN ( Aylık Kız Kulesi gazetesi Temmuz 2004)

    Batı toplumunda aile mefhumu yok olmak üzere. Türkiye’de ailenin yok olması ve gerçek fonksiyonunu kaybetmesi için çalışmalar yok değil. Bugün Müslüman Türk milletini bozmak için top ve pop adeta bir din gibi sunulmaya çalışılıyor. Bunda en büyük vebal hiç şüphesiz duyarsız ve aile hayatını yıkıcı yayınlar yapan medyanın. Mutluluğun kaynağı para ve teknoloji değildir. Mutluğun kaynağı huzurlu bir ailedir. Mutluluk ve huzurun kaynağı malda mülkte ve paraya olsaydı en mutlu mesut ve huzurlu Batı toplumu olması gerekirdi. Elbette para da önemlidir. Ancak tek başına her şey değildir. O nedenle bizim kültürümüzde ‘Mutlu olayımda; soğan ekmek yiyeyim’ deyimi vardır. Batı bireyselleşip dünyeyileştikce canavarlaşmaktadır. Bunun örneğini fazlasıyla Irak’ta ve Filistin’de görüyoruz. Korkunç ve vahşi cinayetler işlenmektedir. Zaten Batı’nın tarihinde bu tür karanlıklardan geçilmez.
    Bizim kültürümüzde merhamet şefkat ve hoşgörü vardır. Yapılan araştırmalarda toplumumuzda mutluluk oranı hala fazladır. Batılılar buna şaşırıyor. Mutluluğun kaynağı aile ve inancımızda yatmaktadır. Biz öz değerlerimize sağlam tutunduğumuz müddetçe hiçbir kuvvet yıkamaz. Televizyonun çocuk üzerinde çok ciddi olumsuz tesirler yaptığı araştırmalar ortaya koyuyor. Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre ebeveynlerin 2 yaşından küçük çocuklara televizyon izletmemesini ve daha büyük çocuklara en fazla 2 saat televizyon izlettirilmesini tavsiye ediyor.Çok sık televizyon izleyen 1 ve 3 yaş arası bin 300 çocuğun incelendiği araştırmada 7 yaşına geldiklerinde yüzde 10’unda konsantrasyon dikkatsizlik ve huzursuzluk problemleri bulunduğu gözlemlenmiş.

    Yine Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) araştırmasına göre Türk halkının yüzde 47’si “mutlu” yüzde 12’si “çok mutlu” yüzde 5.6’sı “mutsuz” yüzde 1.7’si ise “çok mutsuz” çıktı. DİE’nin araştırması Türk halkının genel olarak hayatından “mutlu” olduğunu ortaya koydu. Aile yapımızda eş ve çocuklarımız mutluluk kaynağımızdır. Bu durumu son yapılan araştırmalarda görmek mümkündür. Nitekim yukarıda adı geçen araştırmaya katılanlara mutluluk kaynağı sorulduğunda yüzde 29.7’si kendilerini hayatta en çok eşlerinin mutlu ettiğini yüzde 22.9’u çocuklarının yüzde 18.5’i sağlıklı olmanın yüzde 8.9’u sevginin yüzde 8’i anne ve babasının kendisini mutlu ettiğini belirtti.

    Toplum olarak çok çalışmalı ve aile hayatımıza özen göstermeliyiz. Benimde gazetecilik öğretmenlik ve akademisyenlik sırasında yaptığım araştırmada çocuklar mutlu ve başarılı ise bunun en önemli membaının ailede olduğunu müşahede ettim. O nedenle aile bağlarımızı sağlam tutmak mecburiyetindeyiz. Gerisi laf-ı güzaftır.
    Not: Bu konuda geniş bilgi için kitap:Mutlu aile mutlu çocuk Dr. Selis Yayınları (0212 5200557).

    Türkçenin sırları
    SÜLEYMAN DOĞAN (Ortadoğu gazetesi 10 Ekim 2004)

    Türkçe tarihinin her döneminde edebiyat dili olmuştur. Bizim ilk yazılı kaynağımız Orhon Yazıtları Türk edebiyatının söylev türündeki en büyük eserlerimizden biridir. Türkçe asla yetersiz değildir. Türkçe’nin gücünden haberdar olmayan Türkçe’nin söz varlığından bîhaber kişilerin dili yetersizdir. Milletler ana dillerine özel önem verirler. Çünkü ana dil milletin varlığı ile doğrudan ilişkilidir.

    Türkçe’yi anlama ve sevdirme bakımından Nihat Sami Banarlı’nın ‘Türkçenin Sırları’ isimli eserinde; bir dilin kendine has sesleri ve dil yapısı olduğunu yabancı dillerden gelen kelimelerin bu seslere ve dil yapısına uyum sağlaması halinde Türkçeleştiğini sayısız güzel örnekler verir: “Bir dilin kelimelerini hor görmek hakîr görmek hele şu veyâ bu politik veyâ ideolojik sebeple dilden atılabilir görmek en az onların oluş ve yontuluş tarihini bilmemekten hattâ sevmemekten doğan büyük bir gaflettir. Çünkü milletlerin olduğu gibi kelimelerin de târihi vardır. Bir milletin ataları asırlarca o kelimelerle doymuş onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlâtlarını o kelimelerle sevmiş ve bu kelimeleri tâmamiyle millî bir sanatla işleyip Türk yapmışsa evlâtlar artık o kelimelere düşman kesilemezler.” (Türkçenin Sırları Kubbealtı Yayınları İstanbul 2004)

    Dil üzerine ne kadar dursak yeridir. Çocuklarımızın ufkunu genişletmenin ve başarılı olmalarının yolu dilden ve kelime hazinelerini geliştirmekten geçer. “Büyük adam” olarak anılan kişilerin ve dünyaca ünlü klasik eserlerin ne kadar geniş kelime hazinesine sahip oldukları gözden kaçmayacak bir gerçek. Zengin kelime bilgileriyle dile hakim olan insan büyük bir güce sahip olur. Kelime bilgisini geliştirmek için ise dilin iyi konuşulduğu ortamlarda bulunmak ve kitap okumak çok önemlidir. Bir dilde bir kavramı ifade için kullanılan kelime sayısı ne kadar çoksa o dili konuşan milletin o mevzuda o kadar seviyeli bir hayatı var demektir. Mesela Türkçe’de yiğitlik ifade eden şu kelimelere bakın: Er eren yiğit alp mert bahadır cesur kahraman dilâver yavuz yaman arslan efe gözüpek hatta kabadayı ve deli gibi Türkçe veya Türkçeleşmiş daha nice kelime bizde türlü kahramanlıklar için kullanılan isim ve sıfatlardı. Böyle daha nice kelime ve deyimler vardır ki mesela: “gözünü daldan budaktan sakınmaz” gibi mecâz olarak böyle mânâlar verir.

    Dilimizin güzel sesli hoş nağmeli kelimelerini zevkle ve severek öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Türkçe belki de tabiatı kendi bünyesine alabilen ve güzel kullanılabilen yegâne dildir. “şırıl şırıl” “tangır tungur” “çıtır çıtır” “şakır şakır” “hayal meyal” gibi ikilemeler bilmiyorum hangi dilde vardır. “Gül” kelimesi güldürür “çiçek” kelimesi gül gibi gönlümüzde açar “gönül” kelimesi güneş gibi rahatlatır “güneş” kelimesi pırıl pırıl okşayıcı göz kırpıcıdır. “Göz” kelimesi açık net ve incedir. Ya Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasını hangi dilde ifade edebilirsiniz? Nasrettin Hoca bir gün ev taşıyacakmış. Bir araba aramış... bulmuş ...pazarlığa başlamış. Arabacı tüm eşyanın nakli için on lira istemiş. Hoca bu fiyatı çok bularak “Çok istedin evladım bu kadarcık eşya için o kadar para istenir mi?” deyince arabacı “Bu kadarcık demeyin Hocam eşya az değil bakınız soba var moba var dolap var molap var sandalye var mandalye var...” diye saymaya başlayınca Hoca “pekii” demiş ve razı olmuş. Eşya yerini bulunca Hoca tutmuş beş lira vermiş! Arabacı sormuş “Hocam paranın yarısını niye kestiniz!?” Hoca cevabı vermiş “Evladım sen de eşyanın ancak yarısını getirdin! Sandalye geldi mandalye nerde? Soba geldi moba nerde? İngilizce dahil hiç bir dile tercüme edemezsiniz bu hikayeyi.
    Güzel dilimiz Türkçe’yi sürekli konuşarak veya yazarak geliştirmeliyiz. Kelimeleri canlı tutmanın tek yolu da budur. Alman filozofu Heidegger’in dil hakkında güzel bir sözü var: “Dil insanın evidir” der. Dil tıpkı ev gibi bir milletin duygu düşünce ve hayatının barınağı korunağıdır. Buradan dil ile insan arasında yakın bir ilişkinin olduğunu anlayabiliriz. Bu sebeple dili tarihten kültürden toplumdan ayıramayız.

    Kültürün temeli olan dil bir milletin tarihi ile de yakından ilgilidir. Dil edebiyat ve genellikle kültür kavramına giren her şey tarih boyunca gelişmiş bize tarihten miras kalmıştır. Tarih hakkında bilgi öğrenme yoluyla elde edilir. Kendi tarihini öğrenmeye ihtiyaç duymayan onu bilmeyen genç kuşaklar içlerinde milletine karşı canlı bir ilgi ve sorumluluk duygusu da hissetmezler. Buradan hareketle çocuklarımıza evvelâ kendi dilini daha sonra da tarihini yeteri derecede öğreterek bir “tarih bilinci”ne ulaşmalarını sağlamak çok faydalı olacaktır. Tarihin içinden gelmeyen hiçbir şey olgun değil. Bu yüzden tarihimize de yabancı kalmamak gerek. Tarihten gelen kültürel değerlerimizi ise ancak anadilimizle koruyabiliriz. Şunu da hatırlatalım ki kültürümüzü tarihimizi edebiyatımızı anlamak için anadilimizi öğrenmek ve geliştirmek yaşadığımız ülkenin dilini iyi derecede bilmeye engel değildir.


    İletişim için:
    Telefon: Cep Tel.: 0532 6964842
    e-posta:suleyman965@yahoo.com
    Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın
    Linkleri Üyelerimiz Görebilir. UslanmaM Üyeliği İçin Tıklayın

    Şimdiki Çocuklar Harika

    Gazeteci-Yazar Dr.’ın “Şimdi Çocuklar Harika” kitabı Furkan Yayınları (0212 6311792) arasında çıktı.
    Hz. Ali efendimiz buyuruyor ki “Çocuklarınızı bir sonraki çağın ihtiyaçlarına göre eğitiniz.” Bu sözü temel ilke kabul ederek yola çıkan Dr. çocuklarımızın sosyal ve fizyolojik olarak yetişmesindeki etkileri sıralıyor ve kitabında anne-baba başta olmak üzere öğretmen öğrenci ilişkiler üzerinde duruyor. Şimdiki çocukların küçük yaşta eskilerin 15 yaşına geldiğinde sahip oldukları bilgiye ulaştığını belirtiyor. Dr.Doğan çeşitli yaş grubundaki çocuklar üzerinde yaptığı anketler ve yorumlarıyla kitaba ayrı bir tat katıyor.

    Çocuklar yetişmesinde okulun ve öğretmenin büyük yeri olduğunu belirten müellif ; “ Çocuklarımızı yetiştirecek olan ise; öğretmenlerdir. Buna göre;Türkiye için birinci planda çözülmesi gerekli olan sorun öğretmenlik mesleğini istikrara kavuşturmasıdır. Okulun kalbi öğretmendir. Öğretmen nasıl olursa; okullarda öyle olur. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin en iyi şekilde eğitim ve öğretimden geçirilmesi gerekir. Öğretmensiz terbiye olmaz. Öğretmenin yerini hiçbir vasıta dolduramaz. Öğretmen okulları öğretmenlerinin kabiliyetli olan her birinin beş yada altı yılda bir kez masrafı devletçe karşılanarak yabancı ülkelerde mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmek için inceleme ve araştırmalarda bulunmak üzere gitmeleri gerekir. Öğretmeni ikinci bir iş yapmaması için maaşlarında gerekli iyileşme yapılmalıdır. Öğretmen ekonomik sorunu düşünmemelidir. Peki eğitim yuvalarının büyük bir kısmının savaş alanı haline gelmesini pedagog ve sosyologlar nasıl yorumlamaktadır? Bilgi başka öğreticilik daha başka eğiticilik ise bambaşkadır. Dün 5+3 bugün ise kesintisiz 8 yıllık eğitim ve öğretim dönemi çocuğun her yönüyle şekillendiği bir dönemdir. Böylesine önemli ve son derce hassas bir dönemde çocuklarımız eğitmekle görevlendirilen kişilerin sadece diplomalarına bakılarak öğretici ve eğitici olmaları kadar yanlış bir şeyin olabileceğini düşünebiliyor musunuz?”
    Çocuklarımıza empoze edilen eğitimin sistemini de sorgulayan yazar Doğan; “Çağımızda modern pedagojiler eğitime bir "etkileme" işi olarak değil "etkileşim" olarak bakmaktadırlar. Zira öğrenciler sadece "pasif" birer alacı değil "aktif" birer katılımcı olmalıdır. Bir öğretmen için öğrenciyi sürekli "dinleyici" konuma sokmak hem çok zor hem de öğrenme isteğini "öldürücü" özelliğe sahiptir. Oysa çocuğun öğrenebilmesi için duyu organlarının tamamını harekete geçirmesi gerekir. Çocuk dinlemeli görmeli dokunmalı koklamalı tatmalı ve yapmalıdır. İyi öğrenci "kuzu kuzu" dinleyen "uslu çocuk" değil; konuşan soran tartışan yanlış da olsa fikir üreten insandır. Ancak bu bağlamda "duyarlı bir kişilik" fevkalade önem taşımaktadır. İşte kitap seçtiğimiz bazı bölümler:

    Başarının Sırları!

    Başarının sırlarını yazar Doğan şöyle sıralıyor: “Başarılı insanlar aklını ve verimli şekilde kullanabilen kişidir. Beyinin ne istediğini bilen hedef tayin eden bir insan başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur. Başarılı olacağınıza korkmadan inanırsanız; çok sayıda yeni hareket tarzı dener ve istediğiniz sonuçlara ulaşabilirsiniz. İnsanları başarıya ulaştıracak temel karakter özellikleri şunlardır:
    1.Hırs 2.İstek 3.İnanç 4.Strateji 5.Azim ve Sebattır

    Başarılı insanlar genellikle kendilerinden çok başkalarının tecrübelerinden yararlanabilen kişilerdir. Başarıyı kişi için önce okul sonra da hayat başarısı olarak ele almalıyız. İnsan için gerçek ve en büyük başarı mutlu olabilmektir. Başarılı bir hayat uyumlu ve doyumlu bir şekilde yaşamaktır. Kişi için okul başarısı öğrenme metotlarının iyi uygulanması etkili ve çok çalışmakla mümkün olmaktadır. Başarı için; aile hayatı başarısı sosyal hayat başarısı iş başarı şeklinde ele alabiliriz. İnsanın okul başarısı ile hayat başarısı arasında bir paralellik olduğunu yapılan araştırmalar ortaya çıkarmaktadır.

    Öğrencilerin Sorunlarını Çözen 3 Anahtar:

    “Sınıfa misafir gibi girip çıkan defter kitap taşımayan sınıfın disiplinini bozan ve her öğretmenin şikayetçi olduğu öğrencileri yola getirmişseniz nasıl bir metot uyguladınız?” sorumuza cevap veren öğretmenlerden anahtar üç kelime: İLGİ BİLGİ SEVGİ
    Öğretmenlerin yaramaz haylaz denilen problemli öğrencilere yaklaşımları farklı farklı olmuş. “Öğrenci istediğim gibi olmasa ben onu istediği gibi olurum”. Başka bir öğretmen de “Kitap defter getirmemeyi alışkanlık haline getiren bir öğrenciyi çağırıp kitap defter alması için ona para vermek istemiş. Öğrenci parayı almadığı gibi bu durumdan gerekli mesajı alarak deftersiz ve kitapsız gelmemeye başladı.”

    Ankete cevap veren bir başka öğretmenin ise tespiti öğrencinin en fazla beklediği şey sevgi. Öğrenci diyor ki:
    “Öğretmen öğrencinin yüzüne bakınca onu anlamalı. Sevgiyle bakmalı...”
    Öğrenciye ilgi onu tanımakla başlar. Öğrenciyi tanıma ise onun dünyasına girmekle olur. Bir serçe kuşuyla bir filin cisimleri arasındaki farklılığa rağmen ruh dünyaları arasında önemli bir fark yoktur. Fakat insan öyle değil her insan tek başına bir dünyadır bir alemdir. Onun için öğretmen öğrencilere bu gözle bakmalı ve onlarla tek tek ilgilenmelidir.
    Çocuk ne kadar iyi ve hayra karşı yetenekli olursa olsun terbiyecisinin güzel ahlakın doruğunda gerçek önderliğin kubbesinde ve iyi örnek olmak düzeyinde görmediği taktirde hayrın ve iyiliğin ilkelerine olumlu cevap vermez.
    Ana babasının yalan söylediğini gören bir çocuk mümkün değil doğruluk öğrenemez! Ana babasından küfrü gerektiren kelimeler duyan sövüp saymalarına sahip olan bir çocuk mümkün değil dil tatlığını nezih konuşmayı öğrenemez!
    Nitekim Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı şu üç haslet üzerine edep ve terbiye ediniz. Peygamberinizi sevmek O’nun hanedanını sevmek ve Kur’an okumak... Hiç bir baba çocuğuna güzel edep den daha üstün bir bağışta bulunmamıştır. Kim bir çocuğa gel de şunu vereyim der sonra da vermezse bu bir yalan sayılır.”
    Furkan Yayınları (0212 6311792)

    Şimdiki Çocuklar Harika

    “Şimdiki Çocuklar Harika” kitabının müellifi Dr. gazetemizin de yazarlarından. O’nu “ekosohbet” söyleşileriyle hatırlarsınız. Ancak onun kültür ve sanat alanını da ihmal etmediği kesin. Bundan önce 4 kitaba imza atan Doğan’ın 5.kitabında eğitim ve öğretim ağırlıklı bir kitap çalışmasıyla okuyucular karşısına çıkıyor. Gazeteci-Yazar Dr.’ın “Şimdi Çocuklar Harika” kitabı Furkan Yayınları (0212 6311792) arasında çıktı.
    Hz. Ali efendimiz buyuruyor ki “Çocuklarınızı bir sonraki çağın ihtiyaçlarına göre eğitiniz.” Bu sözü temel ilke kabul ederek yola çıkan Dr. çocuklarımızın sosyal ve fizyolojik olarak yetişmesindeki etkileri sıralıyor ve kitabında anne-baba başta olmak üzere öğretmen öğrenci ilişkiler üzerinde duruyor. Şimdiki çocukların küçük yaşta eskilerin 15 yaşına geldiğinde sahip oldukları bilgiye ulaştığını belirtiyor. Dr.Doğan çeşitli yaş grubundaki çocuklar üzerinde yaptığı anketler ve yorumlarıyla kitaba ayrı bir tat katıyor.

    Çocuklar yetişmesinde okulun ve öğretmenin büyük yeri olduğunu belirten müellif ; “ Çocuklarımızı yetiştirecek olan ise; öğretmenlerdir. Buna göre;Türkiye için birinci planda çözülmesi gerekli olan sorun öğretmenlik mesleğini istikrara kavuşturmasıdır. Okulun kalbi öğretmendir. Öğretmen nasıl olursa; okullarda öyle olur. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz öğretmenlerin en iyi şekilde eğitim ve öğretimden geçirilmesi gerekir. Öğretmensiz terbiye olmaz. Öğretmenin yerini hiçbir vasıta dolduramaz. Öğretmen okulları öğretmenlerinin kabiliyetli olan her birinin beş yada altı yılda bir kez masrafı devletçe karşılanarak yabancı ülkelerde mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmek için inceleme ve araştırmalarda bulunmak üzere gitmeleri gerekir. Öğretmeni ikinci bir iş yapmaması için maaşlarında gerekli iyileşme yapılmalıdır. Öğretmen ekonomik sorunu düşünmemelidir. Peki eğitim yuvalarının büyük bir kısmının savaş alanı haline gelmesini pedagog ve sosyologlar nasıl yorumlamaktadır? Bilgi başka öğreticilik daha başka eğiticilik ise bambaşkadır. Dün 5+3 bugün ise kesintisiz 8 yıllık eğitim ve öğretim dönemi çocuğun her yönüyle şekillendiği bir dönemdir. Böylesine önemli ve son derce hassas bir dönemde çocuklarımız eğitmekle görevlendirilen kişilerin sadece diplomalarına bakılarak öğretici ve eğitici olmaları kadar yanlış bir şeyin olabileceğini düşünebiliyor musunuz?”
    Çocuklarımıza empoze edilen eğitimin sistemini de sorgulayan yazar Doğan; “Çağımızda modern pedagojiler eğitime bir "etkileme" işi olarak değil "etkileşim" olarak bakmaktadırlar. Zira öğrenciler sadece "pasif" birer alacı değil "aktif" birer katılımcı olmalıdır. Bir öğretmen için öğrenciyi sürekli "dinleyici" konuma sokmak hem çok zor hem de öğrenme isteğini "öldürücü" özelliğe sahiptir. Oysa çocuğun öğrenebilmesi için duyu organlarının tamamını harekete geçirmesi gerekir. Çocuk dinlemeli görmeli dokunmalı koklamalı tatmalı ve yapmalıdır. İyi öğrenci "kuzu kuzu" dinleyen "uslu çocuk" değil; konuşan soran tartışan yanlış da olsa fikir üreten insandır. Ancak bu bağlamda "duyarlı bir kişilik" fevkalade önem taşımaktadır. İşte kitap seçtiğimiz bazı bölümler:

    BAŞARININ KURALI!
    Başarının sırlarını yazar Doğan şöyle sıralıyor: “Başarılı insanlar aklını ve verimli şekilde kullanabilen kişidir. Beyinin ne istediğini bilen hedef tayin eden bir insan başarılı olmaması için hiçbir neden yoktur. Başarılı olacağınıza korkmadan inanırsanız; çok sayıda yeni hareket tarzı dener ve istediğiniz sonuçlara ulaşabilirsiniz. İnsanları başarıya ulaştıracak temel karakter özellikleri şunlardır:
    1.Hırs 2.İstek 3.İnanç 4.Strateji 5.Azim ve Sebattır

    Başarılı insanlar genellikle kendilerinden çok başkalarının tecrübelerinden yararlanabilen kişilerdir. Başarıyı kişi için önce okul sonra da hayat başarısı olarak ele almalıyız. İnsan için gerçek ve en büyük başarı mutlu olabilmektir. Başarılı bir hayat uyumlu ve doyumlu bir şekilde yaşamaktır. Kişi için okul başarısı öğrenme metotlarının iyi uygulanması etkili ve çok çalışmakla mümkün olmaktadır. Başarı için; aile hayatı başarısı sosyal hayat başarısı iş başarı şeklinde ele alabiliriz. İnsanın okul başarısı ile hayat başarısı arasında bir paralellik olduğunu yapılan araştırmalar ortaya çıkarmaktadır.

    “Sınıfa misafir gibi girip çıkan defter kitap taşımayan sınıfın disiplinini bozan ve her öğretmenin şikayetçi olduğu öğrencileri yola getirmişseniz nasıl bir metot uyguladınız?” sorumuza cevap veren öğretmenlerden anahtar üç kelime: İLGİ BİLGİ SEVGİ
    Öğretmenlerin yaramaz haylaz denilen problemli öğrencilere yaklaşımları farklı farklı olmuş. “Öğrenci istediğim gibi olmasa ben onu istediği gibi olurum”. Başka bir öğretmen de “Kitap defter getirmemeyi alışkanlık haline getiren bir öğrenciyi çağırıp kitap defter alması için ona para vermek istemiş. Öğrenci parayı almadığı gibi bu durumdan gerekli mesajı alarak deftersiz ve kitapsız gelmemeye başladı.”
    Ankete cevap veren bir başka öğretmenin ise tespiti öğrencinin en fazla beklediği şey sevgi. Öğrenci diyor ki:
    İrtibat: Furkan Yayınları (0212 6311792)

    Çocuklarımızı geleceğe göre eğitelim

    ÖĞRETMENE MEKTUP!
    UZAT ELLERİNİ ÖPEYİM ÖĞRETMENİM!

    Satırlarıma yürekler dolusu saygı ve sevgilerle başlamak istiyorum öğretmenim. Bilmem yüreğimdeki sevginin ne kadarını dökebilirim satırlara? Belki de kırda biten bir tek papatya gibi. Duygulara kelime kılıfını geçirmek kolay değil ki...
    Ama gözler gönüllerin aynasıymış. Düşünce yelkenime rüzgar oldukça nefesin inan gözlerim sevgimi yansıtacak.
    Hani seherlerle tatlı bir serinliğe bürünür hava titreyiversin aniden. Gözlerin hep güneşin doğacağı tarafa bakar. Sınıfın kapısı da bana hep seheri anımsatır. Tebessümünle sınıfı aydınlatacağın an'a kadar gözlerim kapıya takılı kalır.
    Yüreğinin sıcaklığını hisseder o tatlı ürperişi tekrar yaşarım. Bakışınla aydınlanıverir sanki sınıf. Her seslenişinde de bambaşka alemlere yol bulurum. Kelimelerin ardındaki gizli dünyalar aşikar olur birden.
    O meçhul alemleri temaşa ederken mana balına bulaşan kelimeler tat verir düşünce soframa. Fikirlerim yıkanır senin aydınlığında. Pırıl pırıl yıkanır senin aydınlığında. Her doğuşunda yepyeni bir sayfa açılır. Bilginle suladığın satırlarda güzel düşünceler filizlenir. Ve hep doğuş bekler gözlerim...
    Seni çok hem de çok seviyorum öğretmenim. Bir demet çiçekle simgelediğim sevgimin gönlümdeki manasını bir bilsen... Keşke sana ağzını gökkuşağı ile bağladığım bir bohça yıldız sunabilseydim.
    Çiçeklerin albenili rengiyle adını yazabilseydim gökyüzüne. Kuşların cıvıl cıvıl sesiyle dile getirebilseydim teşekkürlerimi...
    Ah seni ellerinden tutup kendi alemimde gezdirebilsem emek emek ektiğin tohumların goncasını gösterebilsem. Binbir türlü çiçekten gergef gibi ördüğüm gönül tahtımaseni oturtabilsem. Bilgi bulutundan damla damla süzülen sözlerinin nasıl yağdığını düşüncemi rengarenk süslediğini bir gösterebilsem.
    Gönülnamemdeki en güzel hitap sanadır öğretmenim. Hayatın meçhul sokaklarından zirvelere giden yola beni sen koydun.
    Sana sonsuz minnet ve teşekkür borçluyum öğretmenim.
    Ruhumu beden kabına hapsetmek istemiyorum. Ben dalgalarla coşmak rüzgarlarla uçmak Ay'la konuşmak ve Güneş'le parlamak istiyorum.

    Günün son ayak izlerinin titreştiği gurubu değil yepyeni muştularlar kıpır kıpır seher vaktini yaşamak istiyorum. Akrep ve yelkovan kıskacında sıkışıp kalan zamanı aşmak "an"ı yırtarak "ati"yi avuçlamak istiyorum. Ben bahçende tomurcuk elinde altın ve önünde bembeyaz bir sayfa olmak istiyorum.

    Zihnim ve kalbim sanatkar ellerinde motif motif işlenmeyi bekliyor.
    Gönül hazinende cevherlerle donat beni öğretmenim. Hedefe sıkılmış mermi gibi koşayım yarınlara. Cehalete hançer saplayıp irfanınla boğayım onu.

    Karanlık çehrelere güneş tohumu eaaaim. Ve her nefesle ilim soluklasın dünyam aydınlığa gark olsun yeni ufuklar.
    Uzat ellerini öğretmenim en içten duygularla bir kez daha öpeyim. Millet hamurunu alın teriyle yoğuran o mübeccel eller bir değil binlerce kez öpülmeye değer.

    Bu yolda ağaran saçlar ve nasırlaşan eller en değerli hazineler bedel.
    Ne mutlu tomurcuk için çırpınan yüreklere... Ne mutlu ilim yolunda tükenen ömürlere ve ne mutlu öğretmenliği meslek edinenlere....
    En derin saygılarımla.
    Öğrencin. M.Ç.

    BUGÜNÜN İŞİNİ YARINA BIRAKMA

    Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bil ki her gün her saat çalışmanın en müsait zamanıdır. Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki her yer her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
    Bir günde ve bir zamanda yapman gereken işi ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi de işi de kendine yeter. Başladığın işi yapıp bitirmeden başka bir işe başlama.

    Çalışmaya oturduğun zaman tıpkı ateş hattından düşman gözleyen asker gibi uyanık ol ve dikkat kesil. Çalıştığın iş (bir kitap yazı ders..vs.) üzerinde güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki yılgınlık maskeli bir tembelliktir.
    Gene bil ki çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk eşsizdir. Emin ol ki harpte zafer yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen mümkün olur.
    İşinde rastladığın güçlüğü evvela parçalara ayır. Her parçayı birer birer sıra ile yen. Mesela bir dersi en basit elemanlarına kısım fasıl bahislere ayır. Sıra ile her bahsi iyice noksansız öğrenip anlamadan diğer fasıla geçme. Yani attığın adımı iyice basmadan diğerini atma.

    Her gün aynı saatlerde kendini çalışmaya şartlandır. Çalışmayı uzun zaman kesip terketme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylalarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Ta ki çalışma ihtiyacın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin. Dinlenme bahanesiyle asla boş durma. Boş oturmanın içi işlemeyen demir gibi pas tutar.
    Çok düşün ve bil ki çalışmak demek hareket etmek yazmak ya da okumak değildir. Düşünen insan maden kuyusunda kazma sallayan işçiden daha çok çalışır. Fikri çalışmalar için günde aynı saatte tertipli bir biçimde iki saat yeterlidir. İbn-i Sina “Katb-u Şifa” adlı eserini günde iki saat çalışarak yazmıştır.

    Sebat et genç dostum sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar zamanla mermeri bile deler.
    Bir işi yapmaya koyulduğunda telaşlanıp sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al fakat acele etme. Sindirerek çalış ve öğren. İşinde ve dersinde herhangi bir fikir ve noktayı ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
    Her gün bir eserden yüksek sesle beş on sayfa oku. Bu sayede konuşma söz söyleme istidadın gelişir. Rastladığın edebi felsefi bazı güzel parçaları ezberle. Bir hitabı dersi iyice öğrendikten sonra kitabı kapayıp neler öğrendiğini gözden geçir. Daha sonra bunları not et. Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa açık ve manalı olsun.

    Fikri çalışmanın herkese göre değişen aziz zamanları vardır. Kimileri için sabah öğlen ya da gece olabilir. Sen kendini yokla ve aziz saatlerin hangisiyse bunları hiçbir eğlenceye feda edip kaçırma.
    Duyduğun bir kitapta rastladığın güzel bir parçayı ve orijinal bir fikri not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya güzelce yerleştir. Bir konu ve mesele hakkında bir yazı veya eser yazmaya karar verdiğinde önce bu konu üzerinde yazılmış diğer bir eser oku. Ta ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
    Gökkubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikirler eski fikirlerin elbise giymiş halleridir. Dilbilgisi bir gaye değil bir vasıtadır. Asıl gaye fikir zenginliğidir. Keşinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur. Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak şarttır.
    Prof.Dr.Ali Fuat Başgil
     
  2. Yasenya

    Yasenya Yeni Üye

    Paylaşım için teşekkürler.
     
  3. A

    Abdullah Yeni Üye

    Bu konuyla paylaşımlar için teşekkürler...
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş