Said Nursinin Mezarı Nerede ?

Konu, 'Dini Bilgiler' kısmında I$ık tarafından paylaşıldı.

  1. I$ık

    I$ık Gümüş Ufağı

    Asrın son müfessiri Said Nursi " Bediüzzaman " Hazretlerinin kabrini ben dahil bir çok kişi merak ederdi. Üzücü bir takım olaylardan sonra Kabir yerinden kaldırılmıştır. Bu hususta sorulan sorulara çok güzel cevaplar verilmiş.
    [​IMG]
    Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının bilinmemesi medyada her zaman polemik konusu oldu. Bediüzzaman'ın bu konuda net izahları olmasına, Nur talebelerinin bu nedenle mezar meselesini gündeme getirmemesine rağmen zaman zaman aynı konu gündeme getirilmekte.
    [​IMG]
    İşte bu konuda Sorularla Risale-i Nur sitesinde yöneltilen bir soru ve cevabı:

    Soru:

    Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin mezarının yıkılacağını bilmesi ve bununla alakalı talebelerine vasiyet etmesindeki hikmet nedir? Üstad'ın şu an mezar yeri belli olsaydı ve insanların diğer islam büyüklerinin mezarlarını ziyaret ettigi gibi onun mezarını da ziyaret etseydi ne gibi bir sakınca olabilirdi ki?

    Cevap:

    Bediüzzaman Said Nursi, hayatta iken de diğer büyük zatlardan farklı olarak bir tarz ortaya koymuştur. Bunun nedeni ise çağın gereği ve ihtiyacından kaynaklanmıştır. Eskide şahıs zamanı idi ama içinde bulunduğumuz asır ise şahıs zamanı değil, şahsı manevi zamanıdır.

    Mesela Komünizim, Sosyalizim, Sekülerizim, Liberalizm gibi manevi şahıslar ortaya çıkmış ve dine hücum etmişlerdir. Bunlara karşı verilecek cevabın da aynı sistemle olması lazımdır. Diğer taraftan eskiden devletler bir şahısla -Kral, İmparator, Padişahlıkla- idare edilirdi. Yani şahıs ön plandaydı. Ama asrımızda artık bu sistemler de değişti.

    Şahıs yerine şahsı manevi olan meclisler, parlementolar kuruldu. Dolayısı ile Üstadımız da zamanın gereği olarak, dikkatleri kendine değil, şahsı meneviye çekmeye çalışmıştır. Bunu yaşarken yaptığı gibi, ölümünden sonra da yapmış oluyor. Zaten kendisi de vefatından önce mezarının bilinmemesi gerektiğini söylemiş ve hatta haber vermiştir. Dediği gibi de olmuştur. Hayatta iken teveccühten rahatsız oluyordu. Vefatından sonra da bu rahatsızığı yaşamak istemediğini ifade etmiştir.

    Bediüzzaman, arkasında bir halife değil, Risale-i Nur Külliyatı gibi bir hazineyi bırakarak Hakk'ın rahmetine kavuştu. Hayatta iken, arzu etmediği bir hususun vefatından sonra gerçekleşmesini asla istemedi. Önce, gereksiz kabir ziyaretinin yapılmaması ikazında bulundu. "Dostlar uzaktan ruhuma fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum" dedikten sonra, kendisini Nurlara vakfetmiş birinin kabri başında nöbet tutarak, lüzumsuz ziyaret edenlere bu hususu bildirmesini ister.

    Emirdağ Lahikası'nda yer alan, talebelerine yaptığı son dersinde ise, daha dikkat çekici ifadelere yer verir.
    "Benim kabrim gayet gizli bir yerde... bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor."

    Evet, Bediüzzaman'ı arayan Risale-i Nur sayfalarında bulabilir ve sohbet edebilir. Ruhuna fatiha göndermek isteyen herkes, bulunduğu yerde okumak suretiyle (mezarına uğramasına gerek kalmadan) gönderebilir ve göndermelidir.

    Allah'a emanet olunuz...
    [FONT=verdana, arial, helvetica, sans-serif]Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin üç ay misafir kaldığı Urfa'daki mezarının yıkılmadan önceki hali.

    [​IMG]
     

    Ekli Dosyalar:

  2. n

    nesrin_27 Yeni Üye

    Said Nursi’nin kabrini buldum

    Hayatta tesadüfe tesadüf edilemediği doğrudur; fakat hayat, içinde barındırdığı ilginçliklerle hiç umulmadık zamanlarda bizi şaşırtır.

    İşte bana da öyle oldu; Lüleburgaz İmam Hatip Lisesi Koruma Derneği’nin davetlisi olarak 24 Mayıs Pazar günü Lüleburgaz’daydım. Derneğin pikniğine konuşmacı olarak davet edilmiştim. Eyüp Belediyesi Mehter Takımı’nın tarihi coşkusunun ardından kalabalık topluluğa konuşmamı yaptım.

    Konuşmamın ardından bir grupla birlikte oturduk, tanıştık. Bunların içinde biri vardı ki, nazarımda tarihe ışık tuttu. Anlatayım:

    Bediüzzaman Said Nursi’nin kabri konusu hep müphemiyetini korudu, tartışıldı. Naaşının nereye gömüldüğü duyurulmadı. Belki çok yakınlarına söylense bile, hâlâ kabri şuradadır diye onu ziyaret eden yoktur. Sistem onu sağlığında hapse ve sürgüne mahkûm ettiği gibi, öldükten sonra da ondan korkuldu ve mezarı herkesten saklandı. Öldükten sonra bile aleni cenaze töreni düzenletmediler ve açıkça bir toprakla buluşmasına mani oldular.

    Said Nursi’nin ölümü de hayatındaki çilelerin adeta devamı gibidir. Ömrü boyunca hapis ve sürgüne reva görülen bu güzel insan, artık hayatının son demlerini yaşarken Urfa’ya gelir ve bir otel odasına yerleşir. Çok hastadır ve yanında birkaç has talebesi vardır. Dünyanın her nimetini elinin tersiyle iten bu insanın Urfa’ya gelişinden kimsenin haberi yoktur. Ne var ki, devlet tarafından adım adım izlenmekte ve her teması göz hapsinde tutulmaktadır.

    Henüz 1960 İhtilali olmamıştır. Tarih 21 Mart 1960’tır. Urfa’nın sıcaklığında güneş henüz mart nöbeti tutsa da Nursi’nin Hak ateşi yüksektir; çok hastadır. Hayatı boyunca “Demokrat İktidarı”nı destekleyen bu muzdarip insan için, devrin İçişleri Bakanlığı’ndan Urfa Emniyet Müdürlüğü’ne telsiz çekilir:
    “Said Nursi Urfa’dadır, hemen bu akşam şehri terk etsin!”
    İçişleri Bakanı Dr. Namık Gedik’tir ve imza ona aittir.
    Urfa Emniyet Müdürü otele gelir, bakar ki, Nursi çok ağır hastadır, vicdanı sızlar ve bakanlığa cevap verir:
    “Urfa’da bu saatlerde araba bulunmadığından, bu gece onu buradan çıkaramıyoruz.”
    Ankara celallenir:
    “Urfa’da araba yoksa belediyenin çöp arabasına konularak derhal Urfa’nın dışına çıkarılsın!”
    Emniyet müdürü çaresiz otele geri döner. Döner, ama Bediüzzaman Said Nursi son nefesini vermiştir. Tarih, 21 Mart 1960. Talebeleri üzgündür. Bıraktığı miras ise, bir iki iç çamaşırdan ibarettir ve Bediüzzaman’ın büyüklüğü de işte burada yatmaktadır.

    Sonra naaşına el konulur ve nereye götürüldüğü kimseye söylenmez; böylece kabri de meçhul kalır.
    Dr. Namık Gedik İçişleri Bakanı olarak Kütahya’da bulunurken, bu olaydan iki ay sonra 60 İhtilali patlak verir. Gedik yakalanır ve bir otelde sağlık muayenesine alınır. Doktorlar tarafından muayene edilirken (ne yaşamışsa), pencereden atlayarak intihar eder. Cesedi de bir çöp arabasına konularak Ankara’ya getirilir. Kader!

    Şimdi Lüleburgaz’a dönelim. “Hocam” diyor, oturduğumuz gruptan yetmişini gösteren bir amca, “Size bir sırrımı açıklayacağım!” Merakla ne diyeceğini bekliyorum: “Benim adım Hasan Ağıllar. Mersinliyim ve buraya ziyarete geldim. 1960 Mart’ında Afyon’da 5. Hava Taburu’nda askerdim. Bir gün akşama doğru bir haber geldi, uçakla bir hazine gelecek diye. Komutanımız bizi topladı ve bu hazineyi bir yere nakletmek üzere aramızdan on kişi seçti. Ben de bu on erin içindeydim. Hazine denilen şey geldi; ama bu bir tabuta benziyordu. Önümüze kondu. O esnada beni bir titremeyle birlikte bir hıçkırık tuttu ki sormayın, gözümden iplik gibi yaşlar boşanıyor. Komutanım, soyumda şehit olup olmadığını sordu, ‘var’ deyince gülümsedi. O zaman bana, önümüzde duran tabut gibi şeyin Said Nursi’nin naaşı olduğunu ve bunu alıp Isparta’ya götüreceğimizi söyledi.

    Naaşı 20.00 sularında aldık. On asker tam teçhizat, tabutu arabaya koyarak Isparta’ya doğru hareket ettik. Afyon valisi de önümüzden gidiyordu. Ben hep ağlıyorum, çünkü ağlamamak elimde değil.

    Isparta’ya saat 03.00 sularında vardık. Isparta’nın şehitliğine girdik. Said Nursi’nin naaşını tabutla birlikte kazılmış mezara koyduk. Yanında nur yüzlü bir zat vardı, kardeşi olduğunu söylediler. Kabrinin yanında çocuk mezarı vardı. Bir de akasya ağacının dibine defnettiğimizin farkındayım. Mezarı hemen düzlediler ve mezar olduğu anlaşılmasın diye üzerine çim ektiler.

    Kabrinden ayrılırken yine çok ağladım ve dua ettim. Birkaç gün sonra onu rüyada gördüm. Bana: ‘Beni korudun ve çok gözyaşı döktün; Allah da seni korusun.’ dedi.”

    Hasan Ağıllar bunları anlattı. Bildiğim kadar, onun söyledikleri tarihi gerçeklerle de örtüşüyor. Kimseyi yargılamak gibi bir niyetim yoktur. Yalnız, tarih, kendisine tevdi edilen yalanları zamanla bağrında eriterek doğrusunu bir biçimde insanlığın vicdanına sunuyor. Bu da onlardan biri diye düşünüyorum.

    Said Nursi’yi sevmeyenlerin de katılacağı bir gerçek var ki, ona zulmedenlerin birçoğu unutuldu, ama o yaşıyor, hem de çok canlı. Onu anlamak istemeyenler, bir gün kendi anlamlarının ne kadar anlamsızlaştığını gördükleri zaman derinden sarsılacaklardır.

    Onun sözüyle noktalayalım, yazımızı:

    “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz; gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.”

    (Vakit)
     
  3. c

    cavss Yeni Üye

    Üstad mezarının yerini bilinmesini istemediğinden tam olarak doğru mezar nerededir bilinememekte.
     
  4. I$ık

    I$ık Gümüş Ufağı

    Aziz Üstadım benim, seni çok üzmüşler
    Eritmişler mum gibi,imbiklerden süzmüşler
    Karakollar,hapisler olmuş sana hep durak
    Sensiz gönlüm hüzünlü,sensiz ömrüm hep çorak.
    Iman ilmini verdin, Kur'an'dan ders alarak.
    En büyük hizmet ettin,bu vatan da kalarak.


    Katı kalpler kasveti bırakıp nura gelsin.
    Cemiyet aydınlansın aydınlık nura gelsin.
    Sevsin seni gönüller artık kıymetin bilsin.
    Neşroldukca nurların naşirlerin sevinsin.
    Affet bizi Üstadım seni çok seviyoruz.
    Artık kadri kıymetin bizlerde biliyoruz.


    [B]Ali Oktay - Aziz Üstad[/B]
     
  5. s

    sheryy Yeni Üye

    Asa-yı Musa Birinci Kısım

    Meyve Risalesi - Üçüncü Mesele-1

    Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hâdisenin hülâsası şudur:

    Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini( namus) muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan( bakış ,dikkat) nefret görüyorlar kat’î( kesin, şüphesiz) müşahede(görmek, gözlem) ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: “Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.”
     
  6. Nursena

    Nursena Admin

    Bediüzzaman beni her zaman etkilemiştir müthiş bir zekaya sahip hayatıda belgesel oluyormuş kesinlikle izlemek isterim.
     
  7. Kelebek

    Kelebek Yeni Üye

    Said Nursi hazretlerinin hayatını okudumda nefsini bir kenara bırakarak ilim ve islami hakikatlara kendisini adamasına hayran kaldım.
     
  8. Murat

    Murat Yönetici

    Ispartada diyenler var. Urfadan alındıktan sonra denize atıldı diyenler var. Biri Askerin hatıratında defininde bulundugunu söylüyor.
     
  9. Murat

    Murat Yönetici

    50 yıldır Bediüzzaman üzerine araştırmalar yapan, bu konuda 30'dan fazla kitap yazan Şahiner, 27 Mayıs darbecilerinin mezar hırsızlığı konusunda ulaştığı tüm bilgi ve belgeleri "Belgelerle Bediüzzaman'ın Kabir Olayı" isimli bir araştırma kitabında bir araya getirdi.
    Necmettin Şahiner ile vefatının 55 yılında Bediüzzaman'ın gasp edilen mezarının akıbetini konuştuk.

    50 YILDIR ARAŞTIRIYORUM 5 BİNDEN FAZLA İNSANLA GÖRÜŞTÜM

    - 50 yıldır Said Nursi'nin izinde araştırma yapıyorsunuz. Bu macera nasıl başladı?

    O dönemde gazeteler sürekli Bediüzzaman isimli bir şahıstan bahsediyordu. 1958 yılında Bediüzzaman hayatta iken Tarihçe-i Hayat isimli eserini satın aldım. Hayatımı baştan sona değiştirdi.

    - Yolculuğunuzun ilk durağı neresiydi?

    1969 yılında Bediüzzaman'ın doğduğu Nurs Köyü'ne gittik. Bediüzzaman nereye gittiyse, nereye adım attıysa oraya adım atmaya gayret ettim. Barla, Eskişehir Cezaevi, Kastamonu, Emirdağ, Isparta, Van, Rusya her gittiği yere defalarca gittim. İnanılmaz şahitliklerim var.

    -Bugüne kadar kaç kişiyle görüştünüz?

    Binden fazla Üstad'ı tanıyan insanla görüştüm. Sayısını inanın bilmiyorum. Bunun yanında 5 yüzden fazla devlet adamı, bürokrat, asker, sanatçı, siyasetçi, polis, gazeteci ve yazar ile Bediüzzaman'ı konuştum.

    'BENİ ANLAMADILAR SİYASİ DAVRANDIĞIMI DÜŞÜNDÜLER' DEDİ

    - Bediüzzaman'ın son günlerinden biraz bahseder misiniz?

    Emirdağ'da hükümet tabibi Dr. Tahir Barçın anlattı bana. Üstad gidip Tahir ağabey ile Emirdağ'da vedalaşıyor. Oradan Isparta'ya geliyor. 3-4 gün Isparta'da kalıyor. Orada çok rahatsızlanıyor. "Arabayı hazırlayın Diyarbekir'e gideceğiz" diyor. Sonra Urfa'ya gitmek istediğini söylüyor. Şoförü Hüsnü Bayram ağabey "araba arızalı" diyerek onun yola çıkmasını engellemek istiyor. "Madem öyle eşyalarımı satın eski bir araba temin edin gideceğiz" diyor. Süratle araba hazırlanıyor ve 30 saatlik zor bir yolculuktan sonra Urfa'ya ulaşıyorlar.

    -Urfa'da kimler karşılıyor?

    Urfa'da Kastamonu'lu Abdullah Yeğin ağabey var. Bediüzzaman ona yıllar önce "Urfa'ya git, ben de geleceğim" diyor. Sözünü tutup Urfa'ya gidiyor. İpek Palas Oteli 27 numaralı odaya yerleşiyor. O oda bugün hala korunuyor. İki gün sonra bu odada vefat ediyor.

    -Vefatında yanında kim var?

    Zaten çok yorgun ve ateşler içinde. Ağabeyler başında nöbet bekliyorlar. Nöbet sırası Bayram ağabeyde. Saat gece 3'te ruhunu teslim ediyor.

    -Son sözleri ne oluyor?

    Hatıralarda kalan son sözlerini ölmeden iki gün önce arabada söylüyor. Yolda "beni anlamadılar, beni siyaset yapıyor zannettiler" diyor. Yolda bunu çok sık tekrarlıyor.

    DARBECİLER KARDEŞİNE ZORLA KAĞIT İMZALATTILAR

    - Nereye defnediliyor?


    Hz. İbrahim Dergahı'nda küçük bir mağara var. O mağaranın tam karşısında iki tane küçük boş kubbe var. O kubbeyi yaptıran şahıs "yakında buranın sahibi gelecek"diyor. Dediği gibi mezarın sahibi geliyor ve Üstad oraya defnediliyor?

    - Said Nursi'nin cenaze töreni nasıldı?

    O gün Urfa'da mahşeri bir kalabalık vardı. Binlerce insan cenazeye katılıyor. Urfa Valisi cenaze namazına katılıyor. Demokrat Partili milletvekilleri de geliyor cenazeye. Ülkenin dört bir yanında Nur talebeleri Urfa'ya akın ediyor. Bu büyük ilgi CHP zihniyetinin ve darbecilerin gözünü korkutuyor.

    - 27 Mayıs darbesinden sonra Bediüzzaman'ın mezarı kırılarak başka bir yere nakledildi. O günlerden biraz bahseder misiniz?

    Ankara'da 27 Mayıs darbesinin kudretli generalleri ve albaylarında 1960 yılının temmuz ayında bir hareketlilik başladı. Niyetleri Bediüzzaman'ın kabrini yerinden çıkarıp bilinmeyen bir yere götürmekti. Yaptıkları hırsızlığa bir kılıf uydurmak için Abdulmecit Ünlükul'a zorla bir kağıt imzalatıyorlar.

    BİR ÖLÜNÜN MEZARINI GASPETMENİN DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK

    - Bir insanın mezarını kırıp, cenazesini gasp edip başka yere taşımak nasıl bir şey anlaşılır gibi değil

    Bir cenazeyi mezardan kaçırmanın insanlık tarihinde örneği yok. Nebbaş mezar soyguncusu demek. Bir ölünün mezardan alınması dünyada örneği yok.

    - Akrabaları müdahale etmiyor mu mezarın tahrip edilip cenazenin çıkarılmasına?

    Üstad'ın kardeşi Abdulmecid Ünlükul çekingen birisi. Vefatından 3 ay sonra kabir nakli için bir talepte bulunmasını istiyorlar. Ama kendisinin böyle bir talebi yok. Konya Valisi tarafından zorla bir evrak imzalatılıyor. Oradan kendisini Urfa'ya götürüyorlar. Urfa'da o gün güvenlik önlemleri had safhaya ulaşıyor. Darbeciler şehirde kuş uçurtmuyor. Mezarın gasp edilmesi için bütün şartları hazırlıyorlar.

    MEZARINI PARÇALAYANLAR AĞLAYARAK BANA SARILDI

    - Mezarı kimler parçalıyor?

    Götürdükleri askerler içinde Pehlivan Yusuf isimli bir er var. Kim ne kadar çok çalışırsa, yorulursa ona 30 gün izin vereceğiz diyorlar. Askerler kimin mezarını kazdıklarını bile bilmiyorlar.

    - Daha sonra tanıştınız mı o isimlerle?

    Askerlerle tanıştım. Kimin mezarını gasp ettiklerinden bile habersizlerdi. Üstad'ın mezarını taşıyan iki pilotla görüştük. Birisinin adı Ahmet Kırlay. Evine gittim ağlayarak karşıladı beni. Sarıldı "neden bu kadar geç geldin" diye sordu. "Biz ne yaptığımızı bilmiyorduk" dedi.

    TÜRKEŞ'E SORDUĞUMDA ÇOK ÖFKELENDİ

    - 27 Mayıs darbesinden yer alan Alparslan Türkeş mezarın parçalanması olayının neresinde?

    Alparslan Türkeş'le görüştüm. Yazılı olarak cevap vereceğini söyledi ama cevap vermedi. Bu soru ile muhatap olunca nedense çok kızıyor. Bana da kızmıştı. Said Nursi'nin mezar meselesi denilince alevleniyor, öfkeleniyor. 27 Mayıs'ta radyolarda konuşan darbenin kudretli albaydı Alparslan Türkeş. Elbette bu sorunun muhatabıdır. Ama asıl sorumlular kim derseniz. Birinci sorumlu Orgeneral Cemal Gürsel ve ikinci sorumlu İçişleri Bakanı Muharrem İhsan Kızıloğlu'dur. Ama Türkeş'in de işin içinde olduğunu biliyoruz. İhtilalden sonra yaptığı bir konuşmada kendisine Nurculuk sorulmuş ve "biz Said Nursi'nin mezarını kaldırmakla o meseleyi hallettik" demiştir.

    - Said Nursi'nin gasp edilen cenazesi nereye götürülüyor?

    Üstad'ın cenazesi Urfa'da bir askeri uçağa bindiriliyor. Önce tabut uçağa sığmıyor. Yeni galvanizli tabut getiriliyor ve diğer tabut yakılıyor. Uçak Afyon'da askeri bir havaalanına iniyor. Tabutu erler alıyor ve askeri bir ambulansa koyuyor. Karşılama sırasında Isparta Valisi de var. Bir de Hamdi Ömeroğlu isimli demokrasi düşmanı bir darbeci var.

    - Cenaze Isparta'ya nasıl götürülüyor?

    Isparta Valisi'nin eşliğinde Afyon'dan Isparta mezarlığına getiriliyor. Oraya defnediliyor. Abdülmecid ağabey devamlı gözyaşları içinde defin işlemini bekliyor. Yıllar sonra Üstad'ı Isparta'da gömen isim Ahmet Çam'ın evine gittim. Daha sonra Abdulmecid abi'yi Isparta'dan alıp Konya'da evine teslim ediyorlar. Konya'da eşi Rabia Ünlükulu sapasağlam aldım diye imzalatıyorlar. Adeta bir kargo paketi gibi.

    MEZARI BİR KAZI SONUCUNDA BULUNUYOR

    - Peki mezar nasıl bulunuyor?

    1967 yılında Minareci lakaplı Nur talebesi bir ağabeyin çocuğu vefat ediyor. Çocuğuna mezar aranırken Allah'ın yardımıyla Bediüzzaman'ın galvanizli tabutuna rastlıyorlar. Darbeciler tabutu ters koymuşlar. Ayak yerine baş, baş yerine ayak konulmuş. Saçlarından tanıyorlar Bediüzzaman'ı önce. Sonra vücut hatlarından kesinleştiriyorlar.

    - Cenaze bugünkü yerine nasıl taşınıyor?

    Üstad'ın ilk talebelerinden Zübeyir Gündüzalp'e var. Lise ve Üniversite yıllarında onunla bulunmak nasip oldu. Zübeyir ağabey'e telefon ediyorlar. O günlerde sağlık sorunları varmış. Telefon edenlere "ben çok hastayım, Bayram Yüksel ağabeye telefon edin" diyor. Bayram ağabey cenazeyi daha düzenli bir yere taşımak için Ankara'dan Isparta'ya geliyor.

    - Kimler şahitlik ediyor Said Nursi'nin bugünkü mezar yerine gömülmesine?

    Bayram Yüksel, Tahiri Mutlu ve onlara yardım eden 5-6 tane Isparta'lı Nur talebeleri mezarı taşıyorlar. Mezarı kazıyorlar galvanizli tabutu çıkarıyorlar. Bir gece Ispartalı Avşarlar ailesinin evinde kalıyor tabut.

    ISPARTA SAV MEZARLIĞINDAKİ YERİ ÇOK AZ KİŞİ BİLİYOR

    - Siz görüştünüz mü bir gece cenazeyi evinde tutan aile ile?

    Evet görüştüm. "Tabutu açıp baktınız mı" diye sordum. Bakmışlar, kınalı saçlarından, boyundan, gözlerinden, burnundan, alnından Üstad'ın cenazesi olduğuna kanaat getirdikten sonra tabutu tekrar kapatmışlar .

    - Peki şu an Bediüzzaman'ın kabri nerede?

    Risale-i Nur Külliyatı'ndan çok geçen Isparta Sav Köyü var. Bediüzzaman'ın cenazesi Sav mezarlığında bulunuyor. Bir mezar taşı da yok. Ben gittim gördüm. O bölgedeki Nur talebeleri ve ağabeyler yerini bilirler ama bu konu Nur talebeleri arasında hiç konuşulmaz.

    MEZARININ PARÇALANACAĞINI 1923 YILINDA YAZMIŞTI

    - Said Nursi'nin mezarının yeri yıllarca sır gibi saklandı. Talebeleri de bu konuyu hiç gündeme getirmedi. Bunun özel bir nedeni var mı?


    Üstadın vasiyeti olduğu için bunu yıllarca sır gibi sakladılar. "Kendini Risale-i Nur'a adamış birkaç talebem dışında mezarımın yerini kimse bilmesin" diyor. Başka bir yerde "Hz. Ali'nin mezarı nasıl kesin olarak bilinmiyorsa ben de mezarımın bilinmesini istemiyorum" diyor. Mezar adabının bilinmediğinden yakınıyor. 1923'te yazdığı Lemaat isimli eserinde yıkılmış mezarından bahseden bir şiire yer veriyor. Ağabeylerde bunlara binaen mezar hadisesini hiç gündeme getirmiyorlar.

    CHP zihniyetini ve zulmünü anlatan bir olay

    - Peki Said Nursi'yi çok seven biri olarak bu konuyu sizin açıklamanız bir çelişki değil mi?

    Bu soru bana çok sık soruluyor. Bediüzzaman'ın mezarının parçalanarak gaspedilmesi çok sarsıcı bir hadise. Dünya görüşü ne olursa olsun bu konu anlatıldığında insanların gözleri açılıyor. CHP zihniyetini ve zulmünü anlatan bir olay. Ben o yüzden bu konunun sürekli gündemde tutulması ve Üstad'ın adının geniş kitlelere duyurulması gerektiğini düşünenlerdenim.

    Kaynak : Sabah
     
  10. Sabır

    Sabır Admin Yetkili Kişi

    Adam mezarım bilinmesin demiş öğrencileri mezar derdinde.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş