Psikolojik Hastalıklar

Konu, 'Ruh Sağlığı' kısmında I$ık tarafından paylaşıldı.

  1. I$ık

    I$ık Gümüş Ufağı

    Psikolojik hastalıklar ne yazıkki günümüzde çok ileri seviyede seyretmekte. piskolojik hastalıklar nelerdir ? pisikolojimizi bozan bu etkenler nereden kaynaklanmakta bunlarla ilgili bilgileri sizler için derledim.

    PSİKOLOJİK HASTALIKLAR HAKKINDA GENEL BİLGİ
    [​IMG]
    Konular:
    1-Distimi (Kronik Depresyon)
    2-Paranoya
    3-Panik Atak
    4-Anksiyete
    5-Sosyal Fobi
    6-Konserviyon Bozuklukluğu
    7-Somatizayson Bozukluğu
    8-Tik bozuklukları
    9-Tokofobi
    10-Uykusuzluk
    11-Uyum Bozuklukları
    12-Şizofreni
    13-Hipokondriyazis ( Hastalık Hastalığı )
    14-Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu (PAK
    15-Id-Ego
    16-Alkolizm





    Distimi (Kronik Depresyon)

    Diğer bir değişle kronik depresyon. Bazı araştırmacılar tüm depresyonlari biyolojik kökenli olduğunu ve beyindeki kimyasal maddelerin yetersizliğine bağlı olduğunu öne sürerlerken; bazıları da, düşünce sistemindeki psikolojik dengesizliğe dikkat çekmekteler. APA (American Psychological Association) ya göre, distimi şöyle tanımlanıyor;


    Son iki senedir depresif ruh halinde olmak ve bunun yanı sıra aşağıdakilerin en az ikisinden yakınmak:


    İştah azalması veya aşırı yemek
    Sürekli yorgunluk durumu
    Düşük benlik algısı
    Uyku bozuklukları
    Yoğun ümitsizlik duyusu
    Yoğunlaşamama
    Kararsızlık

    Distimik birey, genelde "hep böyle" hissettiğini söyler. Şiddetli semptomlar yoktur, dolayısıyla bu hastalık sinsi bir şekilde değişerek, distimik ruh durumu yaşam biçimi haline dönüşür.
    Bununla mücadele etmek için, geçmişten günümüze taşıdığınız kırgınlıklar ve küskünluklerle barışmalı, geçmişte olanları affetmelisiniz. Böylece enerjinizi öfke balonuna yönlendimeyip daha mutlu yaşam balonuna yönlendirebilirsiniz.
    Mutsuzluğunuz ve sürekli yakınmalarınızla ilgi çekebilirsiniz ancak sonunda çevrenizdekiler sizden bıkacaklardır.
    Unutmayın gördüğünüz ilgi belki de yakınma davranışınızı kalıcı kılmaktadır.
    Kimse sizin hayatınızı iyileştirmeyecektir. Olumsuz düşünme alışkanlığınıza son vererek kıpırdanmalısınız. Hiçbir şey yapmayarak sürekli yakınmaktansa "daha iyi olmak için ne yapabilirim" sorusuna cevap verin, alternatif üretin ve uygulayın.





    Paranoya

    Başlıca belirtisinin sanrılar olduğu psikiyatrik bozukluklardır. Hasta genellikle iyi giyimlidir ve kişilikte bir dagilma ya da günlük bir bozulma görülmez. Fakat egzantrik,garip,kuşkucu ya da düşmanca tutum içinde olabilir. Hastanın duygudurum sanrısının içeriği ile uygunluk gösterir. Büyüklük sanrıları olan hasta coşkulu,kötülük görme sanrıları olan hasta kuşkucudur. Klasik tanım sanrısal bozukluğu olan hastaların belirgin ve sürekli varsanılarının bulunmamasını öngörüyorsa da DSM-III-R ve DSM-IV de kısa süreli varsanıların (özellikle somatik tip sanrısal bozuklukta beden kokusuyla ilgili ya da genel olarak işitsel) bulunabileceği kabul edilmiştir. Konuşmanın akışını ve niteliğini etkileyecek düşünce bozuklukları genellikle yoktur. Bilişsel işlevler genellikle iyi bir düzeydedir. İntihar,cinayet ve şiddet içeren diğer davranışların cokluğu bilinmiyorsa da klinisyenin bu konuda uyanık olunması gerekir. Şiddet öyküsü olan kişilerde yıkıcı davranış cok yaygındır. Sanrısal bozukluğu olan hastaların kendi durumlarına ilişkin yargıları oldukça bozuktur ve hastahaneye genellikle polis,aile üyeleri ya da iş arkadaşları tarafından getirilirler. Sanrı iceriği dışında yargıda belirgin bozukluk saptanmaz. Sanrısal bozukluğu olan hastalar sanrı sistemlerinin dışında genellikle güvenilir bilgiler verirler.

    Yaygınlık

    Sanrısal bozuklukların toplumdaki dağılımını değerlendirmek
    - bozukluğun yaygınlığının görece az oluşu
    - bozukluğun tanımı ile ilgili değisik görüşler
    - hastaların aileleri ya da çevreleri tarafından zorlanmadıkça hekime başvurmamaları
    gibi nedenlerden dolayı güçlük göstermektedir. Fakat şizofreniden ve duygudurum bozukluklarından cok daha nadir bir bozukluk olduğu bilinmektedir. Ortalama başlangıç yaşı 40 tır fakat 18-90 yaşları arasında dağılım gösterir. Kadınlar yönünde hafif üstünlük vardır. Çoğu hasta evlidir ve bir işi vardır,klinik tablo güncel bir yer değişikliğiyle ve düşük sosyoekonomik durumla bağlantılı olabilir.






    Panik Atak

    Başta "Panik Bozukluk" olmak üzere, bir çok psikiyatrik bozuklukta görülebilen; aniden beklenmedik bir anda, herhangi bir yerde ortaya çıkan yoğun kaygı-bunaltı, korku karışımı bir nöbettir.

    Bu nöbet kişiye öylesine yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaşatırki; kötü bir şey olacağı veya sonunun geldiğini, öleceğini hisseder. Panik atak sırasında bazı hastalar; kalp krizi geçirdiklerini aklını kaçıracağını, felç geçireceğini, kontrolünü yitireceğini, düşüp bayılacağını hissederler. Bu korku fırtınasını yaşayan insan doğal olarak o ortamdan ve durumdan kaçma, uzaklaşma davranışı gösterir, bir an önce yardım alınabilecek bir sağlik kuruluşuna müracat edilir.Bazı durumlarda hastanın, hastahane veya doktor doktor görmesi bile onu rahatlatıp, nöbeti geçirmektedir.


    Toplumda Panik Bozukluk ve Oranlar:
    -Panik Bozukluk her yaşta başlayabilir.
    -En sık 20-30 yaş arasında başlar, yaş ilerledikçe başlama oranı düşer.
    -Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
    -şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
    -Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
    -Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır.
    -Evli insanlarda, dul yada boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (bir çalışmada boşanmış yada dullarda 5 kat daha fazladır.)

    Panik bozukluk-kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat daha sık görülür.
    Panik bozuklu tanılı hastaların %75-80'i kadındır. Aile çalışmalarında; eğitim, etnik yapı, sosyal durumla bağlantı bulunmamıştır.
    yaşam boyu yaygınlığı değişik çatışmalarda %1,5-3,5 arasında saptanmıştır. Bu oran gittikçe artmaktadır.
    Değişik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan panik ataklar ve "sinirli belirtili atakların" ise %15-20 arasında olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla gerek panik bozukluğuna bağlı gerekse diğer psikolojik, biyolojik nedenlere bağlı panik atakların her yüz kişiden 20-25 inde görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu oran her 4 kişiden 1'inin panik ataklı olduğu anlamına gelmektedir. Paniğin bu kadar popüler olması bu yaygınlığı ve korkutucu belirtileri olsa gerek...
    Panik hastalarının çoğunluğu psikiyatri dışı hekımlere başvurmaktadır. Görülen belirtiler otonomik ve fiziksel belirtiler olduğunda kalp hastalığı görünümü verebilmektedir. Ilk başvurular bu yüzden dahili branşlar olmaktadır.
    Stein, 1994, Chignon 1993'de yaptıkları bir araştırmada panik bozukluklu hastaların % 35'nin sık sık nefes alma, % 20-30'unda kalp damarlarının normal çıktığı, anjiosu normal bulunan hastaların % 35-45'inin ayrıntılı muayenesinde panik bozukluğu olduğu saptanmıştır. (Mukerji, katun) bu yanlış anlayış ve yöntemin ABD'ye yıllık maliyetinin 33 milyon dolar olduğu iddia edilmektedir.



    Panik Atak Türleri

    1-Beklenmedik Ataklar:
    Nedensiz, birden ortaya çıkan nöbetler, Panik Bozuklukta bu tür ataklar vardır.

    2-Duruma bağlı olanlar:
    Korkulan herhangi bir nesneyle yada bir durum karşılığında ortaya çıkar.

    3-Durumsal yatkınlık gösterilen panik ataklar:
    Genellikle destekleyici bir etken vardır, fakat bu etken herzaman atağa yol açmaz. Örneğin, hastada araba kullanırken panik atak oluşmasına karşın, bazen araba kullandıktan sonra atak geçirebilmektedir.

    Panik Atağın 13 bedensel bilişsel belirtisi vardır. Bunlardan 4 tanesinin olması nöbet için yeterlidir. Çoğunlukla 7-10 arası belirti yaşanmaktadır. Nöbet hızlı başlangıçlıdır, 10 dakikada zirveye çıkar. Bazen yarım-veya bir saat sürebilir.


    Panik Atakta Görülen Belirtiler:
    1-Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalbin yerinden fırlayacakmış hissi, göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar...
    2-Terleme (Sıcak -Soğuk boşalımlar, bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi)
    3-Titreme-sarsılma-itilme hissi
    4-Boğulma ve nefes alamama hali (Boğazda düğümlenme veya bir yumru, tıkanma hissi)
    5-Soluğun kesilmesi (Derin nefes alma ihtiyacı havanın yetmemesi gibi hisler)
    6-Göğüste daralma, sıkışma, ağrı duyumsama
    7-Bunaltı, karında ağrı, şişkinlik ve gaz oluşması
    (Bazen mideden başlayıp boğaza doğru yayılan kalkışma rahatsızlık hali)
    8-Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali
    9-Derealizasyon (Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır, cisimler, küçülür her şey bulanıklaşır).
    10-Depersonalizasyon (Benliğinden ayrılmış olma hali: sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişinin kendisini hissedememe, algılayamama kendisine yabancılaşma durumu oluşması).
    11-Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu (Kendisine çocuklara, çevreye zarar verme korkusu)
    12-O esnada "yaşamım buraya kadarmış" duygususu-ölüm korkusu
    13-Ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar, karıncalanmalar, diken ,diken olma halleri
    14-Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları


    Panik Atak ve Panik Bozukluğun Teşhisi

    *(DSM_IV'e göre panik atağı tanı ölçütleri)

    Not: Panik atağı kodlanabilir bir bozukluk değildir. Aşağıdaki semptomlardan dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve on dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayri bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması:

    1-Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsama ya da kalp hızında artma olması
    2-Terleme
    3-Titreme ya da sarsılma
    4-Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
    5-Soluğun kesilmesi
    6-Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
    7-Bulantı ya da karın ağrısı
    8-Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
    9-Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
    10-Kontrolunu kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
    11-Ölüm korkusu
    12-P****teziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)
    13-Üşüme; ürperme; ya da ateş basmaları.


    *DSM-IV (Psikiyatrik hastalıkları sınıflandırma kitabı)'e göre


    Panik Bozukluk Nedenleri

    1- Genetik ve ailesel nedenler.
    2- Biyolojik teoriler
    3- Psikodinamik teoriler
    4- Gelişimsel teoriler
    5- Öğrenme kuramlari
    6- Bilişsel modeller

    1- GENETİK VE AİLESEL ÇALIŞMALAR:
    Panik bozukluğu olan hastaların birinci derecede yakınlarında panik bozukluğu ve panik atak görülme oranı %15-30 arası bulunmuştur.
    Aynı yumurta ikizlerinde aynı anda panik bozukluk görülmesi %30-40 arası saptanmıştır.
    Panikte klinik belirtilerin hastaların çoğunda benzerlik göstermesi genetik nedenleri düşündürmektedir.
    Yapılan genetik çalışmalarda; 16g 22 kromozomunda bir genin bu konumdaki rolünden bahsedilmektedir. Fakat kesinlik için yeni araştırmalara ihtiyaç vardır.

    2-BİYOLOJİK TEORİLER:
    Panik atağı esnasında oluşan biyokimyasal ve fizyolojik değişikliklerden yola çıkarak; beynin hangi bölgelerinde ne türlü reaksiyonlar ortaya çıktığı araştırılmıştır.
    Panik atağı olan ve olmayanlara "sodyum-laktat" enjeksiyonu yapılmıştır. Panikli insanlarda "panik atağı" ortaya çıkarken, kontrol gruplarında çıkmamıştır.
    Diğer yandan asırı egzersizle artan laktat panikte artmış, oksijen tüketimi, metabolik hızı artıran kafein, yohimbin ve karbondioksitinde panik atağı ortaya çıkardığı bilinmektedir.
    Karbondioksit beyinde katekolamin ve noradrenerjik siklusu artırarak paniğe neden olur. Panik esnasında aşırı noradrenalin salgısı olmakta ve otonomik belirtileri ortaya çıkarmaktadır. (Çarpıntı, ağız kuruluğu vs..)

    -LOKUS SERULEUS'UN PANİKTE ETKİSİ:
    Beyinde 4. ventrikül tabanında gelişmiş olan çok sayıda hücreden oluşan bir alandır. Beynin bir çok bölgesiyle bağlantıları vardır. Beyindeki noradrenalinin %70 inden fazlası bu bölgeden karşılanmaktadır. Beyindeki noradrenerjik aktivite artışı, korku ve bunaltı ortaya çıkarır.
    Maymunlarda yapılan çalışmalarda lokus seruleusa elektrikle uyarı verilmiş ve panik benzeri durum çıkmıştır. Hayvanlarda bu bölgenin lezyonları, çıkarılması vs. anksiyeteyi (bunaltı), tehlike ve ağrıya verilen yanıtları azaltmaktadır. Lokus seruleus aktivitesini azaltan ilaçlarda hayvanlarda korkuyu azaltmaktadır. Lezyonlarda ayrıca hayvanlar saldırgan olmakta ve yeme-içme davranışlarında artış gözlenmektedir.
    Bu çalişmalar sonucunda lokus seruleusun daha ziyade "alarm sistemi " olduğu ve zararlı, hatalı uyarıları diğerlerinden ayırdığı ileri sürülmektedir.
    Aşırı uyarı halinde bütün beyin fonksiyonları ve irade dışı çalışan sistemler uyarılmaktadır.
    Orta derecede ise uyanıklık ve dikkatte artış olmaktadır.
    Az uyarılma halinde korkusuzluk, ani impulsif davranışlar ve dikkatsizlik ortaya çıkmaktadır.

    -SEROTONIN VE PANİK İLİŞKİSİ:
    Sinir hücreleri arasında iletişim görevi olan önemli bir "norotransmitter" dir. Serotonin seviyesindeki değişiklikler, serotonin işlev bozukluklarında paniğe yol açtığı söylenmektedir.
    Beyin görüntüleme çalışmaları ve panik:
    Panik oluşturan kafein, yohimbin, laktat gibi ajanlarla PET ve SPECT çalışmaları yapılmıştır. Beyin kan akımında düzensizlikler saptanmıştır
    MRI da hipotalamus ve temporal bölgelerde bozukluklar saptanabilmiştir.

    3-PSİKODİNAMİK TEORİLER:
    Alt benlikten kaynaklanan dürtülerle üst benliğin yasaklarının çatışması sonucu anksiyete ortaya çıkar. Benliğin savunma mekanizmaları bunu karşılamıyorsa panik ataklar ortaya çıkabilir. Bastırılan cinsellik, saldırganlık dürtüleri, yasak dürtülerde paniğe neden olabilir.

    4-GELİŞİMSEL KURAMLAR:
    John Bowlby tarafından geliştirilmiştir. Anksiyetenin belirlenmesinde içgüdüsel dürtülerinin önemini dikkat çekmiştir. Birinci içgüdü bağlılıktır. Bağlılık figürünü kaybetme tehlikesinde anksiyete ortaya çıkar. Anksiyete korkunun bir bileşimidir.
    Çocuklukta aileden ayrılmanın, yetişkinde karışık anksiyete (panik)-depresyon oluşturduğuna inanmaktadır.
    Bowlby agorafobinin ayrılma anksiyetesi olduğunu açıklar. Bağlılık figürüne güvenle bağlanamamaktan kaynaklandığını söyler.

    5-ÖğRENME KURAMLARI:
    Koşullu refleks kuramına göre anksiyete; tehlikeli dış uyaranlara karşı organizmanın koşulsuz yanıtıdır. Fobiler klasik şartlanma yoluyla nötral uyarana bağlı bunaltıdadır.

    6-BİLİŞSEL MODELLER:
    Bedende herhangi bir sebeple ortaya çıkan belirtileri (örneğin, çarpıntı, uyuşma..) kişinin gereksiz ve tehlikeli olarak algılaması ve "çarpıtıp" ciddi rahatsızlıklar olarak değerlendirmesi paniğe yol açmaktadır. Herhangi bir anksiyete durumuna eşlik edebilecek önemsiz kalp atışı, baş dönmesi, ağiz kuruluğu; kişi tarafından bayilacağı, öleceği, kalbinin duracağı şeklinde yorumlanır.
    Bu modelle göre; dış uyaranlardan çok düşünce, ımajinasyon, bedensel belirtiler gibi içsel uyarılar panik atakları ortaya çıkarabilir. Zararlı, tehlikeli yorumlanan uyaranlardan sonra ortaya çıkan bedensel kıpırtılar, duyumlar da yanlış yorumlanır ve "kısır döngüye" girilmiş olunur. Kişi artık dikkatini sürekli bedensel duyumlarına verir ve tetikte bekler ve olumsuz düşünceleri pekişir.


    Panik Atağın Alt Tipleri

    Panik atak yaşayanların hepsi aynı biçimde belirti ve korku yaşamayabilirler. Araştırmalara göre paniğin alttipleri sunlardır;

    -KLASİK PANİK
    -KOGNİTİF PANİK
    -NONKOGNİTİF PANİK
    -NOKTURNAL PANİK
    -ALEKSİTİMİK PANİK
    -GASTRO İNTESTİNAL PANİKLER
    -KORKUSUZ (nonfearful) PANİK

    Klasik panik: kişide önce çarpıntı, heyecan başlar göğüste sıkışma, sol kola vuran ağrı ve uyuşma görülür. Bununla birlikte hızlı soluk alıp verme ve boğazda düğümlenme başlar. O anda kalbin solunumunun duracağı; kalp krizi geçirileceği hissi oluşur. Yakınlarından kalp krizi geçirenlerde daha sık görüldüğü gözlenmektedir.


    Kognitif panik: Bilinç sistemini etkiler. Kendisini tam algilayamama,ruhun bedenden ayrılması hissi.Etrafı sisli,cisimleri uzak farklı algılama baş dönmesi,boşlukta olma hissi görülür.
    Ayrıca kontrolün yitirileceği elde olmadan kötü şeylerin olabileceği , aklın kaçırılabileceği bazen ölüneceğinden korkulur.

    Nonkognitif panik: Kognitif panikteki belirtiler görülmez .Daha çok bir fenalık , göğüste baskı , çarpıntı hissi olur.

    Nokturnal panik: Uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanıldığı paniklerdir. Hemen pencere açılır ve hava alınmaya çalışılır uykuda "panikle ölürüm" diye kişinin uykusu kaçar bilinçli olarak uyumamaya çalışır. Zamanla uykusuzluğun getirdiği diğer sorunlarda ortaya çıkar.

    Aleksitimik panik: Nöbet nöbet bedensel belirtilerin olduğu bir türdür.

    Gastro intestinal panikler: Midede , karında başlayıp göğüse doğru dalga dalga yayılan fenalık hissidir. Boğazda düğümlenme yumru hissi oluşturur. Beraberinde bulantı , şişkinlik , gaz, ishal olabilir. Bu türünün "abdominal epilepsiyle" ayırd edilmesi önemlidir.

    Korkusuz (nonfearful) panik: Panik bozukluğun teşhis kriterlerini karşılayan bir durumdur. Buradakı panik ataklarda korku, anksiyete görülmez. Bu gruptakiler nöroloji, kardioloji uzmanlarına daha çok müracat ederler.Tahlillerde ve muayanede hiç bir şey saptanmaz.


    Panik Bozuklukla Görülen Diğer Psikiyatrik ve Biyolojik Bozukluklar:

    Psikiyatrik bozukluklar:

    1- DEPRESYON: Panik hastalarının %40-50'sinde depresyon'da aynı zamanda görülmektedir. Bazen paniklerden sonra, aynı anda yada depresyondan sonra panikler ortaya çıkabilir. Panik atakların hemen ardından da birkaç saat veya bir gün depresif bir görünüm ortaya çıkabilmektedir.

    2- AGORAFOBI: %50-70 oranında en sık görülen eş zamanlı bozukluktur. yapılan araştırmada panik bozukluğu olan 3000 hastanın %65'inde agorafobi saptanmıştır.

    3- SOSYAL FOBI: %10-15 oranda bulunur. Sosyal, ekonomik; yaşamsal aktivrden kendini geri çekme. Yeni ve yabancı insan ve durumlarla karşılaşmaktan kaçma davranışı sosyal fobik kişilerde görülür. Panikte ikincil olarak sosyal fobik özellikler görülüğü gibi, panikli insanın ayrıca bir sosyal fobisi olabilir.
    Tedaviyle paniğe bağlı olanlar ortadan kalkar. Sosyal fobi için ayrıca bir tedavi gerekebilir.

    4-SOMATOFORM BOZUKLUK: %6-8 arasında eslik eder. Kadınlarda daha fazladır. Sosyo-ekonomik ve kültürel yetersizlik , ırk farkı önemlidir. Yoğun bedensel yakınmalar vardır ve hiç biri fiziksel sebebe bağlanmaz.

    5-HIPOKONDRIYAZIS: Sürekli kendini dinleme ve sağlık kitaplarını okuma, hastalıklar bulma; doktor, doktor dolaşma; tahliller yaptırma durumudur. Panik bozuklukta %20-30 oranında eşlik eder.

    6-MADDE KULLANIMI: Alkol başlangıçta sıkıntı ve paniği giderdiğinden panikli insanların bir kısmı "alkolle kendi kendini tedavı" yoluna gider. Zamanla bağımlılık gelişir sürekli alkolle dolaşılır ve sabahtan içilmeye başlanır.


    Alkol kullanım bozukluğu % 20-25 arasındadır. Diğer maddeler (yeşil reçete ilaçları uyarıcı ve uyuşturucu özelliği olan maddeler vs.) %5-10 oranda değişmektedir.
    Manik depresif bozukluk: Depresyon ve onun tam tersi coşma, uçuşma nöbetlerinin (mani) olduğu bu hastalığın panikle görülme oranı %10-12 arasındadır.

    KISILIK BOZUKLUKLARI:
    -Kaçıngan
    -Obsesif-kompulsif
    -Paranoid
    -Borderline
    Kişilik bozuklukları'da % 40 oranda eşlik eder.

    Genel anksiyete bozukluğu: Burada sürekli kötü bir şeyler olacağı kaygısı ve " diken üzerinde olma" hali vardır. %15- 20 oranda görülebilir.
    Obsesif -kompulsif bozukluk: Takıntı ve saplantıların olduğu (temizlik kontrol, bulaşma takıntıları, tekrarlayıcı davranışlar)

    Biyolojik bozukluklar:

    1-MITRAL VALV PROLAPSUSU:
    Kalp kapakçığı sarkması olan MVP'susu panik bozukluklu hastaların yaklaşık % 40-50'sinde bulunmaktadir. MVP'susunun toplumda görülme sıklığı % 5 ve kadınlarda iki kat daha fazladır. MVP'susunun belirtileri panik bozuklukla benzerdir. Sebep mi? Sonuç mu? olduğu tartışmalıdır.
    -Göğüs ağrısı, çarpıntı ile acillere başvuran hastaların % 40'inda panik bozukluğu saptanmıştır.
    - Göğüs ağrısı nedeniyle anjiografi yapılan hastaların % 40-60'ında panik bozukluğu bulunmuştur.
    Tedavi olmayan panikli hastalarda koroner arter hastalığına bağlı ölümler üç kat daha sık görülmüştür.

    2- TIROID BEZI ANORMALLIKLERI:
    Panik bozukluklu hastalarda tiroid fonksiyon bozuklukları daha sıktır "hipertiroidi" genel nüfusa göre yüksektir.

    3-IRRITABL KOLON SENDROMU:
    Bağırsakların aşırı duyarlı olması hali ve bağırsak problemlerinin yaşanması da panik bozuklukla birlikte bulunabilmektedir. Anksiyete tedavisiyle bu hastalar düzelebilmektedir.

    4-AKCIGER HASTALIKLARI:
    Müzmin tıkayıcı akciğer hastalıklarında %8-20 arası panik bozukluğu bulunmaktadır. (Astım, bronşit, amfizem, allerjik akciğer hastalıkları....)

    5- MIGREN:
    Migrenli olanların bir kısmında panik bozukluğu olabilmektedir. Baş ağrısı şikayeti olan erkek hastaların %12'sinde, kadınların ise %15inde panik bozukluğu saptanmıştır.

    6-EPILEPSI (SARA NÖBETLERI):
    Temporal nöbetlerde görülen, korku, yabancılaşma, farklı algılama aşırı sıkılma ve taşikardi gibi belirtiler, panik atakta da görüldüğünden gözden kaçabilir. Ayrıca beynin sağ temporal bölümü alınan insanlarda panik benzeri belirtileri olabilmektedir. Bundan dolayı paniğin "temporalimbik" anormallik olduğu ileri sürülmektedir.


    7-BEYIN-DAMAR HASTALIKLARI:
    Beyin-damar hastalıkları panik bozuklukta diğer hastalara göre iki kat fazladır. Panikteki tansiyon yükselmelerinin buna yol açtığı söylenmektedir.


    Panik Bozuklukta Ortaya Çıkan Diğer Durumlar:

    1-Agorafobi
    2-Madde bağımlıkları ve kötüye kullanımları. (Amfetamin, kafein, alkol, diazem türü ilaçlar)
    3-Hipokandriazis
    4-Yaygın anksiyete bozukluğu
    5-Sosyal fobi
    6-Özgül fobi
    7-Obsesif- kompulsif bozukluk
    8-Alkol bağımlılığı
    9-Organik hastalıklar
    - Hipertiroidizim
    - Hiperparatiroidizim
    - Hipertansiyon
    - Feokromasitoma (Böbreküstü bezi hastalığı)
    - Vestibüler disfonksiyon (Kulaktaki denge fonks. boz.)
    - Kardiak aritmiler
    - Konvulsif bozukluklar (Sara nöbetleri)


    Panik Bozuklukta Risk Faktörleri (Kimler paniğe daha yatkın?)
    -Birinci derece akrabalarında panik ya da başka anksiyete bozukluğu olanlar.
    -Sıkıntılı, telaşlı, aceleci, mükemmeliyetçi, insanlar.
    -Düşünce ve duyguların yeterince dışarıya yansıtamayan, "içsel insanlar."
    -Alkol yada başka bağımlılık yapabilen maddelere yatkınlık ve bağımlılık
    -Geçmişinde panik atak diğer anksiyete bozukluklarından bir rahatsızlık ya da depresyon geçirmiş olmak.
    -Sürekli baski altinda olmak, engellenmek yada kendi kendini baskılamak.
    -Sosyal fobik, kaçingan kişilik yapıları
    -Sürekli "verici" davranma "iyilik meleği"gibi davranma "hayır" diyememe.
    -Öfkesini, kızgınlığı dışarıya yansıtamayan insanlar
    -Dürtülerini sürekli bastıran insanlar -Cinselliği baskılamak, cinsel tatminsizlik ve yoğun bilinç dışı aldatma dürtüleri ve gizli homoseksüel eğilimleri olanlar.
    -Aşırı hırslı, sürekli başarı ile beslenen, başarısızlıklarda kendisini suçlayan yapı..


    Nereye Kadar Panik? (Paniğin seyri, gidişatı):
    Panik bozukluk en çok 30'lu yaşlarda ortaya çıkar. Az sayıda çocuklukta başlar. 45 yaşında başlaması olağan değildir. Gidişatı kişiden kişiye değiştiği gibi aynı kişide bile belirtiler değişebilir. Uzun süreli izleme çalışmalarında % 40'nın belirtilerden arındığı, yaklaşık % 50'sinin belirtilerinin çok hafiflediği ve yaşamlarını engellemediği saptanmıştır. % 10-20 arası belirtilerin iniş-çıkışlarla devam ettiği görülmüştür.


    Panik Bozuklukta Tedavi:

    Panik atak kesinlikle kontrol altına alınabilir.

    Tedavide Temel ilkeler sunlardır:
    1-Panik atakları ortadan kaldırmak


    2-Sürekli atak yaşayacağım diye bunaltı, kaygı yaşamayı önlemek.
    3-Panik atak korkusuyla yapılmayan davranışların yapılır hale gelmesi (tek başına yola çıkabilmek, kapalı mekanlara girebilmek, yalnız kalabilmek gibi... )
    4-Panikle birlikte görülebilen diğer bedensel ve psikolojik sorunları gidermek
    5-Zamanla paniği önemsemeyecek ve unutacak seviyeye gelmek
    6-Panikten dolayı bozulan aile, is-sosyal yaşamın eskisi gibi normalleşmesi.
    7-Hiçbir panik belirtisi ve davranışı olmadığı halde tedaviye bir süre daha devam ettirmek.

    Atakların Oluşmaması İçin, Hastaların Geliştirdiği Davranışlar

    Panik Bozukluğu olan hastalar, yaşadıkları panik ataklar nedeniyle zamanla yaşamlarında bazı değişiklikler yaparlar. Çok şiddetli ölüm korkusu veya kontrolünü yitirme duygusu yaşadıklarından düsünce davranışların da aşırılıklar abartılar, korkular, dikkati çeker, fakat bütün bunlar hastanın elinde ve iradesinde değildir. Yapılan panik tedavisiyle bütün belirtiler ortadan kalkar.

    Örnekler:
    "Her an bana bir şey olabilir, düşüp bayılırım" korkusuyla aşağıdaki davranışlar geliştirilir:
    Yanında su taşıma,
    Sürekli kalbini ve nabzını dinleme ve tutma,
    Tansiyon aletiyle dolaşma, sürekli tansiyonunu ölçme ve ölçtürme,
    Yakınlarının adreslerini, telefonlarını özel bir şekilde yanında taşıma,
    Panik krizi yaşanır endişesiyle cinsel ilişkiden kaçma, sportif aktivri bırakma,
    Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme, yalniz kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık, kapalı yerlere girememe, toplu taşıma vasıtalarına binememe...
    Bulunduğu muhitten uzağa gidememe,
    Tatile seyahate çıkamama,
    Birçok sağlık sigortasına üye olup, kartları yanında taşıma,
    Bir yere gideceği zaman sağlık kuruluşlarının olduğu güzargahlar dan gitme,
    Sık sık, acil ünrine başvurup kalp grafikleri (EKG) çektirme, Check-Up,lar Yaptırma,
    Berbere diş hekimine gidememe, Boğazını sıkan bir şey giyememe,
    Sütyen takmaktan sıkıntı duyma,
    Cenaze arabası, ambulans, itfaiye aracı görünce hastanelere gidince fenalasma hissi,
    Uykuda panikle ölürüm diye uyumama ve uykusunu kaçırma,
    Tansiyon yükselecek, kalp krizi geçirilecek veya felç kalınacak korkusu ile aşırı rejim-diyet uygulaması (bazi panik krizlerinde tansiyon ciddi bir şekilde yükselmekte ve yapılan kan tahlillerinde kolesterolda yüksek çıkmaktadır.),
    Tv'lerdeki, basındaki intihar, cinayet, felaket haberlerinden aşırı etkilenme, onlar gibi olma korkusu,
    Otomobilde panik yaşarım korkusu ile, otomobiline binememe, otomobilini satma,
    Uçağa, vapura binememe,
    Tek başına banyo yapamama, tuvalete gidememe, kapıda birisini bekletme,
    Bayılırım, ölürüm diye aylarca banyo yapamama,
    Panik krizi geçtikten sonra, aşırı yorgunluk, keyifsizlik halinin ortaya çıkması.
    Tünellerden, köprülerden geçememe, yüksek yerlere çıkamama. Kendisini aşağı atma korkusu,
    Panik anında bayılırım korkusuyla organlarını ve cildini belli etmeyecek giysi giymek.
    Değerli takı takmamak,
    Panik sürecinde tuvalete gitme isteği,


    Daha fazla güvenebileceği birilerinin yanına taşınma (aileden biri, doktoru ya da hastanelere yakın...)
    Uyumadan önce dua etmek. Birgün panikle ölebilirim diye yakınlarına ve sevdiklerine servetini dağıtma ve vasiyet yazma.
    Her gömleğinin, ceketinin cebine kriz anında kullanılmak üzere ilaç koyma,
    Issız ve şehirden uzak yerlere gidememe


    Hasta-hekim arasında çok iyi bir iletişim olmalıdır. Hasta hekimine her an ulaşmalıdır.
    Tedavide kullanılan ana ilaçlar antidepresanlardır. Yardımcı olarak; sakinleştiriciler,
    yatıştırıcılar, bedensel belirtileri önleyen ilaçlar kullanılır.
    Antidepresanların bir kısmı eski kuşak ilaçlardır. (Anafranil, tofranil, ludiomil, insidon, laroxyl, tolvon... gibi )
    Yeni kuşak, ilaçlar (efexör, seroxat, cipram, remeron, prozac, lustral, serzone, faverin, gibi.. )
    Bu ilaçların bir kısmı paniği tedavi eder. Hekimin yaptığı muayene ve tecrübesi sonuca en uygun ilaç seçilir. Bir ilaç her hasta da aynı sonucu vermeyebilir.
    Ilaçların bir kısmı (eski kuşak) başlangıçta belirtileri arttırabilir, ağız kuruluğu, sıcaklık hissi, terleme, kiloartışı , kabızlık, cinsel problemler yapabilir. Yeni kuşakta bulantı, titreme, cinsel problemler, kilo artışı gibi yan etkileri olabilir. Bunlar kalıcı değildir. Bir süre sonra azalabilirler.
    Panik bozuklukta ilaç tedavisinin en aşağı bir buçuk yıl olması gerekir.
    -Hekim önerisi dışında kesinlikle ilaç almamak gerekir.
    -Panik belirtileri düzelir düzelmez ilaçları ne azaltmak nede kesmek gerekir. Yoksa kısa sürede tekrarlar.
    -Yardımcı ilaçlar yeşil reçeteye tabi olanlar (Xanax, diazem, nervium benzeri ilaçlar.)
    Ve bazı kalp-tansiyon ve mide ilaçlarıdır. Bunların kısa süreli kullanılması gerekir.
    -Başka hastalıklarınız nedeniyle ilaç alacaksanız doktorunuza danışın.
    -ilaçlar zamanla iştahınızı arttırır. Özellikle -tatlıya- karşı dayanılmaz istek olur. Bunun için tedbir alın bol su için, meyve ağırlıklı beslenin.
    Ilaç tedavisi dışında -bilişsel, davranışsal, terapi'nin panikte iyi sonuç verdiği bilinmektedir.
    Burada kişinin bedensel belirtileri algilama ve onlara "kötü anlamlar yükleme" olayı anlatılır.
    Düşünce, beden ve belirtilerin ilişkisi; belirtilerini-düşünceyi nasıl etkilediği konuşulur. Yani önce hastalığın nasıl oluştuğu, belirtilerinin anlamını ne olduğu ve nelere yol açamayacağı anlatılır. Daha sonra kaçınma davranışlarının nasıl yok edileceğini geçilir. Bunları mutlaka bir terapistle birlikte yürütmek gerekir.
    Terapiye istekli ve azimli olduktan sonra bir ayla üç ay arasında epey yol alınır.
    -Panikli olmak bir "kader" olmamalı.


    Öneriler
    1-Hastalık hakkında doktorunuzdan ve yayınlardan çok iyi bilgi alın.
    Temel Kural: "Düşmanını Tanı" Sana ne yapıp ne yapamayacağını bil!
    2-Dahili, fiziksel muayeneler ve tahlillerde hiçbir şey yoksa; bir daha tahlil yaptırmayın ve dahili muayeneye gitmeyin.
    3-Her hastanın tedavi süresi, onun kişiliğine durumuna bağlı olduğundan tedavi süresini bilin ve bu süreyi en verimli bir şekilde kullanın.
    4-Yakınlarınızıda doktorla görüştürün. Hastalığın sizin elinizde ve iradenizde olmadığını öğrensınler ve size "yüklenmesinler"
    5-Umudunuzu ve kendinize olan güveninizi hiçbir zaman yitirmeyin. "Başaracağım, bu hastalığı yeneceğim ve yaşama sımsıkı sarılacağım. Kendime inanıyorum ve güveniyorum!"
    Telkinini sık sık yenileyin.
    6-Mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapın.
    7-Her gün duş alın.
    8-Yüzme imkanınız varsa yüzün.
    9-Yılda iki kez tatil yapın.
    10-Çözemediğiniz ve sizinle direkt ilişkisi olmayan sorunlarda üzülmeyin. "Kulak arkası edin."
    11-Kahve, koyu çay, kolalı içeceklerden uzak durun.
    12-Midenizi tıka basa doldurmayın, uzun süre aç kalmayın.
    13-Sizin gibi panik yaşayan insanlarla bir araya gelin. Sosyal-kültürel faaliyetlerde bulunun.
    14-Panik krizini hissettiğiniz an dikkatinizi başka yere vermeye çalışın.
    15-Nefes egzersizleri yapın (Derin nefes alıp içinizde tutun ona kadar sayın ve ağzınızdan üfler gibi yavaş yavaş verin)
    16-Her gün gevşeme (relaksasyon) egzersizleri yapın. Bütün vücut kaslarınızı kasıp
    sonra gevşetin.
    17-*** yaşamınızı canlandırın, fanteziler üretin.







    Anksiyete

    Anksiyete kişi için rahatsızlık oluşturan her hangi bir durum veya tehlike algısına karşı ortaya çıkan evrensel bir yanıttır.
    - Anksiyete ve korku cok yanlış bir şekilde birbirinin yerine kullanılmaktadır.
    Örneğin,ısırmak üzere havlayarak kendi üzerine gelen bir köpek karşısındaki kişinin yaşadığı duygu korkudur. Benzer şekilde kişi,bir uçak yolculuğu sırasında ucağın hava akımına kapılması sonucunda korkuya kapılır. Her iki örnekte de kişide korkuya eşlik eden bedensel duyumlar ortaya çıkar. Bunlar arasında taşikardi (dakikadaki kalp atım sayısının artması),carpıntı,terleme,sıcak basması ve soğuk ürperme,el ve ayaklar yanı sıra bütün vücutta titreme veya sarsıntı,boğazda düğümlenme hissi,baş dönmesi ve dengesizlik hissi gibi belirti ve bulgular sayılabilir. Aynı belirtiler kişide gün içerisinde hiç beklenmedik bir yerde ve anda ortaya çıkan ve "panik atağı" olarak ifade edilen yoğun anksiyete atakları sırasinda ya da sosyal fobi adını verdiğimiz bir bozuklukta kişinin,başkalarının önünde konuşmak ya da yazı yazmak veya yemek yemek gibi aktivre girdiğinde de ortaya çıkabilmektedir.

    Ancak anksiyete ile korku arasındaki bu benzerliklere karşın her iki durum arasında cok önemli temel bir farklılık bulunmaktadir.Yukarıda verilen uçak yolculuğu örneğinde olduğu gibi korku duygusunu yaşamaya yol acan tehtid eden bir 'DIŞ' etken,tehlike söz konusudur. Fakat anksiyetede kişinin yaşamını tehtid eden bir DIŞ tehlike söz konusu değildir. Anksiyetede de bir tehlike algısı vardir. Ancak bu yaşama yönelik olmayıp hedef olarak benliğe yönelmiştir. - Kısaca bunaltıyı,"gerçeklik ilkesi" ne göre calışmakta olan benliğimiz yaşamaktadır. Benliğin bütünlüğü koruyabilmesi yanı sıra ruhsal yönden günlük kalite ve konforun sağlanması için,bunaltıya karşı korunmak üzere savunma düzenekleri devreye girecektir. Ancak kullanılan savunma düzenekleri yetersiz kaldığında ortaya çeşitli görünümleri olan aksiyete bozuklukları çıkar.









    Sosyal Fobi

    Anksiyete bozukluklari sinifi icinde degerlendirilir. Sosyal fobi genellikle 13 - 24 yaslari arasinda baslar. Ancak daha kücük ve büyük yaslarda da görülebilir. Kadinlarda daha fazla görülmesine karsilik erkeklerin tedaviye daha cok müracat ettikleri bilinmektedir. Psikodinamik teoriye göre sosyal fobinin meydanagelmesinde en önemli nedenler ebevenylerin asiri disiplinli olmasi ve ailenin isbirliginden uzak tutumlarinin olmasidir. Belirlenmis bir genetik nedeni olmamakla birlikte ailesinde sosyal fobi olan kisilerin diger insanlara göre üc kati daha fazla risk altinda bulundugunu arastirmalar göstermektedir.ABD de görülme orani %2 - 3 arasindadir.

    Sosyal fobinin DSM 4 e göre tani ölcütleri (Cocuklar icin gecerli degil):

    A. Sosyal ortamlarda yada performans gerektiren durumlarda veya tanimadik insanlar önünde ortaya cikan belirgin ve inatci korku. Kisi asagilanmasina veya utanmasina neden olarakbicimde davranacagindan yada anksiyete (kaygi) belirtileri göstereceginden korkar.

    B. Korkulan toplumsal durumla karsilasma hemen her zaman anksiyete dogurur, bu da duruma bagli ya da durumsal olarak yatkinlik gösterilen bir panik atak bicimi alabilir.

    C. Kisi, korkusunun asiri yada anlamsiz oldugunu bilir.

    D. Korkulan toplumsal yada bir eylemin gerceklestirildigi durumlardan kacinilir yada yogun anksiyete ve sIkIntIyla bunlara katlanilir.

    F. 18 yasinin altindakilerde süresi en az 6 aydir.

    G. Korku ya da kacinma bir maddenin (örnegin kötüye kullanilabilen bir ilac, tedavi icinkullanilan bir ilac) ya da genel tibbi bir durumun dogrudan fizyolojik etkilerine bagli degildir ve baska bir mental bozuklukla daha iyi aciklanamaz.

    H. Genel tibbi durum ya da baska mental bozukluk varsa bile A tani ölcütünde sözü edilen korku bununla iliskisizdir.

    Sosyal Fobinin Tedavisi:

    Ilaclar ve psikoterapiler es zamanli olarak kullanilmalidir. Tek basina ilac tedavisi genelde yeterli degildir. Psikoterapilere ilave olarak hipnoterapide cok yararli olur. Davranisci psikoterapilerde korkulan duruma kademeli olarak maruz birakma teknigi kullanilir. Ayrica gevseme egzersizleri kullanilan diger tedavi yöntemlerindendir.

    Ilac Tedavisi:

    Selective serotonin reuptake inhibitor leri (SSRIs) en cok kullanilan ilaclardir. Ilac tedavisi en az 6 ay sürer. Ilaclardan cok kisa süre icerisinde etkili olmalarini beklemek yanlis olur.






    Konserviyon Bozuklukluğu

    Bir yada daha fazla nörolojik belirtinin (felç, kötlük yada duyu bozuklukları gibi) varlığı ile karakterize ve nörolojik belirtileri açıklayacak bilinen bir tıbbi bozukluğun bulunmadığı bir pskiyatrik bozuklukluktur. Bu klinik görünümler psikanaliz literatüründe Konversiyon Histeri olarak adlandrılır.

    Klinik Özellikleri

    Felç, körülük ve konuşamama en yaygın belirtilerdir. Depresif ve anksiyöz belirtiler çoğu ez eşlik edebilir. Özellikle kol ve bacaklarda duyu yitimi ve bozukluğu yaygındır. Duyu bozuklukları dağılımı genellikle nörolojik bozukluklardaki anatomik özelliklere uymaz. Anormal hareketler, yürüyüş bozukluğu ve zayıflığı, belirli kas gruplarında titreme ve silkinmeler ve tikler görülebilir. Hastalar nadiren yere düşer ve düştüğü zaman yaralanma olmaz. Epilepsi benzeri nöbetler de görülebilir ve bunları ayırmak zor olabilir. Bu nöbetlerde genellikle dil ısıma, idrar kaçırma ve kendini ciddi biçimde yaralama olmaz.

    Konuşma genellikle normal olmakla birlikte ses kısılması ve konuşamamama da sık görülen belirtilerdendir. Daha seyrek olarak çocuksu, kekeleyerek yada bir çocuğu taklit edercesine konuşma görülebilir. Duygulanım belirtileri olarak yukarıda belirtilmiş olan anksiyete ve depresyon dışında klasik yayınlarda güzel aldırmazlık adı verilen bir durum görülebilir. Bu hastanın ciddi bir belirtiye gösterilmesi beklenen duygusal tepkiyi göstermemesi, yerine göre ilgisiz bir görünüm sergilemesi durumudur.

    Ayrıca boğazda düğümlenme,öksürük,hıçkırık,hava yutma,öğürme,kusma,geğirme gibi sinir sistemlerini ilgilendiren belirtiler de görülebilir. Bilişsel yetilerde, düşünce akışı ve içeriğinde herhangi bir bozukluk görülmez.

    Oluş Nedenleri

    "Histeri" sözcüğü Yunandada dölyatağının dolaşması anlamına gelir. Bu tür davranış bozukluklarının cinsel doyumsuzluktan kaynaklandığı düşüncesinin kökenleri de ilk çağ yunan uygarlığı dönemine dayanır. Hipokrat,çırpınmalarla kendini gösteren hastalıkların bir bölümünün gerçek sara olmayıp histeri vkaları olduğundan ve bu iki türü birbirinden ayırt etmenin güçlüğünden söz edilmiştir. Bu bozukluk ortaçağda cin çarpmasına bağlanmış, on dokuzuncu yüzyılda ise organik bir hastalık olarak kabul edilmiştir.

    Tedavi

    Koversiyon bozukluğu belirtilerinin çözülüşü genellikle kendiliğinden olmakla birlikte içgörü kazandırmaya yönelik destekleyici terapi yada davranış terapisi ile desteklenebilir.
    Tedavi öncesinde hastanın çok iyi bir değerlendirmesi yapılarak bedensel bir hastalığının bulunmadığından emin olunmalıdır.
    Hastanın psikoterapi önerisine direnç göstermesi durumunda zorlanma yaratan etken üzerine odaklanilabilir. Hastaya yakınmalarının hayali olduğunu söylemek çoğu zaman durumu daha da kötüleştirir.
    Psikodinamik yaklaşımlar içinde ise hastanın ruhsal çatışmasını ve konversiyon belirtisinin simgesel anlamını araştırmaya yönelik psikanalitik psikoterapi ve içgörü yönelimli psikoterapi yer alır.
    Aile psikoterapisti çoğu olguda gerekli bir yöntemdir.
    Konversiyon bozukluğunda ilaç tedavisinin çoğu kez ikincil bir yeri vardır. Belirtilerin niteliğine göre anksiyolitik yada antidepresan grubu ilaçlar doktor denetimi altında kullanılabilir.






    Somatizayson Bozukluğu

    Temel özelliği fiziksel muayene ve laboratuvar incelemeleri ile açıkanmayan çok sayıda bedensel belirtinin varlığıdır. Yakınmaların çokluğu ve birden fazla organ sistemini tutması ile diğer somatoform bozukluklardan ayrılır. Kronk bir bozukluktur,belirtiler otuz yaşından önce başlar ve birkaç yıllık bir dönem içinde ortaya çıkar. Bozukluk psikososyal zorlanma etmenleri ile yakın bir ilişki gösterir ve toplumsal ve mesleki işlev bozukluğuna ve yoğun bir tıbbi yardım arayışına neden olur.

    Klinik Özellikler

    Somatizayson bozukluğu hastalarının birçok bedensel yakınma ve uzun,karmaşık bir tıbbi öyküleri vardır. Bulantı ve kusma,yutma güçlüğü,kol ve bacaklarda ağrılar, enerji harcamaksızın nefes darlığı çekme,bellek yitimi ve gebelik ve adet dönemleriyle ilgili bozukluklar en yaygın belirtiler arasında yer alır.

    Psikolojik yakınmalar ve kişiler arası ilişkilerdeki sorunlar belirgindir. Anksiyete ve depresyon en yaygın pskiyatrik belirtilerdir. İntihar tehditleri sıklıkla görülmekle birlikte intihar eylemleri nadirdir. Gerçekleştirilen intihar eylemlerinin çoğu kez madde kullanımına bağlı olduğu bildirilmiştir. Tıbbi öykü çoğu kez belirsiz, tutarsız v karışık özellikler gösterir,geçmişteki belirtilerle gücel belirtiler birbirlerinden ayırt edilemeyebilir. Hastalarla ilgili olarak bağımlı, ben-merkezci, hayranlık ve ilgi toplama açlığı içinde ve karşısındakini yönlendirici bir kişilik yapısı tanımlanmıştır.

    Bu bozukluğa genellikle major depresif bozukluk, kişilik bozuklukları, yaygın anksiyete bozukluğu ve fobiker gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik eder. En çok bulunan kişilik bozuklukları yada özellikleri kaçınan,paranoid,kendine zarar verici ve obsesif-kompulsif türdedir.

    Oluş Nedenleri

    Psikososyal etmenleri temel alan yaklaşımlar bu bozukluğn belirtilerini bir çeşit toplumsal iletişim olarak görür. Buna göre belirtilerin nedeni toplumsal sorumluluklardan kaçma, heyecanları ida etme, bir inancı yada duyguyu simgeleştirmedir.
    Dar çerçeveli psikanalitik yorumlar belirtilerin bastırılmış içgüdüsel dürtülerin yerine konmuş ruhsal öeler olduğunu varsaymaktadır.
    Davranışsal bakış açısı ebeveyn örmeği ve ebeveynlerden öğrenililenler ve etnik töreler nedeniyle bazı çocukların diğerlerinden daha fazla olarak ruhsal sorunlarını bedenlerine yansıtmayı öğrendiklerini vurgulamaktadır. Ayrıca bu bozukluğu gösteren hastaların bir bölümünde aile içi fiziksel istismara uğrama öyküsü vardır.

    Tedavi

    Hastanın hekim tarafından izlenmesi ve bu hekimin aylık periyotlarla düzenli bir biçimde hastayı görmesi yeğlenir. Kontrollerin süresi fazla uzun olmamalı ve ayrıntılı laboratuvar incelemelerinden kaçınılmalıdır. Bireysel ve grup terapisi yaklaşımlrı yardımcı olabilir. Birlikte bulunabilen diğer psikiyatrik bozukluklar için psikoterapiye ek olarak ilaç tedavisi de uygulanabilir. Fakat bu hastalar ilaçları rastgele ve güvenilmez bir biçimde de kullanmaya eğilimli olduklarından ilaç kullanımı denetlenmelidir







    Tik bozuklukları

    Bu durum istemsiz, belirli bir tarzda,hızlı ve tekrarlayıcı hareket ya da ses çıkarma durumudur. Süresi genellikle 1 saniyeyi geçmemektedir. Bu duruma direnç gösterilemez gibi hissedilir. Tik davranışının vücutta görülen yeri ( kaş, göz, omuzda oluşması gibi) , sıklığı ve zorlayıcılığı, çeşitli zamanlarda değişebildiği gibi, topluluk içinde olma ya da tek başına bulunmaya göre değişebilmektedir. Tikler tek bir bölgede veya birden fazla bölgede ya da organda hissedilebilir. Tik davranışının yapılması ile birlikte geçici bir rahatlama elde edilir.

    Tik davranışlarını arttıran etmenler:

    Yoğun stres durumları, kaygı düzeyinin arttığı haller, bitkin düşmek, can sıkıntısı hissetmek, kişi için önemli bir olaya katılmak , başkaları önünde aktif bir eylemde bulunmak( söz almak, bir toplantıya katılmak gibi) durumlarında artış gösterebilmektedir. Alkol alımı, kişiyi keyifle oyalayabilen bir aktivite ( kitap okumak, tv. seyretmek gibi) dinlenme esnasında azalabilmektedir.

    Tik bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar:

    Tik bozukluğuna neden olan kalıtsal hastalıklar arasında Tourette sendromu, Huntington hastalığı, torsiyon distonisi, ve nöroakantozis sayılabilir. Ayrıca ensefalit, Sydenham koresi, ilerleyici bir hastalık olan Creutzfeldt-Jacob sendromu da tik sebepleri arasındadır. Epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, L-dopa, bazı stimulan ilaçlar da bu tür bir duruma yol açabilirler. Karbon monoksit zehirlenmeleri, kafa travmaları, bazı kromozom bozuklukları, zeka geriliği de tik davranışlarını oluşturabilir.

    Basit hareketsel tikler: Bazı kas gruplarının hızlı, belli bir anlam içermeyen ve tekrarlayıcı bir şekilde kasılması durumudur. En çok sırasıyla gözde, kafagenelinde, omuz , ağız ve el bölgesinde görülmektedir.

    Karmaşık hareketsel tikler: basit şekle göre daha yavaş, daha amaçlı gibi görünen ve daha çok kas grubunu içine alan tiklerdir. En çok kendi vücuduna veya başkasına dokunma ya da vurma, zıplama, kendi ellerini ya da nesneleri koklama şeklindedir.

    Hareketsel tikler işlev açısından birbiri ile zıt etkili kasların aynı anda birlikte kasılması ile oluşmaktadır.

    Basit sese dayalı tikler: Hece şeklinde olmayan sesler çıkartmaktır. Boğazını ısrarla temizleme, burun çekme, öksürme, bağırma, havlar gibi ses çıkarma bunlara örnektir.

    Karmaşık sese dayalı tikler: Daha anlaşılabilir,hecelere dayanan sözcükler, cümleler i tekrarlamak şeklindedir.

    Tik bozukluğunun başlangıç ve ilerleyen dönem özellikleri:

    Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır. Onu izleyerek kol ve bacakta yerleşik tikler ,daha nadiren de sese dayalı tikler başlangıç tikleri olmaktadır. Küfür etme şeklindeki tikler (koprolali) de daha nadir başlangıç yakınmasıdır. Başlangıçta % 2-3 oranında görülen koprolali ilerleyen dönemlerde % 2-30’lara dek çıkabilmektedir.

    Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik bozukluğu belirtilerini göstermektedir.

    Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir.

    Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise azalmış bulunmuştur.

    Tedavi:

    İlaç tedavileri yanında terapi ile başarı sağlanmaktadır






    Tokofobi

    Doğum yapma korkusu olarak tanımlanan tokofobi, düşünüldüğünden daha yaygın ve etkili. Tokofobi konusunda bugüne dek ilk kez yapılan bir araştırma, en az 6 kadından birinin doğum yapmaktan aşırı korktuğu için hamile kalmaktan vazgeçtiğini veya düşük yaptığını ortaya koydu.

    Bu konuda İngiltere'nin önde gelen uzmanlarından Dr.Kristina Hofberg, bu korkunun her yaşta, her ırkta ve her kültürde görülebileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar genel olarak bu korkuyla yeterince ilgilenmiyor, ancak kadınlar için bu konu yaşamsal önem taşıyor.

    'Royal College of Obstetricians' and Gynaecologist' Year Book' isimli dergide yayımlanacak olan çalışma, ilk kez hamile kalan her 5 kadından birinin doğumdan aşırı derecede korktuğunu gösteriyor. Hofberg'in görüşlerine başvurduğu 370 çocuksuz, hamile olmayan 7 kadından biri doğum sancılarından aşırı korktuğu için hamile kalmayı ertelediğini ya da doğurmaktan tümüyle vazgeçtiğini belirtiyor.

    Şu anda 1.200 kadın üzerinde daha ayrıntılı bir çalışma yürüten Hofberg, bu korkunun hamile kalma korkusundan farklı olduğuna dikkat çekiyor:'Bu patolojik bir terör. En uç şekliyle kadının kürtaja başvurmasına, alkol veya uyuşturucu kullanmasına, hatta karnını yumruklamasına kadar vardırılabilir. Öyle ki tokofobik kadınlar, başarılı bir doğumdan sonra dahi doğum anını yıllarca hatırlayıp panik ataklar yaşayabilirler. Bazı kadınlar kendilerini kısırlaştırarak böyle bir sorunla karşılaşma olasılığını tümüyle ortadan kaldırabilir. Bazıları ciddi biçimde korunarak hamile kalmamaya çalışır. Bu tür bir yaklaşım çocuk isteyen ancak doğumdan korkan kadınlar için çok üzücü bir durumdur. Bunlar bir daha çocuk sahibi olamayacaklarını bile bile menopoza girer.'

    Doğum korkusu genellikle doğum anında acı çekmekten, ölmekten, aklını yitirmekten, doğum yapacak ekibe güven duymamaktan kaynaklanıyor. Ayrıca çocukluğunda cinsel tacize uğramış kadınlar tokofobiye daha yatkın.

    Tokofobik kadınlar doğum sancısı çekmemek için sezaryen ameliyatını çözüm olarak görebilir. Bu gibi durumlarda doğum ekibinin büyük bir duyarsızlıkla bu isteği reddetmesi kadınları başedemeyecekleri kadar büyük bir psikolojik sorunla karşı karşıya bırakır. Hofberg'e göre bunun çözümü, kadının sorununu açık yüreklilikle dile getirmesi ve doğum ekibinin ve eşin soruna daha büyük bir duyarlılıkla yaklaşması.








    Uykusuzluk

    Uyuyamamaktan ya da herkesin uyuduğu saatlerde uyuyup uyanık olduğu saatlerde uyumaktan şikayetçiyseniz aşşağıda sayacağım yöntemlerden kendinize en uygun olanları seçip deneyebilirsiniz.
    -
    Uyuyamaktan korkmayın. Yatakta sessizce yatarak geçirilen saatler de uyku kadar iyi gelecektir. Uyumuyor ve planlar yapıyorsanız başucunuza koyacağınız bir kalemle defter,aklınıza gelen her şeyi hemen yazmanız durumunda size çok yardımcı olacaktır. Uyku saatlerini yitirmenin size zarar vermeyeceğini düşünün. Bedeniniz bu açığı gelecek uyku diliminde telafi edecektir.
    -
    Koyun yerine size sunulan nimetleri sayın. Uyku,eğer halinizden hoşnutsanız gelir. Endişe,üzüntü gibi duygular ne kadar özenle kendimizden gizlersek gizleyelim,bizi uyanık tutarlar. Sahip olmadıklarınızla mücadele etmek yerine,hayatınızdaki güzel şeylerin listesini yapmayı deneyin.
    -
    O anda yatağa uyumak için girdiğinizi ve ne olursa olsun uyuyacağınızı düşünmeyin. Yatağa yattığınızı ve rahatladığınızı ne kadar rahat olduğunuzu vs. düşünmeye çalışın.





    Uyum Bozuklukları

    Zorlanma yataran yaşam olaylarına karşı olağandışı duygusal ve davranışsal tepkilerle kendini gösteren klinik tablolardır. Tanıma göre zorlanma etmenlerinin başlangıcından sonraki üç ay içinde gösterilebilir zorlanma etmenlerine bir tepki olarak gelişir ve duygusal ve davranışsal belirtiler zorlanma etmenine karşı gösterilmesi beklenen belirtilere göre daha fazkadır veya toplumsal yada mesleki işlevsellikle belirgin bir bozulmaya neden olur.
    Bu belirtiler başka bir psikiyatrik bozukluğun tanı ölçütlerini karşılamaz ve daha önce var olan bir bozukluğun alevlenmesi niteliğini taşımaz. Zorlanma etmeni başladıktan sonrali üç ay içinde uyum bozukluğu belirtileri başlar ve etmen yada bunun sonuçları ortadan kalktıktan sonra altı aydan daha uzun sürmez.

    Tıbbi yada cerrahi nedenlerle hastaneye yatan hastalardaki en yayın psikiyatrik tanılardan biridir. Psikiyatrik hastaları arasında yapılan bir taramada örneklem popülasyonunun %10 unun bu tanıyı karşıladığı görülmüştür.
    Zorlanma etmenlerinin şiddeti klinik tablonun şiddetiyle her zaman koşutluk göstermez. Bir kişiyi etkileyebileceği gibi bir aileyi yada grubu da etkileyebilir.
     

    Ekli Dosyalar:

  2. n

    nesrin_27 Yeni Üye

    Cyrano Kompleksi
    Kişinin kendi ihtiyaç, istek ve amaçlarının başkaları tarafından gerçekleştirilmesini tercih eden tutuma verilen addır. Bu komplekse sahip olan kişiler, başkalarının başarılarından, en az kendi başarılarından duydukları kadar sevinç duyarlar.

    Kişinin, kendisini bir başkasının yerine tam olarak koyabilme yeteneği bu kompleksin temelidir. İşin içine, suçluluk duyguları, kendi kendini cezalandırma tutkusu ya da mazoizm gibi şeyler karıştığı takdirde, Cyrano kompleksi bir hastalık halini alabilir.


    Adet Öncesi Gerginlik


    Bir çok kadının yaşadığı menstruasyon öncesi gerginlik aslında genel ruhsal yapımızın da bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Adet öncesi dönemde başlayıp mensin başlamasından sonraki birkaç güne kadar devam eden bu durum eğer tedavi edilmezse büyük ihtimalle bundan sonra da devam edip gidecektir. Hemen her hanım adetlerinden önceki birkaç günü gergin geçirir ancak bu durum günlük işlevselliğini çok etkilemez. Hastalık demek için aşağıdaki kriterleri bir kez gözden geçirin:

    En az bir yıllık süre içerisinde sosyal mesleki ve akademik işlevselliğinde belirli düşüşe sebep olması

    Duygulanımında donukluk, mantıkdışılık veya kayıtsızlık gibi negatif belirtilerde yavaş yavaş ortaya çıkma ve şiddetlenme

    Kişiler arası uyumda bozulma, kendini toplumdan yalıtma yada toplumsal çekilme varlığı.

    Bu belirtilerin varlığı ile son 12 aylık adetlerde belirtiler devam ediyor veya artarak sizi rahatsız ediyorsa adet öncesi gerginlik sendromundan bahsetmek gerekir. Her adet döneminizde kendinizi üzgün sıkıntılı veya duygulanımınızda hızlı oynaklık varsa ve zevk veren etkinliklere karşı ilginiz kayboluyorsa tedavi olarak bir ayınızın her gününü daha mutlu ve dolu dolu yaşayabilirsiniz.
     
  3. a

    ayca Yeni Üye

    Depresyon hakkında biraz bilgide benden olsun.


    En az iki haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşi sizde varsa DEPRESYON sorgulanmalıdır.

    *Çökkün bir ruh hali, ilgi kaybı ya da yaptıklarından zevk alamama,
    *Günlük iş ve gücünü yapamama,günlük işlere karşı isteksizlik,
    *Perhiz yapmadığı halde aşırı kilo kaybetme ya da kilo alma (Bir ayda vücut ağırlığının %5 inden fazlasını alma ya da verme) İştah kaybı ya da aşırı iştah.
    *Hemen her gün aşırı uyma ya da uykusuzluk,
    *Sıkıntı huzursuzluk yerinde duramama,
    *Kendini yorgun bitkin halsiz hissetme (enerjisi çekilmiş gibi hissetme)
    *Kendini değersiz aşağılık ya da suçlu gibi hissetme
    *Dikkatini bir noktaya toplayamama
    *Cinsel istekte aşırı azalma ya da istek kaybı.

    Halk arasında sıkıntı ile giden bütün hastalıklar depresyon olarak adlandırılmaktadır. Ancak depresyon bunların hepsinin ötesinde özel bir durumdur. Yukarıda saydığımız belirtilerin hepsinin herkeste görülmesi beklenmez. Önemli olan bu belirtilerin kişinin sosyal mesleki ve insani ilişkilerinin ne kadar etkilendiğidir. İş güç yapamayan insani ilişkilerini sürdürmekte zorlanmaya başlayan bir kişi hastalık sınırlarını zorlamaya başlamış birisi demektir. Çünkü depresyonun da kendi içerisinde basamakları vardır. En ağırından Majör depresyonla depressif yakınmaları olan bir kişi arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak her ikisi de sonuçta birbirine dönüşebilir.

    Sayılan belirtiler içerisinde birbirine zıt görünen belirtiler olmakla birlikte depresyonun farklı alt tiplerinin ayrımı ancak uzman bir gözle ve belirtilerin tümü birlikte değerlendirildiğinde olacak bir iştir. Etrafınızdaki herhangi birinde bu belirtiler varsa ve günlük hayatını etkiliyorsa bu kişi depresyonda olabilir dikkatli olun. Bu belirtiler herkeste zaman zaman olabilir. Dikkat etmek gereken en önemli iki noktayı tekrar hatırlatalım.

    1-Belirtilerin süresi
    2-Günlük yaşamı ne kadar etkiledikleri.

    Tedavide iki ana prensip vardır.

    1-İlaç tedavisi
    2-Psikoterapi metotları.

    Bu iki yöntem birlikte uygulandıklarında eni iyi cevaplar alınır. Bütün hastalık belirtileri geçtikten sonra yapılması gereken şey en az 6 ay daha ilaç kullanımı ve belirli aralarla psikiyatristinizle görüşmektir. Unutmayın bir kez depresyon geçirmek ikincisinin daha kolay gelmesine işarettir.

    Depresyonun Tekrarı

    Psikiyatrik hastalıklar doğaları gereği zaman zaman tekrarlama riskleri olan hastalıklardır. Ve daha önce depresyon gibi bir hastalık geçirmişseniz tekrarlar mı diye endişenizde haksız sayılmazsınız. Hiç hasta olmayan birinin hastalanması riski nasıl varsa daha önceden hastalanmış biri de hastalanabilir. Ancak risk biraz daha fazladır.

    Bunu depresyon için değerlendirelim. Geçirilmiş bir atak varsa ve bu ilk ataksa, ailede hasta kimse yoksa bir daha hiç hastalanmama şansı % 50'dir. Eğer daha önce geçirilmiş hastalık 2 yıldan uzun sürmüşse daha sonra hastalanma riskimiz yüksek demektir. Tekrarlayan her hastalık atağı riskimizi artıracaktır. 1.derece akrabalarda (anne,baba,kardeşler gibi) hastalık varsa daha fazla risk altındasınız demektir.

    Psikiyatrik rahatsızlıklar artık eskiye oranla çok daha iyi tedavi edilmektedir. Bu gerek ilaçların gelişmesi gerekse hastalıkların daha iyi öğrenilmesi ile alakalıdır. Yani artık hekimler bazı hastalıkları daha iyi öğrendiler ve daha iyi tedavi etmeyi başarabiliyorlar. Hastalıklar tedavi edilebilir risk altında olanlar daha dikkatli olursa tablo tam oluşmadan başvurduklarında daha kolay tedavi olurlar. Hastalık tekrarı için risk faktörleri:

    Ailede başka bireylerde hastalık varlığı
    Daha önceki hastalığın uzun sürmesi (2 yıl ve üzeri) ve zor tedavi edilmiş olması.
    Daha önce birden fazla kez hastalık geçirmiş olmak.
    Hastalık tekrarlamasını önlemenin en iyi yolu önceki atağı iyi tedavi etmektir. Bu yüzden tedavinizi kesmeden önce mutlaka hekiminize danışın.

    Hazan Mevsimi

    Yaklaşan sonbahar hangimizi hüzünlendirmez ki? Düşen sarı yapraklar çoğunlukla insanın içindeki hüzün duygusunun harekete geçirir . İnsanlar hayatlarında da benzer Sonbaharları yaşarlar. Şarkı sözlerinde de sonbaharın hüzün verici özelliği hep dile getirilmiştir.

    Yalnız şarkı sözlerinde değil bilimsel araştırmalarda sonbahar ve ilk baharda Depresyon ve Mani gibi ruhsal rahatsızlıkların arttığını ortaya koymuştur. Özellikle çökkün duygulanım(Yani mutsuz ümitsiz ve halsiz hissetme), iş güç yapma isteğimizde azalma sabahları yataktan kalkmak istememe, iştahsızlık, keyifsizlik, yorgunluk hissi, cinsel isteksizlik, bazen hayatı yaşamaya değmez bulma hemen herkesin az çok hissettiği şeylerdir.
    Bu duygular hazan mevsiminde (Sonbaharda) kabarır.

    Bir çok insan bunu hisseder ama az bir kısmımızın günlük yaşamını etkiler. Eğer günlük yaşantımızı bu duygular etkilemeye başlamışsa, işimizi yapamıyorsak her zamankinden çabuk sinirlenip etrafımızı kırıyorsak ve 2 haftadır bu durum değişmemişse giderek de artıyorsa hazan mevsimi hüzne gebedir denebilir. Bu durum önceki yıllarda da olmuşsa bu yıl daha dikkatli olmalısınız.

    Bu sonbahar umarım 1999 yılı sonbaharında milletçe yaşadığımız felaketleri unutturur. Sonbaharla birlikte eskiden psikiyatrik sorunu olanlar biraz daha gerildiler. Bazılarınınsa eski rahatsızlıkları nüksetti. Yapılması gereken tedavisi devam eden hastaların kesinlikle aksatmamaları. Belirtileri nüksedenlerin de doktorları ile bir an önce irtibata geçmeleri gerekir.

    Mani

    Depresyon en çok bilinen duygudurum bozukluğudur. Ancak yaşanılan çökkünlüğün zıttı bir şekilde duygulanımın taşkın bir hal aldığı bir psikiyatrik rahatsızlık vardır ki ona da mani diyoruz. Mani halk arasında pek bilinmeyen bir hastalıktır. Yaşam boyu görülme sıklığı % 1'dir. Yani 100 kişide bir kişide görülür. Oysa bu oran depresyon için %3-5 tir.

    Çok iyi bilinmediği içinde bu sorun bazen kişinin kendisine ve bazen de çevresine zarar vermesine yol açabilir. Bu nedenle iyi tanınmalı ve tedavisi ihmal edilmemelidir. Genel özelliği hastanın günlük işlevselliğinde belirgin bozulmaya sebep olan ve hastanın muhakeme yetisini bozan inatçı biçimde yükselmiş, kabarmış veya aşırı uyarılmışlık hali ile giden bir duygudurum bozukluğudur. Bu aşırı uyarılmış ve taşkın halin en az bir hafta sürmesi bu hastalığın tanısını koymak için gereklidir. Ancak bazen mizaç o kadar yükselmiş olur ki 1-2 günlük bir süre bile hastalığın tanısını koymak için yeterli olabilir.

    Bu duygudurum bozukluğu sırasında aşağıdakilerden en az 3 ünün varlığı gereklidir.

    1. Kendine güvende abartılı ve aşırı bir artma olması. En güçlü benim benim her şeye gücüm yeter. (Bazen peygamber ya da tanrı olduğunu bile iddia edenler olabilir.)

    2. Uyku gereksiniminde azalma ( Mesela sadece 2-3 saatlik bir uyku ile günlerce idare etme ve dinlenmiş hissetme halinin varlığı)

    3. Her zamankinden daha konuşkan olma ya da etrafındakileri konuşmaya tutma hali.

    4. Fikirle öylesine hızlı değişir ki zihnindeki u uçuşmayı konuşma hızı yakalayamaz ve daldan dala atlama olur.

    5. Dikkatte aşırı bir dağınıklık olur ve basit ayrıntılar bile dikkatini dağıtabilir.

    6. Motor faaliyetlerde aşırı bir artma vardır. Yaptığı işin amacına yönelik davranışlar ve hareketler artar.

    7. Kötü sonuç verme ihtimali, yüksek zevk veren etkinliklere aşırı katılma (sonucunu hesap etmeden ani kararlar verip uygulamaya koyma gibi).

    Bu rahatsızlık uzun süre psikiyatrik tedavi gerektiren ve tekrarlama ihtimali olan bir rahatsızlıktır. Ve zaman zaman depresyonla seyreden dönmeler de görülebilir. İlaç tedavisine iyi cevap veren bir rahatsızlıktır.

    Sıkıntı Hissi

    Sıkıntı insanlık tarih kadar eski bir histir. Bu his, hissedeni tarafından çoğunlukla iç sıkıntısı huzursuzluk, gerginlik, daralma şeklinde ifade edilir. Bu hisle hepimiz günlük hayatımızda tanışırız. Ancak gelip geçici olduğunda pek etkilenmeyi. Bazen sıkıntılarımız öylesine yoğunlaşır ki işimizi gücümüzü yapmamıza mani olacak bir hal bile alabilir. Sürekli gergin ve tedirgin olduğunuzu düşünün; Hayattan zevk almanız azalır, dikkatinizi toparlayamazsınız, işe gitmeyi canınız istemez eskiden zevk alarak yaptığınız bir çok işi artık boş ve anlamsız bulursunuz.

    Sıkıntının bariz ve yaşadığınız durumla uyumlu bir nedeni varsa bu doğal bir duygu yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer bu anlamda bir sebep yokken siz kendinizi sıkıntılı ve gergin hissediyorsanız bunu biraz incelemek gerekir.

    Burada hemen şu soru akla geliyor sıkıntının normali var mıdır? Evet her insanın hayatında hastalık olmadan yaşadığı normal bir sıkıntı vardır. Ciddi kayıplar (para, sevilen birinin kaybı vs gibi) bir süre için kaybın kişi için anlamı oranında sıkıntıya sebep olabilirler. Ancak bu süre işimizi gücümüzü engelleyecek boyuta ulaşmışsa, sosyal ilişkilerimizi bozuyorsa artık eskiye kıyasla asabi olmaya başlamışsak sınırlar aşılmış normalin ötesine geçilmiş olur.

    En çok da depresyonda bu durumu yaşarız. Depresyonun en önde gelen belirtisi zaten duygu duruma hakim ola sıkıntı ve isteksizlik halidir. Sözün özü sıkıntınız 2 haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa; sosyal mesleki ve aile yaşantınıza negatif yansımaları varsa sıkıntının normal sınırı aşılmaya başlanıyor emektir. Dikkatli olmalısınız.

    Işık Tedavisi

    Depresyon çağımızın ruh hastalıklarının vebası gibi değerlendirilmektedir. Yaygınlığı ve tedavisinin başka psikiyatrik rahatsızlıklara oranla yüz güldürücü olması dikkatlerin hep üzerinde toplamasına neden olmuştur. Ve bu arada hekimler tedavi için hep yeni arayışlar içerisinde bulunmuşlardır.

    Tedavi için yapılan araştırmalar öncelikle depresyonun nedenine yönelik araştırmaların artmasına neden olmuştur. Yapılan beyin araştırmaları rahatsızlığın kaynağına yönelik bir çok farklı durumu tespit etmiş olmakla birlikte beyinde bulunan bir merkezin (corpus pineale) güneş ışığıyla uyarılması neticesinde beynin daha aktif ve canlı uyarı olduğu keşfedilmiş. Bu buluş özellikle kuzey ülkelerinde kış aylarında havanın kapalı olduğu zamanların çok fazla olması nedeniyle gün ışığından oldukça az faydalandığı tespit edilmiştir.

    Bu durum güneş ışığının suni olarak verilmesi ile tedavide fayda sağlanabileceği tezinin öne sürülmesine neden olmuş ve denemişlerdir. Bir süre sonra hakikaten faydalı neticeler alınmış insanlar daha az depresif bulunmuştur. Ancak yinede bu tedavi yeterince faydalı bulunmamıştır. Başka tedavi yöntemleri araştırılmaya devam edilmiştir.

    Bir süre önce gazetelerde gördükleri bir haber neticesinde depresyonlarını bu ampullerden çıkan ışıkla tedavi ettirmek istediğini söyleyen bir grup hastam oldu. Şunu hatırlatmakta fayda var. Bu ışık ne kadar iyi taklit edilirse edilsin güneş ışığının kalitesini asla yakalayamaz. Ve kaldı ki Türkiye en az güneş alan bölgesi olan Doğu Karadeniz bölgesi dikkate alındığında bile böyle bir tedaviye ihtiyaç göstermemektedir. Çünkü Türk insanı güneşten faydalanmak adına coğrafi olarak çok şanslı bir noktada yaşamaktadır. Bu anlamda ışık tedavisini dışlarken hatırlatma fayda var şu an depresyon için en etkili tedavi metodu ilaç ve psikoterapinin birlikte uygulanmasıdır.
     
  4. t

    tazmanya Yeni Üye

    Histerik bulaşma

    Histerik bulaşma, okul, fabrika gibi kurumlarda veya köy, kasaba, mahalle gibi küçük yerleşim birimlerinde psiko-sosyal kaynaklı fiziksel rahatsızlıkların veya rahatsızlık belirtilerinin sosyal bulaşma yoluyla yayılmasını ifade etmektedir. Bu anlamda histerik bulaşma, sosyal bulaşmanın özel bir hali olarak değerlendirilebilir.

    Pratikte çeşitli örnekleri bulunan ve histerik bulaşma sonucu oluşan rahatsızlıklar, 'kolektif histeri' olarak adlandırılmaktadır. Kolektif histeri örneklerinin analizi, bu tür olayların, çoğu kez, sorumluluk düzeyi yüksek, karşılaştığı sorunu kurallar labirenti ve mevzuat içinde çözmekte güçlük çeken, fakat enformel kaçış yollarını da kullanamayan kişilerde ortaya çıktığını göstermektedir.

    Literatürde bilinen en ünlü kolektif histeri örneklerinden biri, ABD'nin güneyinde küçük bir kasabada bir tekstil fabrikası işçileri arasında meydana gelmiş ve Kerckhoff ve Back (1968) tarafından incelenmiş olan 'Haziran Böceğinin Sırrı' adlı vakadır.

    Ülkemizde de bunun ilginç örneklerinden biri 1967 yılında Aydın'ın Acarlar Köyü'nde yaşanmış ve S. Er (1969) tarafından incelenmiştir. Bu köyde kısa bir zaman dilimi içinde yayılan histeri vakasının temelinde, çeşitli psiko-sosyal faktörlerin bulunduğu saptanmıştır:

    Etrafı Sünnî köylerle çevrili bir Alevi köyü olan Acarlar köyü halkının töreleri, özel ten rengi, fakirlikleri nedeniyle kendilerini sürekli ezik ve baskı altında hissetmeleri, köyün uzun zamandan beri dışa kapalı ve kendine dönük bir yaşam tarzı sürmekte iken aniden dışa açılması ve dengesini koruyamaması, köy gençlerinin yeni yaşam modelleriyle temasa geçmesinin yarattığı kültürel şok, vb.


    Kalabalık deneyimi (crowding)

    Kalabalık deneyimi (crowding), belirli bir mekânda istenen, beklenen veya uygun bulunandan daha fazla sayıda insanla birlikte bulunmanın yarattığı psikolojik bir gerilim durumu olarak tanımlanabilir (ve bu anlamda yığılma veya yığılma duygusu sözcükleriyle karşılanabilir).

    Kalabalık yaşantısı, yoğunlukla ilgili olmakla birlikte, aynı şey değildir; zira daha ziyade fiziksel bir terim olan ve belirli bir alanın büyüklüğüne oranla bu alanda bulunan kişilerin sayısına göre tanımlanan yoğunluktan (density) farklı olarak sübjektif değerlere göre ortaya çıkar. Duruma ilişkin olumsuz duyguların yanı sıra, durumla başa çıkmaya yönelik psikolojik tepkileri ve bunların psikolojik sonuçlarını içerir.

    Yığılma bireyin kendi ölçülerine göre fazla sayıda kişiyle birlikte bulunmanın yol açtığı strese dayanan olumsuz bir duygudur. Bu duygunun ortaya çıkmasında çeşitli faktörler rol oynamaktadır (Stokols, 1978): Bulunulan yer üzerinde kontrol eksikliği algısı, istenen şekilde hareket etme olanaksızlığına bağlı güvensizlik duygusu, vb. Bu açıdan bakıldığında kalabalık deneyimi, bazen bir özgürlük kaybı duygusu (Stockdale), bazen da bir şeylerin işgali veya kaplayıcı mevcudiyeti, rahatsız edici buradalığı, bazen da bir güvensizlik duygusu olarak belirmektedir.

    Çevre psikologları kalabalık deneyiminin ortaya çıkmasını açıklamak üzere çeşitli modeller Öne sürmüşlerdir: Aşırı uyarılma modeli, çevrenin aşırı yüklü olmasını temel almaktadır; kontrol modeli, çevre üzerinde kontrol eksikliğine bağlı güçsüzlük veya acizlik duygusunu vurgulamaktadır; ekolojik model, mekân tipi, bu mekândaki kişi sayısı ve bu mekânda oynanması öngörülen sosyal roller arası ilişkilerden hareketle yığılmayı analiz etmektedir.


    Komplex

    Kelime olarak "karmaşık" anlamına gelebilir. Psikolojide bilinçsiz olarak kişinin ruhsal yaşantısını etkileyen düşünce karışıklıklarına kompleks denir. Kompleks kavramını tanımlarken verilen en önemli ve güzel örneklerden biri Sigmund Freud'un açıkladığı "Ödipus Kompleksi"dir Hadımlık kompleksi, Anal (makat) kompleksi ve Narsizm kompleksi kişioğlunun yaşantısını etkileyen diğer önemli komplekslerdir.


    Laktasyon Psikozu

    Çocuk emzirme zamanı ortaya çıkan ruhsal bir rahatsızlıktır. Bazen loğusalık sırasında başlar ve loğusalık psikozu adını alır. Çoğunlukla hasta kâbus görmeye ve sayıklamaya başlar. Genellikle hamilelik ve doğum sırasında meydana gelen hastalıklar yüzünden ortaya çıktığı gibi, emzirme sırasında ya da loğusalık zamanında kapılan bulaşıcı hastalıkların bulaşması ve göğüs iltihaplanmaları da laktasyon psikozunun doğmasına neden olabilir.


    Megalomani

    Megalomani ya da büyüklük hezeyanı, kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Derin bir ruhsal sorunun belirtisidir. Megalomani, kendi başına bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı bir psikolojik durumdur. Büyüklük hezeyanları kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlara dayanır. Megalomani, kendini önemseme duygusunun gerçekliğe dayanıp abartılı bir biçim alan, aşırı bir özgüven değildir.

    Nedenleri

    Megalomani, üç ayrı biçimde ortaya çıkan davranış tipine verilen addır. Birincisi, genellikle huzursuzluk, gevezelik, sinirlilik belirtilerinin eşlik ettiği, büyüklük inancı ve davranışlarıyla bir mani olarak belirir. İkinci tipte şizofreni belirtileri görülür: Hezeyanlar o ölçüde manik yapıda değildir. Kişi olağandışı niteliklere, güç ve zenginliğe sahip olması doğalmış gibi davranır. Bu tip megalomanide çoğu zaman başkalarının kötülükleriyle karşı karşıya kalındığı konusunda da hezeyanlar görülür.

    Üçüncü tipte megalomani, ilerlemiş frengi enfeksiyonu sonucu oluşan beyin hasarından kaynaklanır. Ne yazık ki, frenginin ilk belirtileri kimi zaman gözden kaçabilir ve başlangıç belirtilerinin hızla yok olmasına karşılık mikroorganizma etkinliğini sürdürür. Beyne yayılan enfeksiyon yargılama ve dikkati yoğunlaştırma yeteneklerini bozar, depresyona, megalomaniye ve başka türde hezeyanlara yol açar.

    Belirtiler

    Megalomanide, gerçeklikle kesinlikle ilgisi olmayan hezeyanlar söz konusudur. Sözgelimi, dar gelirli bir megaloman dünyanın en zengin adamıymış gibi davranabilir, tanıştığı herkese büyük miktarlarda çekler yazabilir.

    Tedavi

    Tedavi, megalomaniyi doğuran nedene bağlıdır. Mani ve şizofreniyle birlikte görüldüğünde, ilaç ve psikoterapiyle denetim altına alınır. Tam iyileşme garantisi yoksa da belli bir düzelme sağlanır. Nedeni frengi enfeksiyonu ise, genellikle penisilinle yapılan acil tedaviye başlanması zorunludur. Tedavi sonrasi tam iyileşme ya da en azından kalıcı bir düzelme elde edilir.
     
  5. s

    salvia Yeni Üye

    Narsisizm hastalıgınıda ben ekleyim çok güzel bir arşivimiz oldu. Allah tüm rahatsızıkları olanlar şifa nasip etsin.

    Narsisizm kavramı, kendini cinsel obje olarak alma şeklindeki fetişizm biçimini belirtmek üzere psikoloji literatüründe ilk kez 1887'de Binet tarafından kullanılmıştır. Ardından seksologlar tarafından cinsel bir sapma olarak; homoseksüellerde görülen bir öz sevgi biçimi olarak ve yüzyılın başında bir cinsel 'sapıklık' (perversion) olarak kullanılmıştır. Ancak terim, Eski Yunan mitolojisinde Narsis mitosunda, bir kişinin kendine aşkı anlamında zaten mevcuttur.

    Narsis mitosunun klasik versiyonunda, Narsis, çocukluğundan beri bir aynada kendi görüntüsünü hiç görmemiştir; Kahin Tiresias, Narsis'in kendi yüzünü görmediği sürece yaşayacağını söylediğinden ana-babası (Lephisos ırmağı ve Liriopa adlı Nympha) onu yansıtıcı yüzeylerden uzak tutmuştur.

    Bir gün, Nympha Echos'un aşkını geri çeviren Narsis, tanrıların gazabını üstüne çekmiş ve başı boş bir gezgin gibi dolaşmaya mahkum edilmiştir. Susuz bir durumda oradan oraya dolaşan Narsis, bir su kaynağında su içmek isterken, kendi yüzünü görür, hayran olur, büyülenir. Önce onu bir başkası zanneder, tutmak için kollarını suya daldırır, ama imaj ellerinden kayıp gitmektedir. Bu imkansız aşkın işkencesi içersinde, aşkının objesinin kendisi olduğunu farkeder.

    Kendisinden sıyrılıp kopmak ister ve kendi kendine acımasızca vurur ve nihayet ölür. Matem içindeki kız kardeşleri saçlarını kestirirler, Narsis'in vücudunu odunlar üzerine koyup yakmak isterler, fakat Narsis'in bir çiçeğe dönüştüğünü farkederler.

    Narsis mitosunun Pausanius'a ait diğer versiyonunda, bir ikiz figürü vardır. Narsis suyun yüzeyinde kendi yüzünü ve bir bakıma kendi yüzünde ikizinin yüzünü görür. Burada kendine aşkı diğerinin aşkıyla karışır; bir tür ego-alter, ben-diğeri ilişkisi vardır; Narsis diğerinde kendini, kendinde diğerini sever. Bu anlamda kendi kendini sevme olarak narsisizm, kişilerarası ilişkilere gönderir.


    Nevroz

    Çatışmaların yol açabileceği ruhsal hastalanma. Böyle bir hastalanmanın ruhsal olduğu gibi gövdesel belirtileri de olur: Baş ağrısı, yürek çarpıntısı, kusma, inme, kekeleme, cinsel soğukluk ile erksizlik gibi. Hallolunmamış yaşam kavgasının çoğu kere pek farkında değildir hasta. Tedavi için gövdede ortaya çıkan arazları gidermenin yanısıra, ruh tedavisine de başvurmak gereklidir.

    Freud'a göre sinir hastalıklarının çekirdekleri çocukluk çağının derinliklerinde yatarlar. Daha sonra, yetişkin bir insanda ortaya çıkan herhangi bir sinir hastalığı, o insanın zaten böyle bir illete eğilimli olduğunü gösterir. Ama aynı zamanda sinir hastalığının nedenlerinin yalnızca bireysel olmayıp toplumsal olduğuna da işaret eder: Toplum düzenleriyle çatışma, varoluş kavgası gibi. Demek ki sinirlice tepki göstermek, kişinin kendi istekleri ile çevrenin koyduğu sınırlamalar arasında olagelen bir sürtüşmenin sonucudur. Kretschmer der ki «sinir hastalığının ruhbilimi gerçekte insan yüreğinin ruhbilimidir.»

    Cinsel nedenlerde kaynağını bulan sinir hastalıkları (üreme organlarıyla ilgili bir hastalığa tutulmuş olma sanısı hastalık hastalığı, doğum yapmayla bağlantılı korku durumları, kıskançlık ile kıskançlık deliliği, erksizlik, cinsel soğukluk, kendi gövdesine hastaca tutkunluk —narsistlik— gösterme illeti, sadistlik, mazohizçilik, sinir illetine bağlı serüvenseverlik) cinsel isteklerin baskı altına alınması ile itilmesi ortaya çıkan cinsel gerginliklere dayanırlar.
     
  6. Yamesin

    Yamesin Yeni Üye

    Şizofreni çok kötü birşey
     
  7. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi

    Psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde doğru yol izlemek çok önemli hepsinin ayrı ayrı sıkıntısı var.
     
  8. Murat

    Murat Yönetici

    Detaylı bir makale olmuş. Bir çok hastalık yada hastalık hissi veren pisokolojik nedenler var.
     
  9. M

    Misafir Misafir

    deli olmamak elde değil bu hususlarda
     
  10. Şaban

    Şaban Yeni Üye

    Bazı araştırmacılar tüm depresyonlari biyolojik kökenli olduğunu ve beyindeki kimyasal maddelerin yetersizliğine bağlı olduğunu öne sürerlerken; bazıları da, düşünce sistemindeki psikolojik dengesizliğe dikkat çekmekteler.
     
  11. Şuşu

    Şuşu Yeni Üye

    Allah kimsenin akıl sağlığını elinden almasın
     
  12. Şaban

    Şaban Yeni Üye

    şizofrenlik ayrıca
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş