Maide Suresinin Anlamı Nedir?

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Abdullah Bin Murat tarafından paylaşıldı.

  1. A

    Abdullah Bin Murat Yeni Üye

    Maide Suresinin Türkçe Açıklaması
    Maide Suresinin Anlamı Nedir

    Yüce Rabbimizin bize mesajı olan Maide Suresi Kur'an'ın beşinci suresidir. Medine’de yazılmış olan 120 ayetten oluşur. 114. ayetinde geçen sofra (arapça okunuşu maide), sureye adını vermiştir.
    [​IMG]
    Maide Suresinin Türkçe Meali ( Açıklaması )

    5-MAİDE:

    1 - Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verir.

    2 - Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.

    3 - Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.

    4 - Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: "Size iyi ve temiz şeyler helal kılındı." Allah'ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin), Allah'tan korkun. Muhakkak Allah, hesabı çabuk görendir.

    5 - Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahirette zarara uğrayanlardandır.

    6 - Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.

    7 - Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve "İşittik, itaat ettik" dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir.

    8 - Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

    9 - Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

    10 - İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler.

    11 - Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze) yeltenmişti de, O (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Müminler yalnız Allah'a dayansınlar.

    12 - Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.

    13 - Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları sever.

    14 - "Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara - elbette haber verecektir.

    [FONT=Arial]15 - Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah'tan bir nur ve apacık bir kitap da gelmiştir.

    [FONT=Arial]16 - Allah o kitabla rızasına uygun hareket edenleri selamet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.

    [FONT=Arial]17 - Muhakkak ki, "Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: " Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir? " Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.

    [FONT=Arial]18 - Yahudiler ve hıristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: " O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah ) size azab ediyor?" Hayır, siz de O'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. Nihayet dönüş de O'nadır.

    [FONT=Arial]19 - Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir sırada size Resulümüz geldi, gerçekleri açıklıyor ki, (yarın kıyamet gününde): "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyiniz. İşte müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allah, her şeye kadirdir.

    [FONT=Arial]20 - Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi."

    [FONT=Arial]21 - "Ey kavmim, Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız."

    [FONT=Arial]22 - Onlar da: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz" dediler.

    [FONT=Arial]23 - Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girerseniz muhakkak galip gelirsiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah'a dayanın.

    [FONT=Arial]24 - Kavmi Musa'ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.

    [FONT=Arial]25 - Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.

    [FONT=Arial]26 - Allah Musa'ya şöyle dedi: "Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme!".

    [FONT=Arial]27 - Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".

    [FONT=Arial]28 - "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.

    [FONT=Arial]29 - "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".

    [FONT=Arial]30 - Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.

    [FONT=Arial]31 - Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.

    [FONT=Arial]32 - Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.

    [FONT=Arial]33 - Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.

    [FONT=Arial]34 - Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

    [FONT=Arial]35 - Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.

    [FONT=Arial]36 - Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.

    [FONT=Arial]37 - Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır.

    [FONT=Arial]38 - Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'dan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.

    [FONT=Arial]39 - Kim yaptığı haksızlıktan sonra tevbe eder, halini düzeltirse, şüphesiz Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.

    [FONT=Arial]40 - Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu, dilediğine azap edip dilediğini de bağışladığını bilmedin mi? Allah herşeye kâdirdir.

    [FONT=Arial]41 - Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.

    [FONT=Arial]42 - Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever.

    [FONT=Arial]43 - İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.

    [FONT=Arial]44 - İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah'ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.

    [FONT=Arial]45 - Biz Tevrat'ta onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısas (ödeşme) yazdık. Bununla beraber kim kısas hakkını bağışlarsa, bu kendi günahlarına keffaret olur. Ve kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

    [FONT=Arial]46 - O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt olan İncil'i verdik.

    [FONT=Arial]47 - İncil ehli de Allah'ın ona indirdikleriyle hükmetsinler. Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.

    [FONT=Arial]48 - Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.

    [FONT=Arial]49 - Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.

    [FONT=Arial]50 - Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

    [FONT=Arial]51 - Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

    [FONT=Arial]52 - Kalblerinde hastalık bulunanların :" Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek, onların arasına koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir (iş) getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.

    [FONT=Arial]53 - İman edenler: "Sizinle beraber olduklarına dair, Allah'a bütün güçleriyle yemin edenler bunlar mı?" derler. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir ve kaybedenlerden olmuşlardır.

    [FONT=Arial]54 - Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.

    [FONT=Arial]55 - Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.

    [FONT=Arial]56 - Kim Allah'ı, O'nun Resulünü ve müminleri dost edinirse, (iyi bilsin ki) Allah'ın taraftarları galip geleceklerdir.

    [FONT=Arial]57 - Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kâfirlerden, dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin. Eğer (gerçekten) iman ediyorsanız, Allah'dan gereğince korkun.

    [FONT=Arial]58 - Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.

    [FONT=Arial]59 - De ki: "Ey kitap ehli! Sadece Allah'a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bizden hoşlanmıyorsunuz? Oysa çoğunuz yoldan çıkmışlarsınız".

    [FONT=Arial]60 - De ki: "Allah katında cezaya çarptırılma bakımından bunlardan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah, kimlere lanet etmiş ve gazabına uğratmışsa; kimlerden maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar yapmışsa, işte bunların makamı daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok sapmışlardır".

    [FONT=Arial]61 - Onlar, size geldikleri zaman, "iman ettik" dediler. Oysa yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah, onların gizlediklerini çok iyi bilir.

    [FONT=Arial]62 - Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdür!

    [FONT=Arial]63 - Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür!

    [FONT=Arial]64 - Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.

    [FONT=Arial]65 - Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.

    [FONT=Arial]66 - Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!

    [FONT=Arial]67 - Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.

    [FONT=Arial]68 - De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!

    [FONT=Arial]69 - Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

    [FONT=Arial]70 - Andolsun biz, İsrailoğulları'ndan söz aldık ve onlara peygamberler gönderdik. Fakat ne zaman onlara bir peygamber nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getirmişse, bunlardan bir kısmını yalanlamışlar, bir kısmını da öldürmüşlerdir.

    [FONT=Arial]71 - Onlar, bir fitne kopmayacak sandılar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine onların çoğu kör, sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını görüyor.

    [FONT=Arial]72 - Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti.

    [FONT=Arial]73 - "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.

    [FONT=Arial]74 - Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    [FONT=Arial]75 - Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!

    [FONT=Arial]76 - De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah işitendir, bilendir".

    [FONT=Arial]77 - De ki: "Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve böylece doğru yolu kaybetmiş bir kavmin keyiflerine uymayın".

    [FONT=Arial]78 - İsrailoğulları'ndan küfredenler, Davud ve Meryem'in oğlu İsa diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendi.

    [FONT=Arial]79 - Onlar, yaptıkları kötülüklerden vazgeçmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idi.

    [FONT=Arial]80 - Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.

    [FONT=Arial]81 - Eğer onlar, Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen Kur'ân'a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

    [FONT=Arial]82 - İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.

    [FONT=Arial]83 - Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: " Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derler.

    [FONT=Arial]84 - "Hem biz Rabb'imizin bizi iyi kişilerle birlikte (cennete) sokmasını arzulayıp dururken, neden Allah'a ve hak olarak bize gelen şeylere inanmayalım!".

    [FONT=Arial]85 - Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükafatı budur.

    [FONT=Arial]86 - İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar da cehennem ehlidir.

    [FONT=Arial]87 - Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram saymayın. Ve aşırı da gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.

    [FONT=Arial]88 - Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yeyin ve inandığınız Allah'tan korkun.

    [FONT=Arial]89 - Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.

    [FONT=Arial]90 - Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.

    [FONT=Arial]91 - Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?

    [FONT=Arial]92 - Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdir.

    [FONT=Arial]93 - İman edip salih amel işleyenler, Allah'tan korktukları, imanlarında sebat ettikleri, salih amel işlemeye devam ettikleri, sonra Allah'tan sakındıkları, imanlarından ayrılmadıkları, yine Allah'tan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah iyilikte bulunanları sever.

    [FONT=Arial]94 - Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden korkanları meydana çıkarsın. Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azab vardır.

    [FONT=Arial]95 - Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidir.

    [FONT=Arial]96 - Size ve yolculara yiyecek olmak üzere, deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram edilmiştir. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.

    [FONT=Arial]97 - Allah, Kâbe'yi, o Beyt-i haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.

    [FONT=Arial]98 - İyi bilin ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.

    [FONT=Arial]99 - Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

    [FONT=Arial]100 - De ki:"Pis olan şeyle temiz olan şey bir olmaz, pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile". Ey selim akıl sahipleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

    [FONT=Arial]101 - Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır.

    [FONT=Arial]102 - Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.

    [FONT=Arial]103 - Allah, ne bahîre'yi, ne "sâibe'yi, ne vesile"yi ve ne de hâm"ı meşru kılmıştır. Fakat küfredenler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Onların çoğunun akılları ermez.

    [FONT=Arial]104 - Onlara: Allah'ın indirdiği (kitabı)ne ve peygamber'e gelin" dendiği zaman:" Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsa da mı?

    [FONT=Arial]105 - Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.

    [FONT=Arial]106 - Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz".

    [FONT=Arial]107 - Eğer o iki şahidin bir günah işledikleri anlaşılırsa ölene daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçerler ve: "Bizim şahitliğimiz, önceki iki kişinin şahitliğinden daha doğrudur. Biz kimsenin hakkına tecavüz etmedik. Aksi halde biz de zalimlerden olurduk" diye Allah'a yemin ederler.

    [FONT=Arial]108 - İşte bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerinin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, doğru yoldan çıkan bir topluluğu hidayete erdirmez.

    [FONT=Arial]109 - Allah, Resulleri topladığı gün:" Size ne cevap verildi? "der. "Bizim bilgimiz yok" derler, "gizlileri bilen yalnız sensin, sen!".

    [FONT=Arial]110 - Allah şöyle diyecektir: "Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l-Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle (hayata) çıkarmıştın. İsrailoğulları'na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin: "Bu ancak apaçık bir sihirdir" dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum.

    [FONT=Arial]111 - Hani Havarilere: " Bana ve Resulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar da: "İman ettik, bizim şüphesiz müslümanlar olduğumuza şahit ol" demişlerdi.

    [FONT=Arial]112 - Havariler:" Ey Meryemoğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" dediler. İsa da: "İnanıyorsanız Allah'tan korkun" dedi.

    [FONT=Arial]113 - Havâriler: İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalblerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu bizzat görenlerden olalım" dediler.

    [FONT=Arial]114 - Meryemoğlu İsa da: "Allah'ım, Rabbımız, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın!" dedi.

    [FONT=Arial]115 - Allah buyurdu ki: Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım".

    [FONT=Arial]116 - Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin.Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!".

    [FONT=Arial]117 - Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.

    [FONT=Arial]118 - Eğer onlara azab edersen, onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin.

    [FONT=Arial]119 - Allah buyurdu ki: Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.


    [FONT=Arial]120 - Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O herşeye kâdirdir.[/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT]
     
  2. Murat

    Murat Yönetici

    Mahide Suresi Medine’de nazil oldu. Âyetlerinin adedi yüz yirmidir.

    2. “Ey İnananlar! Allah’ın nişanelerine, hürmet edilen aya, (Kabe’ye) hediye olan kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerînden bol nimet ve rıza talep ederek Beyti Haram’a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin.”
    1- İbn Abbas dedi ki: “Bu âyet, kendisine “Hutam” denilen Şurayh b. Dubey’a el-Kindi hakkında inmişitir. Bu zat, Yemame’den Medine’ye, Peygamber (s.a.v.)’e geldi. Atını, Medine’nin dışına bırakmıştı. Tek başına Hz. Peygamber’in huzuruna girip:
    “İnsanları neye davet ediyorsun” diye sordu. Peygamber:
    “Allah’tan başka hiçbir ilah ol*madığına şehadet etmeye, namaz kılmaya ve zekat vermeğe davet ediyorum” buyurdu. Hutam dedi ki:
    “Güzel, fakat benim amirlerim var, onların önünde hiçbir işe kesin karar veremem. Belki müslüman olur da, onları da getiririm”. Hz. Peygamber ashabına bu*yurdu ki:
    “Şeytanın diliyle konuşan bir adam huzurumuza giriyor.” Sonra adam Rasulullah’ın huzurundan çıktı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    “Yemin ederim bu adam bir kâfir yüzüyle girip, bir zalimin ökçeleriyle çıktı. Bu kişi müslüman değildir”. Nihayet Hutam, Medine’nin deve sürüsüne uğrayıp önüne kattı. İnsanlar onu takibe başladı. Fakat onu yakalayamadılar. Rasulullah (s.a.v.) kaza umresine çıktığı sene Yemameli hacıların: “Lebbeyk” sedalarını işitti ve ashabına:
    “Bunlar Hutam ve arkadaşla*rıdır” buyurdu. Hutam, Medine develerinden yağmaladıklarını nişanlayıp, Ka’be’ye sevk etmişti. Ashab onun ardına düşmeye yöneldiklerinde, Allah Teala bu âyeti indirdi. Ayetteki ilahi maksat, Allah için malum kılınan hacc vazifeleridir. Hutam gibileri, İslam Dini’nden başka bir dinin mensubu olsalar dahi.”[2]
    2- İbn Abas’tan şöyle rivayet edilmiştin Müşrikler Beytullah’ı hacceder,
    Mekke’ye kurban götürürler, haccın alâmetlerine saygı gösterir ve kurban keserlerdi. Müslümanlar onlara saldırmak isteyince “Ey iman edenler, Allah’ın koyduğu alâmetlere… saygısızlık göster*meyin” ayeti indi.[3]
    3- Zeyd b. Eslem de şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) ve Ashabı, müşrikler kendile*rini Ka’be’yi ziyaretten men ettikleri zaman Hudeybiye’de bulunuyorlardı. Bu alıkonma işi kendilerine pek ağır gelmişti. Derken müşriklerden umre yapmak isteyen bir grup in*sanlar kendilerine uğramış, bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.)’ın Ashabı; “Onların adamları nasıl bizi alıkoydularsa biz de şunları alıkoyalım.” demişlerdi. Bu sebebten ötürü Allah Teâlâ bu âyetini indirdi.” [4]
    4- Ikrime’den İbnu Cerîr anlattı. Ikrime:
    -Hutam İbni Hind El-Bekri, yiyecek taşıyan bir kafile içinde Medine’ye geldi, eşyasını sattı. Sonra Nebî Aleyhisselâm’ın yanına girdi, ona bîat etti ve Müslüman oldu. Rasûlullah’ın yanından çıkmak üzere ayrılırken, Rasûlullah ona baktı ve yanında olan kişiye:
    -Benim yanıma fâcir bir yüz, durgun bir kafa girdi, buyurdu. Hutam Yemâme’ye dönünce İslam’dan irtidat etti. Zilkade ayında Mekke’ye giden ve yiyecek eşya taşıyan bir kafile arasında çıktı.. Nebî Aleyhisselâm’ın ashabı, onun Mekke’ye gitmek üzere çıktığını duyunca, Muhacirin ve Ensar’dan bir grup kafile içinde onu ele geçirmek için hazırlandı. Allahü Teâlâ, Maide: 5/2 âyetini indirdi. Kavm o işten vaz geçti, dedi. [5]
    5- Süddî’den de bunun benzerini anlattı.
    Zeyd İbni Eslem’den İbnu Ebî Hatim anlattı. Zeyd:
    -Rasûlullah ve Ashabı, müşriklerin Beytullah’ı ziyaretten geri çevirdikleri zaman Hudeybiye’de idi. Bu durum onlara çok ağır geldi.
    Maşrık ashabından olan müşrik insanlar, Rasûlullah ve ashabına uğradı. Onlar da Umre yapmak için gelmişlerdi. Nebî Aleyhisselâm’ın Ashabı:
    -Bizim arkadaşlarımızı müşriklerin çevirmesi gibi, biz de çeviririz, dediler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/2 âyetini indirdi, dedi. [6]
    3. “Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi ta*mamladım, din olarak sizin için İslamiyet’i beğendim. Açlıktan darda kalan, günaha kaymaksızın yiyebilir. Doğrusu Allah bağışlayandır, merhametli olandır.”
    1- Bu âyet, Hicret’in onuncu senesi, Veda Hacc’ında, Kurban Bayramı’nın arefesinde, Cuma günü ikindiden sonra Peygamber, Adba isimli devesinin üzerinde Arafat’ta vakfe yaparken indi.[7]
    2- Abdurrahman b. Hamdan el-Adl, Ahmed b, Cafer el-Kati’den, o Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’den, o babasından, o Cafer b. Avn’dan, o Ebû Umeys’ten, o Kays b. Müslim’den, o da Tarık b. Şihab’dan bize şu rivayette bulundu:
    “Yahudilerden bir adam, Ömer b. Hattab’a gelerek dedi ki:
    “Ey müminlerin emiri, gerçekten siz, kitabınızda bu*lunan öyle bir âyet okuyorsunuz ki, eğer o âyet, biz yahudi toplumuna inseydi, o günü, mutlaka bayram edinirdik, Ömer (r.a.)’in:
    “O hangi âyettir” diye sorması üzerine, yahudi bu âyeti okuyarak cevap verdi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:
    “Vallahi ben bu âyetin Rasulullah (s.a.v.)’a indiği günü ve saati elbette biliyorum. Kurban Bayramı’nin arefesinde Cuma günü akşam vakti”. [8]
    Bu hadisi Buhari, Hasan b. Sabah’tan, Müslim, Abd b. Humeyd’den, her iki son ravi de, Cafer b. Avn’dan rivayet etmişlerdir.[9]
    3- Hakim Ebû Abdirrahman Şaziyahi, Zahir b. Ahmed’den, o Hüseyin b. Muhammed b. Mus’ab’dan, o Yahya b. Hakim’den, o Ebû Kuteybe’den, o Hammad’dan, o da Ammar b. Ebî Ammar’dan bize şu rivayette bulundu:
    “İbn Abbas, yanında bir yahudi bulunduğu sırada, bu âyeti okudu. Bunun üze*rine yahudi dedi ki:
    “Eğer bu âyet herhangi bir günde bize inseydi, elbette biz o günü bir bayram günü edinirdik”. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi:
    “Bu âyet, bir günde birle*şen iki bayramda, nazil oldu. O da şu arefe gününe rastlayan Cuma günüdür.”[10]
    4- İbnu Mündeh Fazîletü’s-sahâbe isimli kitabında, Abdullah Cibille İbni Hıbban İbni Ebcer’in babasından, onun babasından anlattığını anlattı:
    -Biz Rasûlullah ile beraber idik. Ben, içinde murdar olarak ölen bir hayvanın eti olan bir tencereyi tutuşturuyordum. Allahü Teâlâ, meytenin haram kılındığı âyeti indirdi. Bunun üzerine ben tencereyi döktüm, dedi. [11]

    4. “Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar, de ki: “Size temiz olanlar helal kılındı; Allah’ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştire*rek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. Allah’tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.”
    1- Ebû Bekr El-Harisi, Hafız Ebû Şeyh’ten, o Ebû Yahya’dan, o Sehl b. Osman’dan, o Yahya b. Ebî Zaide’den, o Musa b. Ubeyde’den, o Eban b. Salih’ten, o Ka’ka b. Hakim’den, o Selma Ümmi Rafı’den, o da Ebû Rafı’den bize şu rivayette bulundu:
    “Rasulullah (s.a.v.) bana köpekleri öldürmeyi emretti. İnsanlar bunun üzerine dediler ki:
    “Ey Allah’ın elçisi, öldürülmesini emrettiğin bu gruptan bizim için helal olan hangisidir? Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi.”[12]
    Bu hadisi, Hakim Ebû Abdullah Sahihi’nde, Ebû Bekr b. Bâleveyh Muhammed b. Sazan, Mualla b. Mansur, İbn Ebî Zaide Tarîkinden rivayet etmiştir.[13]
    2- Tefsirciler de bu kıssanın detayını şöyle zikrettiler:
    Ebû Rafı dedi ki:
    “Cebrail Peygamber’e gelip huzuruna girmek üzere izin istedi. Peygamber (s.a.v.) de kendisine izin verdi. Ama Cebrail (a.s.) içeri girmedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) çıkıp
    “Sana izin vermiştik ey Cebrail” buyurdu. Cebrail:
    “Evet, Ya Rasulallah izin vermiştiniz, fakat biz, içerisinde resim ve köpek bulunan bir eve girmeyiz” dedi. Bunun üzerine sağa sola baktılar, bir de ne görsünler, evlerinin birinin içerisinde bir köpek yavrusu var.”
    Ebû Rafi rivayete devam ediyor:
    “Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Medine’de tek bir köpek bırakmayıp, hepsini öldürmemi bana emretti. Avali denilen semte vardı*ğımda, yanında kendisini koruyan bir köpeğin bulunduğu bir kadın gördüm. Kadına acı*dım ve köpeğini bıraktım. Peygamber (s.a.v.)’e gelip, köpeği öldürmediğimi haber ver*dim. Onu da öldürmemi bana emretti. Ben de derhal köpeğin yanına dönüp, onu da öl*dürdüm. Böylece Rasulullah (s.a.v.) köpeklerin öldürülmesini emredince, bir grup insan gelip dediler ki:
    “Ey Allah’ın elçisi, öldürttüğünüz bu hayvanlar grubundan bizim için, helal olan hangisi vardır?” Rasulullah (s.a.v.) sükût buyurdu, müteakiben, Allah Teala bu âyeti indirdi. Ayet inince, Rasulullah kendileriyle faydalanılabilen köpeklerin muhafazasına mü*saade etti, menfaati olmayanları tutmayı men etti. Saldıran, kuduz, zarar ve eziyet veren köpeklerin öldürülmesini ve bu iki cins köpek (yani kudurmuş ve saldıran) dışında kalan köpeklerle hiç zararı olmayanlardan ise, öldürmenin kaldırılmasını emretti.” [14]
    3- Said b. Cübeyr dedi ki: “Bu âyet Tayy kabilesinden Adiyy b. Hatim ve Zeyd b. Mühelhil -ki bu zat, Rasulullah’ın kendisini el-Hayr (Hayırlı) diye isimlendirdiği, Zeydü’l-Hayl’dır- hakkında nazil oldu. Şöyle ki; bu iki kişi, Rasulullah’a gelerek, dediler ki:
    “Ey Allah’ın elçisi, biz köpeklerle ve doğanlarla avlanan bir topluluğuz. Zurayh ve Ebû Cüveyriye sülalelerinin köpekleri, yaban öküzü, yaban eşeği, geyik ve keler yakalıyorlar. Bu hayvanlardan bir kısmını yetişip boğazlayabiliyoruz, bir kısmı ise ölüyor; kesilmesine yetişemiyoruz. Halbuki Allah, ölü hayvan etini haram kıldı. Peki bu hayvanlardan bize helal olan hangileri?” İşte bu sebeple bu âyet nazil oldu. Bu âyet de geçen “Boğazlanarak temiz olan hayvanlar” “Öğretip, eğittiğiniz yaralayıcı hayvanların avladıkları” ki; bu eğitilmiş avcı hayvanlar, av köpekleri ve yırtıcı kuşlar manasına gelmektedir. [15]
    4- Ebu Râfî’den, Taberânî, Hâkim, Beyhakî ve başkaları rivayet etti. Ebu Râfî:
    -Cebrâîl Aleyhisselâm, Nebî Aleyhisselâm’a geldi ve içeri girmek için izin istedi. Aleyhisselâm girmesine izin verdi. Ancak Cebrail Aleyhisselâm yavaşladı. Rasûlullah, ridasını topladı ve ona karşı çıktı. Cebrâîl Aleyhisselâm kapıda duruyordu. Aleyhisselâm Cebrâîl’e:
    -Biz girmeniz için izin verdik, buyurdu. Cebrâîl Aleyhisselâm:
    -Evet, doğru. Ancak biz içinde suret ve köpek bulunan eve girmeyiz, dedi. Ashap evlerine baktılar, Bâzılarının evlerinde köpek yavrusu olduğunu gördüler. Aleyhisselâm, Ebu Râfî’ye:
    -Medine’de gördüğün köpeği bırakma öldür, buyurdu. İnsanlar Rasûlullah’a geldiler ve:
    -Öldürülmesini emrettiğiniz şu ümmetten bize helal olan şey nedir?, dediler. Maide: 5/4 ayeti indi, dedi. [16]
    5- İkrime’den İbnu Cerîr anlattı. İkrime:
    -Rasûlullah, Ebu Râfî’i köpekleri öldürmek üzere gönderdi. Ebu Rafî ahaliye ulaştı. Asım İbni Adiy, Sa’d İbni Hayseme ve Uveymir İbni Sâide Rasulullah’ın yanına girdiler ve:
    -Ey Allah’ın Rasülü Bize helal olan şey nedir?, diye sordular. Maide: 5/4 ayeti indi, dedi. [17]
    6- İbnu Cerîr, Muhammed İbni Ka’b El Kurazî’den anlattı. Ka’b (r.a.):
    -Rasûlullah, köpeklerin öldürülmesini emredince insanlar:
    -Ey Allah’ın Rasülü, bu ümmetten bize hangi şey halaldır?, dediler. Maide: 5/4 ayeti indi, dedi. [18]
    7- İbnu Cerîr, Şâ’bî tarikından anlattı. Şâ’bî:
    -Adiy îbni Hatem Tâî:
    -Rasûlullah’a birisi geldi, köpeğin avlanmasından sordu.
    Rasulullah’ın ona ne dediği bilinmeden Maide: 5/4 ayeti indi, dedi. [19]
    8- Saîd İbni Cübeyr’den (r.a.), îbnu Ebî Hatim anlattı. Saîd:
    -Adiy İbni Hatim ve Zeyd İbni Mühelhel’i Tâiyyîn, Rasûlullah’a sordular ve:
    -Ey Allah’ın Rasülü, biz köpek ve büzat ile avlanan insanlarız. Ali zerih köpekler (eğitilmiş köpekler), sığır, eşek ve geyik avlarlar. Allahü Teâlâ ise meyteyi haram kıldı. Onlardan bize halal olanlar nelerdir?, dediler. Maide: 5/4 ayeti indirildi, dedi. [20]
    6- Ey o bütün iman edenler! Namaza kalkacağınız vakit, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi başlarınıza mesh edip her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın; cünüpseniz tastamam yıkanın; eğer hasta veya seferde olursanız veya biriniz hacet yerinden (heladan) gelir veya kadınlara dokunursunuz da suya gücünüz yetmezse, o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin; niyyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh eyleyin! Allah’ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil ve lâkin o sizi pampâk etmek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz!

    1- Âişe’den (r.a.) babası, ondan Abdurrahman İbni Kasım, ondan Amr İbni Haris tarikından Buhârî rivayet etti. Âişe (r.a.):
    -Beydâ’da benim kıladem düştü. Biz Medine’ye girmiştik. Rasûlullah, devesini çöktürdü, indi, başını benim kucağıma koydu ve uyudu. Ebu Bekir geldi ve şiddetli bir şekilde dürttü ve:
    -İnsanları gerdanlık için hapsettin, dedi. Sonra Rasûlullah uyandı, sabah namazı hazırlığı için su istedi. Su bulunamadı. Maide: 5/6 ayeti indi. [21]
    2- Üseyd İbni Hudayr:
    -Ey Ebu Bekir’in âli, sizin hakkınızda ineni, Allahü Teâlâ insanlar için mübarek kılsın, diye söyledi, dedi.
    Âişe’den (r.a.) Ubbad İbni Abdullah İbni Zübeyr tarikından Taberânî rivayet etti. Âişe (r.a.):
    -Benim gerdanlığım işinde olan oldu, iftira ehli söyleyeceğini söyledi. Ben Rasûlullah ile beraber başka bir gazveye çıktım. Birincisinde olduğu gibi yine gerdanlığım düştü, insanlar onu bulmak için haps olundular. Ebu Bekir bana:
    -Her seferinde insanlar üzerine belâ ve zorluk niyeti ile mi yapıyorsun?, dedi. Allahü Teâlâ teyemmüm hakkında ruhsatı indirdi. Ebu Bekir:
    -Sen mübareksin, diye söyledi, dedi. [22]
    Tenbîhât:
    Birincisi: Buhari, bu hadisi şerifi Amr İbni Hâris’in rivayeti ile sevk etti. Bundan açıkça, mezkûr teyemmüm âyetinin başkasının rivayetinde, Maide: 5/6 âyeti olduğu ortaya çıktı. Ravilerin ekserisi:
    -Teyemmüm âyeti indi. O âyet açıklanmadı, dediler.
    İbnu Abdülber:
    -Bu bir muattaladır. Ben hastalığın tedavisini bulamadım. Çünkü biz Âişe’nin hangi âyeti açıkladığını bilmiyoruz, dedi.
    İbnu Abtâl:
    -Bu Nisa: 4/43 âyetidir, dedi.
    Bunu şöyle tevcih etti. Maide: 5/6 âyeti vüdu (abdest) âyeti diye isimlenir. Nisa âyeti ise onda vüdudan zikir yoktur. O zaman âyetin tahsisi teyemmüm âyetine yönelir, dedi.
    Vahidî, bu hadisi, Nisa âyetinin zikri zamanında nüzul sebeblerinde zikretti. Şüphe yok ki, Buhârî’nin kendisine meyl ettiği şey, onun Maide: 5/6 âyeti olmasıdır. Bu mezkur tarikta bunu açıklamak için en doğru olandır, dedi.
    İkincisi: Hadisi, abdestin âyetin nüzulünden önce onlar üzerine vacip olduğuna delalet etti. Bundan dolayı, suyun olmaması üzerine âyetlerin nüzulünü ve Âişe hakkında Ebu Bekir’den vaki olan şeyleri büyüttüler, dedi.
    İbnu Abdülber:
    -Mağazi ehlinin hepsinin yanında bilinen şey, muhakkak Aleyhisselâm’ın namaz üzerine farz olunduğundan beri namazını, ancak abdest ile kılmasıdır. Bunu Ancak inkarcı ve inatçı olanlar kabul etmezler, dedi.
    İbnu Abdülber:
    -Daha önceden kendisi ile amel edilmekle birlikte abdest âyetinin nüzul etmesinin sebebi, farzıyyeti tenzil ile metlüv olsun içindir, dedi.
    Başkası:
    -Abdestin farzı ile birlikte, birinci. âyetin evvelinin inmesi, sonra kalan kısmının inmesi muhtemeldir. Bakiye, bu kıssada teyemmümün zikridir, dedi.
    Ben:
    -Benim doğru kabul ettiğim birincisidir. Çünkü Abdestin farziyeti, Mekke’de namazla birlikte oldu. Âyet, Medine’de indi, derim. [23]
    11. “Ey inananlar! Allah’ın üzerinize olan nimetini anın: Hani bir topluluk size tecavüze kalkışmıştı da Allah onlara mani olmuştu. Allah’tan sakının, inananlar Allah’a güvensinler.”

    1- Said b. Muhammed b. Ahmed b. Cafer el-Müezzin, Ebû Ali el-Fakih’ten, o Ebû Lübabe Muhammed b. Mehdi el-Miheni’den, o Ammar b. Hasan’dan, o Seleme b. Fadl’dan, o Muhammed b. İshak’dan, o Amr b. Ubeyd’den, o Hasan Basri’den, o da Cabir b. Abdillah el-Ensari’den şunu bize haber verdi:
    “Muharib Oğulları’ndan Ğavras b. Haris isminde bir kişi Ğatavan ve Muharib Oğulları’ndan olan kavmine
    “Sizin için Muhammed’i öldüreyim mi?” Onlar da:
    “Evet, ama onu nasıl öldüreceksin?” dediler.
    “O’nu gafil avlayacağım” dedi. Bunu müteakiben, Rasulullah (s.a.v.)’ın bulunduğu yere doğru gitti. Rasul-i Ekrem, kılıcı kucağında oturuyordu. Ğavras:
    “Ey Muhammed, şu kılıcına bak” dedi. Rasul-i Ekrem evet dedi. Ğavras derhal kılıcı yakalayıp, kınından çıkardı, sonra da kılıcı elinde oynatmaya başladı. İçinden Rasul-i Ekrem’i vurmayı planlıyordu. Halbuki Allah onu zelil kılıp, fikrinden caydırmaktaydı. Dedi ki:
    “Benden hiç korkmuyor musun? Ey Muhammed.” O da:
    “hayır” dedi. Ğavras:
    “Elimde kılıç varken benden korkmaz mısın” dedi. Rasulullah (s.a.v.):
    “Allah beni senden korur” buyurdu. Sonra Ğavras kılıcı kınına koyup; Rasulullah’a geri verdi. Allah Teala bu âyeti işte bu sebepten indirdi.”[24]
    2- Ahmed b. İbrahim es-Sealibi Abdullah b. Hamid’den, o Ahmed b. Muhammed b. Hasan’den, o Muhammed b. Yahya’dan, o Abdurrezzak’tan, o Ma’mer’den, Zühri’den, o Ebû Seleme’den, o da Cabir’den bize şu rivayette bulundu:
    “Rasulullah (s.a.v.) bir yerde konaklamıştı. Etrafındakiler, dikenli Ümmi Ğaylan ağaçlarının altında gölgelenmek üzere dağılmışlardı. Hz. Peygamber silahını bir ağaca asmıştı. Bu arada bir bedevi Rasulullah’ın kılıcının yanına geldi sonra Peygambere dönüp:
    “Seni benden kim koruyabilir?” dedi. Rasul-i Ekrem:
    “Allah” cevabını verdi. Bedevi:
    “Seni benim elimden kim alabilir?” sorusunu iki veya üç defa tekrar etti. Rasulullah da her de*fasında:
    “Allah” cevabını veriyordu. Bunun üzerine bedevi kılıcı kınına koydu. Hz. Peygamber ashabını çağırıp bedevi ile kendi arasında geçen olayı onlara anlattı. Bedevi de o anda yanına yaslanmış olarak oturuyordu. Fakat onu cezalandırmadı.”[25]
    3- Mücahid, Kelbi ve İkrime dediler ki:
    “Rasulullah’ın Ashabı’ndan bir kişi Süleyman oğullarından iki kişiyi öldürmüştü. Halbuki, Hz. Peygamber ile öldürülen adamların kavmi arasında, karşılıklı olarak silahlan bırakma anlaşması vardı. Maktullerin kavmi, diyet istemeğe geldiler. Bunun üzerine Peygamber beraberinde Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha ve Abdurrahman b. Avf olduğu halde gelip; maktullerin diyeti husu*sunda yardımlarını istemek üzere, Ka’b b. Eşref ile Nadir Oğulları’nın huzuruna girdi. Dediler ki:
    “Evet, Ya Muhammed, bize gelip, hacetini bizden talep edeceğin an gelmiştir. Hele otur da yemek yedirelim, ve bizden istediğini verelim.” Rasulullah (s.a.v.) ashabıyla oturdu. Bunun üzerine yahudilerin bazısı bazısıyla başbaşa kalıp, gizlice şu hususu görüş*tüler;
    “Siz şu ana kadar, Muahammed’i bundan daha çok yakınınızda bulamamıştınız. Şimdi kim bu evin üzerine çıkıp; onun başına bir taş bırakıp, ondan bizi kurtaracak?” Ömer b. Cihaş b. Ka’b:
    “Bunu ben yapacağım” diyerek; Rasulullah’ın üzerine atmak için, bü*yük bir değirmen taşının yanına gitti. Fakat Allah Teala, onun elini tutup engelledi. Cebrail (a.s.) gelip, Rasul-i Ekrem’e bunu haber verdi. Rasulullah da derhal arkadaşlanyla beraber bu evden çıktı. Allah Teala da, bu âyeti indirdi”. [26]
    4- İkrime ve Yezîd İbni Ebî Zeyyâd’dan İbnu Cerîr anlattı. Lafız Yezid’indir. :
    -Rasûlullah, yanında Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha ve Abdurrahman İbni Avf ile beraber çıktı, Ka’b İbni Eşref ve Benî Nadr yahûdilerinin yanına girdiler. Ka’b İbni Eşref onlara isabet eden problemleri çözmekte onlara yardım ederdi.Onlar Rasûlullah ve ashabına:
    -Evet otur, yemek verelim ve bize sorduğun şeylere cevap verelim, dediler. Aleyhisselâm oturdu. Hay İbni Ahtab arkadaşlarına:
    -Şu anda onu ondan daha yakın görmeyin, ona taş atın öldürün ebediyen şer görmeyin, dedi. Onlar Rasûlullah’a atmak için büyük bir taş getirdiler. Allahü Teâlâ, Cebrâîl Aleyhisselâm gelip ve Aleyhisselâm’ı oradan kaldırıncaya kadar o taşı onların elinde tuttu.
    Allahü Teala Maide: 5/11 âyetini indirdi, dedi
    İbnu Cerîr bunun benzerini Abdullah İbni Ebu Bekir, Asım İbni Umeyr İbni Katâde, Mücâhid, Abdullah İbni Kesîr ve Ebu Mâlik’ten anlattı. [27]
    5- İbnu Cerîr Katâde’den (r.a.) anlattı. Katâde (r.a.):
    -Bu âyetin, Rasûlullah’a indiği bize anlatıldı. Yedinci gazvede Rasûlullah, Nahlin ortasında idi. Benî Salebe ve Benî Mehârib Nebî Aleyhisselâm’ı ortadan kaldırmak için, ona bir Arabi’yi gönderdiler. Rasûlullah uyurken Ârâbî ona geldi, silahını aldı ve:
    -Seninle benim arama kim girer, dedi. Aleyhisselâm:
    -Allah, girer, buyurdu. Kılıç düştü, Rasûlullah, onu cezalandırmadı, dedi. [28]
    6- Câbir İbni Abdullah’tan Hasan tarikından Delâili’n-Nübüvve’de Ebu Naîm anlattı. Câbir (r.a.):
    -Muhâriblerden Gavres İbni Haris denilen birisi kavmine:
    -Sizin için Muhammed’i öldürürüm dedi ve Rasûlullah’a yöneldi. Rasûlullah Kılıcı kucağında olduğu halde oturuyordu. Gavres:
    -Ey Muhammed, kılıcına bakayım, dedi, Aleyhisselâm:
    -Peki bak, buyurdu. Gavres, kılıcı aldı ve kınından çıkardı. O anda onu hareket ettirmeğe başladı ve Rasûlullah’a vurmak istedi. Allahü Teâlâ onu zelil kıldı. Gavres:
    -Ya Muhammed, benden korkmuyor musun?, dedi. Aleyhisselâm:
    -Hayır korkmuyorum, buyurdu. Gavres:
    -Kılıç elimde olduğu halde benden korkmuyor musun?, dedi. Aleyhisselâm:
    -Hayır korkmuyorum, Allah, seni benden men eder, buyurdu. Sonra Gavres kılıcı kınına koydu ve Rasûlullah’a iade etti. Allahü Teâlâ Maide: 5/11 âyetini indirdi, dedi. [29]
    18- Bir de yehûd [Yahudiler] ve nasârâ [Hıristiyanlar] ‘Biz Allah’ın oğullan ve sevgilileriyiz’ dediler. De ki: ‘Öyle de niçin size günahlarınızla azap ediyor?’ Doğrusu siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz; dilediğine mağfiret ediyor, dilediğine azap! Göklerin ve yerin ve aralarındakilerin mülkü bütün Allah’ındır, nihayet dönüş de O’nadır!

    1- İbnu Abbas’tan (r.a.) İbnu İshak rivayet etti. İbnu Abbas (r.a.):
    -Numân İbni Kasıy, Bahr İbni Ömer ve Şâs îbni Adiy, Rasûlullah’a geldiler. Rasûlullah onlara, onlar da Rasûlullah’a konuştular. Aleyhisselâm onları Allah’a davet etti ve onun cezasından onları kaçındırdı. Onlar:
    -Ya Muhammed bizi korkutma, Hıristiyanların dediği gibi, vallahi biz Allah’ın çocukları ve sevdikleriyiz, dediler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/18 âyetini indirdi, dedi. [30]
    2- İbnu Abbas’tan (r.a.) rivayet olundu. Rasûlullah, Yahudileri İslam’a davet etti ve Müslüman olmaları için, onları teşvik etti. Onlar Müslüman olmaktan kaçındılar. Muaz îbni Cebel ve Sa’d îbni Ubâde onlara:
    -Ey Yahûdî cemâati, Allah’tan korkun. Vallahi siz, onun Allah’ın Rasülü olduğunu biliyorsunuz. O gönderilmeden önce, siz onu bize anlatır, onun sıfatlarından bize bahsederdiniz, dediler. Rafı’ İbni Hureymele ve Veheb İbni Yehuzâ:
    -Biz, size bunu söylemedik ve Allah, Musa’dan sonra kitaptan bir şey indirmedi, ondan sonra beşir ve nezir de göndermedi, dediler.
    Allahü Teâlâ, Maide: 5/19 âyetini indirdi, dedi. [31]
    33. “Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozguncu*luğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayaklan kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azap vardır.”

    1- Ebû Nasr Âhmed b. Ubeydullah el-Mahfidî, Ebû Amr b. Necid’den, o Müslim’den, o Abdurrahman b. Hammad’dan, o Said b. Ebî Arube’den, o Katade’den, o da Enes’ten bize şu rivayette bulundu;
    “Ukl ve Ureyne Kabilelerinden on kadar bir insan grubu Rasulullah (s.a.v.)’a gelerek:
    “Ey Allah’ın Rasulü, biz davar sahibi kimselerdik. Tarlalarımız, ekinimiz yoktu. Bu yüzden Medine’nin havasını sağlığımıza elverişsiz bulduk” dediler. Rasulullah (s.a.v.) on*lara bir deve sürüsü ve bir çobanla Medine dışına çıkmalarını ve orada develerin sütlerin*den ve idrarlarından içerek tedavi olmalarını emir buyurdu. Bunlar, Harre denilen mıntı*kanın civarında bulunuyorlardı. Sıhhatlerine kavuşunca Rasulullah (s.a.v.)’ın çobanını kat*lettiler, develeri de sürüp götürdüler. Rasulullah (s.a.v.) peşlerinden adam gönderip on*ları getirtti. Ellerini ve ayaklarını kestirip gözlerini çıkarttırdı ve bunları ölünceye dek Harre’de bu halleri üzere öylece bırakıldılar.”
    Katade dedi ki: “Bize zikrolunduğuna göre bu âyet bu eşkıya hakkında nazil ol*muştur.”[32]
    2- Yezîd İbni Habîb’ten, İbnu Cerîr anlattı. Abdülmelik îbni Mervân, Enes’e mektup yazdı ve Maide: 5/33 âyetinden sordu. Enes ona mukabil mektup yazdı ve bu âyetin, İslamdan dönen, çobanlan öldürüp, develeri götüren, Aranıyyîn hakkında indiğini haber verdi.
    Bundan sonra Cerîr’den bunun benzerini anlattı.
    Abdürrezzak, Ebu Hureyre’den bunun benzerini anlattı. [33]
    38. “Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Kadir’dir, Hakim’dir.”

    1- Kelbî bu âyetin, zırh hırsızı olan Tu’me b. Übeyrık hakkında indiğini söylemiştir ki daha önce bunun kıssası geçti. [34]
    Bu hadisi Müslim, Muhammed b. Müsenna, Abdu’1-A’la, Said tarikiyle Katade’ye isnad ederek rivayet etmiştir.[35]
    2- Abdullah İbni Amr’dan Ahmet ve başkaları anlattı. Abdullah:
    -Rasûlullah zamanında bir kadın hırsızlık yaptı. Onun sağ eli kesildi. Kadın:
    -Ey Allah’ın Rasülü, ben tövbe etsem tövbem kabul edilir mi?, dedi. Allahü Teâlâ Maide: 5/39 âyetini indirdi, dedi. [36]
    41. “Kalbleri inanmamışken, ağızlarıyle, “İnandık” diyenler, yahudilerden yalana kulak verenler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değişti*rirler de, “Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının” derler. Allah’ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah’a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar Allah’ın, kalblerini arıtmak istemediği kimseler*dir. Dünyada rezillik onlaradır. Onlara ahirette de büyük azap vardır.
    42. Onlar yalana kulak verirler, haram yerler. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet, yahut onlardan yüz çevir; yüz çevirirsen sana bir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adil olanları sever.
    43. Allah’ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir.
    44. Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat’ı indirdik. Kendisini Allah’a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah’ın Kitab’ından elde mahfuz kalanla hükmeder*lerdi. Tevrat’a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden kor*kun, âyetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir.
    45. Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.
    46. Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa’yı, ondan öce gelmiş bulunan Tevrat’ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat’ı doğrulayan İncil’i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.
    47. İncil sahibleri Allah’ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah’ın indirdiği ile hükmetmiyenler, işte onlar fasık olanlardır.”

    1- Ebû Bekr Ahmed b. Hasan el-Hiyeri, imla tarikiyle Ebû Muhammed Hacib b. Ahmed Tûsî’den, o Muhammed b. Hammad Ebyeverdî’den, o Ebû Muaviye’den, o A’meş’ten, o Abdullah b. Mürre’den, o da Bera b. Azib’den bize şu rivayette bulundu:
    “Rasulullah (s.a.v.), yüzü kömürle siyaha boyanmış, değnekle dayak yemekte olan bir yahudiye uğramıştı. Onları çağırıp:
    “Zina edenin cezasını Kitabınız’da bu şekilde mi buluyorsunuz?” buyurdu.
    “Evet” dediler. Rasulullah (s.a.v.), bunun üzerine onların alimlerinden bir kişiyi çağırarak:
    “Musa’ya Tevrat’ı indiren Allah aşkına söyle, Kitabınız’da. zina edenin cezasını böyle mi buluyorsunuz?” buyurdu. Adam dedi ki:
    “Hayır, böyle bul*muyoruz. Eğer bana Allah adına yemin verdirmeseydin sana gerçeği haber vermeyecek*tim. Biz Kitabımız’da zina edenin cezasını “Recm (taşlayarak öldürme)” şeklinde bul*maktayız. Fakat zina, bizim ileri gelenlerimiz içerisinde çoğaldı. Dolayısıyla asil bir kimseyi zina ederken yakaladığımızda onu bırakır, avamdan birisini yakaladığımızda ise ona ceza uygulardık. İşte bu yüzden dedik ki;
    “Hem ileri gelen asil kimseye, hem de sıradan biri*sine beraberce tatbik edebileceğimiz bir ceza üzerinde birleşelim.” Böylece Recm ye*rine, yüzü kömürle siyahlatma ve değnekle sopalama üzerinde birleştik. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    “Allah’ım şüphesiz ben, insanlar zinakârı öldürdükle*rinde senin emrini ihya eden ilk kimse olacağım.” Müteakiben Rasulullah (s.a.v.) emir buyurup, adam recm olundu. İşte bu yüzden Allah Teala bu âyeti “Kalbleri inanma*mışken, ağızlanyle, “İnandık” diyenler, yahudilerden yalana kulak veren*ler ve başka bir topluluk hesabına casusluk edenlerden inkara koşanlar seni üzmesin. Sözleri asıl yerlerinden değiştirirler de, “Böyle bir (fetva) size verilirse alın, verilmezse kaçının” derler.” kısmına; oradan da, Yahudiler hakkında buyurduğu: “Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâ*firlerin ta kendileridir,” kısmına; oradan da Hıristiyanlar hakkında buyurduğu: “Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zalimlerin ta kendile*ridir.” kısmına; oradan da diğerleriyle beraber bütününü kâfirler hakkında buyurduğu: “Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıkların ta kendileridir.” kısmına kadar indirdi.”[37]
    Bu hadisi Müslim, Yahya b. Yahya, Ebû Muaviye tarikinden rivayet etmiştir.[38]
    2- Ebû Abdillah b. Ebî İshak, Ebu’l-Heysem Âhmed.b. Muhammed b. Ğavs el-Kindî’den, o Muhammed b. Abdillah b. Süleyman el-Hadremî’den, o Ebû Bekr b. Ebî Şeybe’den, o Ebû Muaviye’den, o A’meş’ten, o Abdullah b. Mürre’den, o da Bera b. Azib’den bize rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.), yahudi bir erkekle yahudi bir kadını recmettirdi, sonra da: “Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâ*firlerin ta kendileridir.”, “Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte on*lar zalimlerin ta kendileridir.”, “Kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fasıklann ta kendileridir.” âyetlerinin hepsinin kâfirler hakkında indiğini söyledi.” [39]
    Bu hadisi Müslim, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe’den rivayet etmiştir. [40]
    3- İbnu Abbas’tan (r.a.) Ahmet ve Ebu Davut rivayet etti. İbnu Abbas (r.a.):
    -Cahiliyette biri diğerini kahreden, Yahudilerden iki taife hakkında indi. Onlar, azizlerden birinin, zelillerden birini öldürmesi halinde ölenin diyetinin elli vesak, zelillerden biri azizlerden birini öldürdüğünde, ölenin diyetinin yüz vesak olması üzerine razı oldu ve sulh yaptılar. Rasûlullah Medine’ye gelinceye kadar bunun üzerinde oldular. Sonra zelillerden biri, azizlerden birini öldürdü. Azizler, zelil olanların kendilerine yüz vesak göndermesi için birini gönderdiler. Zelil olanlar:
    -Bu dinleri bir, nisbetleri bir, memleketleri bir olan iki diriden birinin diyeti, diğerinin diyetinin yarısı olsa olur mu?. Biz bunu size korku ve ölümden kurtulmak için verdik. Amma Muhammed geldi vermeyiz, dediler. Aralarında harp şiddetlendi. Sonra Aralarında Rasûlullah’ı hakem yapmaya razı oldular. Rasûlullah’ın fikrini sormak için münafıklardan bazı inanları gönderdiler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/41 âyetini indirdi, dedi. [41]
    4- Berâe İbni Azib’ten Ahmed, Müslim ve başkaları rivayet etti. Berâe (r.a.):
    -Nebî Aleyhisselâm’ın yanından kendisine yüz sopa vurulma cezası verilmiş olan bir grup Yahudi geçti. Aleyhisselâm onları çağırdı ve:
    -Kitabınızda zinanın cezasını böyle mi buluyorsunuz?, buyurdu.
    Onlar:
    -Evet, dediler ve âlimlerinden birini çağırdılar. Aleyhisselâm:
    -Musa üzerine Tevrat’ı indiren Allah adına doğru söyle. Kitabınızda zinanın had cezasını böyle mi buluyorsunuz?, buyurdu. Yahudi âlimi:
    -Hayır, vallahi sen Allah adına diye yemin vermeseydin, sana haber vermezdim. Biz kitabımızda zinanın cezasını recim olarak buluruz, ancak bizim eşrafımız arasında zina çoğaldı. Biz, şerif zina ettiği zaman onu bıraktık, zayıf zina ettiği zaman, ona had cezası tatbik ettik. Bize:
    -Gelin şerif ve ve şerif olmayana ikâme edeceğimiz şeyi tesbit edelim dediler. Biz, tahmim ve celd üzerinde içtima ettik, dedi. Nebî Aleyhisselâm:
    -Allah’ım, ben terk olunduğu zaman senin emrini ihya edenim, buyurdu ve ona recimle emretti. Allahü Teâlâ, Maide: 5/41 ayetini indirdi. Onlar:
    -Muhammed’e gidin, eğer o tahmim ve celd ile fetva verirse, onu alın. Eğer recim ile fetva verirse, ondan kaçının, derlerdi.. Allahü Teâlâ, Maide: 5/45 ayetini indirdi, dedi. [42]
    5- Câbir İbni Abdullah’tan Müsned’inde, Humeydi anlattı. Câbir (r.a.):
    -Fedek ehlinden biri zina etti. Fedek ehli Medine’deki Yahudilerden bir grup insanlara mektup gönderip, Muhammed’e bundan sorun, eğer size celd ile emrederse, alın. Eğer recim ile emrederse, ondan onu almayın, diye yazdılar. Maide: 5/42 âyeti indi, dedi.
    Ebu Hureyre’nin hadisinden bunun benzerini, Delâil’inde Beyhakî anlattı. [43]
    44- “Şüphesiz ki Tevrat’ı biz indirdik. O’nda bir hidâyet bir nûr var*dır…”

    1- Ebû Muhammed Hasan b. Muhammed el-Farisî, Muhammed b. Abdillah b. Hamdûn’dan, o Ahmed b. Muhammed b. Hasan’den, o Muhammed b. Yahya’dan, o Abdurrezzak’tan, o Ma’mer’den, o Zührî’den, o Müzeyne Kabilesi’nden olan bir kişiden, o Said b. Müseyyeb’den, o da Ebû Hureyre’den bize şu rivayette bulundu:
    ‘Yahudiler’den bir erkekle bir kadın zina etmiş, bunun üzerine onların bazısı ba*zısına:
    “Şu peygambere gidelim. Zira o işi hafifletmek, kolaylaştırmak için gönderilmiş bir peygamberdir. Şayet o, bize “recmetme” dışında bir fetva verirse onu kabul ederiz ve (Ahiret’te) Allah katında bu fetvayı hüccet getiririz de: “Senin peygamberlerinden bir peygamberin fetvası” deriz” demişlerdi. Müteakiben Peygamber’e geldiler. Rasulullah (s.a.v.), Ashabı ile beraber Mescid’de oturmakta idi. Yahudiler dediler ki:
    “Ey Ebe’l-Kasım, zina eden bir erkekle bir kadın hakkında görüşün nedir?” Rasulullah (s.a.v.) onlara hiçbir konuşmada bulunmadı. Nihayet onların dershanelerine gidip kapıyı tuttu ve bu*yurdu ki:
    “Allah adına size yemin verdiriyorum. Tevrat’ı Musa’ya indiren Allah aşkı için söyleyin, evli olduğu halde zina eden bir kimseye verilecek cezaya dair Tevrat’ta ne bulu*yorsunuz?” Onlar:
    “Yüzü kömürle karalanır, “Tecbih”[44] olunur ve değneklenir.” cevabını verdiler. İçlerinden genç bir yahudi susmuş cevap vermemişti. Rasulullah (s.a.v.), onun sustuğunu görünce Allah adına ona and vermeye ısrar etti. Bunun üzerine genç dedi ki:
    “Bizi Allah’a saldın ya, Allah için derim ki, biz hakikaten Tevrat’ta recm hükmünü bulmaktayız.” Rasulullah (s.a.v.) o gence:
    “Peki Aziz ve Yüce olan Allah’ın emri hususunda verdiğiniz ilk taviz nedir?” diye sordu. Genç dedi ki:
    “Hükümdarlarımızdan birisine akrabalığı olan adam zina etmiş de hükümdar o adamdan recmi bertaraf etmişti. Sonra insanlardan bir cemaat içerisinde bir kişi zina etmişti de aynı hükümdar bu adamın recm olunmasını istemişti. Adamın sahipleri de:
    “Kendi adamını getirip recm etmedikçe, bizim adamımızı recm edemezsin” demişlerdi. Böylece aralarında bu ceza üzerinde anlaşamıyolardı.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
    “O halde ben de Tevrat’ta bulunan hükmü veriyorum” buyurdu ve müteakiben bu iki kişi hakkında emretti de bunlar recm olundular.”[45]
    2- Zührî dedi ki: “Bize gelen habere göre bu âyet Yahudiler hakkında inmiştir. Rasulullah (s.a.v.) da kendisini Allah’a teslim etmiş olan o peygamberlerdendir.”[46]
    3- Ma’mer dedi ki: “Zührî, Salim’den, o da İbn Ömer’den bana haber verdiğine göre İbn Ömer şöyle demiştir: “O, iki zinakârın recm olunmasını emrettiği vakit ben, Rasuiullah (s.a.v.)’ın yanında idim. Bu iki zinakâr recm edilirken atılan taşlardan korunmak için erkeğin kadına eliyle siper olduğunu gördüm. [47]
    49. “O halde, Allah’ın indirdiği Kitap ile aralarında hükmet, Allah’ın sana indirdiği Kur’an’ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sa*kın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günah*ları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar.”

    1- İbn Abbas dedi ki: “İçlerinde Ka’b b. Esed, Abdullah b. Sûriya ve Şe’s b. Kays’ın bulunduğu bir yahudi cemaatin birbirine:
    “Gelin Muhammed’e gidelim. Belki O’nu di*ninden sapıtırız” dediler. Müteakiben Peygamber (s.a.v.)’e gelip dediler ki:
    “Ey Muhammed, sen pekala bilmektesin ki biz, yahudi alimleri ve eşrafıyız ve biz sana tabi ol*duğumuz takdirde Yahudiler bize uyarlar ve bize asla muhalefet etmezler. Bizimle bir topluluk arasında bir düşmanlık var. Onların mahkemesini sana havale edelim de onların aleyhine, bizim lehimize hüküm veresin. Biz de sana iman edip, seni tasdik edelim.” Rasulullah (s.a.v.) bundan kaçındı. Allah Teala da onlar hakında: “…ve Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmamaları için onlardan sakın.” âyetini indirdi.”[48]
    2- İbnu Abbas’tan (r.a.) İbnu İshak rivayet etti. İbnu Abbas (r.a.):
    -Ka’b İbni Üseyd, Abdullah İbni Suriya ve Şâs İbni Kays:
    -Bizi Muhammed’e götürün, ümit ederiz ki biz onu dininde fitneleriz, dediler. Aleyhisselâm’a geldiler ve:
    -Ey Muhammed, sen bizim yahûdilerin alimi, onların eşrafı ve efendileri olduğumuzu biliyorsun. Eğer biz sana tabî olursak, Yahudiler bize tabî olur, hiç biri bize muhalif olmazlar. Bizimle kavmimiz arasında düşmanlık var, biz sana muhâkeme için geliriz sen bizim hakkımızda onların aleyhinde hükmedersen sana inanırız, dediler. Rasûlullah bundan kaçındı. Allahü Teâlâ onlar hakkında, Maide: 5/49-50 ayetlerini indirdi, dedi. [49]
    51. “Ey İnananlar! Yahudileri ve Hıristiyanlan dost olarak benim*semeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.”

    1- Atiyye el-Avfî dedi ki:
    “Ubade b. Samit gelip dedi ki:
    “Ey Allah’ın Rasulü, benim yahudi dostlarım var. Sayıları çoktur, yardımları yetişir. Şimdi ise ben gerçekten Yahudilerin dostluğundan uzak kalıyor, Allah’ın ve Rasulü’nün dostluğuna sığınryorum.” Abdullah b. Ubeyy ise:
    “Ben, dönüp dolaşan felaketlerden korkan bir adamım. Bunun için de Yahudiler’in dostluğundan uzak kalamam” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
    “Ya Ebe’l-Hubab, -bu, Abdullah b. Ubeyy’in lakabıdır- Yahudiler’in dostlu*ğundan yana Ubade b. Samit’e karşı ne cimrilikte bulunduysan, İbn Samit’ten başka o dostluk senin olsun.” Abdullah b. Ubeyy de:
    “Şüphesiz kabul ettim” dedi. Bunun üzerine Allah Teala, Ubade ile İbn Ubeyy hakkında bu âyeti, “Kalblerinde hastalık olanla*rın, “Bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuğunu görürsün. Olur ki Allah bir zafer verir veya katından bir emir getirir de kalblerinde gizlediklerine içleri yananlara dönerler.” âyetine kadar indirdi.”[50]
    2- Ubâde İbni Samit’ten İbnu Îshak, İbnu Cerîr, İbnu Ebî Hatim ve Beyhakî anlattı. Ubade:
    -Benî Kaynuka harp yaptığı zaman, onların işlerini Abdullah ibni Übey İbni Selûl yaptı ve onların arkasında durdu. Ubâde İbni Sâmit, Rasûlullah’a yürüdü. Onların kardeşliğinden uzaklaşıp Allah ve Rasülü’ne yaklaştı. O Benî Avf İbni Hazreç’ten biri idi. Onun için, Abdullah İbni Übey ile onlar arasındaki gibi kardeşlik vardı. Onlar küffârın kardeşliğinden ve velayetinden teberrî ettiler ve Rasûlullah’ı kardeş edindiler. Ubâde:
    -Onun ve Abdullah İbni Übey hakkında Mâide’deki Maide: 5/51 ayeti indirildi, dedi. [51]
    55. “Sizin dostunuz ancak Allah, O’nun peygamberi ve namaz kı*lan, zekat veren ve rüku eden müminlerdir.”

    1- Cabir b. Abdillah şöyle dedi: “Abdullah b. Selam, Rasulullah’a gelerek dedi ki:
    “Ey Allah’ın Rasulü, Kureyza ve Nadir Yahudileri’nden bir topluluk bizi terkedip bizden ayrıldılar ve bizimle aynı mecliste oturmamağa yemin ettiler, Evlerin uzaklığı sebebiyle sen’in Ashabı’nla oturup sohbet etmeğe de gücümüz yetmiyor.” Böylece İbn Selam Yahudiler’den yana karşılaştığı eziyetlerden şikâyette bulundu. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Rasulullah (s.a.v.) bu âyeti Abdullah’a okuyunca, Abdullah dedi ki:
    “Dostlar ola*rak Allah’a ve Rasulü’ne razı olduk.”[52]
    2- Bu rivayetin bir benzeri. Kelbî şunu ziyade ederek bu rivayette dedi ki: “Ayetin sonu, yani “Rüku edenler” Ali b. Ebî Talib hakkında inmiştir. Çünkü o namazda rüku ettiği bir sırada yüzüğünü bir dilenciye vermişti.”[53]
    3- Ebû Bekr-i Temimi, Abdullah b. Muhammed b. Cafer’den, o Hüseyn b. Muhammed b. Ebî Hureyre’den, o Abdullah b. Abdulvahhab’dan, o Muhammed b. Esved’den, o Muhammed b. Mervan’dan, o Muhammed b. Saib’den, o Ebû Salih’ten, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bulundu:
    “Abdullah İbn Selam, beraberinde kavminden iman etmiş olan bir grup cemaate gelip dediler ki:
    “Ey Allah’ın Rasulü, evlerimiz uzak. Ne bir meclisimiz, ne de bir sohbe*timiz var. Kavmimiz, Allah’a ve Rasulü’ne iman edip tasdik ettiğimizi görünce bizi terk ettiler ve bizimle oturup sohbet etmeyeceklerine, bizimle kız alıp vermeyeceklerine ve bizimle karşılıklı konuşmayacaklarına dair, nefisleri aleyhine, kadınlarıyla cinsî münase*bette bulunmamaya yemin ettiler. Dolayısıyla bu, bize zor geldi.” Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) bu âyeti onlara okudu. Sonra mescide çıktı. İnsanlar kıyamla rüku ara*sındaydı. Derken bir dilenci gördü.
    “Sana birşey veren oldu mu?” buyurdu. Dilenci:
    “Evet, bir altın yüzük” dedi. Rasulullah (s.a.v.):
    “Hangi haldeyken sana verdi?” diye sordu. Dilenci:
    “Rüku ederken bana verdi” deyince Peygamber (s.a.v.) tekbir getirdi. Sonra da şu âyeti okudu: “Kim Allah’ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah’tan yana olanlar üstün gelirler.”[54]
    4- Ammâr Îbni Yâsir’den, kendisinde mechulatlar olan senetle Evsat’ında Taberânî anlattı. Ammâr:
    -Ali İbni Ebî Talib’in yanında bir sail (isteyici)durdu. Hazreti Ali nafile namazın rukû’unu yapıyordu, yüzüğünü çıkardı saile verdi, Maide: 5/55 âyeti indi. Bunun için şahit var, dedi. [55]
    5- Abdürrezzak: bize, Îbnu Abbas’tan (r.a.) babası ondan Abdülvehhab İbni Mücâhid, Maide: 5/55 âyeti hakkında anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Bu âyet Ali İbni Ebî Talib hakkında indi, dedi.
    Bunun benzerini diğer bir vecihle İbnu Abbas’tan (r.a.) İbnu Mürdevîh rivayet etti.
    Keza Ali’den (r.a.) bunun benzerini anlattı.
    Mücâhid’den (r.a.) îbnu Cerîr, Selem İbni Küheyl’den İbnu Ebî Hatim bunun benzerini anlattı. [56]
    57. “Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, di*ninizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah’tan sakının.”

    1- İbn Abbas dedi ki:
    “Rıfâa b. Zeyd ve Süveyd b. Haris müslüman olduklarını ilan etmişler, sonra da münafik olmuşlardı, müslümanlardan bazı kimseler bu iki adamla sevgi bağı kurmuşlardı. İşte bu sebebe binaen Allah Teala bu âyeti indirdi.[57]
    2- İbnu Abbas’tan (r.a.) İbnu Hıbban ve Ebu Şeyh anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Rifâa İbni Zeyd Tâbut ve Sevîd İbni Haris önce müslüman oldu, sonra münafıklıklarını izhar ettiler. Müslümanlardan biri onları severdi. Allahü Teâlâ, Maide: 5/57 ayetini indirdi, dedi.
    Bunu şöyle anlattı:
    -İçlerinde Ebu Yâsir İbni Ahtab, Nâfı’ İbni Ebî Nâfi’ ve Gazî İbni Amr bulunan Yahudilerden bir grup Nebî Aleyhisselâm’a geldiler ve Rasüllerden kime inandığını sordular. Aleyhisselâm:
    -Ben Allah’a, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat’a indirilene ve Musa ve İsa’ya verilene, onların Rablerinden gönderilen nebilere inanırım, onlardan hiç birinin arasını ayırmam, biz ona teslim olmuşuz, buyurdu. Aleyhisselâm İsa’yı zikredince onlar, İsa Aleyhisselâm’ın nübüvvetini inkar ettiler ve:
    -Biz, İsa’ya ve ona indirilene inanmayız, dediler. Allahu Teâlâ, onlar hakkında Maide: 5/59 âyetini indirdi, dedi.[58]
    58. “Namaza çağırdığınızda onu alay ve eğlenceye alırlar. Bu, onla*rın akletmeyen bir topluluk olmasındandır.”

    1- Kelbî dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.)’ın müezzini namaza çağırıp, müslümanlar da namaza kalktığında, Yahudiler alay ederek ve gülerek: “Kalktılar, kalkmadılar, kıldılar, kılmadılar, rüku ettiler, etmediler” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi.[59]
    2- Süddî de şunu söyledi: “Bu âyet, Medine Hıristiyanları’ndan olan bir adam hak*kında inmiştir. Bu adam, müezzinin: “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” dediğini işittiği vakit (müezzini kasdederek): “Yalan söyleyen ateşte yansın” derdi. Nihayet bu adamın hizmetçisi bir gece, adam ve ev halkı uyurken bir miktar ateşle içeri girdi. Ateşten bir kıvılcım sıçrayarak evi yaktı. Adam ve ailesi de beraberce yandılar.”[60]
    3- Diğer alimler de şöyle dediler: “Kâfirler ezanı işittiklerinde, Rasulullah (s.a.v.)’ı ve müslümanları bu yüzden kıskanırlardı. Bir gün Rasulullah (s.a.v.)’ın huzuruna çıkıp dediler ki:
    “Ya Muhammed, gerçekten sen, geçmiş ümmetlerin içerisinde hiç duymadı*ğımız birşey ortaya çıkardın. Sen eğer peygamberlik davasında bulunuyorsan, o halde hiç yoktan ihdas ettiğin bu ezan hususunda senden önceki peygamberlere uymamış oldun. Eğer şu ezan işinde bir hayır olsaydı, bu işe insanların en layıkı senden önceki nebiler ve rasüller olurdu. O halde eşek anırmasına benzeyen bu bağırmayı nereden buldun? Bu ne çirkin bir ses, ne çirkin bir küfür.” İşte bu yüzden Allah Teala bu âyeti ve: “Allah’a çağıran, salih amel İşleyen ve: “Şüphesiz ben, müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü olan kimse kimdir? Fussilet: 41/33. âyetini indirdi.”[61]
    59- “De ki: “Ey kitap ehli! Allah’a, bize indirilene ve daha önce in*dirilene inanmanızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?”

    İbn Abbas dedi ki:
    “Yahudiler’den bir grup, Rasulullah (s.a.v.)’a gelerek kendi*sine, hangi peygamberlere iman ettiğini sordular. Rasulullah (s.a.v.) da (Bakara Sûresi’nin 136. âyetini iktibas ederek) buyurdu ki:
    “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail ve İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya verilenlere ve bütün pey*gamberlere rableri katından verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırd etmeyiz. Biz, Allah’a teslim olmuş müslümanlarız.” Böylece Rasuiullah (s.a.v.) İsa’yı zik*redince, bu yahudiler, O’nun peygamberliğini inkâr ettiler ve dediler ki:
    “Vallahi dünya ve ahirette sizden daha az nasibi olan ve sizin dininizden daha yaramaz dinli olan hiçbir din sahibi bilmiyoruz,” İşte bu sebepten dolayı Allah Teala bu âyeti indirdi.”[62]
    60. De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü o-lanı size haber vereyim mi? Allah’ın lanetlediği ve gaz-ab ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler; işte bunlar, yeri daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunan*lardır.

    İbn Abbas şöyle der:
    Yahudilerden bir grup Rasulullah (s.a.v)’a gelerek peygamberlerden hangisine inandığını sordular. Rasulullah (s.a.v) şöyle cevap verdi:
    “Biz Allah’a, bize indirilen kitaba, İbrahim ve İsmail (a.s)’e indirilenlere iman ettik” âyetini “Biz ona teslim olanlarız.” (Bakara: 2/136) a kadar okudu. Âyette Hz. îsâ’nın adı geçince, onun peygamberliğini inkar ettiler ve şöyle dediler: Allah’a andolsun ki, dünya ve âhirette sizden daha az nasibi olan din mensubu tanımıyoruz. Sizin dininizden daha kötü bir din de bilmiyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah De ki, Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? âyetini indirdi.[63]
    64- Bir de Yahudiler ‘Allah’ın eli bağlı! Dediler ve dedikleriyle elleri bağlandı ve mel’un [lânetli] oldular. Hayır! Onun iki eli de açık, dilediği gibi bahşediyor! Celâlim hakkı için sana Rabbinden indirilen onlardan bir çoğunun tuğyanını [azgınlığını] ve küfrünü artıracaktır. Mamafih biz onların arasına kıyamete kadar sürecek buğz ve adavet [kin ve nefret] bıraktık; her ne zaman harb için bir yangın tutuşturulursa, Allah onu söndürdü. Hep yeryüzünde fesad için koşarlar, Allah ise müfsidleri sevmez!

    1- İbnu Abbas’tan (r.a.) Taberânî anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Yahudilerden biri olan, Nebbâş İbni Kays:
    -Senin Rabbin cimridir infak etmez, dedi. Allahü Teâlâ, Maide: 5/64 âyetini indirdi, dedi. [64]
    2- Ebu’ş-Şeyh, İbnu Abbas’tan (r.a.) başka bir vecihle anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    - Maide: 5/64 âyeti, Kaynuka Yahudilerinin başı olan Finhâs hakkında indi, dedi. [65]
    67. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlar*dan korur. Doğrusu Allah kafirlere yol göstermez.”

    1- Hasan-ı Basrî, Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu söyledi: “Allah Teala peygamberlik vazifesiyle beni gönderince, bu risalet sebebiyle göğsüm daraldı, çok sı*kıntı hissettim ve bildim ki insanlardan beni yalanlayanlar çıkacak.” böylece Rasulullah (s.a.v.) Kureyş Kabilesi’yle, yahudi ve hıristiyanları (iman etmemeleri halinde başlarına gelecek şeylerle) korkutuyordu ki Allah Teala bu âyeti indirdi.”[66]
    2- Ebû Said Muhammed b. Ali es-Saffar, Hasan b. Ahmed el-Mahlidî’den, o Muhammed b. Hamdun b. Halid’den, o Muhammed b. İbrahimi Hulvanî’den, o Hasan b. Hammad Siccade’den, o Ali b. Âbis’ten, o A’meş’ten, o Ebu’l-Haccab’dan, o Atiyye’den, o da Ebû Said el-Hudrî’den bize haber verdiğine göre bu âyet, “Gadir Humm” günü Ali b. Ebî Talib hakkında nazil olmuştur.”[67]
    3- Aişe (r.a.) dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) bir gece uykusuz kalmıştı.
    “Durumun nasıl ey Allah’ın Rasulü?” dedim. Buyurdu ki;
    “Bu gece beni koruyup bekleyecek salih bir zât yok mu?” Biz bu durumda iken silah sesi işittik. Rasulullah (s.a.v.):
    “Kim o?” buyurdu. Gelenler;
    “Biz, Sa’d ve Huzeyfe’yiz. Seni korumağa geldik” dediler. Nihayet Rasulullah (s.a.v.) uyudu. Öyle ki horultusunu işitiyordum. Bu âyet nazil olunca, Rasulullah (s.a.v.) başını deriden yapılmış çadırından çıkarıp:
    “Artık dönünüz, gidiniz ey insanlar. Zira Allah beni kendi korumasına almıştır” buyurdu.”[68]
    4- İsmail b. İbrahim el-Vaiz, İsmail b. Necid’den, o Muhammed b. Hasan b. Halil’den o Muhammed b. Ala’dan, o Hammani’den, o Nadr’dan, o İkrime’den, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bulundular:
    “Rasulullah (s.a.v.) koruma altında bulunurdu. Ebû Talib, Rasulullah (s,a.v.)’la beraber kendisini korumaları için her gün Haşim Oğuiları’ndan adamlar gönderirdi. Nihayet: “Ey peygamber Rabbin’den sana indirileni tebliğ et…” âyetini “Allah seni insanlardan koruyacaktır…” kısmına kadar nazil olunca, kendisini korumak için adam göndermek isteyen amcası Ebû Talib’e dedi ki:
    “Ey amcam, Allah Teala şüp*hesiz beni, bütün cinlerden ve insanlardan korumuştur.”[69]
    5- Hasan’dan (r.a.) Ebu’ş-Şeyh anlattı. Hasan (r.a.):
    -Rasûlullah:
    -Allahü Teâlâ beni Risâletle gönderdi. Ona bir elbise biçti. Ben anladım ki insanlar beni yalanlıyorlar. Allahü Teâlâ bana ya tebliğ etmemi veya azap olunmamı vaad etti, buyurdu. Maide: 5/67 âyeti indirildi, dedi. [70]
    6- Mücâhid’den (r.a.) İbnu Ebî Hatim anlattı. Mücâhid (r.a.):
    -Maide: 5/67 âyeti inince: Rabbim, nasıl yapayım, ben yalnızım, onlar benim üzerime toplu olarak geliyorlar, buyurdu. Maide: 5/67 âyeti indi, dedi. [71]
    7- Aişe’den (r.a.) Hâkim ve Tirmizî anlattı.. Âişe (r.a.): Maide: 5/67 âyeti ininceye kadar Nebî Aleyhisselâm, bekçiler tarafından beklenirdi. Âyet inince başını kubbeden çıkardı ve:
    -Ey insanlar, sizler gidin, Allahü Teâlâ beni korur, buyurdu.
    Bu hadisi şerif, âyetin leyli olduğuna, gece indiğine, firaşi olduğuna delalet eder. Çünkü Rasûlullah yatağında idi, dedi. Ebu Saîd’i Hudri’den Taberânî anlattı. Saîd:
    -Rasûlullah’ın amcası Abbas, Rasûlullah’ı bekleyenlerin içinde idi. Maide: 5/67 Âyeti inince, beklemeyi bıraktı, dedi. [72]
    8- İsmet İbni Mâlik Hutamî’den anlattı. İsmet:
    -Biz geceleyin Rasûlullah’ı Maide: 5/67 âyeti ininceye kadar beklerdik. Âyet inince bekleme terk olundu, dedi. [73]
    9- Câbir İbni Abdullah’tan İbnu Ebî Hatim ve İbnu Mürdevîh anlattı. Câbir (r.a.):
    -Rasûlullah, Benî Anmar ile savaş yaptı. Zatı Rikâ’da en yüksek hurmanın altına indi. O anda kuyunun başında ayaklarını uzatmış oturuyordu. Gavres İbni Haris:
    -Ben, Muhammed’i öldürürüm, dedi. Arkadaşları ona:
    -Nasıl öldürürsün?, dediler. Haris:
    -Ona kılıcını bana ver derim, o kılıcını bana verince onu öldürürüm, dedi geldi ve, Aleyhisselâm’a:
    -Ya Muhammed, kılıcını bana ver, onu keskinleştireyim, dedi. Aleyhisselâm kılıcını ona verdi. Gavres’in eli titredi. Aleyhisselâm:
    -Allahü Teâlâ, yapmak istediğin şeyle senin arana girdi, buyurdu.
    Allahü Teâlâ, Maide: 5/67 âyetini indirdi, dedi. [74]
    10- Bu âyetin sebebi nüzulü hakkında varit olan şeyin en garibi, İbnu Abbas’tan (r.a.) Taberânî ve İbnu Mürdevîh’in anlattığı şeydir. İbnu Abbas (r.a.):
    -Nebi Aleyhisselâm beklenirdi. Bu âyet ininceye kadar, Ebu Talib hergün Benî Haşim’den Rasûlullah’ı beklemeleri için erkekler gönderirdi. Âyet indikten sonra beklemeleri için onunla beraber bekçiler göndermeyi isteyince Aleyhisselâm:
    -Ey amca. Allahü Teâlâ beni cin ve ins’ten koruyor, buyurdu.
    Bunun benzerini, Câbir İbni Abdullah’tan İbnu Mürdevîh anlattı.
    Bu durum âyetin Mekki olmasını iktiza eder, zahir bunun hilafınadır. [75]
    68- De ki: ‘Ey ehl-i kitab! Sîz Tevrat’ı ve İncil’i ve daha size Rabbinizden indirileni tutup icra etmedikçe, hiçbir şey değilsiniz! ‘Celâlim hakkı için, sana Rabbinden indirilen (bu Kur’an), onlardan bir çoğunun tuğyanını [azgınlığını] ve küfrünü artıracak! O halde kâfirlere acıyacağın tutmasın!

    îbnu Abbas’tan (r.a.) İbnu Ebî Hatim ve İbnu Cerîr anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Rafı’, Sellâm İbni Mişkem ve Mâlik İbni Sayf geldi ve:
    -Ya Muhammed, sen İbrahim’in milleti ve dini üzerine olduğunu zannedersin, bizim yanımızda olana inanmadın mı?, dediler.
    Aleyhisselâm:
    -Evet, ancak siz onun içinde olanı inkar ettiniz ve yeni şeyler uydurdunuz, insanlara açıklamakla emrolunduğunuz şeyi gizlediniz, buyurdu. Onlar:
    -Biz elimizde olandan alırız. Çünkü biz hidâyet ve hak üzereyiz, dediler. Allahu Teâlâ, Maide: 5/68 âyetini indirdi, dedi. [76]
    2- İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet olunur: Yahudilerden bir grup Peygamber (s.a.v.)’e gelerek:
    “Tevrat’ın hak bir kitap olup, Hak katından geldiğini sen itiraf etmiyor musun? dediler. Rasulullah (a.s.v):
    “Evet” dedi. Yahudiler:
    “İşte biz ona inanıyoruz ve ondan başkasına da inanmıyoruz” de*diler. Bunun üzerine Yüce Allah: “Ey Ehl-i kitap! Siz Tevrat’ı ve İncil’i… uygulamadıkça doğru bir şey üzerinde değilsiniz” âyetini indirdi.[77]
    82. “İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakını “Biz hıristiyanız” diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.”
    83-84. Peygambere indirilen Kur’an’ı işittiklerinde, gerçeği öğren*melerinden gözlerinin yaşla dolarak, “Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah’a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?” dediklerini görürsün.
    85. Allah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır.
    86. İnkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemlik*lerdir.”

    1- İbn Abbas dedi ki:
    “Rasulullah (s.a.v.) Mekke’de iken Ashabı namına müşrik*lerden endişe ediyordu. Bu yüzden Cafer b. Ebî Talib’i ve İbn Mesud’u, bir grup ashabiyla Necaşî’ye gönderdi.
    “O, iyi bir hükümdardır. Onun katında ne zulmeden bir kimse bulu*nur, ne de zulme uğrayan” buyurdu.
    Nihayet, Allah’ın, müslümanlar için bir çıkış yolu kıla*cağı âna kadar Necaşî’ye doğru yola çıktılar. Ona vardıklarında Necaşî onlara ikramda bu*lundu ve onlara:
    “Size indirilen kitaptan birşey biliyor musunuz?” diye sordu.
    “Evet” dedi*ler. Necaşî:
    “Okuyun” dedi. Onlar da Necaşî’nin etrafında keşişler ve rahipler olduğu halde okumağa başladılar. Her ne zaman bir âyet okusalar, haktan yana bildikleri şeyden ötürü Necaşî ve ashabının gözlerinden yaşlar akıyordu. Bunlar hakkında Allah Teala “İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakını “Biz hıristi*yanız” diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulun*masından ve büyüklük taslamamalarındandır.” “Peygambere indirilen Kur’an’ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, “Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz.” derler.” buyurdu.”[78]
    2- Hasan b. Muhammed el-Farisî, Muhammed b. Abdillah b. Hamdun b. Fadl’dan, o Ahmed b. Muhammed b. Hasan’dan, o Muhammed b. Yahya’dan, o Leys’in kâtibi Ebû Salih’ten, o Leys’ten, o Yunus’tan, o İbn Şihab’dan, o Said b. Müseyyeb, Urve b. Zübeyr ve bir başkasından bize şu rivayette bulundular;
    “Rasulullah (s.a.v.), Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi, yazmış olduğu bir mektupla Necaşî’ye gönderdi. Bu zât Necaşî’ye geldi, Necaşî Rasulullah (s.a.v.)’ın mektubunu okudu. Sonra Cafer b. Ebî Talib’le beraber hicret eden diğer Sahabîler’i çağırdı, Rahiplere ve keşişlere de haber salıp onları topladı. Sonra Cafer’e, kendilerine Kur’an okumasını emretti. Cafer de Meryem Sûresi’ni okudu. Bunun üzerine onlar, Kur’an’a iman ettiler ve gözleri yaşla dolup taştı. İşte bunlar 82. ayetten, 86. âyete kadar haklarında vahiy indirilen kimselerdir.”[79]
    3- Başkaları da şöyle dedi: “Cafer b. Ebî Talib ve arkadaşları, beraberlerinde yetmiş kişiyle Habeşistan’a geldiler. Necaşî bunları, bir elçi kafilesi olarak Rasulullah (s.a.v.)’a gönderdi. Üzerlerinde yün elbiseler vardı. Altmış iki tanesi Habeşistan’dan, sekizi de Şam ahalisindendi. Şam’lı olan bu sekiz kişi şunlardı: Rahib Buhayra, Ebrehe, İdris, Eşref, Temmam, Kutaym, Düreyd ve Eymen. Rasulullah (s.a.v.) bunlara “Yâ Sîn” Sûresi’ni so*nuna kadar okudu. Bunlar, Kur’an’ı dinledikleri vakit ağladılar ve iman ettiler. “İsa’ya inmiş olana bu Kur’an ne kadar da benziyor” dediler. Allah Teala bu sebebe binaen onlar hak*kında bu âyetleri indirdi.”[80]
    4- Ahmed b. Muhammed el-Adl, Zahir b. Ahmed’den, o Ebu’l-Kasım el-Bağavî’den, o Ali b. Ca’d'dan, o Şerik’ten, o Salim’den, o da Said b. Cübeyr’den, “…Bunun sebebi, onlardan bazılarının keşişler ve rahipler olmasıdır…” âyeti hakında bize şu rivayette bulundular: “Necaşî, adamla*rının en seçkinlerinden otuz kişiyi Rasulullah (s.a.v.)’a gönderdi. Rasulullah (s.a.v.) bun*lara Yâsîn Sûresi’ni okudu da ağladılar. İşte bu âyetin iniş sebebi budur.”[81]
    5- İbnu Ebî Hatim, Saîd İbni Müseyyib, Ebu Bekir İbni Abdurrahman ve Urve (r.a.): İbni Zübeyr’den anlattı. Onlar:
    -Rasûlullah, Amr İbni Ümeyyetü’d-Damrî’yi elçi olarak gönderdi. Necaşî’ye bir mektup yazdı. Amr, Necâşî’ye geldi ve Rasûlullah’ın mektubunu okudu. Necâşî, Cafer İbni Ebu Tâlib ve Muhacirinden onunla beraber olanları çağırdı ve onları ruhban ve kıssîsîn’e gönderdi. Sonra Cafer İbni Ebî Tâlib’e emretti, onlara Meryem sûresini okudu. Ruhban ve kıssîsler inandılar, gözleri yaşla doldu. Onlar haklarında, Maide: 5/82-83 âyetleri indirilenlerdir, dedi. [82]
    6- Saîd İbni Cübeyr’den (r.a.) İbnu Ebî Hatim anlattı. Saîd:
    -Necâşî, arkadaşlarından seçtiği otuz kişiyi Rasülullah’a gönderdi.. Rasûlullah, onlara Yasin sûresini okudu, onlar ağladılar. Ayet onlar hakkında indi, dedi. [83]
    7- Abdullah İbni Zübeyr’den Nesâî anlattı. Abdullah:
    -Necâşî ve arkadaşları hakkında, Maide: 5/83 âyeti indi, dedi.
    İbnu Abbas’tan (r.a.) bunun benzerini Taberânî rivayet etti. [84]
    87. “Ey İnananlar! Allah’ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.”

    1- Müezzin Ebû Osman b. Ebî Amr, Muhammed b. Ahmed b. Hamdan’dan, o Hüseyn b. Nasr b. Süfyan’dan, o İshak b. Mansur’dan, o Ebû Âsım’dan, o Osman b. Sa’d'dan, o İkrime’den, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bulundu:
    “Bir kişi Peygamber (s.a.v.)’e gelip dedi ki:
    “Ben şu eti yediğim zaman kadınlara karşı şehevî duygularım harekete geçiyor ve bu yüzden et yemeyi kendime haram kıl*dım. İşte bu âyetle, “Allah’ın verdiği rıziklardan helal ve temiz olarak yiyin.” 88. âyeti bunun için indi.”[85]
    2- Müfessirler dediler ki: “Bir gün Rasulullah (s.a.v.) oturup, insanlara öğüt verdi, kıyametin vasıflarından bahsetti. Onlara korkutmanın üzerinde hiçbir ilavede bulunmadı. Bunun üzerine Sahabe’den on kişi Osman b. Maz’un el-Cumahî’nin evinde toplandılar. Bunlar; Ebû Bekr-i Sıddık, Ali b, Ebi Talib, Abdullah b. Mesud, Abdulah b. Amr, Ebû Zerr el-Ğıfarî, Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Salim, Mıkdad b. Esved, Selman-ı Farisî ve Ma’kil b. Mukarrin idi. Ev sahibi Osman b. Maz’un da onlardandır. Bunlar, gündüz oruç tutmak, gece devamlı namaz kılmak, döşeklerde uyumamak, et ve et yağı yememek, kadınlara yaklaşmamak, güzel koku kullanmamak, kullanılmış elbiseler giymek, dünyayı terk et*mek, yeryüzünde seyahate çıkmak, dünyaya itibar etmeyerek zahid olmak, ibadetlere dalmak ve cinsel organlarını kesmek hususunda ittifak ettiler. Derken bu haber Rasulullah (s.a.v.)’a ulaştı, Bunları toplayıp:
    “Sizin, şu şu hususlarda söz birliği yaptığınız bana haber verilmedi mi sanıyorsunuz?” buyurdu. Onlar da:
    “Evet ey Allah’ın Rasulü, ay*nen böyle. Fakat biz, hayırdan başka birşey murad etmedik” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v,) onlara şöyle buyurdu:
    “Ben, bu dediklerinizle emrolunmadım. Şüphesiz nefislerinizin sizin üzerinizde bir hakkı var. O halde oruç da tutun, iftar da edin, gece ister namaz kılın, ister uyuyun. Zira ben, gece namaz da kılarım, uyurum da, ister oruç tutarım, ister iftar ederim, et de yerim et yağı da. O halde kim benim sünnetimden yüz çevirirse o, benden değildir.” Sonra Rasulullah (s.a.v.) insanların yanına çıkıp, onlara bir hutbe okudu. Buyurdu ki:
    “Bazı topluluklara ne oluyor ki kadınları, yemeği, güzel ko*kuyu, uykuyu, dünya arzularını kendilerine haram kılmışlar? Halbuki ben size, keşişler, rahipler topluluğu olmanızı emretmedim. Zira benim dinimde ne et yemeği terk etme vardır, ne kadınları terk etme, ne de devamlı kiliselere kapanma vardır. Ümmetimin iba*det için seyahate çıkması oruç tutmaktır. Ruhbanlıkları ise cihaddır. Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, haccedin, umre yapın, namazı kılın, zekâtı verin, Ramazan orucunu tutun. Zira sizden öncekiler, işi zora sürüklediklerinden dolayı helak olmuşlardır. Onlar kendi nefislerine sert davrandıkları için Allah da onlara sert davranmış*tır. İşte bu kimselerin hayatta kalanları kilise ve sinagoglarda uzlete çekilmiş kimselerdir.” Nihayet Allah Teala bu âyeti indirince, Sahabiler:
    “Ey Allah’ın Rasulü, yapmış olduğumuz yeminlerimiz hususunda nasıl yapacağız?” diye sordular. -Çünkü onlar, ittifak edip anlaş*tıkları yasaklara dair yemin etmişlerdi-. Bu yüzden Allah Teala: “Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil, fakat kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, Halim’dir.” Bakara: 2/225. âyeti keri*mesini indirdi.”[86]
    3- İbnu Abbas’tan (r.a.) Tirmizî ve başkaları rivayet etti. Ibnu Abbas (r.a.):
    -Bir adam Rasûlullah’a geldi ve:
    -Ey Allah’ın Rasulü, ben et yediğim zaman kadınlara bayılıyorum beni şehvetim alıyor. Bundan dolayı eti kendime haram kıldım, dedi. Allahü Teâlâ, Maide: 5/87 âyetini indirdi, dedi. [87]
    4- İbnu Abbas’tan (r.a.) Avfî tarikından İbnu Cerîr anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Ashabdan bazı erkekler -Osman İbni Maz’ûn bunlardandır- kadınları ve eti kendilerine haram kıldılar ve hatırlamalarını önlesin diye az yemek yediler ki, onunla şehvetleri kırılsın ve ibâdet için boşluk bulabilsinler. Maide: 5/87 âyeti indi, dedi. [88]
    5- Bunun benzerini mürselden. Ikrime, Ebu Kılâbe, Mücâhid, Ebu Mâlik, Nehaî, Süddî ve başkaları anlattı.
    Süddî’nin rivayetinde:
    Onlar, on kişi idi. İbnu Maz’ûn ve Ali İbni Ebî Talib onlardandır, denildi.
    Ikrime’nin rivayetinde: İbnu Maz’ûn, Ali, İbnu Mesud, Mikdâd İbni Esved ve Salim Mevlâ Ebî Huzeyfe, onlardandır, denildi.
    Mücahid’in rivayetinde:
    İbnu Maz’ûn ve Abdullah İbni Ömer, onlardandır, denildi. [89]
    6- İbnu Abbas’tan (r.a.) Ebu Salih, ondan Kelbî, ondan Süddî’yi Sağir tarikından Îbnu Asâkîr Tarih’inde anlattı. İbnu Abbas (r.a.):
    -Bu âyet ashabdan bir grup hakkında indi. Ebu Bekir, Ömer, Ali, İbnu Mesud, Osman İbni Maz’ûn, Mikdâd İbni Esved ve Salim Mevlâ Ebî Huzeyfe onlardandır. Onlar, nefislerini kesmek, kadınlardan itizâl etmek, et ve yağ yememek, eski giymek, yemekten sadece gıda alacak kadar yemeye, ruhbanların heyeti gibi yer yüzünde dolaşmaya karar verdiler. Maide: 5/87 âyeti indi, dedi. [90]
    7- Zeyd İbni Eslem’den İbnu Ebî Hatim anlattı. Abdullah İbni Revâha Rasûlullah’ın yanında iken, onun yakınlarından biri ona misafir geldi. Ehline döndüğünde onların kendisi bekleyelim diye misafire ikram etmediklerini gördü. Hanımına:
    -Benden dolayı misafiri hapsettin, bu yemek bana haramdır, dedi. Hanımı:
    -Asıl bana haramdır, dedi. Misafir:
    -Bu yemek bana haramdır, dedi.. Abdullah kimsenin yemediğini görünce elini koydu ve:
    -Allah’ın ismi ile yiyiniz, dedi. Sonra Nebî Aleyhisselâm’a gitti ve aralarında olan şeyi anlattı. Allahü Teâlâ, Maide: 5/87 âyetini indirdi, dedi. [91]
    90. “Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.”

    1- Ebû Said b. Ebî Bekr el-Mutavvî, Ebû Amr Muhammed b. Ahmed el-Hıyerî’den, o Ahmed b. Ali el-Mevsılî’den, o Ebû Hayseme’den, o Hasan b. Ebî Musa’dan, o Züheyr’den, o Simak b. Harb’dan, o Mus’ab b. Sa’d b. Ebî Vakkas’tan, o da babasın (Sa’d b. Ebî Vakkas) dan şöyle dediğini bize haber verdi:
    “Muhacirler’den ve Ensar’dan oluşan bir cemaate uğradım. Bana “gel seni yedirelim, şarap içirelim” dediler. -Bu, şarabın haram kılınmasından önceydi-. Bunun üzerine yanlarına geldim. Bir hurma bahçesinde bulunuyorlardı. Baktım, yanlarında kızartılmış bir deve başıyla bir küp şarap vardı. Onlarla beraber yedim, içtim, Ensar ve Muhacirler’i dile getirip: “Muhacirler, Ensar’dan daha hayırlıdır” dedim. Bunun üzerine Ensar’dan bir adam yemekten arta kalan kafa çenelerinden birisini yakalayıp onu bana vurdu da burnum kırıldı.
    Ben de derhal Rasulullah (s.a.v.)’a gelip durumu kendisine haber verdim. Allah Teala bu yüzden benim hakkımda, içkinin durumunu bildiren bu âyeti indirdi.”[92]
    Bu hadisi Müslim, Ebû Hayseme’den rivayet etmiştir.[93]
    2- Abdurrahman b. Hamdan el-Adl, Ahmed b. Cafer b. Malik’ten, o Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’den, o babasından, o Halef b. Velid’den, o İsrail’den, o Ebû İshak’tan, o Ebû Meysere’den, o da Ömer b. Hattab (r.a.)’dan bize şu rivayette bulundu:
    “Ömer (r.a.): “Allah’ım, bize içki hakkında kalplerimize şifa (kanaat) bahşeden apaçık bir delil göster” diye duada bulundu da nihayet Bakara Sûresi’ndeki “sana içki ve kumardan sorarlar…” 219. âyeti indirildi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) çağrılarak Rasulullah (s.a.v.) tarafından bu âyet kendisine okundu. Ömer (r.a) tekrar:
    “Allah’ım, bize içki hakkında tam bir kanaat bahşeden bir delil göster” diye dua etti. Bu sefer Nisa Süresindeki “Ey iman edenler sizler, sarhoşlar iken namaza yaklaşmayın…” 43. âyeti nazil oldu. Ömer çağırılıp bu âyet kendisine okundu. Ömer yine Allah’ım, bize içki hakkında tam bir açık vahiy indir” diye niyazda bulundu. Bunun üzerine Maide: 5/90 âyeti nazil oldu. Ömer çağrılıp bu âyet kendisine okundu. Nihayet “Artık vaz geçtiniz değil mi?” kısmına âyet gelince, Ömer: “Vaz geçtik ya Rab” dedi.”[94]
    Yasak edilmesinden önce içki içilmesi sebebiyle Rasulullah (s.a.v.)’ın çirkin bulup, hoş karşılamadığı bazı hadiseler meydana gelmişti. Bu hoş olmayan hadiselerden birisi de Ali b. Ebî Talib’le, Hamza’nın şu gelecek olan kıssalarıdır:[95]
    3- Muhammed b. İbrahim b. Muhammed b. Yahya, Ebû Bekr b. Ebî Halid’den, o Yusuf b. Musa Mervezî’den, o Ahmed b. Salih’ten, o Anbese’den, o Yusuf’tan, o İbn Şihab’dan, o Ali b. Hüseyn’den, o Hüseyn b. Ali’den bize haber verdiğine göre, Ali b. Ebî Talib şöyle demiştir:
    “Bedir ganimetlerinden hisseme düşen yetişkin bir devem vardı. Rasulullah (s.a.v.), Humus’tan[96] bana yetişkin bir deve daha vermişti. Rasulullah (s.a.v.)’in kızı Fatıma ile evlenmek istediğimde, Benî Kaynuka Yahudileri’nden bir kuyumcu ile, izhîr[97] getirmemiz için benimle yola çıkması hususunda sözleştik. Amacım, bu izhîr otlarını kuyumculara satıp düğün yemeğine yardım etmekti. Derken, ben develerimi Ensar’dan bir adamın odası*nın yanına çöktürmüş, bu iki devem için semer, çuval ve iplerden gerekli olan malzeme*leri tedarik ediyordum. Develerimin yanına döndüğümde bir de ne göreyim! Develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri yarılmış, ciğerlerinin bir kısmı da alınmıştı. Artık bu manzarayı görünce gözlerime hakim olamadım ve ağladım.
    “Bu işi kim yaptı?” dedim.
    “Hamza b. Abdulmuttalib yaptı” dediler. Meğer Hamza, Ensar’dan birisinin evinde, bir cariyenin şarkıları arasında işret alemine dalmış. Cariye şarkılarında şunları söylüyordu:
    “Hey Hamza! şu semiz develere bak. Avluya bağlanmışlar. Bıçağı onların şah damarlarına yerleştir de onları kana boya Hamza. O develerin parça parça etlerinden, kızgın taş üzerinde kızartılmış kebap yedir bize. Zira sen ey Ebû Umare, üzerimizden za*rar ve belanın kaldırılmasını kendisinden umduğumuz kimsesin.”
    Bu tahrik edici mısraları dinleyen Hamza, derhal sıçrayıp kılıcı aldı ve aynı anda iki devenin hörgüçlerini kesip böğürlerini yardı ve karaciğerlerinden bir miktar aldı.
    Bunun üzerine ben, derhal gidip Rasulullah’ın huzuruna çıktım. Yanında Zeyd b. Harise vardı. Rasulullah (s.a.v.) gelmemin sebebini anladı da:
    “Sana ne oluyor?” buyurdu. Dedim ki:
    “Ey Allah’ın Rasulü, ben bugünkü gün gibi bir gün görmedim. Hamza, deve*lerime hücum edip hörgüçlerini kesti, böğürlerini yardı. İşte bakınız şu evde içki içen*lerle beraber bulunuyor.”
    Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ridasını istetti. Sonra da yürümeye koyuldu. Ben ve Zeyd b. Harise de kendisini takib ettik. Hamza’nın, içinde bulunduğu eve gelince izin istedi. Kendisine izin verildi. Baktı ki içki içiyorlar. Rasulullah (s.a.v.) Hamza’yı, işle*diği fiil hakkında kınamaya başladı. O vakit Hamza, sarhoş, gözleri kızarmış bir vaziyet*teydi. Hamza önce Rasulullah (s.a.v.)’a baktı, sonra bakışlarını yukarılara çevirdi ve Rasulullah (s.a.v.)’ın dizine baktı. Sonra tekrar yukarılara baktı, ardından Rasulullah (s.a.v.)’in yüzüne bakıp sonra da:
    “Siz, babamın köleleri değil misiniz?” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), onun sarhoş olduğunu anladı da derhal izinin üzerine dönüp geri geri giderek dışan çıktı, biz de beraber çıktık.”[98]
    Bu hadisi Buhari, Ahmed b. Salih’ten rivayet etmiştir, Bu kıssa, içkiyi haram kı*lan âyetin inmesini gerektiren sebepler cümlesindendir.[99]
    4- Ebu Hureyre’den Ahmed anlattı. Ebu Hureyre:
    -Rasûlullah Medine’ye geldi, Medine ehli şarap içiyor ve kumar kazancını yiyorlardı. Rasûlullah’a bunlardan sordular. Allahu Teâlâ, Bakara: 2/219 âyetini indirdi. İnsanlar:
    -Bize haram kılınmadı, sadece büyük günahtır denildi, dediler. Muhacirinden biri insanlara imam olup, kıraatini karıştınncaya kadar şarap içtiler. Allahu Teâlâ, inen âyetten daha şiddetlisi olan Nisa: 4/43 âyetini indirdi. Sonra bundan daha şiddetli olan Maide: 5/90 ayeti indirildi. İnsanlar:
    -Nihayet verdik ey Rabbimiz dediler. Rasulullah’a:
    -Ey Allah’ın Rasulü, insanlar Allah yolunda savaştı ve yataklarında öldüler. Onlar şarap içer, kumardan kazandıklarını yerlerdi, halbuki Allahu Teâlâ onları şeytanın ameli bir pislik kıldı, dediler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/93 âyetini indirdi, dedi. [100]
    5- İbnu Abbas’tan (r.a.) Nesâî ve Beyhakî rivayet etti. İbnu Abbas (r.a.):
    -Şarabın haram kılınması âyeti, Ensardan şarap içen iki kabile hakkında indi. Kavim sarhoş olunca Bâzısı Bâzısı ile oynadı. Ayılınca kişi yüzünde, başında ve sakalında oyunun eserini gördü, Onlar:
    -Bunu kardeşim falan yaptı, dediler. Onlar kardeş idi, kalplerinde hınç ve garez yoktu. Onlar:
    -Eğer kardeşim bana şefkat ve merhametli olsa idi bunu yapmazdı dediler, kalplerinde hınç ve garez meydana geldi. Allahü Teâlâ Maide: 5/90 âyetini indirdi. İnsanlardan zorlananlar:
    -Bu pisliktir, falanın karnındadır, o da Uhut harbinde öldürüldü, dediler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/93 âyetini indirdi, dedi. [101]
    93. “İman edip amel-i salih işleyenler bundan böyle sakındıkları ve güzel işlere devam ettikleri, sonra takva ve imanlarında sebat ettik*leri, daha sonra da takva ile beraber ihsanda bulundukları takdirde, ön*ceden tattıklarında kendilerine bir günah yoktur. Allah muhsinleri se*ver.”

    1- Muhammed b. Abdirrahman el-Mutavvıî, Ebû Amr Muhammed b. Ahmed el-Hıyerî’den, o Ebû Yahya’dan, o Ebû’r-Rabi’ Süleyman.b. Davud Atakî’den, o Hammad’dan, o Sabit’ten, o da Enes’ten şöyle dediğini bize haber verdi:
    “İçki yasak kı*lındığı gün Ebû Talha’nın evinde topluluğa içki dağıtıyordum. Arabın içkisi; Fadih[102], Büsr[103] ve Temr[104]den ibaretti. Bu arada bir münadi;
    “Ey ahali haberiniz olsun ki muhakkak içki haram kılınmıştır” diye bağırıyordu. Bu ilanı takiben Medine sokaklarında şarap sel gibi aktı. Ebû Talha bana:
    “Dışarı çık da şarabı dök” dedi. Ben de şarabı döktüm. Bazıları:
    “Bu şarab artık, falan falan kimsenin kusmuğudur” dediler. -(Kutil), onların kustuğu şeyin adıdır-. Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi.[105]
    Bu hadisi Müslim, Ebû Rabi’den rivayet etmiştir. Buhari de Ebû Numan’dan, her iki son ravi de Hammad’dan rivayet etti.[106]
    2- Ebû Abdillah Muhammed b. İbrahim el-Müzekkî, Ebû Amr b. Mutirr’dan, o Ebû Halife’den, o Ebû’l-Velid’den, o Şu’be’den, o Ebû İshak’tan, o da Bera İbn Azib’den bize şu rivayette bulundu: “Rasulullah’ın Ashabı’ndan bazı kimseler vefat etmişti. Bunlar daha önce içki içerlerdi. Nihayet içki haram edilince bazı insanlar: “Arkadaşlarımızın durumu ne olacak, zira onlar içki içtikleri sıralarda vefat etmişlerdi?” demişlerdi de işte bu âyet indi.”[107] .
    100. “De kî: “Murdarla temiz bir olmaz, murdarın çokluğu ho*şuna gitse bile. O halde ey akıl sahipleri Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”

    1- Hakim Ebû Abdirrahman Şazyahî, Hakim Ebû Abdillah Muhammed b. Ubeydullah el-Beyyi’den, o Muhammed b. Kasım el-Müeddib’den, o Muhammed b. Yakub er-Razi’den, o İdris b. Ali er-Razi’den, o Yahya b. Durays’tan, o Süfyan’dan, o Muhammed b. Sûke’den, o Muhammed b. Munkadir’den, o da Cabir’den bize şu riva*yette bulundu:
    “Peygamber buyurdu ki:
    “Güçlü ve yüce olan Allah, putlara tapmayı, içki içmeyi, soy sop sebebiyle kınamayı size haram kılmıştır. Dikkat edin, şüphesiz içki içen de, imal eden de, sakiliğini yapıp içenlere dağıtan da, satan da, parasını yiyen de lanetlenmiştir.” Bunun üzerine bir bedevi, Rasulullah (s.a.v.)’ın huzurunda durarak:
    “Ey Allah’ın Rasulü, ben gerçekten bu içkinin ticaretini yapan bir kişiydim ve içki satışından yanımda biriktirdiğim bir miktar mal var. Şimdi ben bu malı, Allah’a itaatte harcama hususunda muame*leye tabi tutsam, bu mal bana bir menfaat verir mi?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v.) da ona buyurdu ki:
    “Sen, o malı hacc, cihad veya sadaka uğrunda harcasan dahi, Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olmaz. Zira Allah, ancak temiz olanı kabul buyurur.” İşte bu olay üzerine Allah Teala bu âyeti Rasulullah (s.a.v.)’ın sözünü doğrulamak için in*dirdi.”[108]
    2- Câbir’den (r.a.) Vahidî ve Îsbahânî, Tergıb’de anlattı. Câbir (r.a.):
    -Nebî Aleyhisselâm, şarabın haram kılındığını bildirince bir Ârâbî kalktı ve:
    -Ben, bu işin ticâretini yapan biriyim. Ben bundan mal kazandım. O malı Allah’a itaat yolunda kullansam, bana faydalı olur mu?, diye sordu. Nebî Aleyhisselâm:
    -Allahü Teâlâ, ancak temizi kabul eder, buyurdu. Rasülünü tasdik için Allahü Teâlâ, Maide: 5/100 âyetini indirdi, dedi. [109]
    101. “Ey iman edenler, öyle şeylerden sual etmeyin ki, size açık*lanırsa zorunuza gidecektir. Halbuki Kıır’an inidirilirken sorarsanız onlar size açıklanır. Allah onlardan (şimdiye kadar olanları) affetti. Allah, Gafur ve Halim’dir.”

    1- Amr b. Ebî Amr el-Müzekkî, Muhammed b. Mekkî’den, o Muhammed b. Yusuf’tan, o Muhammed b. İsmail Buhari’den, o Fadl b. Sehl’den, o Ebû’n-Nadr’dan, o Ebû Hayseme’den, o Ebû Cüveyriye’den, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bulundu:
    “Bir grup, eğlence olsun diye Peygamber (s.a.v.)’e sorarlardı. Mesela bir adam:
    “Benim babam kim?”, bir başkası da kaybolan devesi için:
    “Benim devem nerede?” diye sormuştu da Allah Teala onlar hakkında bu ve devamında ki âyetleri indirdi.”[110]
    2- Ebû Said Nasrûbî, Ebû Bekr el-Katiî’den, o Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’den, o babasından, o Mansur b. Verdan el-Esedî’den, o Ali b. Abdu’l-A’la’dan, o babasından, o Ebû’l-Buhterî’den, o da Ali b. Ebî Talib’den bize şu rivayeti haber verdi:
    “Şu: “…Ona bir yol bulabilenlerin, Beyt-i hacc etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hak*kıdır…” Al-i İmrân: 3/97. âyeti nazil olunca, insanlar:
    “Ey Allah’ın Rasulü, bu hacc her yıl mı farzdır?” diye sordular da Rasulullah (s.a.v.) susup hiçbir şey demedi. Sonra insanlar tek*rar:
    “Her sene mi farzdır?” diye sordular ve bu soruş dört kez tekrarlandı. Nihayet Rasulullah (s.a.v.) dördüncüde buyurdu ki:
    “Hayır her sene değil. Eğer “evet” deseydim elbette hacc her sene farz olurdu.” Bunun üzerine Allah Teala bu âyeti indirdi.”[111]
    3- Enes İbni Mâlik’ten Buhârî rivayet etti. Enes:
    -Nebî Aleyhisselâm bir konuşma yaptı. Biri:
    -Benim babam kim?, diye sordu. Aleyhisselâm:
    -Falanca, buyurdu. Maide: 5/101 ayeti indi, dedi. [112]
    4- Keza Buhârî, îbnu Abbas’tan (r.a.) rivayet etti. İbnu Abbas (r.a.):
    -Rasûlullah’la alay etmek için soran bir kavim vardı, Biri:
    -Benim babam kim?, derdi. Biri devesini kaybetmiş:
    -Benim devem nerede?, diye sorardı. Allahü Teâlâ onlar hakkında Maide: 5/101 âyetini indirdi, dedi.
    İbnu Cerîr bunun benzerini, Ebu Hureyre hadisinden anlattı. [113]
    5- Ali’den (r.a.): Ahmed, Tirmizî ve Hâkim rivayet etti. Ali (r.a.):
    Al-i İmran: 3/97 âyeti inince, insanlar:
    -Ya Rasûlallah, her sene mi?, diye sordular. Rasûlullah sükût etti. Onlar:
    -Ya Rasûlallah, her sene mi?, dediler. Aleyhisselâm:
    -Hayır, eğer evet demiş olsaydım her sene vacip olurdu, buyurdu. Alİahu Teâlâ, Maide: 5/101 âyetini indirdi, dedi. [114]
    İbnu Cerîr, Ebu Hureyre, Ebu Ümâme ve İbnu Abbas hadisinden bunun benzerini anlattı.
    6- Hafız îbni Hacer:
    -İki şey hakkında inmiş olmasında bir mânîlik yok. Bu mevzuda İbnu Abbas hadisi, isnat bakımından daha sahihtir, dedi. [115]
    105. “Ey iman edenler, siz nefislerinize bakın. Kendiniz doğru yolu bulunca sapanlar size zarar veremez…”

    Kelbî, Ebû Salih’ten, o da İbn Abbas’tan rivayet ederek dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.), başlarında Münzir b. Sâvâ’nın bulunduğu Hecer halkına, kendilerini İslam’a davet eden bir mektub yazdı. Müslüman olmağa yanaşmadıkları takdirde cizye ödemelerini emretti. Mektub Münzir’e gelince, Münzir mektubu, yanında bulunan arab, yahudi, hıristiyan, sâbiî ve mecûsî kişilere arzetti. Bunun üzerine onlar cizyeyi kabul edip, müslüman olmayı hoş karşılamadılar. Rasulullah (s.a.v.) onlara şunu yazdı:
    “Arablar’a gelince onlardan, müslüman olmanın veya kılıcın dışında hiçbir şey kabul etme, Ehl-i Kitab’a ve Mecûsî’ler’e gelince, onların cizyesini kabul et.” Rasulullah (s.a.v.)’ın mektubu bunlara okununca Arablar müslüman oldular, Ehl-i Kitab ve mecûsîler ise cizye verdiler. Bunun üzerine Arab’ın münafıkları şöyle dediler-,
    “Muhammed’e şaşıyoruz. Allah’ın onu, müs*lüman oluncaya kadar, bütün insanlarla savaşması için gönderdiğini iddia ettiği halde, ciz*yeyi sadece Ehl-i Kitab’dan kabul ediyor. Dolayısıyla biz, O’nu, Arab’ın müşriklerine geri çevirdiği şeyi Hecer’li müşrikler tarafından kabul etmekten başka birşey yapmadığını gö*rüyoruz.” İşte bu yüzden Allah Teala bu âyeti indirdi. Ayette geçen “Sapıtan” kısmından maksad, Ehl-i Kitab’ın sapıklarıdır.”[116]
    106. “Ey İman edenler, ölüm herhangi birinizin karşısına gelip çattığı zaman, vasiyet vaktinde aranızda veya içinizden adalet sahibi iki şahid tutun…”

    1- Gazi Ebû Said b. Ebî Bekr, Ebû Amr b. Hamdan’dan, o Ebû Ya’la’dan, o Haris b. Şurayh’tan, o Yahya b. Zekeriyya b. Ebî Zaide’den, o Muhammed b. Ebû’l-Kasım’dan, o Abdulmelik b. Said b. Cübeyr’den, o babasından, o da İbn Abbas’tan bize şu rivayette bu*lundu:
    “Temim-i Dârî ve Adiy b. Beddâ’ ticaret yapmak üzere Mekke’ye doğru yol*lanmışlardı. Kureyş’in Benî Sehm kolundan bir kişi de bunlara arkadaş olmuştu. Nihayet bu kişi, müsliimanlardan hiç kimsenin bulunmadığı bir yerde öldü. Bu zât, hıristiyan olan bu iki kervancıya, geriye bıraktığı malını vasiyet etti. Nihayet bunlar gelince bu malı, ölen kişinin ailesine verdiler ve o kişinin ölmeden önce yanında bulunan altın işlemeli gümüş bir kadehi sakladılar da:
    “Onu hiç görmedik” dediler. Müteakiben bunlar, Rasulullah (s.a.v.)’a getirildiler. Rasulullah (s.a.v.) bunlara, o kadehi gizlemediklerine ve hiç görmediklerine dair Allah adına yemin ettirdi. Sonra da serbest bırakıldılar. Daha sonra ka*deh Mekkeliler’den bir topluluğun yanında bulundu. Bunlar:
    “Biz bu kadehi, Temim-i Dârî ile Adiy b. Beddâ’dan satın aldık” dediler. Derken, Sehm Kabilesi’nden olan ölünün velileri gelip kadehi aldılar ve içlerinden iki kişi:
    “Billahi bu kadeh, arkadaşımızın kadehi*dir ve bizim sahiciliğimiz doğrudur. Biz, hakkı tecavüz etmedik” diye Allah adına yemin ettiler. Bunun üzerine bu ve bir sonra gelen iki âyet nazil oldu.”[117]
    2- Bu, Maide: 5/106 âyeti hakkında Temîm-i Dârî’den İbnu Abbas, ondan zayıf bir isnat ile Tirmizî ve Başkaları rivayet etti. Temîm-i Dârî:
    -Ben ve Adiy İbni Beddâ’dan başka insanlar şaraptan beri oldular, dedi. Bunlar Hıristiyan idiler, Müslüman olmadan önce Şam’a giderlerdi. Ticâret için Şam’a geldiler. Onların yanına Benî Sehm’in Mevlâsı geldi. Ona Bedîl İbni Meryem derlerdi. Yanında cam ve gümüş vardı, ticâret yapıyordu. Hastalandı ve onlara kendisinin ölmesi halinde bıraktıklarını ehline ulaştırmalarını vasiyet etti.. Temîm:
    -Ölünce biz camı aldık ve bin dirheme sattık. Sonra Adiy İbni Beddâ ile taksim ettik. Gelince ehline, bizimle beraber olanları verdik. Onlar camı aradı ve bize ondan sordular. Biz, size verdiğimizden başka bize bir şey bırakmadı, dedik. Ben Müslüman olunca bunu günah kabul ettim, ehline gelip beş yüz dirhemi verdim ve bu kadar da arkadaşımın yanında var, dedim. Onlar Rasûlullah’a geldiler. Rasûlullah onlardan delil istedi. Onlar delîl bulamadılar. Rasûlullah, yemin etmelerini emretti. Onlar yemin ettiler. Allahü Teâlâ, Maide: 5/106-108 ayetlerini indirdi. Amr İbnu As ve başka biri kalktı, onlar da yemin ettiler. Beş yüz dirhem Adiy İbni Beddâ’dan çıkartıldı, dedi. [118]
    Tembih:
    Zehebî, burada anlatılan Temîm’in, Temîm-i Dârî’nin gayrisi olduğuna hükmetti. Mukatil ve İbni Hıbban onu takviye etti.
    Hafız İbnu Hacer:
    - Hadisi şerifteki Dârî’yi açıklamakta bu tamam değildir, dedi. [119]
     
  3. Murat

    Murat Yönetici

    Cenabı Allah ayetlerini tam anlamı ile anlamayı ve yaşamayı nasip etsin.
     
  4. Sabır

    Sabır Admin Yetkili Kişi

    Maide kelime anlamı olarak sofra demektir. Cenabı Allah sofralarımızı bereketli dünyamızı ahiretimize tedbil eylesin.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş