İstiklal Marşı' nın Hikayesi

Konu, 'Edebiyat' kısmında Goksel tarafından paylaşıldı.

  1. Goksel

    Goksel Admin Yetkili Kişi

    1920 Senesinde İsmet İnönü tarafından ortaya atılan Ulusal Marş önerisi Düzenlenen yarışma ile hayata geçti. Kurtuluş savaşının ardında bıraktığı heyecanla tüm halk dirilişin ve ayağa kalkışın tadını çıkartıyordu. Bu günlerde Ülkeyi dahada ayağa kaldırıcak ve Ulus Ruhunu tanımlayacak bir Milli Marş gerekliydi.

    Düzenlenen yarışmada para ödülleride verilecekti. Besteci ve güftecide ödül alacaktı. Yarışmaya 724 şiir karıldı ama hiçbirisi başarılı bulunamadı. yarışma sonunda ödül verileceği ise Mehmet Akif Ersoy' u rahatsız etmişti ve bu yüzdende bu yarışmaya katılmamıştı. Mehmet Akif Ersoy o zamanın Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi Tanrıöverin aklındaydı ve bir şekilde Mehmet Akif Ersoydan marş ve güfte almalıydı. Mehmet Akif Ersoy ile görüşerek kendisine sakıncalı gelen tüm durumları düzelteceği garantisini verdi. Bu durumdan 48 saat gibi kısa bir sürede Marş ve güftesi hazırdı. İmzasız bir şekilde gönderilen şiir 1 mart 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisinde okundu ve 12 Mart 1921 tarihindeki toplantıda Ulusal Marşımız olarak onaylandı.





    İSTİKLÂL MARŞI

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,
    Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
    "Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
    Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
    Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

    Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
    Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli.
    Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
    Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na'şım;
    O zaman yükselerek Arş'a değer belki başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

    MEHMET AKİF ERSOY
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş