Hikaye örnekleri

Konu, 'Edebiyat' kısmında I$ık tarafından paylaşıldı.

  1. I$ık

    I$ık Gümüş Ufağı

    Kompozisyon çalışmaları için hikaye örnekleri gerekiyorsa hikayeler burada.
    [​IMG]
    Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse.
    tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur.
    bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı..
    Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu..

    Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı..

    Genç kız günden güne eriyordu. Bir gün, arkadaşı resim yaparken.
    o da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu....

    Geriye doğru sayıyordu; "Oniki" dedi, biraz sonra da "onbir"; arkasindan.
    "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardina "sekiz" ve "yedi"..
    Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?.
    Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki.
    tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüş,.
    yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yarı boyuna kadar tırmanmıştı..

    .
    Dönüp arkadaışna "Neyin var?" diye sordu. Hasta kız fısıltı halinde" altı" dedi..
    "Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı..
    Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı..
    İşte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi.".
    "Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları..
    Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu.".
    .
    Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba ***ürdü..
    Fakat o: "İşte bir tanesi daha gidiyor. Hayır, çorba filan istemiyorum..

    Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü.
    görmek istiyorum.. Ondan sonra ben de gidecegim." diyerek cevap verdi..
    .
    Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt katta ki yaşlı ressama.
    ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama..
    Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen.
    arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş.
    gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen.
    rüzgârdan sonra, bir asma yaprağı hâlâ yerinde duruyordu..

    .
    Sapına yakın tarafları hâlâ koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi.
    tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sarı rengi gelmiş olan yaprak,.
    yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu..
    .
    "Bu sonuncusu" dedi hasta kız."Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm..
    Rüzgârı duydum. Bugün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim.".
    Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar, alacakaranlıkta bile, asma.
    yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı..
    .

    Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır.
    aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı.
    hâlâ yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti. Sonra.
    arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan.
    olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu..
    .
    Ölümü istemek günahtır. Şimdi biraz bana çorba verebilirsin." dedi..
    Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; şimdi alt kattaki bir hastaya.
    bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree..

    Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama.
    daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor dedi..

    Ertesi gün doktor : "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi..
    O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki.
    yaşlı adamı anlattı. Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş..

    Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu, odasında sancıdan kıvranırken.
    bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yanı buz gibi bir.
    haldeymiş. Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akıl sır erdirememişti
    kimse. Sonra, hâlâ yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene.
    sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine.
    karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça.
    bulmuşlar. O zaman o son yaprağın sırrı da çözüldü. Rüzgâr estiği zaman.
    bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam,.
    son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştıHAZİN BİR SON
    Ben daima acı içinde yaşamayı sürdüren bir sefilim. Bu azap kendimi tanıdığım anda başladı.Belki daha on yaşında yoktum.Ancak acılara göğüs gerecek bir yaşta da değildim.Çırpındıkça batan battıkça çırpınan koca bir sefil.
    - Evet bu benim.
    Ne yazık ki beni üzen şeylerin hiçbirini unutamadım.Hatıram sanki üzüntü için yapılmış ben ise sanki acı çekmek için yaratılmışım.
    Evet, acaba on yaşında var mıydım? Daha öncesini hiç hatırlamıyorum. Çoğu insan hayat temellerini mutlu ve huzurlu bir şekilde atarken ben büyük bir ızdırap içinde mahkum kaldım o kimsenin erişmek istemeyeceği kara sulara…
    İlk defa, kendimi sözde perili ev diye adlandırdıkları , evimizin iki sokak arkasında ki Naciye Teyze’nin evinde hatırlıyorum. Sanki dünya’ya o anda doğmuşum. Arkadaşım Memduh’la birlikte evin uzun çitleri arasında korkak bir tavırla bahçesini seyrediyorduk.
    Korku masallarında olduğu gibi evin içinde insan cesetlerinin olduğunu , kötü ve acımasız canavarların yaşadığını ve bu Naciye teyze’nin insanları canavara dönüştüren aşağılık bir cadı olduğunu düşünüyorduk.
    Memduh ;
    - Girsek mi Ali diye seslendi bana
    - Hayır dedim … Çünkü korkmuştum ve korkuyordum.
    İçerisini hiç ama hiç görmemiştim. Nasıl bir şeyin bizi beklediğini bilmeden birden bir ses çıtırdadı.
    - Kim var orada
    Diye seslenen Naciye teyze başında uzun bir şapka göz atları mor halkalarla çevrilmiş yüzü çizgili asık bir surat ifadesiyle bize bakarak gülümsedi ve sonra gülerek;
    - Siz misiniz küçük yaramazlar diye seslenmişti bize
    Korkudan bir anda, koş! Diye bağırdım.
    Memduh da korkuyordu. Aslında herkes korkuyordu. Herkes Naciye teyze’nin gizemli olduğunu ve iyi bir kadına benzemediğini dile getirirken bende doğal olarak etkilenmiş ve hafızamda onu insan püssüne bürünmüş kötü bir cadı olarak tasarlamıştım.
    Ama şöyle bir haz vardı ki içimde o eve mutlaka girmeli ve içeride neler var bunları görmeliydim. Ancak nasıl başarmalıydım bunu bilmiyordum. Memduh la birlikte ertesi gün yine o perili eve gittik. Birden kapı açılma sesi duydum. Bu Naciye teyze idi. Ve evden çıkıyordu. Ama nereye gidiyordu. Bu benim için aslında çokta önemli değil. Fırsat bu ya, Naciye teyze evden uzaklaşır uzaklaşmaz, Memduh la eve girme planı yaptık. Sarmaşık çiçeklerin bağlı olduğu tahtalardan balkona çıkabilirdik. Memduh bunun ne kadar tehlikeli bir fikir olduğunu söylese de ben içeri girmek istiyordum. Sonunda girdik.
    Ancak şöyle bir durum vardı ki evin içinde ne ceset nede kötü çehreli canavarlar barınmıyordu. Sadece duvarlar da bir sürü fotoğraf asılı duruyordu. Birden bir şeyler parladı bunlar gümüş şamdanlardı. Gayet güzel ve pahalı olan bu şamdanların benim olmasını arzuluyordum.
    Ancak içimi gittikçe saran o kötü his sanki beni canavar yapmıştı. Ruhumu esir almış ve bana bunu yapmamı söylercesine al diyordu…
    Almıştım birden cebime koyacaktım ki kapı açıldı ve karşımda Naciye teyze vardı. Bana baktı ben korkak ve tiz bir ses ifadesiyle siz demeye kalmadan yanıma ilişti ipek sarısı saçlarımı okşayarak ve benim o hırsız gözlerime bakarak
    - “Hoş geldin yavrum” dedi.
    Korktuğum, ürperdiğim bu asık yüzlü kadın birden düşüncelerime yenik düşürdü beni. Ne yapacağımı bilemeden;
    - Özür dilerim efendim, dedim. “Bunları sizden izinsiz aldım” demeye kalmadan sözümü yarıda keserek
    - Onlar senindir dedi.
    Davranışlarına anlam veremiyordum. Ama git gide onun iyi bir insan olduğuna inanıyordum. Bir şey söyleyemiyordum. Ancak kadın masmavi, pırıl pırıl gökyüzü gibi berrak gözleriyle bana bakıyor ve gel benimle dercesine odaya gidiyordu. Fotoğraftakilerin kim olduğunu sordum ona birden o masmavi gözler, hırçınlaşıp karaya vuran denizlerin çıkardığı damlacıklar misali yüzünde ki çizgileri takip ederek akıveriyordu gözyaşları
    Oğlum diyordu. Ağlıyordu. Her oğlum dedikçe ağlıyor bana bakıp gülümsüyordu. Garip gelmişti bana…
    Sonun da öğrenmiştim ki o çocuk bana benzediği için Naciye teyze her bana baktıkça ölen oğlunu hatırlayıp gülümsüyor benim o olmadığımı anlayınca da ağlıyordu.
    Bir şey daha vardı ki çalmaya çalıştığım o şamdanları ölmeden önce annesine hediye etmişti Küçük Ali…

    YAZAR
    BURAK BAKIRDÖVEN
    GAZİANTEP LİSESİ
     

    Ekli Dosyalar:

  2. Nehir

    Nehir Admin Yetkili Kişi

    Çok güzel bir hikaye canım teşekkürler.
     
  3. cayka

    cayka Yeni Üye

    Hikayelerin örnekleri hakkında bilgiler için teşekkürler
     
  4. Su

    Su Yeni Üye

    gerçekten de iyi bir hikaye

    paylaşım için teşekkürler
     
  5. cayka

    cayka Yeni Üye

    Kısa ve uzun hikayelere örnekler çogaltabilirmiyiz?
     
  6. berna

    berna Yeni Üye

    Kısa hikaye örnekleri arıyordum bende.
     
  7. Nursena

    Nursena Admin

    Konunun özü olarak ele alın örnekler halk hikayeleri örnekleri , halk hikayesi örnekleri , kısa hikaye örnekleri , ilk hikaye örnekleri , modern hikaye örnekleri , hikaye örneğini şu şekillerde gözlemleyebiliriz.

    Önemli farklılıkları olmakla birlikte "küçük roman" şeklinde tanımlanabilir. Millî kültürümüzün önemli parçalarından "Dede Korkut Hikâyeleri", "destanlar" ve "halk masalları" nı saymazsak, Avrupaî tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür.

    İlk hikâye kitabı, Emin Nihat'ın "Müsameretnâme"dir. Bu kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi "Binbir Gece Masalları" na benzer.

    19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse DAUDET (1840-1897) ve Guy de MAUPASSANT (1850-1893) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar "realist" akımın yetiştirdiği zamanın ileri gelen romancılarındandır. Fransız hikâyeciliği Guy de MAUPASSANT'ın izinden gelişmiştir. Amerika edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark TAWİN (1835-1910), O. HENRY (1862-1910) ve bunları takiben John STEİNBECK, Erskine CALDWEL Batılı ünlü hikâyecilerdendir.

    Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi hâkimdir. Bunlar:

    1) Maupassant Biçimi : Hikâyede asıl olan "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü, hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir.

    2) Çehov Biçimi: Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.

    Çehov, hikâye anlayışını şöyle anlatır:

    "Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim. "

    Türk hikâyeleri, şu dört ana grupta değerlendirilir:

    1) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler. Ömer Seyfettin, Samet AĞAOĞLU, Haldun TANER, Oktay AKBAL, Mustafa KUTLU' nun hikâyeleri bu grup içindedir (Maupassant Biçimi)

    2) İstanbul'da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler. Hüseyin Rahmi GÜRPINAR, Ahmet Rasim, Osman Cemal KAYGILI, Sermet Muhtar ALUS'un hikâyeleri bu grup içindedir. (Maupassant Biçimi)

    3) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. Memduh Şevket ESENDAL, Sait Faik ABASIYANIK, Tarık BUĞRA, Sevinç ÇOKUM gibi yazarlarımız bu gruptandır. (Kısmen, Çehov Biçimi)

    4) Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. Bu tür hikâyeler, ülkemizde 1955'ten sonra görüldü. Hikâyelerde, hiç bir toplum kaygısı görülmez. Aydın bunalımının nedenleri yansıtılır. Sanat adı altında çoğu zaman "müstehcen"e kaçan konulara yer verilir. Hikâyecilik, sanattan ayrılmış ve ideolojiye kaydırılmıştır.

    Bu grupta hikâye yazan yazarlarımızın başında ise; Yusuf ATILGAN, Demirtaş CEYHUN, Ferit EDGÜ ve Erdal ÖZ gelmektedir.
    Açıklama-2

    İlk Çağ Anadolu'sunda masal, ve tarihi olayları anlatan eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan'da "Binbir Gece Masalları" sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir. Bu gelenek, Arapça'dan yapılan çevirilerle Avrupa'ya masal, efsane, rivayetler şekliyle yayılmıştır.

    Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio'dur. XVI. Yüzyılda yazdığı "Decameron" adlı eseriyle ilk öykü örneğini vermiştir. Rönesans'ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl edebiyatının en yaygın türü olmuştur.

    Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyılda "Dede Korkut Hikâyeleri" ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.

    XIX. yüzyılda Tanzimat'la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi "Letaif-i Rivayet ( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; "Kıssadan Hisse" ile bu türü geliştirmiş, Sami Paşazade Sezai : "Küçük Şeyler" adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin'le kazanmıştır.

    Tanımı : Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye diyoruz.
    HİKÂYENİN UNSURLARI

    1) Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur

    2) Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.

    3) Yer (mekân): Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.

    4) Zaman : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.

    5) Dil ve Anlatım : Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.

    Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım "hikâyede birinci kişili anlatım" ; yazarın ağzından anlatılanlar "hikâyede üçüncü kişili anlatım"
    HİKÂYEDE PLÂN:

    Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:

    1)Serim: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre , kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.

    2)Düğüm: Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.

    3)Çözüm:Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür.

    Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
    HİKÂYE ÇEŞİTLERİ

    Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre;

    1) Olay (Klasik Vak'a) Hikâyesi: Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için "Mopasan Tarzı Hikâye" de denir

    Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin'dir..

    Ayrıca bakınız >>> Maupassant Hikayeleri

    2) Durum (Kesit) Hikâyesi: Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.

    Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için "Çehov Tarzı Hikâye" de denir.

    Bizdeki en güçlü temsilcileri : Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra'dır.

    3) Modern Hikâye: Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.

    Hikâyede bir tür olarak 1920'lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka'dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner'dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.
     
  8. Murat

    Murat Yönetici

    Kısa hikaye örneklerinden Uzun hikaye örneklerine pek fark yok yeterki özümseyin okurken.
     
  9. gencay

    gencay Misafir

    Sizce Başlığı Ne olmalı ?
     
  10. Compagno

    Compagno Yeni Üye

    Benim okumaktan zevk aldığım hikaye türü;olay hikayesidir. Çünkü okurken sonunu merak etme ve öyküde sonuçlanması isteği uyandırır beğendiğim hikayeler.
     
  11. Abdullah

    Abdullah Yeni Üye

    çok hüzel hikaye gerçektende...
     
  12. Abdullah

    Abdullah Yeni Üye

    tam sevdiğim hikayelerden biri...
     
  13. abrek

    abrek Yeni Üye

    güzel bir hikaye............
     
  14. açelya

    açelya Yeni Üye

    Hikaye örnekleri oldukça güzel örnek arayanların çok işine yarayacak
     
  15. Misafir

    Misafir Misafir

    harika ve sıkıcı yazan için teşekürler mümkünse daha kısası:p:p:p:D:D:D:eek::eek:b
     
  16. Misafir

    Misafir Misafir

    :D

    manzume olsun birde.
     
  17. Misafir

    Misafir Misafir

    Keloğlan hikayesine örnek varmı
     
  18. Misafir

    Misafir Misafir

    güzel örneklermiş
     
  19. Misafir

    Misafir Misafir

    Hikaye örnekleri nerede?
     
  20. Misafir

    Misafir Misafir

    Bu örnekler benim istedigim gibi
     

Sayfayı Paylaş

Misafirler bu sayfaya şu kelimeleri arayarak geldiler:

  1. uzun hikaye örnekleri

    ,
  2. örnek hikayeler uzun

    ,
  3. hikaye giriş örnekleri

    ,
  4. hikaye örnekleri uzun,
  5. serim düğüm çözüm hikaye örnekleri