Hayvanlarla İlgili Hikaye Örnekleri

Konu, 'Eğitim ve Kadın' kısmında Gün Işığı tarafından paylaşıldı.

  1. Gün Işığı

    Gün Işığı Moderatör

    Hayvanlar gününde her sene hayvan sevgisi miniklere aşılanmaya çalışılmaktadır. Hayvan sevgisi kimi zaman bir hikayenin dilinde kimi zamansa bilmeceler yolu ile çocuklara kavratılabilmektedir. Ben her sene ilk olarak sınıfın ilgi köşelerine astığım hayvan resimleri ile güne başlangıç yapıyorum. Kimilerinin kuşu, balığı ya da tavşanı oluyor. Onları veli katılımı ile sınıfa getirtip çocukların sevmesine rehberlik ediyorum.

    984a41510063d0a.gif 4049b40a66807ad.jpg 997854-hayvan-boyama.gif 20130402-234601.jpg aslan-1.jpg ayi-4.jpg bcat.jpg boyaaaaa2.jpg kaplumbaga.jpg kopek3.jpg

    Ardından aşağıya eklediğim gibi hikayeler için çomak kuklalar hazırlayıp çocukların eğlenceli zaman geçirmesine rehberlik etmekteyim. Siz de etkinliklerimden yararlanmaya hazır mısınız?

    Karınca Yiyen Mutan

    Karıncalar, toprağın üstüne inşa ettikleri stadyumda futbol maçı yapıyorlardı. Tribünlerde pek çok seyirci vardı. İki kulüp arasındaki bu maç çok önemliydi. Kazanan takım şampiyon olacaktı. Maç bol gollü geçiyordu. İlk devre sonunda durum 4-4 'tü.

    Karıncayiyen Mutan yiyecek aramaya çıkmıştı. Sağına soluna bakındı. Karınca yuvaları bomboştu. Şaşırdı kaldı. Hiç böyle olmazdı. Çıkar karınca yuvalarını ziyaret eder, bulabildiği kadar karıncayı yerdi. Daha ilerlere doğru yürüdü.

    Mutan maçın oynandığı yere geldi. Baktı orada yüzlerce karınca var. Uzun diliyle karıncaları alıp yemeye başladı. Karıncalar kaçıştılar ama bazı karıncalar ona saldırdılar. Mutan'ı durduracak kuvvet yok gibiydi.

    Bir düdük sesi kulaklarında çınlayınca Mutan durdu. Dikkatini sahanın ortasındaki karıncaya yöneltti. Bu karınca maçın hakemi Bay Kırmızı Kart'tı. Sertlik yapan, maçın düzenini bozan kim olursa olsun anında kırmızı kartını gösterir ve dışarı atardı.

    Bay Kırmızı Kart sordu: " Ne yapıyorsun orada? "

    Mutan: " Hiç.. Acıkmıştım da biraz protein takviyesi yapıyordum. "

    Bay Kırmızı Kart: " Adın ne senin? "

    Mutan: " Mutan. "

    Bay Kırmızı Kart: " Ey Mutan, yaptığından utan. Maçın oynanmasını engelledin. Böyle hataları affetmem. İşte kırmızı kart. Çık dışarı. "

    Mutan dili bir karış dışarda, bu sert ve otoriter hakeme bakakaldı. Başını önüne eğdi ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştı.

    Mutan'ı bir daha oralarda gören olmadı. Nereye gittiğini bilen olmadı. Maçı sorarsanız yarıda kalan maça ertesi gün devam edildi. Normal süresi 6-6 biten maçta uzatmada gol olmayınca penaltı atışları sonrası B takımı maçı 10-8 kazanarak şampiyon oldu.

    Keloğlan'ın Horozu

    Bir varmış bir yokmuş. Yumurtadan civciv çıkmış. Civciv büyümüş piliç olmuş. Piliç büyümüş tavuk olmuş. Tavuk yumurtlamış. Yumurtadan civciv çıkmış. Bu civciv büyümüş horoz olmuş.

    Bu horoz bir gün sol- sağ, bir- iki uygun adım giderken Keloğlan'la karşılaşmış ve Keloğlan'ın yanından sıyırtıp geçmiş. Keloğlan ağzı açık horozun arkasından baka kalmış. Çabucak toparlanıp bir koşu horozun önüne çıkmış. Karşısında Keloğlan'ı gören horoz durmuş.

    Keloğlan:

    " Ne o Toros? Yürüyüp gidiyorsun. Beni tanımadın mı? "

    Bunun üzerine horoz durmuş:

    " Tanıdım da, seni tanıdım diye durmam gerekmez. "

    " Bana kızgınsın, yenilgiyi benden biliyorsun. "

    " Daha herşey bitmedi. Şu yeni nesil. Bak civcivlere, bunların çoğu horoz olacak. Yakında yeni bir ordu kuracağım. Zafer bizim olacak. "

    Altı ay kadar önceydi.

    Uzun bir zamandır tilkiler kümeslere giriyor ve tavukları götürüp ormanda yiyorlardı. Kümes hayvanları tilki korkusu altında yaşamaktan bıkmıştı. Daha sonra Toros çıktı ve kümes hayvanlarını bir bayrak altında toplamayı başardı. Horozlardan ordu kurdu, bu orduyla haksızlığa baş kaldırdı ama tilki ordusuyla yapılan meydan savaşında bozguna uğradı. Savaştı, sonuna kadar savaştı, tek kaldı ve kuşatmayı yarıp yaralı olarak kurtuldu. Yarası iyileşince tekrar ortaya çıktı ama bu defa çok daha fazla hırslıydı.

    Keloğlan'ı tanımamasının sebebi ise, biraz daha sabret, hemen savaşa girme, kazanma şansın çok az demesinden kaynaklanıyordu.

    Zamanla civcivler piliç, piliçlerin çoğu horoz oldu. Çevreden binlerce horoz gelerek Toros'un özgürlük bayrağı altında toplandı.

    Keloğlan'ın, çok kalabalıksınız, siz bu savaşı kazanırsınız demesi üzerine yapılan savaşı horozlar kazandı. Keloğlan'ın horozu, zafer kazandı ve kalan az sayıda tilki ormanın derinliklerine çekildi.


    Beyaz Eşek Mino

    Eşekler güzel gözlü ve çok sevimlidirler. Aynı zamanda eziyet çeken, cefakâr; sevgisi geçici olmayan, vefakâr hayvanlardır da... Bu akşam anlatacağım beyaz eşek Mino biraz kendini beğenmiştir ama yine de iyi bir eşektir. Görelim bakalım başına neler gelmiş.
    Zamanın birinde, çok uzak bir köyde beyaz bir eşek yaşardı. Bu eşeğin adı Mino idi. Mino’nun çok güzel beyaz tüyleri vardı. Uzun ve yumuşacık...
    Mino’nun en sevdiği yiyecek simit ve kuru incirdi. Susamları kemirmek ve incirin içindeki minik çekirdekleri çıtlatarak yemek çok hoşuna gidiyordu. Yanında bir de meyve suyu oldu mu değmeyin keyfine.
    Mino bir gün yine gezmeye çıkmıştı. Bir yandan otluyor, bir yandan simit ve kuru incirini yiyordu. Matarasından vişne suyunu çıkardı. Tam içecekti ki bir at kişnemesi duydu. Bakmak için kafasını kaldırdı. O sırada elindekini unuttu ve meyve suyu üstüne döküldü.
    – Tüh ya, bembeyaz tüylerim battı, diye söylendi.
    Şöyle bir silkelendikten sonra kafasını tekrar kaldırdı ve sesin geldiği yöne baktı. Üstünde şövalyesiyle ilerideki şatoya giren beyaz bir attı bu. Mino kendisininki gibi bembeyaz tüylü bir hayvan görmemişti hayatında. Yanına gidip konuşma isteği duydu. Ama sonra önüne dökülen vişne suyunu hatırladı.
    – Şimdi tüylerim kirlendi. Onun karşısına temiz ve pırıl pırıl çıkmalıyım, diye mırıldandı. Yarın yine aynı saatte buraya gelir beklerim. Bu şatoyu bulmak hiç zor değil.
    Gerçekten de çok ihtişamlı bir şatoydu. Kuleleri on metre yüksekliğindeydi, etrafını çevreleyen suların üstünde ahşap köprüler kuruluydu. Üzerindeki altın ve sedef kaplamalar göz kamaştırmaktaydı.
    Mino, ertesi gün güzelce yıkandıktan sonra şatoya gitti ve beyaz atı beklemeye koyuldu. Ama nafile. Beyaz at ortalıklarda görünmüyordu. Onun yerine siyah bir at girip çıkıyordu şatoya. Mino bir hafta boyunca şatoya gidip geldi, bekledi. Sonunda dayanamadı, siyah ata sormaya karar verdi:
    – Merhaba, dedi. Geçen hafta burada benim gibi beyaz tüyleri olan bir at görmüştüm.
    Siyah at:
    – Anladım, dedi. Sen şövalyemin kardeşinin atını arıyorsun. O biraz ileride aynen böyle bir şatoda yaşar.
    Doğrusu Mino’nun yön duygusu çok iyi değildi. Yanlış yere gelmişti demek. Bir hafta boşuna beklemişti. “Olsun, artık yolu öğrendim.” diye düşündü. Ertesi gün, doğru şatoyu buldu. Beklediği saatte beyaz at, üstünde şövalyesi ile çıkageldi.
    Mino heyecanlanmıştı. Önüne bakmadan yürüyünce tökezledi. Orada oluşmuş bir çamur birikintisinin içine yuvarlanıverdi. Bütün üstü başı batmıştı. Beyaz at ve şövalye bir gürültü duyunca arkalarını dönüp baktılar.
    Mino hemen toparlandı.
    – Pardon, şey, diye kekeledi.
    Utancını bastırmaya çalışıyordu:
    – Benim gibi beyaz tüylü bir hayvanla tanışmak istemiştim de, dedi.
    Cümlesini bitirdiğinde çamurlanmış tüylerini fark etti. Gülmeye başladı. Şövalye ve beyaz at da ona kahkahalarıyla eşlik etti. Sonra Mino’yu şatolarına davet ettiler.
    – Hadi gel de temizlen, sonra oturup konuşuruz, dediler.
    Mino önce sıcak bir banyo yaptı. Ardından beyaz ata, geçen hafta başına gelenleri anlattı bir bir. Üstüne meyve suyu döküşünü, yanlış şatoya gidip beklemesini...
    Beyaz at da Mino’yu sevmişti. İşte o günden beri beyaz at ve Mino iyi arkadaşlar.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş