Geçmişten Günümüze ANTİKALAR

Konu, 'Koleksiyonculuk' kısmında sedacım tarafından paylaşıldı.

  1. s

    sedacım Yeni Üye

    Geçmişten Günümüze ANTİKALAR

    [​IMG]
    Dilara Çam

    BAŞLARKEN

    Geçmişin tanıkları
    Bir döneme şahitlik yapmış antikalar, eskinin toz kokulu anılarıyla günümüze ışık tutarlar. Dilleri yoktur ama tarihi, yıllar öncesinin hatırlanası zamanlarını anlatırlar. Maddi değerlerinden çok, geçmişten günümüze taşıdıklarıyla önemlidirler.

    El oyması bir çerçeve içindeki aynaya kimbilir kimlerin, kaç kişinin sırlarını verdiğini bir düşünün... Dokunsanız dağılıveren incecik, işlemeli mendillere ne demeli? Onlar da sevgili için işlenip aşkın şahidi oldular belki bir zamanlar... El oyması ceviz ağacı sandıklarda kimbilir kaç genç kız sakladı düşlerini? Geçmişin izini arkalarına kazınmış yazılarda taşıyan saatler, kimbilir ne acı ya da ne güzel anları hatırlattılar sahiplerine... Ya eski fotoğraflar? İçindeki insanlar... Şimdi, kenarları yıpranmış resimlerinden siyah beyaz gülümsüyorlar bize. Yüzlerinde yıllar öncesinden bir tebessüm...

    Bu parçalar, antikacılar ve kolleksiyoncular için de maddesel bir obje olmaktan çıkmışlar artık. Onlar şimdi bir sevgili kadar özel, sevgili kadar değerli.
    Evet, yeni dizimiz de, geçmişe sahip çıkan antika meraklıları için... Hangi eser antika sayılıyor? Kimlere antikacı deniyor? Müzayedelerde neler olup bitiyor? Bütün bu soruların cevaplarını yeni yazı dizimizde bulacaksınız.

    Sermayesi, geçmişe saygı ve merak

    Bugün birçok antikacı, mesleğini eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla sürdürüyor. Herhangi bir kar veya kazanç amacı gütmüyor. Bu işin en büyük sermayesini, geçmiş yıllara duyulan merak ve saygı oluşturuyor

    Antikacılık gibi ayrıntıları sıralanmaya gelmeyen, bilgiye, sevgiye, duyarlılığa, hatta koku alma duyumuza dayanan bir mesleğin özelliklerini belirlemek çok kolay olmasa gerek. En önemli birikimi anılar olan bu meslekte, insanın elinden binlerce eser geçmesi gerekir. Müzeler, çarşılar ve kitaplıklar bu işe gönül vermiş olan insanların en sık uğrak yerleri olmalıdır.

    Bu uğrak yerlerinin başında da herhalde Kemeraltı'ndaki Kızlarağası Hanı gelir. Zaten tarihi bir bina olan Hanın, yüzyıllardır orada duran taşlarının dinginliği size de geçer. İşte böylece başlar eskinin daveti...

    Hayatınız boyu hiç bir antikacı dükkanına girdiniz mi? Bir parça almak ya da satmak için değil, geçmişin kokusunu duymak, eski zamanın sesini işitmek için. Antikalardan anlamasanız ya da bu konuya ilgi duymasanız bile, bunu bir kere denemelisiniz.

    Dükkandan içeriye girdiğiniz anda kendinizi başka bir boyutun kapılarını aralamış gibi hissedersiniz. Her parça bir şeyler fısıldar kulağınıza. Her parça kendi hikayesini anlatır usulca. Onların konuşma dilleri, üzerlerindeki kullanılmışlık izleridir sanki.

    * * *

    Onların dilinden anlayanlardan birisi de Serdar Lider... O, Kızlarağası Hanı'ndaki Old Collection isimli dükkanında antikacılık yapıyor.

    98 yıllık bır piyanonun başında "Eski Dostlar"ı çalarken yakaladığımız Serdar bey ile, ancak parçaların üzerinden atlayarak girebildiğimiz dükkanında antikalar ve antikacılık üzerine sohbet ettik.

    "Ben antikacı değil, eskiciyim" diyerek söze başlayan Serdar beye göre, antikacılık kazanç ya da kar amacıyla sürdürülebilen bir iş değil. Sermayesini, geçmişe duyulan saygı ve meraktan alıyor.

    Burada işler yalnızca eskiye sahip çıkmanın verdiği hazla yürüyor. Bu da, zaten kişisel tatminden başka bir beklentisi olmayan Serdar beye yetiyor da artıyor.

    Dükkandaki parçaların birçoğu köylerden ve eski evlerden toplanmış. En çok da eski Rum evlerinde iyi parçalar bulunduğunu söylüyor. Bazı parçaları da, onları satmak isteyen insanlar getirmiş. Çoğu kimsenin dükkanın önünden "Bundan benim babaannemin evinde var" diyerek geçtiklerini ama o parçanın ne olduğunu, adını veya ne işe yaradığını bile bilmediklerini de üzülerek söylüyor. Öyle ki dedelerinin İstiklal Madalyası'nı satmaya getirenler bile oluyormuş.

    Kaynağın söylenmemesi, antikacılığın raconunda var. Parçanın kimden ve kaça alındığı sır gibi saklanıyor. Sadece bazı eskicilerle anlaşıyor ve buradaki parçaları onların topladıkları eşyalar içinden seçiyorlar.

    Özü bozulmamalı
    Dükkandaki parçalar öncelikle özel bir bakımdan geçiriliyor. Eğer tahtaysa üzerindeki kurt delikleri tıkanıyor, cilalanıyor; metalse parlatılıyor, fotoğraf makinası gibi bir aletse tamir ediliyor; sonra da onları gelecek günlere taşıyacak yeni sahiplerine sunuluyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta eşyanın restorasyonu esnasında özünün bozulmaması. Yapılan bakım sonucunda eşyanın, yeni işlevler kazansa da, eski yapısının bozulmamasına ve ona özelliğini kazandıran niteliklerinin yitirilmemesine özen gösteriliyor.

    Dükkanda bulunduğum süre içinde gelen bir müşterinin, tahta bavulu almak için aşırı ısrar gösterdiğine tanık oluyorum. Bu bavul yeniden cilalanmış, köşelerine metal parçalar takılmış. Serdar bey, bu bavulun içinin kadifeyle kaplanıp, üst kapağının içine ayna takılması ve bir de ayaklıkla harika bir makyaj masası haline gelebileceğini söylüyor.

    Bu bavul gibi daha yüzlerce parça var dükkanda. Sandıklar, kahve değirmenleri, içki şişeleri, çakmaklar, saatler, bazılarımızın adını bile ilk defa duyduğu sürmedanlıklar, sigara tabakaları, eski paralar, sayfalarında kimbilir nelerin hikaye edildiği Arapça, Yunanca kitaplar, hatta sapasağlam 98 yıllık bir piyano, toz, geçmiş, bir de anılar...

    Osmanlıca besteler
    Bütün bu parçaların içinde Serdar beyin satılırsa çok üzüleceği, içinin cız edeceği parça, nereden bulduğunu söylemediği Osmanlıca beste ve güfteler... Daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan bu beste ve güftelerin başka bir yerde kopyaları yok.

    Lider'in eline geçen ilginç parçalardan birinin öyküsü şöyle:

    Serdar bey, birkaç yıl önce bit pazarındaki bir hurdacıdan bir günlük bulur. Günlük "bu benim ikinci günlüğüm" cümlesiyle başlamaktadır. Üç hafta sonra aynı yerde günlüğün birinci cildini bulan Lider, 118'den günlüğün sahibinin numarasını alır ve günlüğün İzmir'in çok ünlü ailelerinden birinin bir üyesine ait olduğunu öğrenir. Ancak sahibine ulaşamaz. Çünkü günlüğün sahibi 3 ay önce bağırsak kanserinden ölmüştür.

    Daha sonra günlük sahibinin eşiyle irtibat kuran Serdar bey, günlüğü ona vermeyi teklif ederse de bu teklifi kabul görmez. Çünkü kadın, eşini kendi bildiği gibi hatırlamak istemekte ve kendinden önceki hayatını bilmek istememektedir.

    Günlükte Serdar beyi en çok etkileyen zamanın gençlerinin gittikleri yerler, o zaman yaşanmış sevgiler ve yıllar öncesinin İzmir'i olmuş. Maddi değeri çok az olsa da günlüğün içinde taşıdığı bir ömür, şahitlik yaptığı bir dönem ona değer kazandırıyor.

    Serdar Lider'in bir anısı da, eski bir konsol ile ilgili:

    Dükkana getirilen bakımsız bir konsolu doğru düzgün restore bile etmeden esnafa, müşterilere satarak elinden çıkarmaya çalışmış. Bu konuda başarısız olunca onu restore etmeye karar vermiş ve üzeri mermer olan konsolun mermerini kaldırdığında mermerin altında çil paralarla karşılaşmış.

    Evet, bu mesleğin böyle cilveleri de var işte. Kime ne zaman ne getireceği belli olmuyor.

    Az bulunurluk değer artırıyor
    Bir eşyanın antika sayılabilmesindeki ölçü; eskiliği kadar az bulunurluğu ve orijinalliğinde yatıyor. Bu parçaların değerleri de ya piyasaya göre ya da nadirliklerine göre belirleniyor. Bazı zamanlarda kataloglar çıksa ve parçaların fiyatları bu kataloglarda belirtilse bile antika eşyanın gerçek değeri piyasada o parçadan ne kadar bulunduğuna bağlı olarak değişiyor. Bir parçadan ne kadar az bulunursa değeri de o kadar artıyor. Antikanın değerini belirleyen bir başka şey de günümüzde o parçadan yapan ustaların bulunup bulunmadığı. Antika parçaların hemen hemen hepsi "el emeği göz nuru". Günümüzde herşey gelişen teknolojiyle seri bir şekilde, fabrikasyon üretiliyor. Artık, eşyaların estetik özelliklerinden çok işlevselliği önem kazanıyor. Eşyaların sanat değeri, inceliği, üzerindeki el emeği yerini giderek daha çok para kazandıracak olan özelliklere devrediyor. Durum böyle olunca eski eserler de daha çok önem kazanıyor.

    HANGİ ESERLER ANTİKA SAYILIYOR?
    Antika konusuna giren eşyaların tanımını yapmak hemen hemen imkansızdır. Yer altından çıkan heykeller, taşlar, paralar, çini sobalar, mangallar, her türlü takı ve giyim eşyası, salon, yatak ve mutfak eşyaları, tablo ve levhalar, yazma kitaplar, kitap ciltleri, eski saatler, at eyerleri, hançer ve kılıçlar, silahlar, tespihler, nargileler, rahleler ve buraya sıralamaya gelmeyen nice eşya, araç ve gereç antika alanına girmektedir. Eğer bir sınıflama yapmak gerekirse, antikaların, toprak altından çıkmış olanları ayrı ve özel bir yere koyulmalıdır. Toprakla ilgili olmayan antikaların sanat değeri taşıması ekstra bir nitelikken, yapım tarihinin de ortalama altmış ya da yüz yıl arasında değişmesi gerekir. Bazı eşyalar antika niteliği taşımasalar bile, ünlü kişiler tarafından kullanılmış olmaları nedeniyle tıpkı antika gibi işlem görürler. Bu gibi eşyalar, sahiplerinin şöhretleri ve geçmişteki hatıraları açısından antika sayılabilirler.

    Sanatsal değer taşımalı
    İnsanlar, geçmişten günümüze, yaşamlarını biraz daha anlamlı kılacak, onlara zevk verecek uğraşlar içinde bulunmuşlardır. Bunlar içinde sanata ve estetiğe dayalı olan antikacılık, ülkemizde sanıldığından da yenidir. Eski eserin "asar-ı atika" adıyla anılmaya ve değerlendirilmeye başlanmasının üzerinden henüz bir yüz yıl bile geçmiş değildir.

    "Eski eser"in, hayatın akışıyla birlikte geçip gittiği ve tarihe malolduğu doğrudur. Ancak bir eserin kullanım değerinin dışında da değeri olduğu hiç kuşkusuz bir gerçektir. Belki de antikacılığın Türkiye'de yeni yeni değer bulmasının nedeni bu gerçeğin yeni anlaşılmış olmasıdır.

    Ama artık bir eşyanın değeri yalnızca işlevine bağlı değil. Değeri belirleyen etkenlerin içinde, sanat değeri de çok önemli bir yer tutuyor. Yaşadığımız makina çağında insanlar, eski eşyanın daha fazla sanat değeri taşıdığına son yıllarda biraz daha çok inanır oldular. Bu yüzden belli başlı büyük Avrupa şehirlerinde geniş alanlara yayılan bit pazarları oluştu. Bunlar giderek öylesine kişilik kazandılar ki, alışılmış "bit pazarı" kavramından çıktılar. Hatta bazı ülkelerde bit pazarları, eski sanat eserleri ve antikaların satıldığı yerler haline geldiler. Bu arada antikacılıkla ilgili yayınlar da giderek arttı. Çünkü bu işle ilgilenen insanlar piyasayı genişletmek ve yeni antika meraklılarını da aralarına kazandırmak için çabalıyorlar.

    Aykırı parça
    Antika pazarlarımızda sayıca çok olan ve devreden eserler son ikiyüz yılın yapıtlarıdır. Bunların yanısıra nadir olarak bir parça ele geçtiğinde, ki bu tarihi bir halı, kilim veya bir Osmanlı seramiği olabilir, bu "aykırı parça" olarak kabul edilir. "Aykırı parça", sahibi için gerek parasal anlamda, gerekse manevi anlamda bir cevherdir. Antika kolleksiyonculuğu tutkusunun nedenleri arasında bir geleneğin oluşmasına meydan veren duygular ile geçmişe ve eski eşyaya saygı vardır diyebiliriz.

    Eski eser toplamanın belirli bir kültüre bağlı olduğu bu konunun en can alıcı noktasını teşkil ediyor. Hiç kuşkusuz eski eser toplayan biri bunlara para dökerken ne yaptığını bilmek zorundadır. En azından o eşyaya sahip olmanın gururunu yaşamak istemelidir.
     
  2. Nursena

    Nursena Admin

    Gecmisten gunumuze antikalarla ilgili bilgi verdiginiz icin tesekkurler..
     
  3. Murat

    Murat Yönetici

    Sürekli degişen yapılarda karma karışık modeller ile kirletiyoruz gecmişi. Bu nedenle geçmişteki eserleri daha candan buluyorum.
     
    Venom bunu beğendi.
  4. K

    Kayıtsız Üye Misafir

    1.nci dünya savaşından kalma antika ayaklı körüklü ingiliz malı fotoğraf makinası var değerlendirirmisiniz
     
  5. M

    Mavi Sağlık Ekibi

    Resmini ekleyebilirmisiniz?
     
  6. Z

    Ziyaretci Misafir

    Saygi ve sevgİyle anacaĞim yegane İnsani kaybettİk hepİmİzİn baŞisaĞolsun
     
  7. N

    Nida Yeni Üye

    Antika sevdası bir başkadır. Pahalı bir sevda ama
     
  8. Venom

    Venom Bölüm Yöneticisi


    Abimin bu yorumuna katiliyorum eskiden olma seyler cok daha kaliteli ve guzel, orjinal ,artik hersey kopya vb benzer seyler.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş