Ezan Okunurken Oruç Açılır mı?

Konu, 'Dini Bilgiler' kısmında Abdullah tarafından paylaşıldı.

  1. A

    Abdullah Yeni Üye

    Ezan okunur okunmaz oruç açılabilir mi?
    Ezan okunurken oruç açılır mı
    Oruç ne zaman açılır

    Vaktin girmesi şarttır, ezan erken veya geç okunabilir. Vakit girmişse, ezan okunmasa bile oruç açılabilir. Sonra namazı kılmalı. Yemeğin namazdan sonra yenmesi daha uygun olur.

    Vakit girmemişse, ezan okunsa da, top atılsa da orucu açmak caiz olmaz.

    İmsak vakti yiyip içmek de böyledir. Yani ezana değil vaktin girmesine itibar edilir. İmsak vakti girmişse, daha ezan okunmasa bile, artık yiyip içmeyi kesmek gerekir. Ezana değil vakte itibar edilir.
     
  2. Murat

    Murat Yönetici

    Hadisler

    1236 Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Oruç açmakta acele ettikleri sürece müslümanlar hayır üzere yaşarlar"

    Buhârî, Savm 45; Müslim, Sıyâm 48 Ayrıca bk Tirmizî, Savm 13; İbni Mâce, Sıyâm 24

    1239 numaralı hadis ile birlikte açıklanacaktır



    1237 Ebû Atıyye dedi ki, ben ve Mesruk Âişe radıyallahu anhâ'nın yanına gittik Mesruk ona:

    - Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbından iki kişi var İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor, dedi Bunun üzerine Âişe:

    - Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir? diye sordu

    Mesruk da:

    - (İbni Mes'ud'u kastederek) Abdullah'tır, cevabını verdi Bunun üzerine Âişe:

    - Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de öyle yapardı, dedi

    Müslim, Sıyâm 49-50 Ayrıca bk Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Savm 13; Nesâî, Sıyâm 23

    1239 numaralı hadis ile birlikte açıklanacaktır



    1238 Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:

    “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır"

    Tirmizî, Savm 13

    Aşağıdaki hadis ile birlikte açıklanacaktır



    1239 Ömer İbnü'l-Hattâb radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Gece, (doğudan) geldi de gündüz (batıdan) gitti ve güneş kayboldu mu oruçlu derhal orucunu açar"

    Buhârî, Savm 43; Müslim, Sıyâm 51-52 Ayrıca bk Tirmizî, Savm 12

    Açıklamalar

    İftar etmekte yani oruç açmakta acele etmek, sahur yemeğini geciktirmek gibi, Peygamber Efendimiz'in hem sözlü tavsiyeleri hem de fiilleriyle ortaya koyduğu sünnetidir Bu iki konuya dair hadislerin hepsi sahihtir Nevevî merhum bu hadislerden dört tanesini seçmiştir

    Birinci hadis, müslümanların oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır üzere yaşayacaklarını haber vermektedir Çünkü böyle davranmakta her şeyden önce Hz Peygamber'in sünnetine bağlılık vardır Sonra da oruç açmayı gökte yıldızların belirginleşmesine kadar geciktiren Ehl-i kitaba muhalefet vardır Ne yazık ki, müslümanlar arasında da iftarı geciktiren ve bunu âdet haline getiren bazı bid'at fırkaları zuhur etmiştir Nefsini terbiye maksadıyla oruç açmayı geciktirmek, sünneti terketmek olacağı için doğru değildir Bir yudum su içip orucunu açmak, nefsini terbiye için biraz daha aç bırakmaya mâni değildir Kaldı ki, Hz Peygamber'e uymak en doğru hareket tarzıdır Hz Peygamber'in sünnetinden yan çizen, ibadet yapıyor bile olsa, bir çeşit sapıklığa düşmüş demektir Bu sebeple sahâbe-i kirâm, iftarı çabuk yapar, sahuru geciktirirlerdi

    Güneş batar batmaz hemen iftar etmek, bu ümmetin hayır üzere devam etmesinin bir göstergesidir "Bir-kaç dakika geciktirmekten ne çıkar" dememek lâzımdır Her konuda en doğru ve faziletli olanı yapan ve tavsiye eden hiç şüphesiz Hz Peygamber'dir O halde bizim için asıl hayır, Sevgili Peygamberimiz'e uymaktır

    İkinci hadisten konuya ait iki değişik uygulamayı öğrenmekteyiz Tâbiûn neslinin büyüklerinden olan Ebû Atıyye ile hem Câhiliye döneminde yaşamış hem de Hz Peygamber'in zamanını idrak etmiş olmasına rağmen sahâbî sıfatını alamamış kimselerden olan Mesrûk, gördükleri bir durumu sorup öğrenmek için beraberce Hz Âişe vâlidemize gitmişlerdi Hz Peygamber'in sahâbîlerinden iki kişinin hayır işlemekte kusur etmemelerine rağmen bir noktada farklı davrandıklarını, bunlardan birinin akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ettiğini, diğerinin ise, bu iki konuda ağırdan aldığını, söylemişler ve böylece bunların hangisinin sünnete uygun davrandığını sormuşlardı Âişe anamız ise, "Bunlar kimlermiş?" diye sormak yerine, sadece isabetli davrananın yani her iki konuda da acele edenin kim olduğunu sormuştu Hz Âişe'nin tutumu, müslümanın genel tavrının olumlu davranmak, olumlu davrananları takdir etmek olduğunu gösteriyor Mesrûk'un öyle davranan Abdullah İbni Mes'ûd'dur, cevabı üzerine de "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de öyle yapardı" diyerek, Hz Peygamber'in sünnetinin hakemliği ile meseleyi çözümlüyor Burada dikkat çeken bir başka husus da Âişe vâlidemizin "Şöyle şöyle yapanı isabetli buluyorum" diye bir cevap vermeyip doğrudan Hz Peygamber'in sünnetini ortaya koymuş olmasıdır Bu, itiraz edilemez delili ortaya koymak anlamına gelmektedir İhtilâfları çözmenin bundan başka da yolu yoktur Ayrıca ilk müslüman nesillerin, Peygamber uygulamasını yani sünneti öğrenmeye olan düşkünlüklerini bir kere daha görmüş oluyoruz

    Üçüncü hadis, kutsî bir hadistir Oruç açmakta acele etmenin ne kadar önemli bir davranış olduğu buradan da anlaşılmaktadır Çünkü yüce Rabbimiz, "Kullarımın bana en sevimli olanı, oruç açmakta en çok acele edenidir" buyurmaktadır Buradan da sünnete uymanın, muhabbetullah'a yani ilâhî sevgiyi kazanmaya sebep olduğu sonucu çıkmaktadır Nitekim bir âyette de, "De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin" [Âl-i İmrân sûresi (3), 31] buyurulmaktadır Küçük büyük ayırımı yapmadan her konuda sünnete uygun davranmanın Allah'ın rızâsı ve sevgisini kazanmaya vesile olduğu bilincini taşımak gerekmektedir İsterse bu, tutulmuş bir orucun vakitlice açılması olsun Sünnete uyum konusunda önemsiz görülecek hiç bir tavır söz konusu olamaz

    Dördüncü hadiste, Hz Peygamber, akşam olduğunu anlamanın yolunu, yöntemini tarif etmektedir Gece karanlığının doğu tarafından bastırması, gündüz aydınlığının batıda kaybolması ve güneşin tamamıyla batmasıyla iftar vakti girmiş demektir Bu üç gelişme, aynı hali anlatmaktadır Bunlar biri diğerini gerektiren üç alâmettir Öyleyse niçin biri ile yetinilmemiştir gibi bir soru akla gelebilir Akşam olduğunun kesinlik kazanması için elde birkaç alâmetin bulunması elbette daha tatmin edicidir Hem sonra güneşi, coğrafî engebelerden dolayı tam olarak izlemek her zaman mümkün olmayabilir Gündüz aydınlığının kaybolması da farklı sebeplere bağlı olarak meydana gelebilir Ama gece karanlığı, bütün karanlıklardan farklıdır Bir de doğu tarafından gelirse, bu artık güneşin battığını gösterir

    Ayrıca "Güneş kayboldu mu" ifadesi de onun tamamen batmış olmasını anlatmakta olup, kısmen veya büyük kısmının batması değil, tamamen kaybolması esastır anlamına gelmektedir

    "Oruçlu derhal orucunu açar" ifadesi bir haber cümlesi olmakla beraber, "Oruçlu iftar etsin, daha fazla geciktirmesin" mânasındadır Zira güneşin batmasıyla gece girmiş demektir Gece ise, oruç zamanı değildir Şehir dışında, kırda, yolculukta, açık havada, takvim - saat gibi bir bilgi ve aletin bulunmadığı zamanlarda akşam namazı vaktinin girdiğini anlamanın en tabii ve kolay yolunu bu hadîs-i şerîfte bulmaktayız

    Hadislerden Öğrendiklerimiz

    1 Oruç açmakta acele etmek sünnettir

    2 Oruc açmayı geciktirmek, Ehl-i kitaba benzemek olacağı için asla doğru değildir

    3 Oruç açmakta acele etmek Allah katında sevilmeye sebeptir

    4 Her konuda olduğu gibi oruç açmakta da sünnete uymak müslümanların hayır üzere yaşamasına vesiledir

    Alıntı
     
  3. i

    irem Yeni Üye

    Ezan ALLAHUEKBER der demez açıyorum ben :)
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş