Et Tevvab anlamı

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Sen Tevvab'sın günahları bol bol bağışlayan Tevbeye izin verensin. Et tevvab ne demek anlamı ve daha detaylı incelemek için;

    Tevbe kelimesinden mübalağalı ism-i fâildir. TEVBE rücû etmek asl-ı sâbıka dönmek demektir. Kula nispet edildiğinde geçici olan günah halini terk edip aslî olan salâh haline dönmek demektir. Allah’a (c.c) nispet edildiğinde ise tâlî (ikinci derecede) olan gazap nazarından aslî olan rahmet nazarına dönmek anlamında olur.
    Tevbe bir fiildir: Terk, terk fiili bir halden doğar.
    Pişmanlık : Pişmanlık da bilmekten (yani günahı bilmekten) doğar. Fiile dönüşmeyen tevbe samimi tevbe sayılmaz
    Allah’ın (c.c) kullarına tevbesi, tevbe nasip etmesi ve tevbelerini kabul etmesi demektir. Yani Allah’ın (c.c) kuluna tevbe etmesi iki merhalede gerçekleşir.
    1–Kulun kalbine pişmanlık ve rücû arzusu yerleştirir. Kul da bu pişmanlık ve arzuyla günahtan vazgeçer, işlememeye azmeder, Salih amellere yönelir (inabe).
    2–Kulun tevbesini kabul eder, günahlarını siler veya cezasını siler.
    Tevbe asılda rücû demek olduğu cihetle Allah’ın (c.c) tevbesi kulunu bir halden daha yüksek, güzel bir hale çeviren özel bir rücûdur. İnâyet ve rahmet ile tekrar nazar etmeye başlaması demektir. Bu da, masiyet halinden tâat haline rücû da olabilir.

    [​IMG]
    “Andolsun Allah (c.c), peygamberi ve o güçlük saatinde ona uyan muhacirleri ve ensârı affetti.
    ( تاب علي
    ) O zaman içlerinden bir kısmının kalpleri kaymağa yüz tutmuş iken yine de onların tevbesini kabul buyurdu. Çünkü O onlara karşı çok şefkâtli çok merhametlidir.” (Tevbe Sûresi 9/117)
    Bu âyetle Allah’ın (c.c) Peygamberine tevbesi gaza ve meşakkatlerine tahammülden sonraki halini önceki halinden daha mükemmel bir hale getirmesi, ensâr ve muhacirlere tevbesi ise noksan bir halden, bu gaza ile gerçekleşen bir tâat ve dîne nusrata ulaştırması demek olur.
    Tevbenin dindeki anlamı ise : Kulun günahını itirafı (bilmek, farkında olmak, kabullenmek) ve ondan pişman olup bir daha yapmamaya azmetmesi. Allah’ın (c.c) da bu tevbeyi kabul ile günahı af ve mağfiret etmesidir.
    Tevbede itiraf ve pişmanlık çok önemlidir. Kulun Allah’ın (c.c) rahmet nazarına olan ihtiyacını bilmesi, rahmetinden mahrum olmaktan korkması, sebeplerini bilmesine (nâiliyet ve mahrumiyet sebeplerini), bu bilme sebeplere aykırı davrandığını fark etmesine, bu farkındalık suçu kendisinin kabullenmesi ve pişman olmasına vesile olmalıdır. Tevbede pişmanlık da olmazsa olmaz şarttır. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de tevbenin pişmanlık olduğunu buyurmuşlardır.
    NASUH TEVBESİ : Tevbenin sıfatı olan Nasûh
    1–Hâlislik, sâfilik manasındaki NUSH’tandır. Çok halis ve çok temiz tevbe demek olur.
    2–Nush, ayrıca yırtığı dikmek, yamamak suretiyle onarmak, düzeltmek demektir. Buna göre de çok ıslah edici, eksiklikleri düzeltip onarıcı tevbe demek olur. Halis, ciddi temiz bir tevbe veya insanın dînini ahlâkını çok ıslah edecek etkili bir tevbe anlamında olur.
    3–Veya Nasuh tevbenin değil de tevbe eden kimseni sıfatı olur. Yani bir tevbe ki o tevbeyi yapan kimse önce kendi nefsine sonra da dolaylı olarak diğerlerine çok iyi nasihat verip düzeltmiş olacağından, nefsinin düzelmesine sebep olan o tevbesine “nasihatçinin tevbesi” anlamında tevbe-i Nasuh demek doğru olur.
    Allah (c.c) kullarına yapacakları tevbeleri kabul edeceğini va’d buyurmuştur. Bu hususta şunlara da dikkat edilmesi gerekmektedir:
    1–Tevbelerin kabulü Allah (c.c) üzerine aklen vacip değildir. İlâhî bir va’dden ibarettir.
    2–Bağışlanma ve sevap ile hüsn-i kabul ümidi besleyerek tevbe etmek tevbenin halis ve Nasuh olmasına engel değil belki şevklendiren bir şeydir. Tevbe edenler kabulünü umarak etmeliler. Kabahati, Hakk nazarında çirkin olduğu için terk etmek, O’nun rızasına uygun bir hareketle, geçmiş günahların yapılmamış gibi örtülmesini, tam bir masum gibi rızaya ermesini istemekten başka bir şey değildir.
    3–Tevbeyle günahın örtülmesi ilm-i ilâhîden de silinmesi demek değildir. Tevbenin kabulü va’dini, tam bir masum haline gelecek şekilde örtülmesi va’di olarak da anlamamak gereklidir. Madem ki yapılmıştır, o yapılmıştır. İlm-i ilâhîden silinmesine imkân ve ihtimal de yoktur. Ancak tevbe-i Nasuh ile, hasenât ve keffâret ile örtülür, bağışlanır, cezası affolunur, hesap defterinden silinir, hatta ondan sonra tam bir masum gibi muamele de edilir. Fakat haddi zatında masum olmadığından o derece yükseltilmesi hususunda teminat verilmez. Bununla beraber ümit de kestirilmez. Zira Allah (c.c) her şeye kadirdir.
    İşlediği çirkinliği bir menfaatini görse bile çirkinliğini hissedip tiksinerek vazgeçmektir. Günaha üzüntüsünden dünya başına dar gelmeli, nefsi kendini sıkmalı ve her şeyden kesilip Allah’a (c.c) sıdk ve sadakatle iltica etmelidir. Bilmeli ki insanı asıl me’yus edecek şey günahta ısrar etmek ve tevbeyi unutarak şeytana uymayı tabiat haline getirmektir. Günahtan çok günahın sebep olduğu, olacağı umutsuzluk çok daha tehlikelidir.
    Bu tevbe nasıl olur : Kötülüklerden başka bir sebeple değil sadece Allah’ın (c.c) rızasına muhalif bir çirkinlik oldukları için, vicdanında pişmanlığını hissederek, işlemiş olmaktan son derece üzülmüş olarak, bir daha hiçbir çirkinlik yapmamaya azmederek vazgeçmek ve kendini bun alıştırarak hiçbir sebeple dönmemeye karar vermekle olur. Bu tevbede sadakattir.
    Hz. Ali arâbînin birinin
    [​IMG]
    derken işitmiş ve :
    Tevbeye dil çabukluğu yani dille seri şekilde tevbe, yalancılar tevbesidir demiş. O halde tevbe nedir diye sorulunca; tevbeyi altı şey bir araya getiri demiş :
    1–Geçmiş günahlara nedamet,
    2–Farzları edâ,
    3–Kul haklarını iâde,
    4–Hasımlarla helâlleşmek,
    5–Bir daha dönmemeye azmetmek,
    6–Nefsi masıyetle büyüttüğün gibi Allah’a (c.c) tâatle eritmek ve ona masıyetlerin tadını tattırdığın gibi tâatin de acısını tattırtmaktır.
    Tevbe, iman makamının evveli, Hakk yolculuğunun başlangıç yeri, vuslat kapısının anahtarıdır. Bir kimse başkası adına, namına tevbe edemez.
    Allah’ın (c.c) tevvâb oluşu tevbesi pek çok anlamında mübalağa ifade eder. Bu mübalağada da üç vecih vardır :
    1–Kendisine tevbe ve rücû eden kulları çoktur
    2–Öyle çok tevbe kabul eder ki tevbe ile her günahı affedebilir. Hiçbir günahkârın tevbe ile affolunamayacak bir günahı farzolunamaz. En büyük günah şirktir, tevbe ve iman ile onu da affeder. 100 kişiyi öldüreni bile affeder.
    3–Tevbeyi kabulde çok beliğdir. Tevbe eden bir günahkârı hiç günah yapmamış gibi af ve rahmetiyle bahtiyar kılar.
    4–Kulları tarafından yenilenecek her tevbeyi her defasına tekrar kabul buyurur.
    Kur’ân-ı Kerîm’de TEVVÂB ismi onbir yerde gelmiştir. Bunlardan on tanesinde RAHİM ismi ile birlikte, bir yerde de yalnız gelmiştir. Bunda, sadece affetmeyeceği (ki suçu affetmesi de rahmeti gereğidir), affettikten başka rahmetle de muamele edeceği (ihsanda bulunmak)ne işaret vardır.
    TEVVÂB isminin geldiği yerlerin bir kısmında insanlar tarafından gerçekleştirilmiş bir takım itaatsizlikler sözkonusu edilmiştir.
    Âdem’in itaatsizliğinden sonra (Bakara Sûresi 2/37)
    Fuhuş işleyenler anlatıldıktan sonra (Nisâ Sûresi 4/16)
    Savaştan geri kalan üç kişi hakkında (Tevbe Sûresi 9/118)
    Zan, tecessüs, gıybetten yasaklandıktan sonra (Hucurat Sûresi 49/12)
    Gerek inanış gerekse davranış olsun çeşitli kötülüklerden tevbe edenlerin, Allah (c.c) tarafından tevbelerinin kabul edileceğine dair yine Allah (c.c) tarafından vaadler bildirilmiştir. Hatta tevbeye özendirilirler.
    “Allah (c.c) tevbe edenleri sever.” (Bakara Sûresi 2/222)
    Tevbe edenlerin günahlarını hasenata çevireceğini bildirir. (Furkan sûresi 25/70)
    Tevbe edip etmeyeceklerini bir takım olaylarla da sınar. (Tevbe Sûresi 9/126)
    Bütün bunlar, Allah’ın (c.c), insanların kendi menfaatlerine olarak doğru yol ve doğru davranışları benimsemelerine, günahın umutsuzluğuna düşüp her şeyi terk etmemelerine ne kadar itina gösterdiğine işaret eder.

    Allah (c.c) TEVVÂB ismi ile :
    1–Kullarını tevbeye teşvik eder,
    2–Günahta da kuluna hidâyet eder,
    3–Kulunun tevbesini kabul eder,
    4–Tevbeyi kabulü rahmet nazarı gereğidir, tevbe eden kulun rahmet muamelesi yapar,
    5–Günahlardan, tâatlere, tâatlerden daha üstün tâatlere ulaştırır,
    6–Kulu tevbe ettiği takdirde günahı ne kadar büyük olursa olsun bağışlar,
    7–Günah tekrarlanmış olsa da tevbe tekrarlanmışsa tevbe kabul edilir. (Lâubalilikten kaynaklanmamışsa),
    8–Tevbe eden kulunu hiç günah işlememiş kılabilir,
    9–Günah işleyenlerin geçmişteki hayırlarını silmez,
    10–Gönüllere tevbe arzusu yerleştirir.

    Peygamberimiz (s.a.v.) :
    1–Masum olmasına rağmen tevbe-istiğfarda bulunurdu:
    a – Kulluk gereği olduğu için,
    b – Ümmetine öğretmek için,
    c – Ümmetinin bağışlanması için,
    d – Daimi yükselişte olduğundan önceki bulunduğu hal sonra bulunduğu hale nispetle eksik kaldığı için,
    e – İnsanî eksiklikleri için,
    2–Görevi, tüm insanların içinde bulundukları isyan halinden (küfür, şirk, nifak, fısk, fücür, ism, cürüm, kebâir, sağâir, zulüm, günah gibi) itaat hline çıkarılmalarıydı. Hiç kimseyi ister isyan ister itaat halinde olsun bulundukları halde bırakmayı istemez, daha üstün olana çağırırdı.
    3–Günahkârları tevbeye teşvik ederdi :
    [​IMG]
    “Hayırlılarınız günaha düşmüş tevbekârlarınızdır.”
    4–Günah işlemiş olmanın umutsuzluğundan insanları kurtarmaya çalışırdı:
    “Nefsimi kudret elinde tutana yemin ederim ki siz günah işlemeseydiniz Allah (c.c) sizi giderir yerinize de günah işleyip bağışlanmayı dileyecek ve kendisinin de bağışlayacağı bir topluluk getirirdi.” (K.Sitte Terc. 11/4142)
    5–Hiç günah işlememiş olmanın verdiği halin çirkinliğini ifade ederdi:
    “Hiç günah işlemeseydiniz bu halinizden daha kötü bir hale düşmenizden korkardım ki o halde ucb (kendini beğenmek)dür". (K. Sitte Terc. 11/4142)
    6–Kulun tevbesine Allah’ın (c.c) sevincinin nasıl olduğunu örneklendirerek anlatırdı:
    “Çölde, gerekli olan her şeyinin (idâme-i hayatı için) devesinde bulunduğu bir insanın devesini kaybettikten sonra, tekrar devesini bulduğunda ulaştığı sevinci ve bu sevinçle yaptığı şükran duasını yanlış yapan (Allah’ım sen benim kulum, ben senin rabbınım) şahsın sevincini örnek verir.
    7–Tevbe edip de aynı günaha devam edenlerin Allah (c.c) ile alay etmiş duruma düşeceklerini beyan ederdi
    8–Kendisinden özür dileyenlerin özrünü kabul ederdi,
    9–Allah’tan (c.c) ümit kesmemelerini, ama tam anlamıyla emin de olmamalarını isterdi.
    10–Bazı amellerin bir kısım günahlara keffâret olacağını bildirdi.

    Bizlere düşen ise :
    1–Tevbe ve istiğfarı daimileştirmek,
    2–Günahları küçük olsalar bile çirkin görmek, önemsemek,
    3–İşlenmiş günahların pişmanlığını yaşamak,
    4–Günahlarını hiç unutmamak,
    5–İşlediği günahı tevbe ile Allah’a (c.c) yakınlaşma, şeytanı üzme vesilesi kılmak,
    6–Günahı âdet ve tabiat (alışkanlık) haline getirmemek,
    7–Günah işlememiş olmaktan veya bazı günahları işlememiş olmaktan ötürü ucbe düşmemek,
    8–İnsanların günahlara düşmesine engel olmak,
    9–İnsanları tevbeye şevklendirmek,
    10–Özür dileyenlerin özürlerini kabul etmek,
    11–Amel-i Salihlere devam ederek işlediğimiz günahlara tevbemizin kabulünü, o günahların silinmesi isteğimizin samimiliğini ifade etmek.
     
  2. Misafir

    Misafir Misafir

    Tövbe, Tevbe Etme, Tövbe-i Nasuh, Allah’ın Et-Tevvâb Güzel İsmi

    Tövbe, imandan sonra bir insana ihsan edilen en büyük nimettir.

    Tövbe kelime anlamıyla “dönüş” demektir. Terim anlamı, kulun günahlarına pişman olup onları terk etmesi ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına yönelmesidir.

    Hadislerden anlaşılacağı üzere peygamberimiz (s.a.s) günde yetmiş (bir başka rivayette yüz) kere Allah’a (c.c.) istiğfarda bulunmaktaymış. Günahtan masum olan peygamberimiz (s.a.s) böyle ise bizim buna daha çok dikkat etmemiz gerekir.

    Tövbe, Allah (c.c.) ile kişi arasında yapılan içten bir antlaşmadır. Dolayısıyla tövbe eden birisi değişimi içten bir duyguyla onaylamaktadır. Gözlerden damlayan birkaç damla yaş tövbedeki içtenliğin işaretidir. İnsanlar birbirleri ile olan sözleşmeleri çok kolay bozmaktalar. Çıkarlar söz konusu olduğunda işler değişmektedir. Ama Allah’a (c.c.) tövbe ile yönelen bir kul buna yürekten bir yolla, yani içten katıldığı için daha bir sadık olmaktadır. Böyle içten, kesin dönüşe tövbe-i nasuh denir. Zaten gerçek tövbe de ancak böyle mertçe yapılır.

    Tövbenin temeli yapılan günaha kalp ile derin bir pişmanlık duymaktır. Nitekim peygamberimiz (s.a.s) de tövbeyi bir hadis-i şerifinde “günahlara pişmanlık” olarak tanımlamıştır. Tövbemizi bozsak bile yenileyebiliriz. Tövbe etmenin bir sayısı, sınırı yoktur.

    Tarikatlara tövbe ile intisap edilir. Böylelikle bu içten değişime Allah (c.c.) dostları da tanık tutulur. Bu da güzel bir şeydir ve Allah (c.c.) ile kul arasında tövbe ile gerçekleşen içten pişmanlık duygusunu daha bir pekiştirmektedir.

    İnsan alışkanlıklarının tutsağıdır. Onları kolay kolay bırakamaz. Günahlar da bu özelliğe sahiptirler. İnsanda bağımlılık yaparlar. Ayrıca günahlar nefsin arzularını da okşar. Bu yüzden bir insanın günahlarına pişman olup Allah (c.c.) yoluna girmesi çok güçtür. İnsanların çoğu doğadaki bitkiler ve hayvanlar gibi pek varoluşlarını sorgulamadan yaşayıp ölmektedirler. Kendilerini değiştirmek gibi zorlu bir işe pek girişmek istemezler. Rahatlarına ve keyiflerine bakarlar. Tövbe etme sadece insanın iradesiyle gerçekleşen bir olgu değildir. İnsan günah olmayan bir alışkanlığını bile terk ederken büyük bir sıkıntı yaşamaktadır. Bu nedenle nefsi okşayan günahları terk etmek çoğu insan için ölmeyi istemek kadar imkansız bir şeydir. Aslında tövbe etmek de kişinin o andaki manevi varlığına son vermesi anlamına gelmektedir. Nasıl bir insanın kendi elleriyle kendisini öldürmesi çok güç bir şeyse, daha doğrusu intihar etmek isteyen bir insan nasıl bu konuda yaşamsal bir sıkıntı yaşarsa bir insanın alıştığı ve zevk aldığı günahlardan dönmesi de o kadar zor bir iştir. Bu yüzden tövbe etme Allah’ın (c.c.) et-Tevvâb güzel ismiyle ilişkilendirilmiştir. Buna göre tövbe nimeti kulun bir eseri değil, Allah’ın (c.c.) kuluna şükretmesi için verdiği bir nimetidir. Kulun tövbe nimetini kendisinden bilmesi büyük bir hatadır. İnsanı boş gurura, aldanmışlığa ***ürür. Şeytanın oyuncağı kılar. İnsan başına gelen hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) olduğuna inandığı gibi tövbe nimetini de O’ndan bilmelidir. Yani insan Allah (c.c.) dilediği için bu tövbe nimetine ermektedir.

    Tabii bu büyük nimet de Allah (c.c.) tarafından kullarına gelişigüzel dağıtılmamaktadır. Bunun bir sünnettullahı bulunmaktadır. Allah (c.c.) yanlış yolda olan kullarına önce ikazlarda bulunur. Onları anlayacağı dillerle uyarır. Bu uyarılara “ayet” diyebiliriz. Kul kadere olan inancıyla, yani başına gelen iyi ve kötü şeylerin (ayetlerin) bir tesadüf eseri olmadığına, bunların yüce Allah’ın (c.c.) izni ve yaratmasıyla meydana geldiğine inandığı zaman bunlardan kendince bir ders çıkarır. Tuttuğu yolu ölçüp biçer. Örneğin bela ve musibetlerle günahlarının acı meyveleri arasında bir ilgi kurar. Hatasını anlar. İçten bir pişmanlık duyar. Günahlarından dönüp Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uymak ister. İşte tövbe böylece gerçekleşmiş olur. Bu bakımdan tövbe nimetinin kula erişmesinde kadere, hayır ve şerrin Allah’tan (c.c.) geldiğine inanma önemli bir rol oynar.

    Herkesin anlayışına ve algı dercesine göre tövbe nimetinin kalpte uyanması için farklı bir işlem gerekebilir. Bunu da en iyi bilen Allah’tır. Allah (c.c.) tövbe etmeye müsait kullarına bir vesileyle yaklaşır ve onların günahlarına pişman olup doğru yola gelmesini sağlar.

    Tabii tövbe için gelen ayetlerin kadrini kıymetini bilmeyenler de vardır. Bu tipteki insanlar başlarına gelen bela ve musibetleri Allah’tan (c.c.) bilmedikleri için onlardan gerekli dersleri alıp da tövbe edemezler. Onlar için her şey bir tesadüften ibarettir.

    Çoğu insanın ibadetlerini yapamamalarının nedeni içerisinde bulundukları günahlardır. Günahlar ile ibadetlerin kalpte buluşmaları, biraraya gelmesi adeta imkânsızdır. Bunlar mıknatısın aynı kutupları gibi birbirini sürekli iterler. Hele hele bir günahkârın namaz kılması çok zordur. Çünkü namazın esprisi yüzünü, yönünü Allah’a (c.c.) çevirmek, Allah’ın (c.c.) huzurunda bulunmaktır. Günahlarla namazda Allah’a (c.c.) dönmeye kendimizde bir güç ve kudret bulamayız. Bu durum kendisine karşı kabahat işlediğimiz bir insanın yüzüne bakamamak gibi sıkıcı bir durumdur. Çoğu kişinin namaz kılmak istediği halde namaz kılamamasının, namazda bir huzur ve zevk alamamasının nedeni de budur. Günahlara tövbe etmeden Allah’ın (c.c.) karşısına geçmek adeta imkânsızdır. Namaz öncesi alınan abdest de sanki tövbenin simgesi gibidir.

    “Sen çok büyük günahlar işledin. Allah (c.c.) bunları affetmez.” biçimindeki bir düşünce, şeytanın bir vesvesesidir. Zira Allah (c.c.) samimi bir tövbe ile kulun bütün günahlarını bağışlayacağını Kuran-ı Kerim’de pek çok ayette belirtmektedir.

    Tövbe insanın nefsin egemenliği altından kurtulup gerçek özgürlüğe, Allah’a (c.c.) kul olmaya doğru yol almasıdır. Nefsinin esiri olarak azgınlaşıp günah işleyen insanlar özgür olduklarını, hayatlarını diledikleri gibi yaşadıklarını sanırlar. Oysa günahlar insanın yaratılış amacına ters düştüğü için ruhta onmaz çeşitli hastalıklara ve rahatsızlıklara neden olur. Böyle bir insan huzurunu yitirmiştir. Günahlar onu sarıp sarmalamış ve çeşitli manevi sıkıntılara sokmuştur. Tövbe edip Allah’ın (c.c.) emir ve yasakları istikametinde yaşamlarına yeni bir biçim ve yön veren insanlar Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uydukları için vicdanları rahattır. Ruhlarında sonsuz bir huzur bulunur. Bu da yüzlerindeki iman nuru ile ışıldar. Gerçek özgürlüğün ve yaratılış amacına uymanın derin hazzını tadarlar.

    Tövbe ile Allah (c.c.) geçmiş bütün günahları sevaba çevirmektedir. Bu durum Kuran-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir: “Ancak şu var ki tövbe edip iman edenler ve güzel işler yapanlar, bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara dönüştürecektir. Çünkü Allah Gafûr (günahları affeden), Rahîm’dir (müminleri esirgeyendir). Kim tövbe edip güzel işler yaparsa gereğince tövbe eden odur işte (Furkan suresi, ayet 70-71).”

    Tövbeden amaç, tövbe-i nasuhdur. Tövbe-i nasuh, gerçek tövbedir. Bu tövbede kişi yaptığı günahlara büyük bir pişmanlık duyduğu gibi bir daha da yapmamak gibi kesin bir karar alır. Bu yüzden geçmiş günahları için daima gözyaşı döker, mahzun olur. Ayrıca bu günahları da telafi yoluna gider. Örneğin kılamadığı namazları, tutamadığı oruçları varsa kaza eder, yine varsa kul haklarını da iade eder. Başka hatalarını da benzer yolla tamir etmeye çalışır. Bu insan artık eski insan değildir. İşte gerçek tövbe de ancak böyle olur. Bir insan tövbesini bu ayara ulaştırmadıkça tövbesinde kusurludur. O eskiyle hesabını daha tam görememiştir. Her an ayağı eski alışkanlıklarına kayabilir.

    Aşağıdaki ayetin konusu tövbe-i nasuh eden kişileri kapsamaktadır. Ayette üç şey belirgin olarak dikkati çekmektedir: 1. Allah bu tövbeyi başkalarından değil, müminlerden istemektedir. 2. Tövbe-i nasuh edenlere mahşer gününde önlerinden ve sağlarından koşan nurlar verilmektedir. Bilindiği üzere, müminler kıyamet gününde nurları ile kâfir ve münafıklardan ayrılmaktadırlar; kâfir ve münafıklara nur verilmeyecektir. 3. Hesap gününde müminler nurlarının tamamlanacağı ve günahlarının bağışlanacağı umudu içerisindedirler. Allah (c.c.) müminlerin hesap günündeki bu umutlarından olumlu bir dille söz ettiğine göre dolaylı olarak onları bağışlayacağını da bizlere işaret etmektedir.
    ‘Ey iman edenler, tövbe-i nasuh ile Allah’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber’i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinde ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinden ve sağlarından koşar da ‘Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi mağfiretinle bağışla, çünkü Sen her şeye kadirsin’ derler. (Tahrim suresi, ayet, 8)’

    Et-Tevvâb ( kula günahlardan tövbe etme nimeti veren, kulun tövbesini kabul eden) güzel ismi ile insana düşen bilinç şudur: İnsanın Allah’ın (c.c.) iman ve ibadetlerdeki rızasına, günahlardaki ve haramlardaki öfkesine rağmen günahta ısrar edip tövbeyi geciktirmesi, Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uymaması büyük bir talihsizliktir. İnsanı ebedi pişmanlığa sürükleyebilir. Allah (c.c.) hepimize tövbe-i nasuh nasip eylesin. Amin.
    Muhsin İyi
     
Benzer Konular
  1. yosun
    Yanıtlar:
    0
    Okunma:
    2.251
  2. Nursena
    Yanıtlar:
    2
    Okunma:
    5.205
  3. Nursena
    Yanıtlar:
    0
    Okunma:
    2.583
  4. Nursena
    Yanıtlar:
    1
    Okunma:
    3.564
  5. Nursena
    Yanıtlar:
    0
    Okunma:
    2.549
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş