El Melik El Malik ve El Malikül Mülk anlamları

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Ya Rabbi sen kahinatın Melikisin herşey senin Kuvvetinde. Ya Rab bizleri saltantında Melik eyledin biz sana hakkıyla kulluk edemedik.

    EL-MELİK, MÂLİK
    MÂLİKÜ'L-MÜLK


    Kuvvet manasında ortak olan mülk veya milk masdarındandır. Mülk hükümranlık anlamında olup, memleketinde hükmünü yürütmek, istediği şekilde tasarruf etmek demektir. Melik de bu mülk masdarından sıfat-ı müşebbehedir. Bağımsız bir hükümranlık (velâyet-i âmme) ifade eder. Umum faydasına olacak şekilde hak ve yetki sahipliği ile aklı olan insanlar üzerinde tasarruf ve hükmederek toplumu düzene sokmak ve o toplumu bir tek kişi örneğinde temsil eden bağımsız, genel nitelikli bir yönetim gücünü ifade eder. Bizzat insanların canları üzerinde tasarrufu ifade eder.
    Milkse sahiplik anlamındadır. Mâlik milk masdarından ism-i faildir. Özel yetki gücü (velâyet-i hâssa) ifade eder. Her türden mal varlıkları ve hisseleri üzerinde kişinin özel faydası için, başlıbaşına elde tutma, tasarruf etme hak ve yetkisi demektir. Malların kendisi ve faydaları üzerinde tasarruf gücünü ifade eder. Melîk ( مليك ) şeklinde mübâlağa ve sübut ifade eden sıfat-ı müşebbehe kalıbı ise tam bir kudretle güçlü olan hükümdar anlamında olup yalnızca bir Mekkî âyette:
    [​IMG]
    (Kamer 54/55) şeklinde gelmiştir. Bu kullanımların hepsi de kudret ve kuvvet anlamıyla ilgilidirler.
    Mutlak, kayıtsız şartsız meliklik ve mâliklik Allah'a (c.c) mahsustur. Hayatı bile kendi elinde olmayan bir varlığın bu vasıflarla nitelenmesi izafidir, niyabîdir (vekâletendir), iğretidir. böyle olmakla beraber bugün insanlığın gururunu teşkil eden de yalnızca izafî ve niyabî ve iğreti milk ve mülktür. Azanlar, azgınlaşanlar bu milk ve mülk dolayısıyla azmışlardır. çünkü milk ve milk dünya hayatında yaşamak ve mutlu olmanın en önemli temel şartlarındandır. Yaşamak ve mutlu olmak bir memleketi gerektirir. memleket de milk ve mülk yeri demektir.
    Bir memlekette hayat ve şahsî milk ve malîk ile yani ferdî mülkiyet ile ayakta durur. Bunun bir gereği olarak hayat ve kamu yararı da milk ve melik ile yani sosyal düzeni temin eden devlet ve devlet reisi ile sağlanır. Bunların kıvamı da her ikisinin zatî ve aslî olmayıp yekdiğerinin desteğine kefaletine ihtiyaç duyduklarını bilmek ve aralarında hakka nisbete uygun düşen bir tenasip âhengini bulmakla mümkündür. (Kişi ve kişisel mülkiyeti boğan sosyalizm, bütün hisleri felce uğramış, hiç bir harekette bulunamayan, yalnızca gönlü heyecanlı hatıralarla kıvranabilen bir bedene benzer. Toplumu ve sosyal mülkiyeti bozan liberalizm ise canlılığı gitmiş, canı boğazına gelmiş ve gözlerini havaya dikmiş, ölüme hazır birinin sekerât buhranının yaşayan boğazını hatırlatır.)
    Milk ve mülkten herbirinin kaybı felakettir. Mülk ve hükümetin kısmen veya tamamen kaybı bizzat kayıp oranında kamu yararının kaybı demektir. Milk ve mâlikiyetin kaybı (Kısmen veya tamamen) da kişisel yararların kesilmesi demektir. ikisinden birinin yokluğu diğerinin de yokluğunu gerektirir. İkisinin birden kaybı ise en büyük musibet ve felâkettir.
    Varlık ve nimet açısından meliklik şüphesiz daha cazibelidir. Fakat yokluk eziyet verme açısından bakıldığındaysa mâlikliğin yok oluşu daha korkunçtur.
    Mülk (meliklik, hükümranlık) emir ve yasaklar koyarak insanlar üzerinde yönetim ve denetimde bulunmayı, milk (sahiplik, mâliklik) ise eşya ve mallarda ve gelirleri üzerinde kullanım ve yönetimini anlatır. Bundan dolayı insanların meliki, eşyanın da mâliki denilmektedir. Bu bakımdan MELİK'İN MÂLİK'ten daha geniş bir anlama sahip olduğu belirtilmiştir. mülk milki de gerektirir. Her melik aynı zamanda mâliktir, ama her mâlik melik olmayabilir.
    Kur'ân-ı Kerîm her türlü hükümranlığın Allah' (c.c) ait olduğunu vurgulamaya büyük önem vermiştir. bu kavramlardan en çok MÜLK kullanılmış, 40'tan fazla yerde mülk Allah'a (c.c) nisbet edilmiştir. Çoklukla da semavat ve arzın mülkü Allah'ındır (c.c) şeklinde gelmiştir.
    [​IMG] (Hadid 57/2 ve 5)
    [​IMG](Nûr 24/42)
    [​IMG](Zümer 39/6, Fâtır 35/13)
    [​IMG]
    (Bakara 107, Maide 5/40)
    [​IMG]
    (Maide 5/17-18, Casiye 45/27, Fetih 48/14)
    [​IMG]
    (Tevbe 9/116)
    Âyetlerden hareketle Allah'ın (c.c) melikliği hakediş gerekçeleri olarak şunlar gösterilmektedir:
    1-İnsanların Allah'tan (c.c) başka koruyucu ve yardımcılarını bulunmayışı;
    [​IMG]
    "Bilmez misin ki : Hükümranlık Allah'ındır (c.c). Hakikaten göklerin ve yerin mülkü hep onun. Size de Allah'tan (c.c) başka ne bir velî (dost) vardır, ne nasîr."(Bakara 107)
    2-Allah'ın (c.c) her şeye gücü yetişi
    [​IMG]
    "Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır (c.c) ve Allah (c.c) her şeye kâdirdir." (Al-i İmran 3/189)
    [​IMG]
    "Allah'ındır (c.c) bütün o göklerin ve yerin ve bunlarda ne varsa hepsinin mülkü ve o herşeye kâdir."(Maide 5/120)
    3-Allah (c.c) yeryüzünde yaşayanların helâkini dilese kimsenin buna karşı çıkamayacağı
    [​IMG]
    "De ki : Eğer Allah (c.c) Meryem'in oğlu Mesih'i ve anasını ve arzda bulunanların hepsini helâk etmek murad ederse O'ndan kim bir şey kurtarabilir. Bütün göklerin ve yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülkü Allah'ın (c.c), dilediğini yaratır ve Allah (c.c) her şeye kâdirdir." (Maide 5/17)
    4-Dilediğini yapacak (isterse azap, isterse mağfiret) güçte oluşu :
    [​IMG]
    "Allah (c.c) dilediğine mağfiret ediyor dilediğine azap, göklerin ve yerin ve aralarındakilerin mülkü bütünüyle Allah'ındır (c.c), nihayet dönüş de onadır."(Maide 5/18)
    5-Öldüren ve diriltenin Allah (c.c) oluşu
    [​IMG]
    "O Allah (c.c) ki bütün semavât ve arzın mülkü O'nun, O'ndan başka ilâh yok, hem diriltir, hem öldürür."( A'raf 7/158)
    6-Hükümranlıkta ortağını bulunmayışı
    [​IMG]
    "Söyle de, Hamd o Allah'a (c.c) ki hiç bir veled edinmedi, O'na mülkte bir şerîk de olmadı...."(İsra 17/111)
    7-Dönüşün O'na olması ;
    [​IMG]
    "Bütün o göklerin ve yerin mülkü Allah'ın (c.c), hem bütün gidiş O'na."(Nur 24/42)
    8-Her şeyi yaratıp takdir eden oluşu ;
    [​IMG]
    "O ki, hep gökleri ve yerin mülkü O'nun. Hem hiç bir veled edinmedi hem de mülkte O'na hiç ortak da yok. Her şeyi yarattı da bir takdir ile her birinin had ve mikdarını takdir ederek hepsinin mukadderatını hazırladı." (Furkan 25/2)
    9-Geceyi gündüze gündüzü geceye girdirişi.....ve başka ibadet edilenlerin bir çekirdek zarına bile güç yetiremeyişleri ;
    [​IMG]
    "Geceyi gündüze sokuyor ve gündüzü geceye sokuyor, güneş ve ayı boyun eğdirdi de her biri müsemma bir ecele akıp gidiyor. işte bu gördüklerinizi yapan Allah'tır (c.c). Rabbınız, mülk onun, O'ndan beride çağırdıklarınız bir kıtmîr (çekirdek zarı) bile idare edemezler."(Fatır 35/13)
    10-Anaların karnında bizi yaratışı ;
    [​IMG]
    "Sizleri analarınızın karınlarında üç zulmet içinde hilkatte hilkate yaratıp duruyor. İşte Rabbını Allah (c.c) O, mülk O'nun, O'ndan başka tanrı yok. O halde nasıl çevrilirsiniz?"(Zümer 39/6)
    11-Dilediğini yaratışı ;
    [​IMG]
    "Allah'ındır (c.c) bütün göklerin ve yerin mülkü, dilediğini yaratır."(Şura 42/19)
    Bir kısım âyetlerde de Allah'ın (c.c) hükümranlık ve sahipliğinin âhirete tahsis edildiği görülmektedir.
    [​IMG]
    "Sûr üfürüleceği günde mülk O'nun."(En'am 6/73)
    [​IMG]
    "Bugün mülk kimin?" (Mümin 40/16)

    Bu durumda tefsirlerde şu izahlar yapılmaktadır :
    1-Bunlar o günün azamet ve önemini beyan içindir
    2-Asılda dünyada da mülk ve milk Allah'a (c.c) aittir. Ama insanlar ortaklık iddiasındadırlar. O günse bu iddiada bulunamayacaklardır.
    3-O gün hükümranlığı şüpheye yer kalmayacak şekilde zahir olacaktır.
    4-Dünyada her şey sebepler dairesinde cereyan ediyor. Mülk ve milk de aynı kuralla gerçekleşiyor. Âhiret ise sebeplerin yürürlükten kaldırıldığı, itikad dairesinin ortaya çıktığı yerdir.
    5-O gün insanların, mülk ve milkte ortaklıklarına sebep olan insanlar ve mallarla ilişkileri kesilecek, acîzlikleri tam şekilde ortaya çıkacak, güçleri bulunmadığı belli olacaktır.
    İnsanlık "hükümranlık"la "ulûhiyet"te ayrılmaz bir beraberlik bulmaktadır. belki hükümdarlar da kendi otoritelerini halka kabul ettirebilmek için böyle ilâhî bir güce sahip olduklarını ifadeye önme vermişlerdir. Mısır'da Firavun tanrının oğludur. Çinlilere göreyse tanrı cihan hükümdarıdır, yerdeki kralsa semâvî hükümdarın temsilcisidir. Zerdüştlükte Ahuramazda (tek tanrı) hükümran tanrıdır. Yunanlılarda Zeus'ta hükümranlık vardır, krallar otoritelerini ondan alırlardı. Hıristiyanlar Hz. Îsâ'yı (a.s) insanlığın ve kâinatın hükümdarı olarak görürler. Moğollar'da tanrı âlemi dorudan değil yerdeki temsilcileriyle, hanlarla idare eder. Mengü Han Fransa tarafına yolladığı mektuplarda: ebedî tanrının emri böyledir : Gökte bir tek tanrı vardır, yerde de yalnız bir hükümdar bulunacaktır. Tanrının oğlu Cengiz Han.
    İnsan Allah'ın (c.c) rablığını, hükümranlığını kabul doğrultusunda hareket etmek yerine gücü arttıkça (otoritesi ve ekonomik durumu) heva ve hevesi doğrultusunda sınırsızca yeryüzünün melik olmak arzusunda bulunmaktadır. Ellerinde buldukları bu gücü, Allah'a (c.c) isyan edip onunla savaşanlar kendi arzularıyla kullanmak istemekte olanlar iktidar sahipleridir yani meliklikte kendilerine ortak istemeyenlerdir. Hz. Mûsâ (a.s) Firavun'u Allah'ı (c.c) ilâh, rab ve melik olarak kabule çağırdığında:
    [​IMG]
    "Ey kavmim Mısır mülkü benim ve hep şu nehirler benim altımdan akıyor değil mi ? Artık gözünüzü açsanıza." (Zuhruf 43/51) İçinde bulunduğu Mısır'ın melikinin kendisi olduğu şeklinde cevapladı.
    İnsanı bu duruma âyetteki ifadesiyle bu tuğyana:
    [​IMG] (Alak 96/6-7)
    "Çünkü insan muhakkak tuğyan eder, kendini müstağni görmekle." yine âyetin ifadesiyle kendisini müstağni görmekle ulaşır. Kendini müstağni görmekse, bir kral için, isterse her şeyi yapabileceği, yapacağına kimsenin engel olamayacağı gerçeğini görmekle ilgilidir. İfade olarak tanrılığını söylemese bile davranış olarak bu iddiayı gerçekleştirir. Giderek Allah'ı (c.c) tanımaz ve giderek de tanrılık iddiasına ulaşır.
    Âlimlerimiz bu hususa çok önem verirler de melik kavramını kullanmayı istemezler. Onlar halife kavramını tercih ederler zira halifelik bir vekâleti, niyâbeti ifade eder. Ömer b. Hattab (r.a) Selman'a (r.a) ben melik mi yoksa halife miyim diye sordu. Selman (r.a) da ona, eğer müslümanların toprağından bir dirhem veya ondan daha az yahut daha çok bir vergi alır da onu asıl yerinden başkasında harcarsan halife değil meliksin deyince gözleri yaşardı. Yine Hz. Ömer (r.a) halîfelikle meliklik arasındaki farkı sorduğu birinden, halîfe ancak hak olanı alır ve hak olan yere harcar. Allah'a (c.c) andolsun ki sen böylesin. Melik ise halka zulmeden ve şundan alır ötekine verir demiştir.
    Mülk (iktidar) Allah'ın (c.c) kulları ve ülkeleri üzerinde O'nun adına niyâbeten kullanılan bir yetkidir. O'nun adına kullanılan bu yetkinin kendisine muhalefetle istikamet bulması imkânsızdır.
    İnsanlar (Allah'ın (c.c) dışındaki varlıklar) mutlak olarak niçin melik ve mâlik olamazlar ?
    1-Allah (c.c) yeryüzünü yok etmeyi murad ederse ona engel olamazlar.
    "De ki : Eğer Allah (c.c) Meryem oğlu Mesih'i ve anasını ve arzda bulunanların hepsini helâk etmek muradederse ondan kim bir şey kurtarabilir?" (Maide 5/17)
    2- Allah'tan (c.c) başka tapılanlar ne bir zarara kadir olabilirler ne de bir yarara.
    "De ki : Yâ, daha siz Allah'ı (c.c) bırakıyorsunuz da size kendiliklerinden ne bir zarara ne bir faydaya mâlik olamayan âciz şeylere mi tapıyorsunuz?" (Maide 5/76)
    3-Kendilerini yerden ve gökten Allah (c.c) rızıklandırıyor, kulakların ve gözlerin de sahibi Allah'tır (c.c)
    "De ki : Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya o sem ve ebsar kimin mülkü bulunuyor, ve kim ölüden diri çıkarıyor ve diriden ölü çıkarıyor ve emri kim tedbir ediyor?" (Yunus 10/31)
    Ebussuud tefsirinde, bazı kitaplarda şöyle bir kudsî hadis'ten söz edilmektedir der : "Ben azimüşşan melikülmülûküm, hükümdarların kalpleri ve nasiyeleri benim elimdedir. Kullar bana itaat edelerse ben de onlara rahmet kılarım ve eğer kullar bana isyan ederlerse bende onları onlara ukûbet kılarım. Binaenaleyh Mülûke sebb ile meşgul olmayın velâkin bana tevbe ve münacaat eyleyin ki onları size bükeyim." (Elmalı 2/1071)
    Bütün bunlardan insanın hükümran olan bir ilâha kulluk olmak üzere yaratıldığı, görevinin böyle bir ilâha itaat olduğu, ancak onu bulamayınca uydurduğu veya uydurulan tanrılara bu vasfı verdiği görülmektedir. Bu şekildeki tecellileriyle gerçekleşmeyen bir tanrının da unutulduğu gerçeği ortada bulunduğundaysa Allah'ın (c.c) bizzat kendisinin kendisini meliklikle nitelendirmesinin çokluğunu anlamak mümkün olur.
    [​IMG]
    "Azîz ve celil olan Allah (c.c) katında en kötü isim melikülemlâk diye isimlendirilen kimsenin adıdır. Allah (c.c) katında en kötü isim bir adamın melikülemlâk diye isimlendirilmesidir." Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi.(Riyazüssâlihîn Şerhi 7/1728)
    Müslimin bir başka rivayetinde şöyledir :
    "Kıyamet gününde Allah Teâlâ'nın (c.c) en fazla gazap edeceği en pis ve en kindar adam melikülemlâk adını alan kimsedir. Allah'tan (c.c) başka melik yoktur." Müslim.
    Kulun mutlak melik olması düşünülemez, zira o hiç bir şeyden müstağni değildir. Allah'a (c.c) ilelebet muhtaçtır. Her bir şeyin kula muhtaç olması da düşünülemez zira mevcudatın çoğu ondan müstağnidir. Fakat eşyanın bazısından müstağni olup bazısından müstağni olmadığı düşünülünce insan bir meliklik kokusu da bulunmaktadır. Kullardan gerçek melik ancak Allah'a (c.c) mâlik olandır. Gerçekten melik, Allah'tan (c.c) başka herşeyden müstağni olur. Yalnız Allah'a (c.c) muhtaç olur, Başkalarına ihtiyaç hissi doğmaz. Kendi memleketinde Allah'tan (c.c) başkasına ihtiyaç duymayarak ordusu, tebaası ile yaşar. Ordusu ve tebaası kendine itaat ederler. Memleketi kalbi, bedeni, ordusu, şehevî güçleri, gazabı, nefsinin hevasıdır, tebaası ise dili, gözü ve sair azasıdır.
    İşte bunlar insana değil insan bunlara mâlik olduğu, insan bunlara değil bunlar ona itaat ettiği zaman insan kendi memleketinde meliklik dercesine ulaşmış olur. Bir de bu hale kendisi insanlardan müstağni olduğu halde, dünyevî ve uhrevî meselelerde insanların ihtiyaç duydukları insan olmak eklenirse o yeryüzünde melik olur. Bunlar peygamberlerdir. Bunları âlimler takip eder. Alimlerin melikliği hakedişleri de kulları irşada güçleri ve aynı zamanda irşad edilmekten müstağni oluşlarıdır. Esmâ-i Hüsna müellifleriyle kelâm ve tefsir âlimleri melik ve mâlik isimlerinin manalarını "görünen ve görünmeyen âlemlere, dünya ve âhiret hayatındaki herşeye gerçek anlamda ve hiç bir şartla mukayyet olmayarak hâkim ve kâdir olup dilediği gibi tasarrufta bulunma" noktasında yoğunlaştırmışlardır. İ. Matüridî mutlak manada mâlik kavramının sadece Allah'a (c.c) nisbet edilebileceğini, insanlar için "falan şeyin mâliki" şeklinde kayıt koymanın gerektiğini kaydeder.
    Kuşeyrî, Allah'ın (c.c) yegane mâlik olduğu bilincine ulaşan kimsenin herhangi bir mahluka boyun eğmeyeceğini söyler, çünkü O'nun kudret ve mâlikiyetinin mahiyetine vakıf olmak kişiyi başkasına değil sadece O'na yönelip yaklaşmaya sevkeder. Gazalî ise melikle yani simi arasında bağlantı kurar ve ganî'yi "hiç bir şeye muhtaç olmayan" meliki ise ayrıca "Her şey kendisine muhtaç olan" diye manalandırır.

    Bu ismi ile Allah Teâlâ (c.c) ;
    1-Yaratandır, yönetendir, dilediğini yapacak güce sahip olandır, hiç bir kimseye muhtaç olmadan yapacağını yapabilecek olandır,
    2-Mutlak hükümran ve sahip odur. İnsanların hükümranlığı ve sahipliği izafetendir,
    3-İnsanlara verdiği izafî hükümranlık ve sahiplik için emirler, yasaklar, kurallar, cezalar, mükâfatlar koyar,
    4-Herşeye sahip olandır. Her şeye sahip gözüken insana da sahip olandır,
    5-Varlık âlemi tek bir memleket olarak ona aittir, sahibi odur.
    Bir insan bir çok azadan oluşuyor, birbirine bağlanarak tek bir beden olarak görünüyorsa, varlıklar da ne kadar çok ve çeşitli olursa olsun tek bir varlık olarak onun mülküdür.

    Rasûlullah'ın (s.a.v) bu isimden nasibi ;
    1-Tam anlamıyla kendisine sahipti : Nefsine, hevasına, kalbine, organlarına,
    2-İnsanlara ve diğer varlıklara ihtiyaç duymazdı. İnsanların kendi irşadına ihtiyaçlarını bilirdi,
    3-Allah'ı (c.c) yegane hükümran ve sahip bilir, buna göre davranır ve buna göre davranılmasını isterdi,
    4-İnsanlara muamelesi, insanlardan beklentisi, irşadının etkili olması hususundaki temennisi hep Allah'ı (c.c) yegane hükümran ve sahip bilmesiyle ilgiliydi,
    5-İnsanların melikülemlak olarak isimlendirilmesinin yanlışlığını, çirkinliğini anlatır, meliklerin ve sahiplerin alınlarını ve kalplerinin Allah'ın (c.c) elinde olduğunu belirtirdi.

    Kulların bu isimden nasipleri ;
    1-Varlığının sahibinin ve hükümranının tek olan Allah (c.c) olduğunu bilmek ve bu şekilde inanmak,
    2-Emrimiz altındakilere hükümranlığımız ve sahipliğimizin hilafeten olduğunu bilmek ve inanmak : Hilafeten olduğunu kabulü hilafeti kendi hevamıza göre değil Allah'ın (c.c) buyruklarına göre gerçekleştirişimizdir. Kendi kafamıza göre tasarrufta bulunursak hilafeten değil asaleten olur ki bu bir felâkettir,
    3-Bize bırakılan organlarımız, güçlerimiz, korkularımız, malvarlıklarımız üzerinde olara sahip olduğumuzu onların bize itaatiyle göstermemiz gerekir,
    4-Bize bırakılanlar üzerinde hükümranlığımızın gerçekleşmesini ilâhî olarak kabul edip asla gururlanmamıza yol açacak şekilde kendimizle ilgili hale getirmemek,
    5-Davranışlarımızın ve hayat tarzımızın Allah'ı (c.c) yegane melik ve mâlik bilen insan davranışına uygun olması için çalışmak,
    6-Allah'ı (c.c) daha iyi tanımak ve insanlara boyun eğmekten kurtulmak için melik ve mâlik isminin muhtevasını bilmek.
     
  2. Murat

    Murat Yönetici

    Ya Rabbi herşeyin sahibi sensin, zerreden kürreye herşeye hükümdar olan Allah'ın şanı ne yücedir. Aman diliyoruz Eman ver bize, senden başka kime gidelim.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş