El Hamid ne anlama gelir?

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Allah tüm güzellikleri Müslümanların üzerine versin. EL HAMID isimini hakkıyla anlayanlardan eylesin.

    İyilik,güzellik, erdemlilik niteleyerek övmek anlamındaki HAMD ( حمد ) masdarındandır. Hamd, güzel vasıflarından ve yaptığı iyiliklerden dolayı bir kimseyi övmek anlamındadır.
    Bir övmenin hamd olabilmesi için şu unsurlara sahip olması gereklidir :
    1–Övülenin gerçekten güzel vasıfları bulunmalıdır,
    2–Övene sütuf ve ihsanının ulaşması gereklidir,
    3–Bu lütuf ve ihsanların irade ve ihtiyar ile yapılmış olması lâzımdır.
    HAMD, isteyerek yapılmış bir iyiliğe veya o iyiliğin ortaya çıkmasına sebep olan bir güzelliğe karşı, sahibine saygı ifade eden gönül rahatlığıyla yapılmış güzel bir anıştan ibarettir.
    Medihle de şükürle de ilgisi var. İkisinin arasında bir övgü türüdür. Medih can ve ihtiyar sahibi olana da olmayana da yapılır, hamdin ise can ve ihtiyar sahibi olana yapılması şarttır. Güzel bir inci (can ve ihtiyar sahibi değil), ve at (can sahibi ama ihtiyarı yok) medhedilebilir, ama hamde muhatap olamazlar. Burada hamd bu ikisini ihsan edene yapılır.
    Ayrıca medih iyilikten önde sonra da yapılabilir. Hamd ise mutlaka bir iyilikten sonra – ki bu iyiliğin hamd edecek olana ulaşması şart değildir – yapılır. Şükürde ise şükredecek olana iyiliğin ulaşması da şarttır. Çünkü şükür gelmiş olan bir nimete söz, fiil, kalp ile o nimeti ulaştırana tazim ile mukabelede bulunmaktır. Sadece fiil veya kalp ile yapılan şükür medih de hamd de olmaz. Dille yapılan şükür ise hem medih hem hamd olur. Asılda bu şekildeki hamd şükrün de başıdır.
    Her hamd bir medihtir, ama her medih hamd olmaz. Şükrün bazısı (dille şükür) hamd, hamdin de bazısı şükürdür. Şükür olmayan hamdler olabildiği gibi hamd olmayan şükürler de vardır.
    Medih vakıaya nazaran boş bir ümidin itmesiyle kuru bir yalandan, bir dalkavukluktan ibaret kalabilirken hamd ve şükür daima vakıaya uygun bir hakikati ifade ederler. Hamd delile dayalı haklı bir ümidin sevinci ile veya şükür gibi nimetlenmiş olmanın verdiği mutluluğun zevki ile yapılır. Hamd, verdi, verecekler gibi geçmişle gelecek arasında gidip gelen bir şevkten, şükür ise işte verdi gibi bir gerçekleşene kavuşma zevkinden ileri gelen bir mutluluğu ilandır. Hamd ve şükür tamamen ahlâki iken medih genellikle gayri ahlâkidir. Hamd ve şükürde maksat ve matlup nimeti ulaştıranken, medihte nimetin hayalidir. Hamdde şevk anlamı şükürde sadakat anlamı daha barizdir. Şükür geçmiş bir nimetin tebcili olduğundan yapanları daha azdır. Hamdde tazim ve takdir manası daha yüksektir, zira gelecek olan iyilik henüz ulaşmadığı için daha garazsızdır. Ayrıca iyilik kendisine ulaşmasa bile benzerinin ulaştığı kardeşlerinin sevincine ortak olmak gibi bir kardeşlik duygusu da vardır.
    Şükrün bölümlerinden kalbî olanının gizli olması, fiilen olanının ihtimalli olması, şükrün en mükemmelinin yine dille yapılan hamd olmasını gerektirir. (Önceden dille yapılan şükrün hamd olduğu söylenmişti.) Rasûlullah (s.a.v.) efendimiz de: “Hamd şükrün başıdır. Allah’a (c.c) hamdetmeyen ona şükretmemiş olur” buyurmuştur. Dille yapılan güzel zikirler, saygı ifadeleri hep hamddir. Hamd kelimesi de bütün bu saygılarının manasına uygun olduğundan HAMDOLSUN denildiğinde bütün bu saygılara yaraşır güzellik ve iyilik doğrultusunda bir mutluluk hazzı, bir bahtiyarlık duygusu ilan edilmiş olur. Bu da bir yandan o güzellik ve iyiliğin sahib-i muhtarını övmek, diğer yandan da hak ederek o saadetle övünmek manalarını ifade eder. Her iki şekilde de pek meşru ve ahlâkidir.
    Hamd herkesin ulaşmak istediği fakat pek az kimsenin ulaşabildiği en yüksek ve en mükemmel bir gayedir. Çünkü insanî olarak bakıldığında bütün saadetler iki kelime ile özetlenebilir. Nimetlenmek ve nimetlendirmek. Nimetlenme mevkiinde bulunanlar nimetlendirildiklerini hissettiklerinde ve takdir ettiklerinden hamdederler. Çünkü saadet nimetlenmenin kendisinde ve kemiyetinden değil keyfiyetindedir, yani zevkinin takdir edilip hissedilmesindedir. Ne zaman bu saadet zevki hissolur ve coşarsa dilden de hamd sadır olur ki bu makam HÂMÎDİYET makamıdır. Nimetlendirme mevkiinde bulunanların saadeti de yalnızca nimetlendirmek değil verilenin kadrini bilecek, zevkiyle saadet duyacak lâyık birisine ulaştırılmış olmasında ve ulaştığının açıkça görülmesindedir. Bu açıkça görülme de hâmidin hamdidir. Nimeti ulaştırma ve ulaşmayı seyir ve açıkça görülmesindeki zevk de MAHMÛD’un (nimeti ulaştırmaktan ötürü övülenin) saadetini teşkil eder. Biliriz ki nimetlendirme makamı nimetlenme mevkiinin üstündedir. MAHMÛDİYET makamı mertebelerin en mükemmeli, arzu edilen şeylerin en sonudur, saadeti de en büyük saadettir. Bu saadetteki zevkin coşkunluğu da öncelikle hamd ile sonuçlandırmayı gerekli kılar. Mahmudun hâmidiyeti demek olan bu hamd de nimetlendirmenin artışına dolayısıyla da hâmidiyet ve mahmudiyetin artışına sebep olur. Bu suretle de hâmidiyette bulunan kendisine nimet ulaştırılan kişinin hâmidiyette devamı mahmudiyete yükselmesine, mahmudiyette bulunan nimetlendiren kişinin hâmidiyette devamı mahmudiyetin sayısız şekilde kat kat olmasına vesile olur. “Şükrederseniz elbette sizin için arttıracağım.” Hamdin yüce mertebeleri silsile halinde şöylece sıralanmış olur :
    1–Hâmidiyet,
    2–Mahmudiyet,
    3–Hâmidiyet Mahmûdiyet,
    4–Mahmûdiyet Hâmidiyet.
    Mahmûdiyet ve hâmidiyeti cem’eden HAMÎD esma-i hünsasının tecellîsi burada görülür. Hâmid ile Mahmûd aynı zamanda Rasûlullah (s.a.v) efendimizin de isimlerindendir.
    Makam-ı MAHMÛD peygamberimize (s.a.v) va’dedilmiş ve onu hâmidiyetten mahmûdiyete yükselten yüce bir makamdır. Livau’l-hamd altında toplanacak ümmet, Allah’a (c.c) hamdedince olmanın hisselerini alacak ve ehl-i cennetin davalarının sonu da
    [​IMG] olacaktır.
    Hamîd ismi hem ism-i mef’ul hem de ism-i fâil olabilir.
    1–İsm-i mef’ul olduğunda (MAHMÛD), zâtı, sıfatları ve fiilleri övülen demek olur. Yaratıklarına nimet vermiş olduğu için onlar tarafından yapılan hamde müstahak, zâtı gereği hamde müstahak olan demektir.
    2–İsm-i fâil olduğunda ise (HÂMÎD)
    a–Az amele çok karşılık vererek onlara müteşekkir olan,
    b–Kendisini hiç kimse övmese bile kendisini kendisi öven,
    c–Kendisi için yapılan hayır ve hasenatı daha yüksek in’am ve hasenat ile karşılayan demek olur.
    Cenâb-ı Hakk kendi zâtını sahip olduğu kemâl sıfatlarıyla anlatması cihetiyle ezelen hamîd (yani HÂMİD), kulların kendisine Hamdi cihetiyle de ebeden hamîd (yani MAHMÛD)dir. Mahlukatına her türlü rahmetini ulaştırdığı için Allah (c.c) hamde lâyıktır. Her halükârda ve her dilde mutlak surette hamde lâyık olan yegâne zât odur.
    Canlı cansız, şuurlu şuursuz bütün varlıkların sahip olduğu iyilik ve güzellikler yaratıcısına râcidir. Başkalarına yöneltilmiş bile olsa bütün övgüler asılda Allah’a (c.c) mahsustur. Allah’a (c.c) yaptığı her şeyden dolayı hamdolunur. Zira O’nun işlerinde yanlışlık düşünülemez. Bollukta da darlıkta da hamde lâyık olan O’dur.
    Hamîd ismi çoğunlukla ĞANÎ ismiyle birlikte gelir. Bu da Allah’ın (c.c) başkalarının kendisini övmesiyle hamîd olmadığını, buna ihtiyacının da bulunmadığını vurgular.
    Kur’ân’da niçin Allah’a (c.c) hamdetmek gerektiğiyle ilgili olarak şu gerekçeler belirtilmiştir :
    Semavât, arz, karanlıklar ve nur’u yarattığı için, (Enâm 6/1)
    Yamukluk bulunmayan kitabını kuluna indirdiği için, (Kehf 18/1)
    Zalim kavimden kurtardığı için, (Müminun 23/28)
    Bizden hüznü giderdiği için, (Fâtır 35/34)
    Bizi hidayet ettiği için, (A’raf 7/43…)
    Kur’ân’da Allah’a (c.c) hamdettiği ifade edilen varlıklar :
    1–Bütün varlıklar : "Her şey Allah’ı (c.c) hamd ile tesbih eder," (İsra 17/44)
    2–İnsanlar : (İsra 17/111, A’raf 7/43, Müminun 23/28, Neml 27715)
    3–Melekler: "Biz seni hamdinle tesbih ederiz," (Bakara 2730)
    4-Gök gürültüsü : "Gökgürültüsü hamd ile tesbih eder," (Ra’d 13/13)
    [​IMG] (Allah’a (c.c) hamdederim) değil de [​IMG] (Ham Allah’a (c.c) mahsustur) denilmesindeki hikmetler :
    1-Hamdederim sözü, bu sözü söyleyenin Allah’a (c.c) hamde kâdir olduğunu ifade eder ki bu durum kulun kuşanması gereken tevazu haline aykırıdır,
    2-Hamd Allah’ın (c.c) zâtından dolayı müstahak olduğu bir övgüdür. Hamdederim sözü ise bu zâtî istihkakı tam bir şekilde ifade edemez,
    3-Elhamdülillah sözünü söylediğinde insan, ben kimim ki O’nu övebileyim, o hamdedenlerin hepsinin Hamdi ile övülmüştür demiş olur. Kulun tevazusuna da uygun olur.
    4–Hamd aslında kalbî bir sıfattır. Kul, Allah’a (c.c) yakışan tazimin anlamından habersiz/gafil bir şekilde hamdederim derse gerçek durum öyle olmadığından yalancı olur. Ama haberdar olsun olmasın elhamdülillâh derse doğruyu söylemiş olur.
    5 – Elhamdülillâh sözü, Allah’tan (c.c) başka hamde lâyık hiç kimsenin bulunmadığına da delalet eder.,
    6 – Elhamdülillâh sözü ebed ve ezele nazırdır. Yapılmış ve yapılacak olanların en güzellerinin Allah’a (c.c) ait olduğu ifade edilmiş olur.
    7–Elhamdülillâh sözü geçmişle ilgilidir; önceden verilmiş nimetlere bir şükür olur,
    Gelecekle ilgilidir; nimetin devamlı verilmesine dua olur.
    8–Elhamdülillâh sözü, kendi Hamdi Allah’a (c.c) lâyık olmasa bile lâyık hamdlerin O’na aitliğini ifade eder.
    Elhamdülillâh sözünün başındaki ال =lâm-ı ta’rif :
    1–Ahd için olur, anlamı da kâmil ahd demektir ki o da Allah’ın (c.c) kendisini Hamdi veya Rasûllerin (a.s) hamdidir,
    2–Umum ve istiğrak için olur, anlamı da ister beşerden isterse bunların başkalarından olsun sadır olan bütün hamdler gerçek mabud, medhe lâyık, aslen hamdedilmesi gereken içindir demek olur.
    Ruh Hz. Âdem’in göbeğine ulaştığında aksırdı da elhamdülillâh dedi. Cennetliklerin de cennette en son duaları da elhamdülillâh sözü olacaktır. (Yunus 10)
    Bu duruma göre âlemin başlangıcı da sonu da hamde dayanır. Amellerin sonunun da başının da bu kelime olması gerekir.
    Bazıları elhamdülillâh sözünü eksik bir söz kabul ederek başına [​IMG] (deyiniz) kelimesini takdir ederler. Bunu zayıf görenler şöyle gerekçeler ileri sürerler :
    1–Bu söz hamdin Allah’ın (c.c) mülkü ve hakkı olduğunun ifadesidir, tam bir sözdür, ilâveye gerek de yoktur,
    2–İnsanlar hamdetsin etmesin Hakk’ın hamde zât, sıfat ve fiiller olarak müstahak olduğuna delâlet eder, ilâveye gerek olmaz,
    3–Deyiniz ilâvesi yapılsaydı demeyenler isyankâr olurlardı. Derler ki bir babanın evlâdına şöyle şöyle yap demesi uygun olmaz. Zira sözünü dinlemezse günahkâr olur. Şöyle yapılırsa iyi olur gibi söylemeli ki, evlâd salihse sözü tutar, değilse günaha düşmemiş olur.
    Allah’a (c.c) elhamdülillâh sözünden ibaret de değildir. Bu söz hamdin varlığından ihbardır. İhbarsa haber verilenin varlığından ayrı bir şeydir. O halde hamdetmek nimet veren olması sebebiyle O’na tazim ifade eden her türlü fiilden ibaret olur. Bu fiil de kalbin olur, fiilinden Allah’ın (c.c) kemâl ve celâl sıfatlarıyla nitelenmiş olduğuna inanmasıdır. Lisanen olur; kemâl sıfatlarıyla nitelenmiş olduğunu gösteren lâfızları zikretmekledir; azalarla olur ;kemâlini ve celâlini gösteren fiillerin yapılmasıyladır. Hamd’den murad da bütün bunlardır.
    Hamd, mahmûd’un kemâlini ızhardır. Allah’ın (c.c) kemâli de sıfatları, fiilleri ve eserleridir.
    Davud-ı Kayseri der ki : Hamd kavlî olur, lisanın Hamdi ve senasının Hakk’ın kendisini ve resullerin Allah’ı (c.c) senası üzerine olmasıdır. Fiili olur, Allah’a (c.c) yönelerek, onun rızasını umarak hayırlar ve ibadetlerin bedenî olanlarını edâ etmektir. Çünkü hamd insana lisanen vacip olduğu gibi bütün değişik hallerde de her azaya vaciptir. Nebi’nin (s.a.v):
    [​IMG]
    buyurduğu gibi. Bu da ancak her azayı yaratılış amacına uygun biçimde istimal ile mümkün olur. Hâlî olur, kalp ve ruh ile ilgilidir. İlmî ve amelî kemalât ile vasıflanmak, ahlâk-ı ilâhî taalluktur. Kul bu üç Hamdi hakiki olarak gerçekleştiremez. Takllid ve mecaz yoluyla gerçekleştirebilir.
    Allah’ı (c.c) zâtına ve sıfatlarına uygun ve lâyık bir şekilde sna ve medih künhünü marifetin bir parçasıdır. Bu şekilde marifet de mümkün olmadığına göre:
    [​IMG]
    "O’nu hakkıyla takdir edemediler, "
    [​IMG]
    (O’nu ilmen ihata edemezler) ve Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin Mirac’ta:
    [​IMG]
    (Ben seni senâ edemem, sen kendini nasıl senâ ettiysen öylesin) diyerek hakikaten değil mecazen ancak senâ edebileceği beyanına göre, elbette bizim onu hamdimiz taklid ve mecaz yoluyladır. Bundan anlaşılır ki bizim onu hamdimiz ve onu hamd için, emre imtisal ve ubudiyeti ızhar gereklidir. Rasûlullah (s.a.v) da bunun için “Sen kendini nasıl sena ettiysen öylesin” buyurarak teslimiyet ve ubudiyetini göstermiştir. Bize de düşen takliddir. Elhamdülillâh lafzı çok değrli bir lafızdır. Yerinde söylenmesi lâzımdır.
    Seri Sakatî’ye taati nasıl yapmak gerekir? diye sordular:
    Bir kere elhamdülillâh dediğim için 30 yıldır istiğfar ediyorum dedi. Bu nasıl iş? denilince , Bağdat’ta yangın çıkmıştı, bir çok dükkân ve ev yanmıştı. Benim dükkânımın yanmadığı haber verilince elhamdülillâh demiştim. Bu bütün dükkânlar yanarken benim sevinmem demekti, kardeşlik ve insanlığa aykırıydı. Bundan dolayı istiğfar ediyorum dedi. Allah’ın (c.c) kuluna nimeti dinîdir veya dünyevîdir. Şerefli kelimelerin en şerefli nimet için telaffuzu çok önemlidir.
    Gel imdi ef’âli Hakk’a eğer hulüvv ve eğer mürrdür
    hamd eyleyüp [​IMG] de, ta ki mahmûd olasın.
    Zira hâmid olmayan mahmud olmaz.
    Ve mahmud marzîdir ve rıza mefkûd olacak gazap zuhur eder.
    Zira ihdel-kabzeteyndir. Ve mağdup nârdadır ve nâr bu’ddur, ve bu’d hicaptır
    Hamd ikidir:
    Biri hamd-i abddir ki bu surette mahmud Allah (c.c) Teâlâdır.
    Ve biri hamd-i Hakk’tır ki bu surette mahmud abd’dir.
    Pes hamîd ismi hâmid ve mahmuda işarettir. Hamd-i Hakk’a hamdül-hamd derler. Yani Hakk’a hamdine Hakk hamd eder.
    Hakk Teâlâ (c.c) kendi zâtından mahmûd oldu. Zira tecelliyatı ile ızhar-ı kemâl eyledi. Ve abd dahi mahmud oldu zira kemalât-ı ilâhîyi ızhar eyledi. Ve Hakk Teâlâ ona Hamdi mukabelesinde hamd eyledi ki ona hamdülhamd derler.
    Muhammed Aleyhisselâtü vesselâm’ın seyf ile meb’us olduğu ızhar-ı hamd için idi. Zira kemâl-i ilâhînin bir cenâhı cemâl, bir cenâhı dahi celâldir. Ve cemâlde celâl muzmer ve celâlde dahi cemâl münderictir.
    Hamd’in faziletiyle ilgili eserler :
    1–"Sen Rabb’ini hamd ile tesbih et”, (Hıcr 15/98)
    [​IMG]
    2–"Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabb’ini överek tesbih et”, (Tâha 20/130, Kaf 50/39)
    [​IMG]
    3–"Akşam sabah Rabb’ini överek tesbih eyle”, (Mümin 40/45)
    [​IMG]
    4–"Kalktığın zaman Rabb’ini övgü ile an”, (Tûr 52/48)
    [​IMG]
    5–Zikrin en faziletlisi Lâilâhe illallah, duanın en faziletlisi de elhamdülillâh’tır. (Tirmizi, ihya 4/158)
    6–Kul Allah (c.c) kendisine bir nimet verdiğinde elhamdülillâh derse, aldığından daha faziletlisini Allah (c.c) verir. (İbn-i Mâce)
    7 – İbni Ömer, Resûlullah’ın (s.a.v) kendilerine şöyle haber verdiğini söylemiştir:
    “Allah’ın kullarından bir kul
    [​IMG]
    sözünü söyledi. Bu söz iki meleğe ulaştı, nasıl yazacaklarını bilemediler, Allah’a (c.c) arz ettiler. Bir kul bir söz söyledi nasıl yazacağımızı bilemedik ye Rabbimiz dediler. Allah (c.c), kulun söylediğini en iyi bilen kendisi olduğu halde kulum ne dedi? Diye sordu. İki melek sözü aktardılar. Allah (c.c) ikisine : Kulum nasıl söylediyse öylece yazın, bana kavuştuklarında onunla onları mükâfatlandırırım.” (Cem’ül-Fevâid 5/9588)
    8–“Sizden birinizin her gün Uhud kadar amel işlemeye gücü yetmez mi?" Sahabiler nedir Ya Rasûlallah (s.av) dediler de O : "Sübhanallah Uhud’dan büyüktür, Lâilâhe illallah Uhud’dan büyüktür. Elhamdülillâh Uhud’dan büyüktür, Allah’u Ekber Uhud’dan büyüktür “dedi. (Cem’ul Fevaid 5/9522)
    9–Aişe (r.a) validemizden : Resûlullah (s.a.v) efendimiz hoşuna giden bir şey gördüğünde
    [​IMG]
    hoşuna gitmeyen bir şey gördüğündeyse
    [​IMG]
    derdi. (Cem’ül Fevâid 5/9559)
    10–Mizanda ağır gelen şu beş şeye hayret doğrusu :
    1– Sübhanallah,
    2– Elhamdülillâh,
    3– Lâilâhe illallah,
    4– Allahüekber,
    5– ve kişinin rahatsız ettiği salih adamın sabrı. Cem’ul Fevâid 5/9521
    11–Ebu Umame (r.a)den :peygamber (s.a.v) ona şöyle dedi : Sana bir şey bildireyim mi? Eğer sen onu söylersen gece ve gündüz (hareket edip onun ardından koşsalar) asla ona erişemezler. Evet dedim, şöyle buyurdu :
    [​IMG]
    (Kitabın saydıkları adedince Allah’a hamdolsun, kitabın içindekilerin adedince Allah’a hamdolsun, yarattıkları sayısınca Allah’a hamdolsun, yarattıklarının dolusunca Allah’a hamdolsun, göklerinin ve yerinin dolusunca Allah’a hamdolsun, her şeyin adedince Allah’a hamdolsun.) Aynı tarzda sübhânallah dersin, aynı tarzda allahüekber dersin. (Cem’ul Fevâid 5/9554)
    12–Bir gün Peygamber (s.a.v) Efendimiz ashabından bir halkaya çıkıp sordu “Sizi burada oturtan nedir?” Biz burada Allah’ı (c.c) zikretmek için oturduk. Bizi islamla müşerref kıldığı için ve bize böylesine büyük bir lütufta bulunduğu için O’na hamdediyoruz dediler. “Allah (c.c) sizi buraya sadece bunun için mi oturttu?” evet, Allah (c.c) bizi ancak bunun için oturttu, başka bir gayemiz yoktur dediler. Bunun üzerine buyurdu ki : "Size inanıyorum, itham edip size yemin ettirmeyeceğim. Lâkin bana Cibril gelip Allah’ın (c.c) meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini bildirdi." (Cem’ul Fevâid 5/9200)
    13 – Muaz bin Enes (r.a)den : Kim bir yemek yiyip de sonra
    [​IMG]
    “Bana bu yemeği yediren ve benden hiçbir güç ve kuvvet sadır olmadan bu yemeği rızık olarak veren Allah’a (c.c) hamdolsun” derse geçmiş günahları bağışlanır.” (Tirmizi Cem’ul Fevâid 5 /9427)

    Bu ismiyle Allah (c.c)
    1–Zât,sıfat ve fiillerinin mutlak manada kemâli ve bu hususta tek oluşu sebebiyle hamde lâyık olan yalnızca O’dur,
    2–Hiçbir şey yokken de, her şey varken de hamde lâyık olandır,
    3–İlâhî düzlemde, yanlış, hata, eksik, kusur, çirkin… söz konusu olamayacağı için O’na yalnızca hamdedilir,
    4–Kendisinden başkalarının hamdine ihtiyacı yoktur,
    5–Kendisine hamdedenleri över. Az ibadetleri çok, az hamdleri çok hamd ile karşılar,
    6–O’nun övdüğü şahıslar, vasıflar, davranışlar bulunduğu gibi övmedikleri (yerdikleri) de vardır,
    7–O güzelliklerin kaynağı, yaratıcısıdır. Övülen bütün güzellikler asılda Allah’a (c.c) hamdden ibarettir.

    Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin bu isimden nasibi :
    1–Yeryüzünde Ahmed’dir : En fazla hamdeden,
    2–Mahmud’dur : İnsanların en çok övdüğü kişidir,
    3–Mahmud’dur : Allah (c.c) tarafından övülmüştür,
    4–Muhammed’dir : Meleklerin övdüğü kişidir,
    5–Hâmid’dir: Allah’a (c.c) hamdeder. Güzel davranışlarda bulunanları över, onlara güzel karşılıklar verir,
    6–İnsanların, Allah’a (c.c) hamdedici olmalarına çalışır, onların hamdleri için vesileler oluşturur,
    7–Allah’ın (c.c) övdüğü insan olmak, övdüğü vasıfları bulunduran insan olmak, onu öven insan olmak gayretindedir,
    8–Hamdin yalnızca Allah’a (c.c) ait olduğu bir dünya oluşturma çabası içindeydi,
    9–Makam-ı Mahmud’un ve Livâü’l-Hamd’in sahibidir.

    Kulların nasibi ise :
    1–Hiçbir şeyin Allah’a (c.c) hamdetmemizi engellememesi,
    2–İnsanların hamdlerine sebep olmak,
    3–Hâl, kâl, ve kalp fiil olarak hamdedici olmak,
    4–Her vesile ile hamdetmek,
    5–Allah’ın (c.c) övdüğü vasıf ve davranışların sahibi olmak,
    6–Lâyıkı şekilde hamd edemeyeceğinin farkında olmak
    7–Elhamdülillâh sözünün zaman ve yerini iyi belirlemek.
     
  2. Murat

    Murat Yönetici

    Cenabı Allah iyiligi sever en iyi odur. Cenabı Allah güzeli sever en güzel olur.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş