El halık

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Herşeyi yoktan var eden Allah'ın güzel isimi EL HALİK en güzel şekilde anlamayı nasip etsin.

    Bizim daha çok “yaratmak” diye tabir ettiğimiz HALK ([​IMG]) fiili iki mana ifade eder;

    1-Takdir etmek. Eşyanın bütün tafsilatıyla miktar ve derecesini, mertebesini belirlemektir. Zira bir şeyi tamamıyla takdir etmek onun bütün eşya arasındaki miktarını, mertebesini bilmeye, bu da bütününü tamamıyla bilmeye bağlıdır. Sadece bir tanesini bilmek kemal olmaz. Bu “takdir etmek” manasıyla ilgili olarak “halk” kelimesi çoğunlukla miktar ve adet bulunan şeylerde kullanılır.

    2-Yok olan şeye vücud vermek, varlık vermek; Hiçbir asıl ve örneği yok iken icad eylemek. Bazen bir şeyden diğer bir şey icad etmek manası içinde kullanılır. Fakat bu manada daha çok inşa kelimesi kullanılır. Mahluklara nisbet edilebilen en yüksek sanatlar Allah Teâlânın takdir buyurduğu keşfetmek (açığa çıkarmak, ortaya koymak) ve inşa (O’nun yarattığından yeni bir şey ortaya çıkarma) mahiyetinden ibarettir. Mahlûkun ilmi kendi fiilinin bütün tafsilatını bilmesi mümkün değildir. Böyle bir yaratış nâmütehâhî ilim ve kudrete bağlıdır.

    Kur’an-ı Kerim’de yarattı, yarattın, yarattım, yarattık, yaratır… gibi fiiller hep Allah Teâl3a hakkında gelmiştir. Bu fiillerin mef’ulleri ise melekler, cinler, hayat, ölüm, gökler, yerler, cansızlar, canlılar, bitkiler, çiftler, hayvanlar, insanlardır, özetle her şeydir. Fail olarak da ister takdiren ister zahiren olsun hep Allah Teâlâ’dır.

    Bu kelimenin masdarı, olan halk kelimesi çokça gelmiştir ve hep Allah’a izafe edilmiştir.

    Çok kullanılan halk kelimesinden başka bir de huluk ismi de vardır. Bu da halk manasında olmakla beraber halka daha çok gözle görülebilen dış görünüşlere, huluk ise ancak basiretle idrak edilebilecek iç seciye ve kuvvelere işareten kullanılır olmuştur. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin ([​IMG]) halkımı (dış görünüşümü) güzelleştirdiğin gibi hulukumu (iç güzelliğimi, ahlâkımı) da güzelleştir Allah’ım, şeklinde duası meşhurdur.

    Ayrıca bir de “söz” hakkında “uydurmak” anlamına gelen bir manada kullanım söz konusudur.
    [​IMG]
    Siz Allah’ı bırakıp bir takım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Ankebut 29/17

    Kur’an-ı Kerim’de fiil ve isim şeklinin çok kullanılmış olmasına rağmen hâlik ([​IMG]) sıfatının kullanılışı azdır.

    Sekiz yerdeki kullanışlarının tümü Allah ile ilgilidir:
    [​IMG]
    İşte Rabbınız Allah O’dur. O’ndan başka tanrı yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. En’âm 6/102
    [​IMG]
    De ki Allah her şeyi yaratandır. Ve o birdir, karşı durulamaz güç sahibidir. R’ad 13/16
    [​IMG]
    Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? Fâtır 35/3
    [​IMG]
    Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir. Zümer 39/62
    [​IMG]
    İşte O, her şeyin yaratıcısı olan Rabbınız Allah’tır. Ondan başka tanrı yoktur.
    Gâfir 40/62

    İki ayette hâlikûn ([​IMG]) şeklinde cemi olarak gelmiş ve yaratıcının azametini ifade etmiştir.

    Yine iki ayette hallâk ([​IMG]) şekline rastlıyoruz. Bu mübalağalı ismi-fail kalıbı, yaratmada mübalağa ve tekrarı ifade eder. Devamlı olarak mükemmel surette yaratan anlamına gelir.
    İki yerde de ahsenülhâlikîn ([​IMG]) ifadesi geçer. Bunun anlamı “yaratanların en güzeli” demek olur. Sanki bu ifade başka yaratanlar bulunduğu imasına sahip gibidir. Müfessirler buradaki ismi-tafdilin tafdil manasına gelmediğini, bu konuda Allah’ın tek oluşunu anlattığını belirtirler. Başka yaratıcılar düşünülemeyeceğini de açıklarlar.

    Kur’an-ı Kerim ,yaratmayı bir uluhiyet özelliği olarak ifade eder. O kadar ki Cenab-ı hak, müşriklerin tanrılarının hiç bir şeyi yaratamayacağını özenle vurgular. İnsanların Allah Teâlâ’ya şerik kabul ettikleri varlıklar kendileri gibi yaratılmış varlıklardır. Özellikle de değil bir fayda yaratmaya, herhangi bir zararı yaratmaya bile kâdir değillerdir.

    Rubûbiyet ve ulûhiyetin en önemli tezahürü yaratmaktır. Ancak yaratan rab ve ilâh olur. Yaratamayan bir tanrı asla ilâh olamaz, kulluğu hak edemez, mabud olamaz.

    Kendisine ibadet edilecek bir mabud araştırmada ilk işi kendisine ulaşabilecek bütün menfaat ve zararlara hakîm, ümit ettiklerinde ve korktuklarında gerçekten etkili olacak bir makam aramaktır. Bunu ararken de müracaat edilecek ilk husus varlığı meydana getireni, yaratanı düşünmektir. Bu konuda bize delil olacak en önemli delil de yaratanın eseri olan yaratma ve meydana çıkarma fiilidir. Gerçek etki ve sebep oluş yaratma, icad ve ibdadadır, yani örneği bulunmaksızın meydana getirmededir. Hiçbir “yok”u varetmeyen, kendileri yokken varedilen tabiat, kıyam, kesb vesaire gibi esbabın hiçbirisinde gerçek tesir ve sebep oluş yoktur. Yaratmak ise “yok”u var etmektir.

    Yaratmak denildiğinde akla hemen gelen, cisimlerin kendilerine has, başkalarından ayırıcı özellikleriyle takdir ederek icadıdır. Kendini bilen herkes, kendisinin bir zamanlar yok iken sonra yaratıldığına vâkıftır. Ve bu suretle yaratılışın, evrende devamlı olarak süregeldiği de bilinmektedir.

    Herhangi bir varlık, yaratılışın kaynağı ve başlangıcı bile olsa, yaratılışı başlatan bir yaratıcı olması asla mümkün olmaz. İlk yaratılan yaratmanın kaynağı olamaz. İlk yaratılan varlık yaratmanın varlığının tezahürüdür, isbatıdır. Ama yaratıcının yaratılanda olmayacağı, yaratanın yaratılandan ayrı olacağı apaçık bir gerçektir. Binaenaleyh eşyanın yaratıcısını da eşyanın tabiatında aramak makineyi yapanı makinede aramak gibi doğru bir şey değildir.

    Yaratmada sürekliliktir sözkonusu olan. Çünkü Allah Teâlâ:
    [​IMG]
    Allah’ın yaratılanı ilk baştan nasıl yarattığını, (ölümden) sonra bunu (nasıl) tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. Ankebut 29/19
    [​IMG]
    (Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Neml 27/64
    [​IMG]
    Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan ister. O her an yaratma halindedir. Rahman 55/29 âyetleri ve bunlara benzere diğer âyetlerle yaratmayı sürdürdüğünü anlatır bize.

    Şöyle söyleyebiliriz: Allah Teâlâ için sanki yaratmaktan başka bir eylem yoktur, kendisine sadece eylem olarak “yaratmayı” seçmiştir. O’nun fiillerinden, oradan hareketle de isimlerinden söz ettiğimizde, yaratma eyleminin en son tezahürleriyle karşılaşırız. Yaratmak “yok”tan “varlığa” çıkarmaktır. “Yok”tan “varlığa” çıkarması devamlı olmasa (ki rahmetiyle devamlıdır) varlık diye bir şey olmaz, az önce var olan herkes ve her şey az sonra tekrar yok olurdu.

    Varlık açısından baktığımızda her varlık, önceki “ol” emriyle ortaya çıkan her varlık, hal diliyle az sonra da olmayı var edeninden talep eder. Cenab-ı hak, hal diliyle gerçekleşen bu talebe “ol” diye icabet eder de o varlık, sonraki varlığına sahip olur.

    Hâl diliyle varlık talebinde bulunan her “varlık”ın varlık talebi, yokluktan varlığa çıkışta önceki varlığındaki liyakatine göre olur. Talep mükemmel olur, liyakat ise eksik olduğunda sonraki varlık talebe göre değil liyakate göre olur. Önce görür, iştir, koşar, zıplar, çalışırken… sonradan bunları yitirmek talebin mükemmel olmasına rağmen yıpranan varlığın liyakatiyle ilgili olmalıdır.

    Cenab-ı Hak affı yaratır afüvv olur, mağfireti yaratır ğafur, ğaffâr, gâfir olur… bunlar yaratmanın en son görülen tezahürleridir.

    Başka bir açıdan baktığımızdaysa yaratma, “ol” sözünü söylemektir. Yaratmak söylemektir. Kelam sıfatıyla ilgilidir. Varoluşun temelinde söz bulunur. Olan her şey, söylenilen “ol” sözünün neticesidir.
    [​IMG]
    Bir şey yaratmak istediği zaman O’nun yaptığı “ol demekten ibarettir. Hemen oluverir. Yasin 36/82

    Cenab-ı Hakk’ın kevnî ve kelâmî âyetleri vardır. O, ayetlerin hangisi olursa olsun konuşarak ıshar eder. Konuşur, söylediği Kur’an’a ayet olur, konuşur, kün=ol der kâinata ayet olur. Kur’an’daki ayetler ne kadar Cenab-ı Hakk’ın kelâmı ise, yaratıklar da en az o kadar kelâmıdırlar.

    Şu da bilinen bir gerçektir: yoktan bir şey olmaz. Yok ne kendini, ne başkasını vücuda getiremez. Yokluk varlığı meydana getiren illet (sebep) olamaz. Varlığın illeti yokluk olamaz. Hiçbir sonradan olan yaratansız olamaz.

    Önceleri yok olan bir şey sonradan, yaratan yaratırsa var olabilir. Her yaratılan yok iken yaratılır. Yok olanı varlığa getirecek yapıcı illet bir yokluk veya ondan ibaret bir şey olamaz. “Yok”u var edecek olan bir hâlik muhakkak bir varlık olmalıdır. Eşyanın kendi kendine meydana gelmesi, kendi kendini yaratması imkânsızdır. Bir hâlik mevcud olmayınca hiçbir şey yaratılamaz. O halde aklın en esaslı kanunu hâlikın varlığını ve kudretini tanımaktır.

    Bu ismin Allah Teâlâ için ifade ettiği anlamlar;

    1-Her şeyi yaratan Allah Teâlâ’dır, O’ndan başka yaratan, yaratıcı yoktur,
    2-Bütün eşyayı yaratıcının, yaratma kudretinin ve mutlak anlamda kudretinin tezahürüdür,
    3-Kudretin tezahürü o kadar ardı ardına gelir ki “ara” diye bir şey görmek mümkün olmaz. Bu Cenab-ı Hakk’ın yaratmayı devamlı gerçekleştirmesi, her an yaratmada olmasıyla ilgilidir. O’nun yaratmada olmadığı bir zaman aralığı söz konusu değildir.

    Rasûlullah (s.a.v.) efendimizin bu isimden nasibi;

    1-Her şeyi yaratıcının Allah Teâl3a olduğunu insanlara ulaştırırdı,
    2-Her şeyi yaratanın ulûhiyetini kabul etmelerini isterdi,
    3-İnsanları her şeyi yaratan Allah’a kulluk etmeye çağırır, Allah’a kulluğun önemini anlatırdı,
    4-İnsanların, kendilerini yok’tan varlığa çıkaran Rabblerine şükretmeleri gerektiğini, yaratan ve varlık veren O olduğu halde, yaratmada ve vermede hiçbir rolü bulunmayanlara şükretmenin, kulluk etmenin nankörlük=küfran olduğunu anlatırdı.

    Müminlere bu hususta düşen görev;

    1-Yaratmanın Allah Teâlâ’ya ait olduğuna inanmak,
    2-Kulluğunu, yaratma kudretinin yegâne sahibi kabul ettiği Rabbına yapmak,
    3-Yaratıcı kudreti ve bu kudretin sahibini inkâr edenlerle işbirliği içerisinde bulunmamak,
    4-Yaratıklar üzerinde tefekkürle, yaratıcı kudreti anlamaya çalışmak.
     
  2. M

    Misafir muhsin Misafir

    Yaratıcı Olan Allahın Güzel İsimleri

    el- Hâlıku (yoktan yaratan):

    Allah (c.c.) bütün evreni, içerisindeki tüm canlı ve cansız varlıkları yoktan yaratmıştır. Duyu organları yolu ile algılanabilen ve algılanamayan bütün varlıklar O’nun “Ol!” hitabıyla yoktan yaratılmışlardır. O bu yaratmada hiçbir yorgunluk duymamıştır. Kendi’sinden de hiç bir şey eksilmemiştir. İnsanın yaratıcı olarak Allah’ın (c.c.) varlığını kabul edip de O’nun ahirette ilgili mekanları, mahşer meydanını, cennet ve cehennemi yaratamayacağına inanması çok sığ bir düşüncedir. Bu düşünce, bir sanatçının bir tablosuna bakıp hayranlık duyduktan sonra onun bir daha başka güzel bir tablo çizemeyeceğine hükmetmek kadar gerçeğe aykırıdır. Elbette sanatçı tablo yapmak gibi bir beceriye sahipse buna olanak bulduğunda sanatını yapmaya devam edecektir.

    En büyük sanatçı olan Allah’ı (c.c.) yaratıcı yönü ile sadece bu evrenle ve gördüğümüz şeylerle sınırlamak O’nun peygamberler ve kutsal kitaplar aracılığı ile bildirdiği ölüm sonrası tekrar dirilişe, hesap olayını gerçekleştirmesine, cenneti ve cehennemi yaratacağına inanmamak, hiç de mantığa uygun bir düşünce değildir. İnsanı yoktan yaratan Allah (c.c.) elbette öldükten sonra tekrar diriltmeye kadirdir. Çünkü öldükten sonra diriltmek yoktan yaratmaktan daha kolay bir iştir. Tüm evreni, yıldızları, gezegenleri çok ince hesaplarla yoktan yaratan Allah’ın (c.c.), daha başka evrenleri ve peygamberlerin, kutsal kitapların haber verdiği mahşer alanını, cenneti ve cehennemi de yoktan yaratmaması önünde hiçbir engel yoktur.

    el-Bâri’u (varlık türlerini uygun ve ölçülü yaratan):

    İnsan, organlarına şöyle bir baktığında Allah’ın (c.c.) onları belli bir ölçüde ve uygunlukta yarattığını görür. Organlardaki bu ölçü ve uyum, Allah’ın (c.c.) varlığına ve birliğine bir işarettir. İnsanın ellerine, gözlerine, kulaklarına, diline, yüzüne bakıp da tüm bunların tesadüfen yaratıldığına inanması olanaksızdır. Bunu hiçbir vicdan kabul edemez. Tüm bu organların biçimi, ölçüsü, bunları tasarlayıp yaratan bir Allah’ı (c.c.) gerekli kılmaktadır. Aynı biçim ve ölçü tüm diğer canlı varlıklarda olduğu gibi evrende yıldız ve gezegenler arasında da vardır. Dünyamızın büyüklüğü, güneşe uzaklığı, eğimi bizim yaşamımıza uygun olmak üzere çok ince hesaplarla belirlenmiştir.

    El-Bâri’ güzel ismi tüm canlı varlıkların türlere ayrılırken farklı biçimlerde ve özelliklerde yaratılmasında daha açık biçimde görülür. Doğada her bir hayvan türü bir diğerinin besin zincirini oluştururken gerekli bütün savunma ve mücadele silahları ile donatılmış olarak yaratılmıştır. Kimisi gözlerinin keskinliğiyle, kimisi duyarlı koku almasıyla, kimisi işitmedeki üstünlüğüyle, kimisi yırtıcılığıyla, kimisi hızlı koşmasıyla, kimisi de doğurganlığı ile diğerlerinden üstün yaratılması sayesinde varlığını ve türünü korumaktadır.

    “Ey insan, seni cömert olan Rabb’ine karşı aldatan şey nedir? O seni yaratmadı mı? Bütün vücut sistemini düzenleyip seni dengeli bir yapıyla meydana getirmedi mi? Seni dilediği bir surette sekilendirmedi mi? (İnfitâr suresi, ayet 6-8)”

    el-Musavviru (varlık türünün her bir bireyini belli özellik, nitelik ve nicelikte yaratan, onlara betimleyebileceğimiz biçimleri veren):

    Allah (c.c.) el-Bâri’ güzel ismi ile her varlık türünü uygun ve ölçülü bir biçimde yaratırken el-Musavvir güzel ismi ile de her bir türün bireylerini birbirinden ayrılan özellik ve niteliklerle farklı kılmıştır. Bu yüzden tıpkı aynısı olan bir ağaç yaprağına dünyada rastlanılamaz. Tabii bunun en güzel tecellisi insan yüzlerinde kendisini göstermiştir. İkizler de dahil olmak üzere dünyada her bir insanın yüzünde ayırıcı özellikler, nitelikler bulunur. Hatta dünya tarihi boyunca ölmüş olanlar için de aynı durum söz konusudur. Allah (c.c.) her insanı farklı bir biçimde tasarlayarak yaratmıştır. Bu da büyük bir nimettir. Zira insanlar birbirinin aynısı olarak yaratılmış olsaydı hukuk meydana gelemezdi. Herkes birbiriyle karıştırılırdı. Bir hırsız için kesin delil asla bulunamazdı, evli eşler birbirlerini başkalarından ayıramazlardı.

    Allah (c.c.) zatını duyu organlardan gizlemesine karşın eserleri ile bize Kendi’sini tanıtma yolunu seçmiştir. Allah (c.c.) sıfatlarını ve güzel isimlerini varlık âleminde tecelli ettirmiştir. Her şey O’ndan söz ederken O Kendi’sini gizlemiştir. Çünkü O, varlık âleminin ötesindedir; yaratıcıdır. Varlık âleminden yüce ve aşkındır (el-Aliyy, el-Müteâlî). Buna göre yaratılmış olan her şey Allah’ı (c.c.) bize tanıttığına göre çok değerlidir. Bu açıdan Allah’ın el-Hâlık, el-Bâri’, el-Musavvir güzel isimleri hem kulu yaratılmış olan şeylerde Allah’ı (c.c.) sıfat ve güzel isimleriyle tanımasına (tefekküre) sevk etmekte hem de kulun O’nu bu güzel isimlerle yüceltmesini gerekli kılmaktadır.

    el-Bedî’u (Allah [c.c.] eşsizdir, benzersizdir; örneksiz yaratandır)

    Allah (c.c.) modelsiz ve örneksiz olarak bu evreni ve içerisindeki her şeyi yoktan yaratmıştır. O’nun yaratmasına bir sınır koyamayız. Yarattığı şeylerin pek azından haberimiz bulunmaktadır. Cennet ve cehennem yaratıldıkları halde gözlerimizin önünde değildir ve bunlar bizlerin ölümümüzü, kıymetin kopmasını ve hesap olayını beklemektedirler. Ayrıca cinler ve melekler gibi duyu organlarımızdan gizlenen başka varlıkların âlemleri de bulunmaktadır. Allah’ın (c.c.) yaratma gücünü ve varlıklarını dünya yaratılalı beri yıldızlarının çoğunun ışığı bize ulaşamamış bu uçsuz bucaksız evrenle sınırlandıramayız. Allah (c.c.) mahiyetlerini bilemeyeceğimiz nice evrenlerin de sahibidir. Allah’ın (c.c.) mülküne ve yaratmasına bir son düşünülemez. Çünkü “O, her an yaratma halindedir (Rahmân suresi, ayet 29). Her yarattığı varlık da yüce Allah (c.c.) gibi eşsiz ve benzersiz bir özellik taşımaktadır.

    El-Ahad güzel ismi Allah’ın (c.c.) eşsiz ve benzersiz oluşunu birlik ve teklik temelinde belirlemekteydi. El-Musavvir güzel isminde Allah’ın (c.c.) bu eşsiz ve benzersiz özelliklerin ve niteliklerin bir tecellisinin bulunduğunu belirtmiştik. Buna göre canlı varlıkların her bir türünün bireylerinde bütünüyle aynı özellik ve nitelikleri taşıyanını bulmak olanaksızdı. Allah (c.c.) bunların her birini birbirinden ayıracak özellik ve niteliklerle yaratmıştı. Parmak uçlarımızda dahi her birimizi diğerinden ayıran farklılıklar bulunmaktadır. El-Bedi’ güzel isminde ise bu eşsiz ve benzersiz olmada bir de güzellik cephesi söz konusudur.

    Mecazi aşklarda sevgililer birbirlerinin güzelliklerini gözlerinde büyütürler ve birbirlerine âşık olurlar. Zira her birinin güzelliğinde Allah’ın (c.c.) eşsiz ve benzersiz oluşundan gelen bir tecelli bulunmaktadır. Aşk eşsiz ve benzersiz olana duyulan çekim olarak da tanımlanabilir. Bu olgu Allah’ın (c.c.) eşsiz ve benzersiz bir güzellikte olduğuna da işarettir. Çünkü yarattığı varlıklar birbirlerine âşık olabiliyorlarsa ve Allah (c.c.) da bu güzellikleri yarattığına göre O onlardan daha eşsiz ve benzersiz bir güzelliğe sahiptir. El-Bedi’ güzel ismi asıl sevilecek ve âşık olunacak varlığın eşsiz ve benzersiz bir güzelliğe sahip olan Allah (c.c.) olduğunu da düşündürmektedir.

    El- Musavvir güzel isminin yönü varlıklara dönüktür. El-Musavvir güzel ismi ile el-Hâlık, el-Bâri’ olan Allah’ın (c.c.) varlıkları yaratıp türlerine ayırdıktan sonra her bir türün bireylerine de ayrı özelliklerle ve niteliklerle şekil vermesi tamamlanmaktadır. Zaten bu üç ismin birbiri ardı sıra gelmesi, bu düşünceyi kanıtlamaktadır. El-Bedi’ güzel isminde ise eşsiz ve benzersiz bir özellikte, nitelikte ve güzel olarak yaratılan varlıklardan hareketle Allah’ın (c.c.) da eşsiz ve benzersiz bir güzellikte olduğu düşüncesine ulaşılma söz konusudur.

    Kuran-ı Kerim’de Allah’ın (c.c.) bu güzel ismi fiil olarak şöyle bir cümleyle iki ayrı ayette geçmektedir: “O gökleri ve yeri bir örnek olmaksızın yaratandır (Bakara suresi, ayet 117; En’am suresi, ayet 101).”

    Demek ki Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.) el-Bedi’ güzel isminin bu eşsiz ve benzersiz oluşunu, el-Musavvir güzel isminde olduğu gibi sadece bir türün bireylerinde söz konusu etmemekte, gökleri ve yeri kapsayacak bir genişlikte ele almaktadır. Her varlığın yaratılışındaki farklılık, özgünlük, ayrı bir güzellik Allah’ın (c.c.) el-Bedi’ güzel ismine işaret etmektedir. Nitekim yukarıdaki ayetin En’am suresindeki devamında O’nun çocuğunun ve eşinin olamayacağı, her şeyin O’nun mahluku olduğu ve her şeyi bildiği bilgileri de işlenmiştir. Bu da yukarıdaki ayette geçen bedi’ fiili ile Allah’ın (c.c.) eşsiz, benzersiz ve kusurdan uzak (güzel) oluşuna vurgu yapıldığını göstermektedir.

    El-Bedi’ güzel ismi, el-Musavvir güzel ismine göre Allah’ın (c.c.) benzersizliğini, eşsizliğini daha ileri bir derecede vurgulamaktadır. Örneğin Ahmet Mehmet’e benzemez, derken “benzemez” sözcüğünü rahatlıkla kullanabiliriz. Ama Ahmet Tekir’e benzemez diyemeyiz. Burada benzemez sözü uygun düşmemektedir. Çünkü Ahmet ile Tekir arasında mahiyet farkı vardır. Ahmet Tekir’den ayrı bir varlıktır. Bunun gibi Allah’ın (c.c.) hiçbir güzel ismi ve sıfatı da yaratılmışlara benzemez, benzetilemez. Çünkü Allah (c.c.) mahiyet olarak insandan ayrıdır. Allah (c.c.) yaratıcıdır, insan ise yaratılmış bir varlıktır. İşte el-Bedi’ güzel ismi Allah (c.c.) ile yaratılmışlar arasındaki bu muazzam farklılığa dikkati çeker.

    Yine yukarıdaki ayet-i kerimede dolaylı bir biçimde Allah’ın (c.c.) yaratma işine bir sınır koyamayacağımız, bir son düşünemeyeceğimiz de çıkarılmaktadır. Çünkü gökler ve yerler ifadesi ile bir sınırsızlığa ve sonsuzluğa dikkatimiz çekilmektedir. Nitekim yukarıdaki ayetin Bakara suresindeki devamında Allah’ın (c.c.) bir şeyi yaratmak isteyince sadece “Ol!” demesinin yeterli olduğu belirtilmektedir.

    El- Bedi’ güzel ismi Allah’a (c.c.) her şeyin yaratıcısı olarak büyük bir hayranlığı ve O’nun güzel isimlerini yüceltmeyi gerekli kılmaktadır.
    Muhsin İyi
     
  3. M

    Muhibbi Yeni Üye

    Allahın 99 isminden
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş