El Hadi anlamı

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Allah bizleri El Hadi isimini iyi anlayıp bu doğrultuda doğru yolda olanlardan ve El Hadi esmasını anlamayı nasip eylesin. Amin.

    Hidâyet masdarından, doğru yola gitmek, doğru yola kılavuzluk etmek anlamında. Yine aynı kökten hüdâ gündüz için de kullanılır. Yine aynı kökten hedy bir insanın sîret, meslek ve tarîkatını ifade eder. hidâyet doğru yol, kılavuzluk anlamında isim olarak da kullanılır.
    Terim olarak, insana amacına ulaştıracak şey konusunda lütuf ve letâfetle yol göstermektir. Bu amaç hayırla ilgili olmalıdır ki yol gösterme hidâyetten sayılsın. Hırsıza, katile de yol gösterilir ama hidâyetten sayılmaz. İnsanla amacı arasındaki ulaşılmazlığın giderilmesiyle ilgilidir. İnsanî amaç hayırdan başka bir şey olamaz (olmamalıdır) ki yol gösterme (hidâyet) de bu anlayıştan hareketle müsbet anlam ifade eden ahlâkî bir terim olmuştur.
    Bu yol göstermede lütuf sertlik, sert davranış karşıtı olan yumuşaklıktır. Letâfetse incelik, nezaket ve kibarlıktır. Yani alelâde, baştan savma, sert, kaba, çirkin bir yol gösterme hidâyet içerisinde mütalaâ edilemez.
    Hidâyet, gayesinde hayır bulunduğu gibi keyfiyetinde lütuf ve letâfet bulunan bir yol göstermesidir. Bu yol göstermenin de gayesi yine hayır olmalıdır.
    Yol göstermek de değişik şekillerde gerçekleşebilir. Yolu sadece göstermek, işaret ve tarif etmek hidâyet olduğu gibi, yola kadar ***ürmek, yola kadar eşlik etmek veya yolun sonuna kadar beraberce yürümek de hidâyettir.
    Yolu sadece göstermek, işaret ve tarif etmeye hidâyet-i gayrı mûsıla, (ulaştırıcı olmayan yol göstermek) anlamında İRŞÂD, yola ***ürmek, yolun sonuna kadar beraberce gitmek hidâyet-i mûsıla (ulaştırıcı yol göstermek) anlamında TEVFİK denir. Dolayısıyla hidâyet ilmen irşad amelen tevfiktir. Kur’ân’ın insanlara hidâyeti ilmen irşaddan ibarettir. Tevfik de bu irşadın kademe kadem kabulüyle ortaya çıkacaktır.
    Allah’ın (c.c) peygamberler ve kitap göndermedeki muradı, insanları ilmen irşad ve Tevfiklerine yardımcı olmaktır. Peygamberler (a.s) Allah’ın (c.c) hâdî isminin yardımcısıdırlar.
    İnsanlara hidâyet etmek, yol göstermek, onları gâyeli insan haline getirmektir.
    Allah’tan (c.c) başka hâdî yoktur. Bütün hidâyet Allah’a (c.c) aittir. Ragıb Isfahânî, hidâyeti lütufla yol gösterme, ayni ilk bakışta “fark edilmeyen yollarla” bütün yaratıklara ve özellikle ilâhî emirlere muhatap olan insana yol gösterme şeklinde tanımlanmıştır (Burada dikkati çeken husus insan dışındaki varlıkların da ihtiyaçlara “varlıklarının devamı için” ulaştırılmaları da hidâyet kapsamına alınmıştır. İç güdü dediğimiz şey haddi zatında bir hidâyettir.) Âyetleri göz önüne alarak Allah’ın (c.c) insanlara olan hidâyetinin dört merhalede gerçekleştiğini beyan eder:

    1–Bütün insan cinsine şamil hidâyet
    Akıl, zekâ, fetanet, zarurî bilgiler gibi kabiliyetleri nisbetinde her insanda bulunur. Bu donanım Allah’ın (c.c) âyetlerini (kevnî veya kur’ânî) anlayabilecek kapasitenin sahibi haline getirir.
    [​IMG]
    (Mûsâ) “Rabbımız, herşeye yaratılışını verip sonra hidâyet edendir.” (Tâhâ 20/50)

    2–Vahiy ve peygamberler yoluyla yaptığı hidâyet.
    [​IMG]
    “Onları (İbrahim, İshak, Yâkûb) emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik.” (Enbiyâ21/73)

    3–Hidâyeti benimseyen kimselere ulaşan ilâhî Tevfik :
    [​IMG]
    “Hidâyet bulanlara gelince Allah (c.c) onların hidâyetlerini artırmış ve onlara takvalarını vermiştir.” (Muhammed 47/17)

    4–Hak kazananları bilfiil cennete ***ürmek şeklinde gerçekleşir.
    [​IMG]
    “Lütfedip bizi buraya getiren Allah’a (c.c) hamdolsun, Allah (c.c) bizi getirmeseydi biz bunu bulamazdık. Rabbımızın elçileri gerçeği getirmişler dediler" (Â’raf 7/43)

    Elmalı bu dört hidâyet nevinden dördüncüsünün yerine vahiy veya ilham veya rüya-yı sâdıka gibi olağandışı yollarla kalplere sırları açıvermek, eşyanın hakikatini gösterivermek şeklinde gerçekleşen hidâyeti yerleştirir. Buna hidâyet-i hassa denir. Enbiya ve evlîyaya vâkî olur.
    Bu hidâyet türleri yukarıdaki tertibe göre birbirine bağlı olup önceki hidâyet sonrakinin şartı, sonraki öncekinin bir neticesidir. İlk hidâyet gerçekleştiği halde sonraki ve ona bağlı olarak sonrakiler gerçekleşmeyebilir.
    İnsana nisbet edilen hidâyet bu ikinci merhalede bulunan sadece çağrıda bulunmak, tanıtmaktan ibaret olan hidâyettir. Diğer hidâyet türlerinde insanın bir payı sözkonusu değildir. Hz. Peygambere (s.a.v) “sen istediğini hidâyete erdiremezsin” şeklinde hitap eden âyetteki hidâyet 2. merhaledeki Tevfik anlamındaki hidâyettir.
    Matüridîlere göre Allah (c.c) hiç kimseyi zorla saptırmadığı gibi zorla hidâyete de ulaştırmaz. Kulun ikisinden (hidâyet-dalalet) birisini benimseme iradesi ve kararlılığını ortaya koymasıyla Allah (c.c) yaratır. Allah’ın (c.c) birisi için hidâyeti yaratması onun hidâyeti benimseme iradesi göstermesiyle ilgilidir.
    Elmalılı Hamdi Yazır’a göre her şahsın ömründe birbirine müsavî olmasa da bir müddet vardır. O müddet zarfında hidâyet tercih etmeye bir imkân bahşedilmiştir. Bu müddet ihtiyarlarını güzel bir şekilde kullanıp Hakk’a teslim olmayanlar için dalalet artık cebrî bir tabiat haline gelir. Bundan sonra belki arzu da etmiş olsa muvaffak olamaz. Allah’ın (c.c) delâlete düşürmesi, bu müddet içinde irade ve ihtiyarlarını, meşiet-i ilâhiyenin gerçekleşmesi mümkün olan vaktinde teslim etmeleriyle ilgilidir.
    Hâlık birdir, o da her şeyin hâlikı olan Allah’tır (c.c). hidâyet de dalâlet de bir istihkaktır. Allah’ın (c.c) 0 dalâleti yaratması dalâlete talip olanların taleplerini yerine getirmek gibi bir ulûhiyet ve rubûbiyettir. Yoksa daha baştan yaratırken hidâyet donanımlarıyla yarattığı kullarından hiçbirini Allah (c.c) cebren dalâlete düşürmez.
    Allah’ın (c.c) bazı şeyleri yaratması kulların onu istemesiyle ilgilidir. Bazı işlerde meşiet-i ilâhiye insanların iradelerini takip eder. Kulların sorumluluğu da “istemek”tir. Bu sorumluk inkâr edilemez.
    Hidâyetin benimsenmesine vesile olan âmillerin başında kişinin iradesi ve kararlılığı bulunmaktadır. Bundan başka ilâhî hidâyet vahye ve peygambere bağlılık da gerçeği görüp benimseme vesileleri arasında zikredilmiştir. Dalâlete düşmenin sebepleri arasında da ilâhî lütuftan mahrum kalma, şahsî tutum, ataların dinine ve geleneklerine körükörüne bağlılık, gaflet, nifak, şeytanın tahrikleri ve ahireti düşünmemek zikredilmektedir.
    Abdulkahir Bağdâdî’ye göre insanın maddî ve manevî hayatına yönelik olarak Hâdî isminin kapsadığı ilâhî lütuflar yedi gurup halinde mütalaâ edilebilir:
    Aklî ve naklî delilleri açıklayan (mübeyyin), yolunu şaşırmışlara rehberlik eden (mürşid), icitimâî hayata düzen veren (muslih), sapıklıktan kurtaran (munkiz), canlılara yaşama yöntemini ilham eden (mülhim), inanacak kalplerde hidâyeti yaratan (hâlik), gerçeğe kılavuzluk yapan (delîl).
    Duruma bir de insanı hidâyete çağıran işaretler açısından bakalım. Bir şeyin ve bir amacın arlığını gösteren alâmet anlamında gelen ÂYET, Kur’ân ve Hadîs’te dört anlamda kullanılmıştır: Delîl (Allah’ın (c.c) varlığını ispat etmeyi amaçlayan deliller.), mucize (peygamberlerin peygamberliklerini ispatlayan deliller), kıyamet alâmetleri, Kur’ân’ın tamamı veya belli bölümleri.
    Mutlak anlamda âyet iki kısma ayrılır :
    1–Fiilî âyetler : Bunlara kevnî, tekvinî, ilâhî âyetler de denilir. Yaratıcının varlığını, birliğini ve yüce sıfatlarını gösteren yaratıklardan, taşıdıkları özelliklerden çıkartılan deliller. Elmalılı ulûhiyete işaret eden âyetleri
    a–Sadece âlimlerin farkına varabileceği tabiat kanunlarında mevcut umumî ayetler,
    b–Herkesin görebileceği güneş tutulması gibi ayetler,
    c–Mucizeler gibi harikulâde ayetler olmak üzere üçe ayırmıştır.
    2–Kavlî âyetler, peygamberlere (a.s) indirilmiş ilâhî kitaplardır.
    Elmalılı’ya göre bu ikisi ayrıca iki kitaptır. Kitab-ı tekvîn, kitab-ı münzel. Bu iki kitabında yaptığı Allah’ın (c.c) zât, sıfat ilâhî hükümler ve irdeye delâlet etmektir. Bundan dolayı âyet adını almışlardır. Bu iki kitap karşılıklı olarak birbirlerinin şerh ve tefsiridir. Yine O’na göre tam ve mükemmel marifet kitab-ı münzel kavlî ayetlerinden kitab-ı hilkatin fi’lî âyetlerini ve ondan Hak Teâlâ’nın zât ve sıfatlarını okuyup anlamak, anladıktan sonra onun kanunlarına, emirlerine, ahkamına ittiba ederek tarîk-ı müstakimden râdiye ve makamlarını ihraz ile bekâbillâha vasıl olmaktır.
    Âyetler oraya insanlar okusun diye konmuştur. İnsanların yapabilecekleri en kötü şey nereye baksalar gözlerinin önünde olan mesajı yani tevhîd mesajını görmezden gelmeleri. Âyetleri anlamanın bir yolu doğal dünyaya göz atmak ve dilini anlamaya çalışmaktır.
    Abdullah Tüsterî ; Allah’a (c.c) karşı bir an gözlerini kapayan ve ondan yüz çeviren bir daha bütün ömrü boyunca hidâyete eremez.
    Dalâlette bulunanların hidâyet istemesi hidâyetin gerçekleşmesini, husulünü istemek, hidâyette bulunanların hidâyet istemesi ise hidâyette devam ve sebat veya daha fazla hidâyet istemektir.
    Allah (c.c) her yarattığı ney ihtiyacı varsa, ne yapması gerekiyorsa Hâdî ismiyle ona hidâyet etmiştir. Sadece insan cinsine değil, hayvanlara, bitkilere, tüm mahlukata hâdîdir. İnsanlardan hidâyet rehberi olacak olanlar da her kademede her hususta Allah’ın (c.c) hidâyetine uygun bir hidâyeti gerçekleştirmek durumundadırlar.

    Bu ismin Allah (c.c) için ifade ettiği anlamlar :
    1–İnsana, yaratıcısını görmesini sağlayacak akıl, bilgi, idrak gibi bir donanım vermiştir,
    2–İnsanı ve insanın içinde yer aldığı evreni ve eşyayı kendi varlığına ulaştıracak ayet (alamet, işaret) lerle donatmıştır,
    3–İnsanlık tarihini vahiyle birlikte başlatarak kendisine varacak yolu sürekli olarak görünür kılmıştır,
    4–İnsanlara yine insanlardan kendi Hâdî ismini üzerinde taşıyan ve görevi Allah’ın (c.c) hidâyeti ile insanları hidâyet etmek olan peygamberler göndermiştir,
    5–İnsan dışında kalan hayvan, bitki, cansız varlıklara da yaşadıkları müddetçe muhtaç olacakları şeyleri, onlardan faydalanma yollarını, kaçınma yollarını gösterecek şekilde ilham veya sevk-i fıtrî dediğimiz bir donanım bahşetmiştir,
    6–Kulların, kendisinden talep edeceklerinin en hayırlısının hidâyet talebi olduğunu beyan etmiş ve buna da hidâyet etmiştir,
    7–Hidâyette bulunanlara da hidâyetin devam ve sebatı için dua etmeyi, talebi vacip kılmıştır.

    Peygamberimiz’in (s.a.v) bu isimden nasibi ;
    1–Hâdî ismini üzerinde en güzel şekilde taşıyandı,
    2–İnsanları en iyi bilendi, onun için de onların hidâyete ulaştırılmalarını da en güzel şekilde gerçekleştirdi,
    3–Kendisinden önce ölmemişse ona inanmayan kimse olmamıştı,
    4–İnsanların hidâyetleri için yırtınırdı. Bu konuda Allah (c.c) onu arda tatlı-sert bir şekilde uyarmıştı.
    5–Elinin erdiği yere bizzat kendisi giderdi. Ermediği yere temsilcisini gönderirdi. O da olmazsa mektup gönderirdi,
    6–Rivayete göre bir bedevî Peygamberimize (s.a.v) gelerek bir şeyler istedi. O da verdi ve sana iyilikte bulundum mu ? dedi. Bedevî hayır iyilikte bulunmadın güzel ne verdin ki dedi. Orada bulunan müslümanlar bu cevaba öfkelendiler, bedeviye haddini bildirmek istediler. Rasûlullah (s.a.v) onları teskin etti ve kalkıp evine girdi, daha fazla şeyler gönderdi. Tekrar sordu, bedevi evet, Allah (c.c) sana ailenden ve aşiretinden hayırlı karşılığını versin diye cevap verdi. Rasûlllah (s.a.v), söyleyeceğini söyledin ancak ashabımın kalbinde sana karşı bir kızgınlık var. İstersen verdiğin cevabı onların yanında da tekrarla ki kalplerindeki bu kızgınlık kaybolsun. Bedevi evet dedi. Akşamleyin Rasûlullah (s.a.v) ashabına bu bedevinin söylediklerini biliyorsunuz, biz daha fazlasını verdik. Herhalde memnun da oldu. Öyle değil mi ? dedi. Bedevi aynı dua ile cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki . Bu adam ile benim durumum bir adamla kendisinden kaçan devesiyle durumu gibidir. Devesini kabilesiyle birlikte aramaya çıkarlar. Deveye yaklaştıkça deve ürker ve kaçar. Adam beraberindekilere siz devemi bana bırakın, ben ona sizden daha yumuşak davranırım, nasıl yaklaşacağımı sizden daha iyi bilirim dedi. Sonra öne geçti, bir tutam ot alarak ona gösterdi. Deve otu yemeye gelince de onu yakalayıp semerini vurdu ve üzerine bindi. Eğer bedevi o sözü söylediğinde size engel olmasaydım da onu öldürseydiniz o cehenneme giderdi. (Şifa-i Şerif, 97)
    7–Varını yoğunu insanların hidâyeti için seferber etmişti,
    8–En büyük mutluluğu bir insanın hidâyete erişmesi idi,
    9–Bizim vasıtamızla birinin hidâyete ulaşmasının dünyalara sahip olmamızdan daha hayırlı olduğunu söylerdi,
    10–Ashabının hidâyet kandilleri olduğunu, onlara uyduğumuzda hidâyete ulaşacağımızı beyan etmişti,
    11–Bize bıraktığı kitap ve sünnetinin bağlandığımız takdirde hidâyette olmamıza yeteceğini ifade ederdi.

    Bizim bu isimden nasibimiz ;
    1–Hidâyeti, en önemli varlığımız bilincinde olmak, ”imandan sonra küfre düşmeyi ateşe düşmek gibi görmedikçe insan sahip olduğu imanın tadını anlayamaz.”
    2–Allah’ın (c.c) âyetlerini (kevnî, vahyî) anlamaya çalışmak,
    3–İnsanların hidâyeti için gayret göstermek,
    4–İnsanların hidâyete istihkakları konusunda gayretli olmak, iyilikler içlerinde cennete, kötülüklerde içlerinde cehenneme açılan bir yol bulundururlar.
    6–Hidâyette sebat ve devam için duacı olmak,
    7–İnsanların hidâyeti için dua etmek,
    8–Aynı zamanda Allah (c.c) murad etmedikçe hiç kimseye hidâyet edemeyeceğimizi bilmek,
    9–Tavırlarıyla, tarz-ı hayatıyla, siyretiyle Allah’ın (c.c) hidâyetine yardımcı olmayı seçmeli ve sürdürmeli. Kendimiz de hidâyet içi bir âyet haline getirmek.
     
  2. M

    Misafir Misafir

    Hidayet Allah’tandır, Allah’ın El- Hâdî Güzel İsmi

    Allah (c.c.) insan ve cin sınıfı dışındaki tüm canlı varlıklara uyulması zorunlu olan bir yaşam tarzı vermiştir. Bunu onların iç dünyalarına bir program olarak yerleştirmiştir. Her canlı varlık buna göre yaşar, beslenir, ürer ve ölür. Göçmen kuşlar bununla nereye göç edeceklerini bilirler. Balıklar uzun yolculuklarına bu sayede çıkarlar. Örümcek ağını yapar, arı peteğini kurar, ayı ininde kış uykusuna yatar. Tavuk bununla yumurtlar, kuluçkaya girer, yavrularını herkese karşı korur. Bu el-Hâdî güzel isminin evrensel çaptaki tecellisidir. Bundan insan da payını alır. Analık içgüdüsü de bir yaşam sigortası gibi yeni doğan yavru için yapılması gerekli olan işleri tetikler.

    İnsan diğer varlıklardan ayrı olarak irade sahibidir. Ona yaşam tarzını belirleme ve seçme sorumluğu yüklenmiştir. Bu konuda yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Ona hayır ve şerri, her iki yolu da gösterdik (Beled suresi, ayet 10).”, “Biz ona hidayet yolunu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör (İnsan suresi, ayet 3).”

    İslam dinine göre yaşam tarzını belirleme hakkı Allah’ındır. Çünkü Allah (c.c.) yaratıcı olarak bu hakka doğal olarak sahiptir. Bir anne-babanın evladını yada evlatlarını istediği gibi yetiştirme ve eğitme hakkına sahip olması gibi yüce Allah (c.c.) da insanlar üzerinde böyle bir hakka sahiptir. Evrende, yeryüzünde, bizzat insanın kendisinde Allah’ın (c.c.) varlık ve birliğine dair sınırsız sayıda ayetler bulunmakla beraber Allah (c.c.) gönderdiği peygamberler ve indirdiği kitaplarla insana uyması gereken yaşam tarzını da sunmuştur. Allah (c.c.) rızasını dinine uyanlara, yani belirlediği yaşam tarzına uygun yaşayanlara tahsis etmiştir.

    İslam dini bir yaşam tarzıdır. Hayatı baştan sona kadar düzenler. Emir ve yasaklardan oluşur. Kişinin bunlara can u gönülden uyması bir kararı gerektirir. Bu belki kalben bir yönelmedir, bir içtenliktir. Tövbe etme isteğidir. Mahiyetini tam olarak bilemiyoruz, ama Allah’a (c.c.) yönelme adına bir adım olsa gerektir. Gerçi haramlarda nefsi tatmin eden bir lezzet, emirlerde nefse yük olan bir ağırlık vardır. Bu yüzden kişi bir tereddüt içerisindedir. Kendi başına yola girmesi adeta imkânsızdır. İşte tam bu noktada Allah (c.c.) el-Hâdî güzel ismi ile o kulda tecelli eder. Ona hidayeti nasip eder. Et-Tevvâb güzel ismiyle tövbe etmesini sağlar, tövbesini kabul eder. Kalbe iman nuru dolmaya başlar. Bu güzel ismin, yani El- Hâdî güzel isminin en-Nûr güzel isminden sonra gelmiş olması da bu açıdan manidardır. Adeta kişi İslam dinine girmekle yada tövbe etmekle yeniden dünyaya gelir. Her şey değişmiştir. Başlangıçta nefsin iştahla baktığı haramlardan iğrenmeye, ibadetler ona kolay gelmeye başlar. Şu ayet-i kerimede bu kolaylığa, ruhun İslam dini ile ulaştığı huzura işaret edilmiştir: “Allah kimi hidayete eriştirmek isterse onun göğsünü İslam’a açar. Kimi de saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar (En’am suresi, ayet 125).”

    İşte bu hidayet nimetinde vesilelere takılıp kalmamak gerekir. Kim bilir belki bir bela ve musibet, bir örnek kişi, bir farklı ortam, bir kitap bu hidayet için vesile olmuş olabilir. İşte Allah (c.c.) el- Hâdî güzel ismiyle bu vesilelere takılıp kalmamayı, hidayeti verenin bizzat Kendi’si olduğunu belirtmektedir. Allah (c.c.) bu konuda o kadar tektir ki, bütün Müslümanların hidayetine vesile olan Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellemi bile bu konuda uyarmış, ona hidayetin Kendi’sine ait olduğunu aşağıdaki ayet-i kerimede özellikle vurgulamıştır. Bu ayet-i kerime peygamberimizin amcası Ebu Talib için inmişti. Bilindiği üzere Ebu Talib, İslam tarihinde Mekke döneminin o sıkıntılı anlarında peygamberimize kol kanat germişti. Azılı müşriklere karşı onu korumuş ve kollamıştı. O kadar ki, onun manevi babası gibiydi. Ebu Talib hastalanmış, ölüm döşeğinde bulunmaktaydı. Peygamberimiz (s.a.s) Allah’tan (c.c.) onun Müslüman olarak can vermesini istemişti. Bunun için dualar ediyordu. Ama yüce Allah (c.c.) onun duasını kabul etmediğini bu ayet-i kerime ile açıklıyordu. “Gerçek şu ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğini hidayete eriştirir. O hidayete erecek olanları daha iyi bilendir (Kasas suresi, ayet 56).”

    Sadece peygamberimiz (s.a.s) değil, başka peygamberler de sevdiklerini hidayete eriştirememişlerdir. Bu konuda çarpıcı örnekler Kuran-ı Kerim’de sunulmuştur: Hz. Nuh (a.s.), tufanda ölen kâfir oğlu için af dileyince Allah (c.c.) onu azarlamıştır. Hz. İbrahim’in (a.s.) kâfir babası için yaptığı dua kabul görmemiştir. Hz. Lut’un (a.s) inançsız eşi kâfirlerle birlikte helak olmuştur. “Eğer Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yapmakta olduklarınızdan muhakkak sorguya çekileceksiniz (Nahl suresi, ayet 93).”

    El-Hâdî (kalplere hidayet yolunu gösteren, insanlara hidayet veren) güzel ismi ile kula düşen görev, insanların hidayetine vesile olmak için elinden geleni yapıp sonucu Allah’a (c.c.) bırakmaktır.
    Muhsin İyi
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş