EL-GANi EL-MUĞNi esmalarının anlamı

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Allah zengindir biz fakiriz, Allah'ın hiç birşeye ihtiyacı yoktur bizim vardır.

    EL-GANÎ EL-MUĞNÎ ne demektir?



    Zengin olmak, ihtiyacı bulunmayan müstağni kalmak, bir yerde ikamet etmek, hayatiyetini sürdürmek anlamındadır. GINA غِناَ kökünden sıfattır. Zengin, kendi varlığıyla yetinip başkasına muhtaç olmayan demektir.
    Zatında, sıfatlarında, fiillerinde ve hükümlerinde her türlü ihtiyaçtan münezzeh olan demektir. Bu hususlardan birinde kendisinden başkalarına muhtaç olsaydı onunla kemâle ulaşmış olurdu. Başkalarıyla kemâle ulaşan veya kemâlini başkalarına borçlu olansa zatında kâmil olmaktan uzak, yani noksan demektir. Bu durum Allah (c.c) için düşünülemez, zira o her hususta noksanda münezzeh ve kâmildir.
    Kendisinden başka her şey kendisine muhtaç demektir. Mahlûkatta aslolan acz, fakr ve ihtiyaçtır. Mahlûk olabilmek için bile bir başka hâlik gerekir. Mahlûkat asıl ve zât itibarıyla kaim billâhtır, Allah (c.c) ise kaim binefsihi, kaim bizzattır. Yaratılmak da dahil varlıklarını sürdürebilecek ihtiyaçlarını Allah (c.c) karşılar.
    Allah’ın (c.c) ĞANİ olması, hem hiçbir şekilde başkalarına ihtiyaç duymaması, müstağni olması, hem de başkalarının ihtiyaçlarını karşılıyor olması demektir.
    Allah (c.c) yaratıklarından özellikle de insandan istiğnasını göstermeye önem vermiştir. İnsanların içinde bulundukları hiçbir hâlin (tâat ve mâsiyet) fayda ve zararının kendisine ulaşamayacağı, etkileyemeyeceği, bütün bunlardan müstağni olduğu ….
    İnsanlık tarihine baktığımızda inandıkları tanrıların ihtiyaç sahibi oldukları gibi bir durumla karşılaşırız. Sümerler’de tanrılar, insanları, kendilerinin beslenmeleri için yaratmıştır. Keltler’de ve Cermenler’de kesilen kurbanlar tanrıları beslerdi. Vedizm’de kurbanlar tanrıların nafakası olarak kabul edilirdi.
    İnsanî bencillik, Allah (c.c) için yaptıklarının O’nun ihtiyacı bulunan bir şeyi yapmış olmak gibi bir duyguyla, kendilerine muhtaç olduğu, istediklerini Allah (c.c) yapmazsa istediğini yapmamak gibi bir minnet altında bırakma durumuna dualaştırır.
    İnsanların tanrılarını bu şekilde kendilerine muhtaç hissetmeleri ve bundan harekele tanrıların buyruklarını kendi isteklerini yapma şartına bağlamaları giderek kendilerinin tanrılaşması noktasına varmıştır. Bu kendi kendine yetme ve tanrılaşma Allah’tan (c.c) istiğnaya ulaşmıştır.
    İnsanların Allah’tan (c.c) istiğnalarına sebep olan hususlar da aslında insanlara Allah (c.c) tarafında lütuf olarak verilenlerdir. O’nun verdikleriyle O’ndan istiğna.
    İşte tam bu noktada Allah (c.c), insanların, kendisi için yapmış oldukları şeyler de dahil olmak üzere hiçbirisine ihtiyacı bulunmadığını belirtir. Buna önem de verir.
    Allah’ın (c.c) insanlardan (mahlûkatın da) istiğnasını bildirdiği âyetler :
    [​IMG]
    “Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a (c.c) ulaşır, fakat ona sizin sadece takvanız ulaşır.” (Hacc 22/37)
    [​IMG]
    “Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki Allah (c.c) ğanî hamîddir.”(Lokman31/12)
    [​IMG]
    “Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah (c.c) âlemlerden ğanidir.” (Ankebut 29/6)
    [​IMG]
    “İşte sizler Allah (c.c) yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse ancak kendisine cimrilik etmiş olur. Allah (c.c) ganidir siz ise fakirsiniz. Eğer ondan yüz çevirirseniz yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar sizin gibi de olmazlar.” (Muhammed 47/38)
    Ahmed b. Hanbel’in (r.a) Şam’lıların en sağlam rivayeti saydığı Sahih-i Müslim’de yer alan hadis-i kudsi’de de Allah’ın (c.c) insanlardan müstağniliği şu şekilde ifade edilmektedir
    “Kullarım, ben zulmetmeyi kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Artık birbirinize zulmetmeyiniz..
    Kullarım, benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz sapıtmışsınız. O hâlde benden hidayet dileyin ki sizi doğru yola ileteyim. Kullarım, benim doyurduklarım hariç hepiniz açsınız. Benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım.
    Kullarım, benim giydirdiklerim hariç hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
    Kullarım, gece gündüz günah işlemektesiniz, bütün günahları affeden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.
    Kullarım, bana zarar vermek elinizden gelmez ki zarar verebilesiniz. Bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki fayda veresiniz.
    Kullarım, evveliniz ahiriniz, insanlarınız cinleriniz, en müttaki bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar bu benim mülkümde herhangi bir şey artırmaz.
    Kullarım, evveliniz ahiriniz, insanınız cinleriniz en günahkâr bir kişinin kalbi ve duygusuna sahip olsalar, bu benim mülkümden en küçük bir şey eksiltmez.
    Kullarım, evveliniz ahiriniz, insanınız cinleriniz bir yerde toplanıp benden istekte bulunacak olsalar, ben de her birinize istediğinizi versem bu benim mülkümden ancak iğne denize daldırılıp çıkarıldığında denizden ne kadar eksiltebilirse işte o kadar azaltır. (Yani hiçbir şey eksiltmez.)
    Kullarım, işte sizin amelleriniz. Onları sizin için saklar sonra onları size iade ederim. Artık kim bir hayırda bulunursa Allah’a (c.c) hamdetsin. Kimde hayırdan başka bir şey bulursa öz nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.”
    (Riyazüssalihîn 112. Kırk Hadis 24. hadis.)
    Allah (c.c) ayrıca insanların kendilerinin ve sahip olduklarının azabına karşı hiçbir şey yapamayacaklarını, güvendiklerinin fayda vermeyeceğini de beyan eder. Buna göre de sanki insan sahip olduklarıyla Allah’tan (c.c) uzaklaşmış ve onlara güvenerek istiğna sahibi hâline gelmiştir. Belki şöyle söylemek de mümkündür. İnsanların Allah’tan (c.c) istiğnalarına sebep olan şeyler olarak şunlar ifade edilir :
    1–Çoklukları ve büyüklükleri :
    [​IMG]
    “Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı.” (A'raf 7/48)
    [​IMG]
    “Hani çokluğunuz size kendini beğendirmiş, fakat sizi hezimete kurtaramamıştı.” (tevbe 25)
    [​IMG]
    “Topluluğunuz çok bile olsa sizden hiçbir şeyi savamaz.” (Enfal 8/19)
    2–Kazandıkları şeyler :
    [​IMG]
    “Onlar (Hıcr hâlkı) dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı. Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı. Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı." (Hıcr 15/82-83-84)
    [​IMG]
    “Kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi. Bunun için yaptıkları, kötülüklerin vebali onları yakaladı. Bunlardan da zulmedenlerin işledikleri kötülükler başlarına gelecektir. Bu hususta Allah’ı (c.c) aciz bırakamazlar.” (Zümer 39/50-51)
    3–Faydalandırılan nimetler :
    [​IMG]
    “Ne dersin ! Eğer biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerden faydalandırsak, sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse. Faydalandırıldıkları nimetler onlara hiç yarar sağlamayacaktır.” (Şuara 26/205-206-207)
    4–Putlar :
    [​IMG]
    “Rablarının azap emri geldiğinde Allah’ı (c.c) bırakıp da taptıkları tanrıları onlara hiçbir şey sağlamadı, ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.”
    (Hud 11/101)
    [​IMG]
    “O’ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok esirgeyici Allah (c.c) eğer ban bir zarar dilerse onların (putların) şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar.” (Yasin 36/23)
    5–Peygamberler :
    [​IMG]
    “(Yakup) Allah’tan (c.c) gelecek hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah’tan (c.c) başkasını değildir. Ben yalnız O’na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O’na dayansınlar.” (Yusuf 12/67)
    [​IMG]
    “Allah (c.c) inkâr edenlere Nuh’un (a.s) karısı ile Lut’un (a.s) karısını misal verdi. Bu ikisi kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocarlı Allah’tan (c.c) gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Haydi ateşe girenlerle beraber siz de girin denildi.” (Tahrim 66/10)
    6–Melekler :
    [​IMG]
    “Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah’ın (c.c) izin vermesi dışında bir işe yaramaz.” (Necm 53/26)
    7–Dostlar :
    [​IMG]
    “O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.”
    (Duhan 44/41 Ayrıca Casiye 45/10)
    8–Keydler (Planlar, tuzaklar) :
    [​IMG]
    “O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler.”
    (Tur 52/46)
    9–Evlâtlar :
    [​IMG]
    “Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları ne evlatları Allah (c.c) huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır.” (Al-i İmran 3/10-116, Mücadele 58/17)
    10–Kulak, göz, kalp :
    [​IMG]
    “Kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah’ın (c.c) ayetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.” (Ahkaf 46/26)
    11–Mallar :
    [​IMG]
    “Malı ve kazandıkları ona fayda vermedi.” (Tebbet 2)
    [​IMG]
    “Malım bana hiç fayda sağlamadı.” (Hâkka 69/28)
    [​IMG]
    “Düştüğü zaman malı kendisine fayda vermez.” (Leyl 92/11)
    Zengin kılan, ihtiyaçtan kurtaran, rızıkları daraltan, bollaştıran, sıkıntılardan kurtaran… hep Allah’tır (c.c) insanların sahip oldukları hiçbir şeyin Allah’ın (c.c) kendileri için dilediği azabı engelleyemeyeceğini, dilediğini dilediği şekilde yapmaya gücü yeteceğini belirtir Allah (c.c).
    [​IMG]
    “Zengin eden de yoksul kılan da O’dur.” (Necm 53/48)
    [​IMG]
    “Seni fakir bulup zengin etmedi mi?” (Duha 93/8)
    [​IMG]
    “Eğer fakir iseler Allah (c.c) kendi lütfundan onları zenginleştirir.” (Nûr 24/34)
    [​IMG]
    “Evlenme imkânı bulamayanlar ise Allah (c.c) lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar.” (Nûr 24/33)
    Kur’an’da bu maddeden (ğınâ) iğna fiili (zengin kılmak, uzak tutmak hep Allah’a (c.c) izafe edildiği gibi Allah’ın (c.c) dışındaki varlıklardan da nefyedilmiştir. Yani Allah’ın (c.c) dışındaki varlıkların hiçbir şekilde iğna edemeyecekleri beyan edilmiştir.
    İnsanların istiğnası Allah’tan (c.c) peygamberinden olduğu takdirde küfürken Allah’ın (c.c) dışındaki varlıklardan olduğu takdirde bir fazilet olarak mütâlaa edilir.
    Gazalî, insanın mal ile arasındaki ilişkiyi (ihtiyaç ilişkisini) ele aldığı fakr bölümünde bu ilişkiyi şu şekilde sıralar :
    1–Zaruret hâli : Yaşamak için zorunlu olanların temin edilmesi derecesi.
    2–Hırs hâli : Mala hevesinin bulunduğu ama aczinden, imkânsızlığından dolayı peşinde koşamadığı elinde gelirse peşinden koşmayı da istediği bir derece,
    3–Kanaat hâli : Elde etmek için peşinden koşmaz ama kendiliğinden gelmesine de sevindiği derece,
    4–Rıza hâli : Bir şeye sahip olmaya heves etmez, eline geçerse de sevinmez ve üzülmez,
    5–Zühd hâli : Kendisini Allah’tan (c.c) meşgul edeceğinden dolayı ihtiyaç duyduğundan bile sakınma hâli,
    6–İstiğna hâli : Malın varlığı ile yokluğunu eşit görmek, kendisine aitliği ile başkasına aitliği arasında fark görmemek.
    Bu tasnife göre istiğna sahibi de muhtaçtır ama onun muhtaçlığı mala değil Allah’adır (c.c).
    İstiğna billah ile iftikâr billah birbirini tamamlayan iki hâldir. Bir insan kendisini Allah’a (c.c) ne kadar muhtaç bilirse (bunun için insanın kendisini masivaya bağlayan kayıtlardan uzaklaştırması, bağımsızlaşması, özgürleşmesi gerekir) o kadar da Allah (c.c) ile zengin olur. O zaman da Allah (c.c) insana kâfi gelir, işini üzerine alır. Allah’tan (c.c) istiğna ise küfürdür.
    Allah’ın (c.c) ganî olması her şeyin maliki olmasıdır, ihtiyaç ve fakr u zaruret içinde olmaktan münezzeh olmasıdır. Kendisi dışındakilerden müstağni olmasıdır.
    Gerçek zengin hiç kimse ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. O da sadece Allah’tır (c.c). Başkaları zenginlik ve diğer hususlarda O’na muhtaçtırlar. O zengin kılarsa zengin, zengin kılmazsa fakir olurlar. Allah’tan (c.c) başkalarına ancak mecazen zengin denilebilir.
    Tasavvufta ğınâ ve fakr’ın ele alınışı :
    Ğınâ üç derecedir :
    1. DERECE : Kalp zenginliği (kalbin ğınâsı) :
    I-Kalbin sebeplerden salim olması, sebeplere yapışmaktan değil itimattan salim olmasıdır. Gerçek zenginlik, a) müsebbip’te b) kuvvet’te c) kabiliyettedir.
    II-Kalbin hükme boyun eğmesi : Dînî ahkâma ve dahli olmaksızın vücuda gelen kevnî, kaderî hükümlere boyun eğmesidir. Bu da hükmü sadece verene izafe etmek başkasına nisbet etmemektir. Bu kevnî hükme boyun eğmedeki rubûbiyet tevhidi ile, dînî hükme boyun eğmedeki ulûhiyet tevhidini kapsar.
    III–Husumetten kurtulmak : Kulun kendisiyle nefsi için hasımlaşmaktan kurtulmasıdır.
    2. DERECE : Nefsin zenginliğidir : I – Rağbet edilene yönelmesi : Bu da Allah’tır (c.c). O’na yönelmesi de O’nu istemede devam ve ulaştıran yola sülûk ile mertebeleri katetmek. II – Hazlardan salim olması : Nefsin Allah (c.c) dışındaki zahirî ve Bâtınî şeylerle olan ilişkisinden salim olması. III – Riyadan berî olması : Nefsin riyakârlığı Allah’tan (c.c) başkalarına ihtiyacı bulunduğunu, isteklerine bağlı kaldığını gösterir.
    3. DERECE : Hak’la zengin olmak :
    I–İyyake zikrini müşahede : Kevnî hükme boyun eğmek, dînî ahkâma teslim olmak şeklindeki müşahede.
    II–Daimî olarak Allah’ın (c.c) her şeyin ilki olduğunu mütâlaa : Hakk’ı her şeyden önce görmek. Ondan önce bir şeyin bulunmadığını mütâlaadır. Bir sufî, hiçbir şey görmedim ki ondan önce Allah’ı (c.c) görmeyeyim. Sebeplerden önce Allah’ın (c.c) bulunduğunu, sebebin de Allah’a (c.c) muhtaç olduğunu bilmektir.
    III–Allah’ı (c.c) bulmak : Sülûk’ün son mertebesidir. Kudsî hadis’te :” Ey Âdemoğlu beni ara ki bulasın. Beni bulursan her şeyi bulursun, beni kaçırırsan her şey elinden kaçar. Ben sana her şeyden daha sevimliyim.” buyurur.
    Atâiyye’de şöyle denilir :
    Ne buldu ki Seni kaybetmiş olan
    Kezâ ne kaybetmiş ki Seni bulan.

    FAKR : Mülkiyetten uzaklaşmanın adıdır. Kulun mülk sahibiyle (hakiki mülk sahibi) tartışmadan mülk davasında vazgeçmesidir. Kendine bile sahip olmadığını bilip kendinden sıyrılıp kendisini hakiki sahibine teslim etmedikçe fakr’a adım bile atamaz. Bu da kevnî hadiselerde O’nun hükmüne, dînî hadiselerde ahkâmına teslimiyettir. Fakr’ın ilk basamağı neftsen sıyrılmak, gerçek sahibine teslim etmek, bu konuda münakaşa etmemek (sahib-i hakikisiyle), nefse güvenmemek ve ondan yardım dilememektir.
    Sufîler Allah’a (c.c) ancak fakr yoluyla ulaşılabileceğinde ittifak etmişlerdir. Fakr onlara göre üç derecedir :
    1. DERECE : Zahidlerin fakrı
    I–Dünyayı ele geçirip hakimiyet kurma duygusundan kurtulup elini dünyadan çekmek. Dünyada bir mala sahipse elinde tutmaz, değilse elde etmeye çabalamaz. Başkasını elindekine de göz dikmez.
    II – Dilini ister lehinde ister aleyhinde olsun dünya hakkında konuşmaktan sakınmak. Yermek de değer vermektir. Bir şeyi seven onu çok anar, yermek de anmaktır.
    III–Kalbin dünya ile ilgisini kesmek : Dünyayı istemek ve terk etmek, afetlerinden uzaklaşmakla gerçekleşir. Kendini Allah’ın (c.c) hüküm ve kazasına tam anlamıyla teslim etmek.
    2.DERECE : Allah’ın (c.c) ihsanını düşünerek geçmişe dönmektir. Yok olduğu zamanlara dönerek zatının, sıfatının, imanının, amelinin …. Fazl-ı ilâhî olduğunu anlar ve bütün hâlleriyle inanır. Böyle inandığından amellerin riyasından (yani ihsan-ı ilâhî olduğunu düşünmek) kurtarır. İhlasa sevkeder. Hâlleri müşahededen alıkoyar, zira kendisine gelen hâllere takılıp kalırsa Allah’tan (c.c) perdelenir. Bunların da ihsan olduğunu ve bundan hasıl olan fakrı (ihsana ihtiyaç duymaktan hasıl olan) Rabbıyla karşılaşmaya bir hazırlık yapar. Bu durum makamları mütâlaa kirlerinden temizler. (Makam, istemek ve çalışmakla elde edilir. Hâl ise istemeden, çalışmadan verilen şeye denir. Hâller Vehbî, makamlarsa kesbîdir.) Bu kirler de amelleri görme kirleridir.
    3.DERECE : Iztırar ve vicdanî ayrılığın eline düşmek ve tecrid çölünde hapsolmaktır. Iztırar, kulun Allah’a (c.c) tamamen muhtaç olduğunu hem hâl hem de ilim bakımından müşahede etmesidir. Vicdanî ayrılıksa masivadan kopup Allah’la (c.c) beraber olmaktır, onun hakimiyeti altına girmektir. Tecrid çölünde hapsolmak, Allah’la (c.c) birlikte başkalarını görme hâlinden kurtulmaktır.
    Yahya b. Muâz : Fakr’ın hakikati kulun sadece Allah’a (c.c) muhtaç olması, resmi (şekli) ise bütün sebepleri ortadan kaldırmak ve Allah’tan (c.c) başka bir sebebe güvenmemektir.
    Ruveym : Nefsi Allah’ın (c.c) hükmüne boyun eğdirmektir.
    Ebu Hafs : Kulu Allah’a (c.c) ulaştıran en güzel yol her hâlükârda Allah’a (c.c) muhtaç olduğunu bilmek, yaptığı işlerde sünnete yapışmak ve rızkını helâl yoldan kazanmaktır.
    Sehl b. Abdullah’a fakir ne zaman rahata erer diye soruldu o, kendisine ait vaktin sadece içinde bulunduğu andan ibaret olduğunu anladığında diye cevap verdi.
    Ebu Hafs : Fakir’in Rabbına sunabileceği fakirlikten başka bir şeyi yoktur. Fakir, fakir ismini almayı ne zaman hak eder. Üzerinde fakirlikten hiçbir eser kalmayınca. Bu nasıl olur ? denilince de : Fakirliği nefsi için olursa Allah (c.c) için değildir, nefsi için olmazsa Allah (c.c) için olur.
    Gerçek fakr nefsin için yaşamaman, nefsine hiç yüz vermemen, bütün varlığınla Allah’a (c.c) ait olmandır. Nefsin için yaşadığında mülkiyet ve Allah’tan (c.c) istiğna ortaya çıkar. Mal mülk sahibi olmak fakr’la çelişmez. Gerçek fakr bütün hâllerde (zenginlik, yoksulluk) insanın Allah’a (c.c) muhtaç olduğunu bilmesidir.
    İbn Teymiyye : Nasıl zenginlik Allah’ın (c.c) zatî vasfıysa, fakirlik de benim ayrılmaz ve vazgeçilmez vasfımdır.
    Fakr’ın dört rüknü olduğu söylenmiştir :
    1–Yönlendirici ilim,
    2–Kötülüklerden koruyan takvâ,
    3–Allah’a (c.c) sevkedici yakîn,
    4–Ünsiyet sağlayan zikir.
    Yahya b. Muaz : Kıyamet günü zenginlik ve fakirlik tartılmaz. O gün tartılacak olan sabır ve şükürdür. İman, sabır ve şükürden ibarettir. Bazen zenginin sabır payı büyüktür. Çünkü zenginin gücü vardır sabreder, aczinden dolayı sabredenden daha kıymetlidir. Fakirinse vaktini şükre harcamak gibi bir imkânı vardır.
    Övülen fakr kalpte ağyârın bulunmamasıdır. Yerilen ise kalbin ağyâ ile meşgul olmasıdır. Kalpte O’ndan başkası bulunmazsa ne fakr gına’dan daha iyi olur ne de gına fakr’dan
    Fakir serveti olmayan kişi değildir. Fakir sadece muradı bulunmayan kişidir. Allah (c.c) ona mal verir, maksadı malı muhafaza ise gani olur, malı terk ve harcamak ise yine gani olur. Her iki iş de Allah’ın (c.c) mülkünde tasarruf etmektir. Hâlbuki fakr ise tasarrufu terk etmektir.
    Dervişin biri bir padişahla karşılaşmış, padişah dile benden dilediğini deyince, derviş, kölemin kölesinden ihtiyaç talebine bulunmam demiş. Padişah; nasıl olur? deyince de benim iki kölem var ki sen onların kölesisin, onlar ihtiras ve tûl-i emeldir.
    Fakirlerden sabır, zenginlerden şükür istenir. Gerçek dostlukta ise ne dost dosttan bir şey ister, ne dost dostun fermanını zayi eder. Rabbının fakir ismini verdiği kimseye emîr adı vermek haksızlıktır. Fakir emîr de olsa fakirdir. Esir olmadığını hayal eden kimse makamı taht ve kürsü de olsa helâk olur. Çünkü ganiler sadaka verirler, fakirlerse sıdk ve sadakat sahibidirler. Hz. Süleyman’ın (a.s) fakrı gınası gibidir. Hz. Eyyüb’ün (a.s) ğınâ’sı fakrıdır. Her ikisi denk olduğundan Allah (c.c) “O ne iyi bir kuldur” diye ikisine de övgüde bulunmuştur. (Sad 38/30-49)
    Kuşeyrî, herkes fakr ve gına konusunda konuştu ve kendisi için uygun gördüğünü seçti. Bense Hakk’ın benim için seçtiğini seçiyorum (ve içinde beni muhafaza ettiği şeyi). Beni gani kılarsa gaflet ve terk hâli içre olmam, fakir kılarsa haris ve yüz çeviren kişi olmam. (bu duruma göre gına nimettir yüz çevirmek afettir, fakr da nimettir onda hırs âfettir.)
    Fakir menfaate sahip olmaktan da, menfaate sahip olmak için talepte bulunmaktan da mahrumdur. Rasûlullah (s.a.v) “Fakir Allah’a (c.c) yemin etse Allah (c.c) onu yemininde doğru çıkarır” buyurmuştur ki bu fakirin yemin etmeyeceğini gösterir.
    Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir : “Hâlktan bir şey isteyen kimse istediğinde samimî ve yardıma ehil olur da kendisine yardım yapılmazsa yardım yapmayanlar bir daha felâh bulamazlar.”
    Aleyhissalatü vesselâm efendimizin yağmur duasında şu şekilde dua ettiği söylenmiştir.
    [​IMG]
    “Allah’ım mutlak mâbud sensin, senden başka tanrı yoktur. Ganiyy-i mutlak sensin, biz ise sana muhtacız bize yağmur gönder.” (Ebu Davud)
    [​IMG]
    “Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Bilâkis zenginlik göz tokluğuyladır.” (Ktb. Sitte Terc. 14/49 Buharî, Müslim, Tirmizî)
    [​IMG]
    “Ey insanlar bilin ki tamahkârlık fakirliktir, yeis (tamahkâr olmamak) zenginliktir. Kişi bir şeye tamah göstermezse (bir şeye umut bağlamazsa) ondan müstağni olur." (Ktb. Sitte Terc. 14/68)
    [​IMG]
    “Ensar’dan bir kısım insanlar Rasûlullah (s.a.v) dan bir şeyler istediler. O da yanındakiler tükeninceye kadar kendisinden istenilenleri verdi ve şöyle dedi : Yanımda hayırdan bir şey varsa onu sizden saklamam. Kim iffetli olmak isterse (istemek, dilenmek konusunda ve diğerlerinde) Allah (c.c) onu iffetli kılar, kim ihtiyacını başkalarına ulaştırmak istemezse onu gani kılar, kim sabırlı olmaya çalışırsa onu sabırlı kılar, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir bağış verilmemiştir.” (Ktb.Sitte Terc. 14/68)

    Bu ismi ile Allah (c.c) :
    1–Varlığı kendinden olan, başkasının varlığınâ bağlı bulunmayandır,
    2–Zenginliği artmaz ve eksilmez olandır,
    3–Varlıkların kendisine fayda ve zarar veremeyeceği bir varlıktır,
    4–Her şeyin sahibi, malikidir,
    5–Varlıkların yaptıkları veya yapmadıklarından zarar görmez,
    6–İnsanların yaptıkları veya yapmadıkları konusunda öyle müstağnidir ki onları serbest bırakmıştır,
    7–Zengin kılan O’dur.

    Aleyhissalâtü vesselâm için ifade ettiği anlamlar :
    1–Tarzıhayat olarak fakrı seçmiştir,
    2–Verirken Allah’ın (c.c) kendisini zengin edeceğinden endişe etmezdi,
    3–İnsanlardan bir şey istemez, istenmesini de istemezdi,
    4–Fakir kalmak korkusu taşımaksızın verirdi,
    5–Gerçek zengin ve zengin kılanın Allah (c.c) olduğuna inanırdı,
    6–İstemeyenlerin Allah (c.c) tarafından zengin kılınacağını söylerdi,
    7–Yaptıklarımıza, verdiklerimize kendimizin ihtiyacı olduğunu söylerdi.

    Müminlerin bu isimden nasipleri
    1–Gerçek ganî ve muğnî’nin Allah (c.c) olduğuna yakînen inanmak,
    2–Bu inancı tarzıhayatımızda yansıtabilmek,
    3–İnsanlardan bir şey istememek, onlara bel bağlamamak,
    4–Allah’ın (c.c) kendisine verdiklerinden insanlara da vermek,
    5–Zengin kılındıklarıyla dünya ve ahiret saadetini kazanmaya çalışmak,
    6–Allah’ın (c.c) verdiklerini israf etmemek, onlarla isyana düşmemek,
    7–Verildiğinde şükretmek, verilmediğinde sabır üzere olmak,
    8–Yokluğa sabrederek verilmesi zamanını gözetlemek,
    9–Gönlünü Allah’a (c.c) bağlayarak, insanlardan istemeksizin kuvvet ve kabiliyet hazırlığıyla meşgul olmak,
    10–Allah’tan (c.c) başkalarını gönlünden çıkarmak.
     
Benzer Konular
  1. Nese
    Yanıtlar:
    2
    Okunma:
    944
  2. sare
    Yanıtlar:
    0
    Okunma:
    422
  3. sare
    Yanıtlar:
    2
    Okunma:
    2.048
  4. Nursena
    Yanıtlar:
    1
    Okunma:
    4.736
  5. dilek öğretmen
    Yanıtlar:
    1
    Okunma:
    2.831
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş

Misafirler bu sayfaya şu kelimeleri arayarak geldiler:

  1. ya gani ya muğni fazileti

    ,
  2. ya gani anlamı

    ,
  3. ya ganiyy ya muğni

    ,
  4. ya ganiyy ya muğni fazileti,
  5. ya muğni esmasının fazileti,
  6. el ganiyy el mugni faziletı,
  7. ya ganiyy anlamı,
  8. gani esmasinin fazileti,
  9. el gani fazileti,
  10. ya muğni faydaları