El-Basir'in anlamı?

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    El Basir isiminin anlamı ve manasını merak ediyormusunuz?

    BASÎR: A’ma’nın zıddıdır. Basar veya basîret masdarından sıfat-ı müşebbehedir. Haberdâr, işlerin gizliliklerine âşinâ, vâkıf anlamındadır.
    BASAR: Görmek, bilmek, sezmek, görme duyusu, göz anlamlarına gelir. Cenab-ı Hakk’ın görmeye konu teşkil edebilecek olan her şeyi tam olarak idrak ettiğini ifade eden bir kemal sıfatıdır. Kemal sıfatı demek, karşıtları olan eksik hallerin Allah Teâlâ hakkında düşünülemeyeceği, düşünmenin mümkün olmadığı, muhal olduğu sıfatlar demektir. Allah Teâlâ Basîrdir demek görmez değildir demek olur, Semî’dir sağır değildir, kelâm sahibidir dilsiz değildir demek olduğu gibi.
    Alimlerimiz işitme gibi görme sıfatının ilim sıfatıyla bağlantısını teyit etmekte birlikte müstakil bir sıfat olduğunu da kabul ederler. Çünkü görmeye konu teşkil eden bir şeyi sadece bilmekle, görerek bilmek arasında fark vardır. Alimlerimiz Allah Teâlâ’nın görmek sıfatının sahib olduğunu aklen isbata gerek bile görmemişlerdir. Bu sıfatın varlığı için aklî deliller zikredilmemiş ve bu sıfat naklen sabit olan, dinden olduğu kesin olarak bilinen sıfatlardan sayılmıştır. Hayat ve ilim sahibi olan Allah’ın görme yetkinliğinden yoksun olduğunu söylemek, kusur isnad etmek anlamına gelir ki böyle bir isnad da asla mümkün değildir.
    Allah Teâlâ’nın bir şeyi görmesi diğer şeyleri görmesine engel olamaz. Çünkü O, bir alet, göz veya başka bir organla görmez. Gizli açık ne varsa, ne kadar gizli ve kapalı olursa olsun hiçbir şey, bu sıfatın kendisiyle ilgili olmasından yani kendisini görmesinden kurtulamaz hariç kalamaz.
    Alimlerimiz, basîr sıfatının hayy ismiyle yakından ilgisi bulunduğunu da kabul ederler. Çünkü hayat sahibi bir varlığın cansız nesnelerden farklı olarak (işitme) görme özelliğine de sahip olması gerekir.
    Kur’an-ı Kerim’de BASAR kelimesi bu şekilde masdar kalıbıyla Allah’ın sıfatı olarak geçmez. Ancak âyet ve hadislerde Allah’a nisbet edilen görme sıfatı basar, nazar, rü’yet kelimelerinin türevleriyle ifade edilir.
    [​IMG]
    Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onarla nazar etmeyecek (bakmayacak) ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır. Ali İmran 77
    [​IMG]
    Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm. Tâhâ 20/46
    [​IMG]
    İyi işler yapın. Kuşkusuz ben yaptıklarınızı görmekteyim. Sebe’ 34/11
    Böylece de O’nun küçük, büyük hareket eden ve etmeyen her şeyi her durumda görmekte olduğu anlatılmak istenmiştir.
    Kur’an-ı Kerim’de “Hiç görenle görmeyen bir olur mu?” (En’am 6/50, Ra’d 13/16, Fâtır 35719) ayetinde “basar” sahibi olmamanın mutlak kemale gölge düşüreceğinden ve Hz. İbrahim’in babası ile konuşmasını aktaran
    [​IMG]
    “Babacığım duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin tapıyorsun?” şeklindeki sorusu karşısında cevap veremeyişinden hareketle kulluğun ancak semi’ ve basîr olan bir mabuda yapılabileceği ve Allah’ın da bu sıfatlara sahip bir Rab olduğu ifade edilmiştir.
    BASÎRET : İlâhî sıfatlardan olan basar’ın kullardaki tecellîsidir. Kalbin sezgi ve keşif gücü veya kalp gözü diye ifade edilebilir. Kudsiyet nuruyla aydınlanmış kalbin maddi ve manevi varlığın hakikatini kavramam gücü şeklinde tarif edebiliriz. Basîret kalbe ait bir özelliktir.
    Basîret, kavram olarak insana izafe edildiğinde görme, gerçekleri keşfetme, doğru yolu tanıma, hakkı batıldan ayırma, ibret alma yeteneği anlamında kullanılmıştır. Dalâlet ve manevî körlük karşıtı bir anlam ifade eder.
    Mutasavvıflar, bedendeki gözün maddi alandaki varlıkları, olayları, renkleri, şekilleri, eşyayı gördüğünü, kalpteki gözün (kalp gözü, gönül gözü) de dış alemdeki eşya ve olayların içyüzünü, şekillerinin perdeledikleri yanlarını, manevî âlemdeki hakikatleri gördüğünü söylerler. Bu basîret gözünün her insanda kuvve olarak bulunduğunu, yaşam tarzının bu gözün görme gücünü etkilediğini/ belirlediğini söylerler. Yaşam tarzı hevâsı peşinde koşmak olanın kalp gözü açılmaz, açılmışsa körelir. İlâhî buyruklar peşinde koşanın kalp gözü açılır, açılması oranında da ilâhî hakikatleri görür hale gelir.
    Kalp gözü açılanların duyular ötesi hakikatleri görme güçlerinde farklılıklar vardır. Kalbin safiyetine göre tam veya eksik görme durumları ortaya çıkar.

    Mevlânâ Mesnevî
    ’de bu durumu şöyle anlatır:
    Kimin canı şehvetten, hiddetten, nefsanî arzulardan arınmış, temizlenmişse, o kimse mânâ âlemini ve mânâ sarayını çabucak görür. 1396
    Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, hiddet ateşinden ve şehvet dumanından arınmış olduğu için, nereye baksa orada Allah’ın hikmetini, kudretini, yaratma gücünü görürdü. Ey gözü ve gönlü açılmamış kişi, seni kötülüğe sevkeden nefsânî istekler, 1397
    Şeytanın vesveselerine yoldaş oldukça:
    [​IMG]
    “Nereye dönseniz Allah’ın lütfuna, rahmetine dönersiniz “Bakara 115” ayetinin sırrına nasıl erersin? Bunun ne olduğunu nasıl anlarsın? 1398
    Kimin gönlünden bir kapı açılırsa o, her zerrede bir güneş görür. 1399
    Ay nasıl parlaklığı, büyüklüğü ile yıldızlar arasında ihtişamlı bir şekilde görülürse, Cenab-ı Hak da lütfu, ihsanı, kudreti ve yaratma gücü ile fanî varlıklar arasında öylece apaçık görülür. 1400
    Sen iki parmağını ***ür de iki gözüne koy. Dünyadan bir şey görebilir misin? İnsaf et de söyle, 1401
    İşte sen, gözünü kapadığın için bu dünyayı görmesen de, bu dünya yok değildir. Dünyayı görmemek ayıbı, hakikati göstermemek kabahati, ancak uğursuz nefsin parmağına aittir. 1402
    Sen aklını başına al da, önce gözlerinden parmaklarını çek, ondan sonra dilediğine bak, gör. 1403
    Hz. Nuh’a ümmeti sevap nerededir? diye sordular Nuh, görmeyeli, duymayalım diye elbisenizle örtündüğünüz yerde, cevabını verdi. 1404
    Hz. Nuh dedi ki; Yüzünüzü, başınızı elbise ile sarıp sarmalıyorsunuz. Bu sebeple gözünüz varken etrafınızı görmüyorsunuz. 1405
    İnsan gözden ibarettir. Geri kalan deridir, cesettir. Göz ise ancak dostu görmüş olandır. Dostu göremeyen gözü sen göz sayma. 1406
    Dostu görmeyen gözün kör olması iyidir. Vefasız olan, ebedî olmayan dosttan uzak düşmek daha iyidir. 1407

    İnsan vücudunda bazı enerji merkezlerinin varlığından hareket eden “Chakra öğretisi”ne göre de insanın iki kaşı arasında bulunan “altıncı chakra”ya aynı zamanda “üçüncü göz”, “bilgelik gözü”, veya “iç gözü” adının verilmesi dikkat çekicidir. Bu öğretiye göre bu göz, bilince ulaşma mekânıdır ve kalp chakrasıyla işbirliği içinde olursa yakın ve uzak mesafelere şifa dağıtan enerjiler gönderebilir. Yine aynı şekilde bu chakra sayesinde fiziksel gerçekliğin ötesindeki tüm yaradılış düzeylerine ulaşılabilir. Bunun bilgisi sezgi, altıncı his, ya da aşırı duyarlı işitme, hissetme şeklinde ulaşır. Bu chakra ne kadar gelişirse, düşünce de o kadar kısa yoldan gerçeği keşfeder hale gelir. Dünya yeni bir şekilde algılanır. Akılcı düşüncenin sınırlamaları tamamen aşılmış olur. Maddi yaratılış düzlemleriyle saf “oluş” arasında sayısız dünyaların mevcudiyeti ve bunlarda yaşanan çok sayıda yaşam şeklinin varlığı açıkça müşahede edilir. Kalbî Hayat, Dr. Âdem Ergül, Altınoluk dergisi hediyesi. İst. 2000

    İbn Kayyım, basîreti, Allah’ın mümin kulunun kalbine attığı bir nur olarak tanımlar. Bu nurla Rasullerin haber verdikleri şeylerin hakikatleri bilinir. Gören bir gözle ahiret müşahede edilir. Rasullerin getirdiği hususlara muhalefet bu nurun görmesine zarar verir. Bu nurun faydası ancak Rasullerin davet ettiği şeylere uymakla hasıl olur.
    İbn Kayyım’a göre basîret üç derecedir, bu dereceleri tamamlayanlar basiretlerini kemale ulaştırmış olurlar:
    1 – Allah Teâlâ’nı isim ve sıfatları konusunda basîret: Allah’ın kendisini nitelediği, Rasullerin bildirdiği sıfatlar hakkında ortaya çıkacak bir şüphenin imanı etkilememesidir. İmanı etkileyecek bir şüphenin çıkmamasıdır. Bu tür bir şüpheyi Allah’ın varlığı konusunda duyulacak bir şüphe gibi kabul etmelidir. Basîret sahiplerince zâttaki şüphe ile sıfatlarda ortaya çıkacak şüphe arasında hiçbir fark yoktur.
    2 – Allah’ın emir ve yasakları konusunda basîret: Hevâ, taklid ve tevil gibi şeylerle nâslara ters duruma düşmekten kurtulmak gerekir. Kalbinde Allah’ın emir ve yasakları konusunda bir şüphe, onları uygulamaya engel olacak bir şehvet, nâslardan hüküm çıkarma konusunda taklid, tevil asla bulunmamalıdır.
    3 – Va’d ve vaîd konusunda basîret: Her bir nefsi Allah’ın hayır ve şer kazandığıyla hesaba çekeceğine, bazılarına mühlet verip, bazılarını da hemen cezalandıracağına, bunların da onun ulûhiyet ve rubûbiyetiyle ilgili olup adalet ve hikmeti gereği olduğuna şehadet etmelidir. Medaricüssâlikîin

    Herevî’ye göre ise basîret insanın hayretten (şaşkınlıktan) kurtaran şeydir. Üç derecesi vardır:
    1 – Safiyetinden endişe edilmeyen bir kaynaktan gelen ve tâbi olunduğunda sonucundan asla korkulmayan haberi bilmektir. Kim Hakka tâbi olursa neticesinden emin olur. Haberin senin üzerindeki hakkı, emredildiği şekilde tatbik etmen ve muhalefet edene karşı gayûr olmandır. Gayûr olmak muhabbet alâmetidir. Şeraiti sevene gayûr olmak yakışır.
    2 – Hakk’ın hidayet ve idlâlinde adaletle hareket ettiğine, insanların rızık konusunda değişik seviyelerde bulunmalarının iyiliğe riâyet sebebiyle olduğuna şahitlik etmen ve tâatlere muvaffakiyetini visal (ulaşma, yakınlaşma) sebebi görmendir.
    3 – Keşif ve şuhudun ortaya çıkmasına sebep olan, maksad, başkaların a söze gerek kalmaksızın anlatabilecek işaretlere sahip kılan, sende ferasetin ortaya çıkmasını gerektiren basîret.
    Basîretle eşanlamlı kabul edilen kavramlardan biri de FERASET’tir. Basîret gibi sezme, keşfetme, ileri görüşlülük anlamlarına gelir. Dar anlamda bir kimsenin dış görünüşüne bakarak ahlâk ve karakteri, hakkında tahminde bulunmayı ifade eder. Geniş anlamda ise akıl ve duyu organlarıyla bilinemeyen, sezgi gücüyle ulaşılabilen bütün bilgi alanlarını kapsar. Tanım olarak da dikkatli bir bakışla rey, zan ve idrakte isabet etmek ve kesin bilgini keşfi, gaybın gözle görülür hale gelmesidir.

    Kaynaklarda ferasetin;
    1 – Tabiî,
    2 – Riyazet ve eğitim neticesi,
    3 – İlâhî olmak üzere üç türünden söz edilir.
    1 – TABİÎ OLAN FERASET: İnsanın yaratılışıyla ilgilidir. İnsanın halkî (yaratılmışlığıyla) ile hulkî (sonradan kazandığı ahlakı) arasında bulunan bağlantıdan hareketle halkî durumundan hulkî özelliklerini çıkarabilme,
    2 – RİYAZET NETİCESİ OLAN FİRASET: Nefsanî istekleri terk ile elde edilir. Bu türden bir firasete iman etmeyen insanlar da sahip olabilirler.
    3 – İLÂHÎ FERASET: Allah’ın, kulun kalbine bıraktığı bir nurdan kaynaklanır. Bu nurla, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan, gerekliyi gereksizden ayırır. Bu, insandaki iman ve ihlasa göredir. Tirmizî’de yer alan bir hadîs-i şerifte aleyhissalâtü vesselâm efendimiz, müminin ferasetinden sakınınız, zira o Allah’ın nuruyla bakar, buyurmuştur.
    Dilimizde kalp gözü denilen idrak edici kuvvete ve özellikle bu kuvvetin zekâ, fetanet, firaset denilen ve herhangi bir işi zahirine ve bâtınına dikkat ve nüfuz ederek gereği gibi idrak eder bir seviyede apaçık ve parlak olması haline basîret denilir ki ilâhî bir nurdur.
    Bundan başka basîret beyyineye, hüccet ve burhana, şahide, dikkat ve inceden inceye tetkik edilerek ibret alınacak hidayet sebeplerine de denir. Çünkü bunlar idrak kuvvelerini takviye ederler.
    Basîretin bizzat kendisi en büyük hüccet, en büyük şahit ve beyine, en büyük medar-ı ibrettir, onsuz hiçbir şeyi idrak etmek mümkün olmaz.
    Hakk’ı tanımaya (marifet) ulaşabilmek ancak basîretle mümkün olur. Buradan anlaşılır ki inanmayanlarda basîret fiili yoksa da, lutf-ı ilâhî eseri olarak basîret kuvve halinde mevcuttur. Peygamberlere gönderilen ayet ve beyineler ile bu basîretleri takviye edecek ve bilfiil basîret ve tam idrak husule getirecek ilâhî burhanlar tebliğ olunmuştur.
    Herkesin bu basîret nurlarına karşı gözlerini yummayıp, kendinde bulunan basîret kuvvesine bakması ve bu suretle besairden istifade ile fiili basîrete ve hak ve marifete ermesi kendi ihtiyarına kalmış olur.
    Basar vebasîret: basîret nur-ı kudsle münevver olan kalp için bir kuvvettir ki onun ile hakayık-ı esya ve bevatın-ı eşya görülür ve nefs için olan basar ile suver-i eşya ve zevahir-i eşya görülür. Ve ol basîret bir kuvvettir ki hukemâ ona âkile-i nazariye ve kuvvet-i kudsiyye derler. Pes, kalpteki basîret, serdeki basar menzilesinde oldu. Yani ikisi dahi kuvvet-i idrakiyedir, lâkin biri ile bâtın ve biri ile zâhir idrak olunur. Ankaravî

    Allah Teâlâ için ifade ettiği anlamlar;
    1 – Allah Teâlâ, görür, bir organa ihtiyaç duymaksızın,
    2 – Görmesine hiçbir şey engel teşkil etmek, görmesi bile görmesine engel teşkil etmek,
    3 – Hiçbir şey ve kimse görmesinden kendini uzak tutamaz,

    Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin isimden nasîbi:
    1 – Efendimiz (s.a.v.) ibret alan, olayların içyüzünü keşfeden, sosyal hayatın bozulmasına sebep olan eksiklikleri fark eder,
    2 – Efendimizin (s.a.v.) tebliğinin başarılı olması basîretinin ürünüydü,
    3 – Basîret üzre hareket etmediği hiçbir zaman yoktu. Davranışları, sükutu, koruması, insanlarla muamelesi, Allah’a karşı muamelesi, hanımlarına, düşmanlarına karşı davranışları, hep umduğu neticeleri alacak şekilde basîret üzereydi.

    Bizim nasîbimiz;
    1 – Kalp gözü açılacak şekilde bir hayat tarzına sahip olmak: Nefs ve hevâ peşinde koşmamak, dünyaya değil ahiret ve ahiretle ilgili olan hususlara önem vermek, ibadet ve tâatlere dikkat etmediği bir an bile bulunmamak,
    2 – Basîretle hareket etmediği bir an bile olmamak,
    3 – İslâm düşmanlarının kurdukları, sıradan insanların fark edemedikleri tuzaklara, görsel ve yazılı medyanın tuzaklarına düşmeyecek kadar basîreti geliştirmek,
    4 – Olacak olanları, olmadan önce fark etmek, ona göre tedbirler almak,
    5 – Sahibi olduğumuz basîret ve feraseti Cenab-ı Hakk’ın elimizden almaması için tarzı hayatımıza dikkat etmek.
     
  2. Şaban

    Şaban Yeni Üye

    [​IMG]
    Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onarla nazar etmeyecek (bakmayacak) ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır. Ali İmran 77
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş