Basir ve Kabız esmalarının anlamı

Konu, 'Ayet, Dua ve Hadis' kısmında Nursena tarafından paylaşıldı.

  1. Nursena

    Nursena Admin

    Cenabı hakkın isimlerinden olan BÂSIT VE KÂBIZ Bu iki isim de müzdevic sayılan isimlerdendir.

    BÂSIT, yaymak, genişletmek, uzatmak anlamındaki BAST kökünden sıfat kuruluşunda bir isim olup Allah Teâlâ için kullanıldığında rızkı genişleten, lütuf ve keremini esirgemeyen, ruhları bedenlerine yayan anlamındadır.

    Rızıkla ilgili olarak kullanıldığı 11 âyette, rızkı genişletip yayma zıddı olan daraltıp kısma, belli bir ölçüde tutma anlamındaki kabz veya kadr kelimelerinin türevleriyle birlikte gelmiştir. Böylelikle de rızık darlığı ve bolluğunun sürekli ve sabit bir kanun olmadığı, canlılar arasında rızık farklılıkları olabileceği ifade edilmiş olur.

    KÂBIZ, almak tutmak, daraltmak, mâlik olmak, kısmak, kısaltmak anlamlarına gelen kabz masdarından sıfat isim olup, nimet ve rızıkları belli ölçüye göre veren, elinde tutan, ruhları bedenlerden alan anlamındadır.

    Kabz, elisıkı, cimri, anlamında, bast da cömert, eliaçık anlamında da kullanılırlar.
    Allah Teâlâ’nın kabzı (alması, kısması) hiçbir tâkat bırakmayacak şekilde, bastı da (genişletmesi) hiçbir ihtiyaç bırakmayacak şekilde gerçekleşir.
    Kabz ve Bast kelimeleri daraltılacak ve genişetilecek bütün “şey”leri kapsar. Özellikle âyet-i kerîmede:

    [​IMG] “Allah daraltır ve genişletir” (2 – Bakara: 245) mef’ul getirilmeyişi her şeyi kapsamasına işarettir. Allah Teâlâ’nın daralttığı, kıstığı her iş ve şey kabzı, genişlettiği her iş ve şey de bastıdır.

    Cenâb-ı Hakk’ın kabzının ve bastının ilgili olduğunu bildirdiği alanlar:

    1-Rızık:

    [​IMG]
    Allah kullarından dilediğine rızkı yayar (genişletir) da kısar da. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. (29 – Ankebut: 62)

    2-Bulut:

    [​IMG]
    Allah rüzgârları gönderir, bulutu kaldırır, sonra onu gökte dilediği gibi yayar… (30 – Rûm: 48)

    3-Gölgeler ve ışıklar:

    [​IMG]
    Sonra güneş yükseldikçe gölgeyi yavaş yavaş çekip aldık. (25 – Furkan: 46)

    4-Ruhlar:

    [​IMG]
    Allah Teâlâ dilediği zaman ruhlarınızı kabzeder ve dilediği zaman size onları tekrar verir. Câmiussağir

    5-Arz:

    [​IMG]
    Kıyamet günü yer tamamen O’nun avucu içindedir. (39 – Zümer: 67)

    6-Sadakalar:

    [​IMG] Allah sadakaları alır. (9 – Tevbe: 104)

    7-Kalpler:

    [​IMG]
    Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. (6 – En’am: 125)

    Kabz ve bast Allah Teâlâ’nın rahmeti ile ilgili fiillerdir. Özellikle de rahmetinden “rızık” ile ilgili isimler. Cenâb-ı Hakk gerektiğinde dilediği kullarından rahmetini (veya rızkını) kabzeder veya basteder. Bazılarında kabzı zâhirde bast, bazılarındaysa bastı kabz şeklinde gözükür. Bazılarındaysa kabzı zâhirde kabz, bastı da bast şeklinde gözükür. Zâhirî hâl ile hakikat-i hâl her zaman birbiriyle uyuşmaz. Hakikatte kabz ve bast kalplerde gerçekleşir. Allah Teâlâ bir insanın kalbini kabzeder, zâhiren ise rızık ve nimet sahibi gözükür. Ama öyleleri de vardır ki zâhiren rızık ve nimet sahibi değildir, kalben ise Allah’ın bâsıt ismiyle tecellî ettiği insanlardandır ve çok mutludur.

    Nice insanlar vardır mâsiyet üzere yaşıyor olmakla beraber Cenâb-ı Hakk’ın kendilerinin rızıklarını bastediyor olmasını Hakk katında kıymetli olduklarına yorumlayıp mâsıyetlerine ara vermezler. Bu hâllerine aldanıp, kalben bastları gerçekleşmiş ama zâhirde fakir gözüken insanlara da küçümseyerek, tahkir nazarıyla bakarlar da onlarla bir arada bulunmak istemezler. Asr-ı Resûlde Aleyhissalâtü vesselâm efendimize, müşrik zenginlerin, fakir sahâbileri etrafından uzaklaştırdığı takdirde, beraber olacaklarını, iman edeceklerini söylemeleri buna en canlı örnektir.

    Elbette kul mâsiyet işlemeye devam ederken de rızıklandırılır. Allah Teâlâ mahlûkâtının, özellikle insanın rızkını garanti etmiştir. Ama kulun rızıklanmaya devamını, hâlini Allah’ın beğeniyor olması şeklinde yorumlaması kendisi için bir felâkettir. Buna Kur’an ve Hadîs İSTİDRAC adını verir:

    [​IMG]
    Âyetlerimizi yalanlayanları hiç bilemeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum, çünkü benim tuzağım sağlamdır. (7 – A’raf: 182-183)

    [​IMG]
    Bu sözü yalanlayanı bana bırak, onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır. (68- Kalem: 44-45)

    [​IMG]
    Bir kul mâsiyetlere devam ettiği hâlde Allah Teâlâ’nın ona dünyadan sevdiklerini verdiğini gördüğünde bil ki bu ancak bir istidractır. (Taberâni, Kenzül Ummal)

    Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini kabzetmesinden ortaya çıkan durum kulun zâhirî ve batınî, maddî ve manevî kötülüklerle (şer) karşı karşıya kalmasıdır. Kulun asılda kötülüklerle karşılaşmaması – kendisi bilmese, farklı sebeplere bağlasa da – rahmetle muâmele ediliyor olmasıdır. Kul başına gelen veya gelmeyen kötülükleri kendisi engelliyor zanneder. Ama başına istemediği hâlde engelleyemediği kötülükler de gelir. Eğer engel olabilme gücü olsaydı, istemediği ve hoşlanmadığı şeyler başına gelmezdi.

    Allah Teâlâ rahmetini kabzeder: Hidâyet rahmetini kabzettiğinde dalâlet; afiyet rahmetini kabzettiğinde belâ, musîbet, felâket, hastalıklar, rızık rahmetini kabzettiğinde fakr, sıkıntı; yağmuru kabzettiğinde kuraklık ve kıtlık; can rahmetini kabzettiğinde ölüm; nusret, vikâye, himâye, velâyet, galebe, mağfiret gibi rahmet muamelelerini kabzettiğinde…. gibi kötülükler ortaya çıkar.

    Rahmetin kabzedildiği süreçte yaşanan bütün kalbî ve bedenî sıkıntılar, huzursuzluklar, bunalımlar, depresyonlar, iç çatışmaları hep bu kabz sebebiyledir. Unutulmamalı ki her mâsiyet ve gaflet insandan rahmetin kabzedilmesine sebep olur, isterse kendisine dünya nimetleri ve makamları bastedilmiş olsun.

    Kul mâsiyetlere veya gaflete düştüğünde bir soğukluk, bir uzaklık, bir yokluk ve mahrûmiyet içine düşer. Bu her mâsiyetin bir başka mâsiyete taşımasıyla ilgilidir. Bu kula bir terk edilmişlik, koparılmışlık, kovulmuşluk hissi verir. Bu duruma düştüğündeyse namaz kılar ama huşû, ibadet eder ama zevk, tad hissetmez. Kur’an okur etkilenmez, ne yaparsa kulluğunu edâ için suretâ olur, hakikatte olmaz. Bu kulun mâsiyetinin kalbinde bıraktığı etkidir. “Fitneler, tıpkı kamışlardan örülen hasır gibi, insanların kalbine çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onsa siyah bir leke hâsıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onsa beyaz biri benek hâsıl olur böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar. Biri cilâlı taş gibi bembeyazdır, dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir, bu kalp ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O hevâdan (beşerî değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa onu (hak veya bâtıl) bilir. (Müslim, Huzeyfe R.A’den)

    Kabz ve bast azalır ve çoğalırlar. İnsan sebeplerini bilemeyebilir de her iki hâle uğrayanların yapması gerekenler vardır: Kendisinde kabz hâli bulanın yapması gereken teslim olmaktır. Vaktin gereğini yapma konusunda teslim olmaktır. Teslim olmadığı takdirde kabzı şiddetlenir. Teslimiyetle kabz biter, izale olur. Kabzı gidermeye uğraşmak özellikle artmasının sebebi olur. Kabzın ortaya çıkması kulun fıtrattan sapması, ihmali, hatası, kusuru, cehâleti, gafleti dolayısıyladır. Bunları izale kabzı izaledir. Kendisinde bast hâli bulanın sükûnet ve vakarını muhafaza etmesi lâzımdır. Bast, sahibini şımartır, azdırır, kul olmaktan uzaklaştırır. Yukarıda “bast”ın bir istidrac da olabileceği belirtilmişti. Kârun’un dünyalık konusunda basta, Bel’am’ın da ilim konusunda basta ulaşması şımarmalarının sebebi olmuştu.

    Âlimlerimiz özellikle “kabz”ı şekillerde ele alıp değişik isimler vermişlerdir.

    TE’DİB KABZI: Kulun çiğnediği bir yasak veya terk ettiği bir buyruk sebebiyle ceza anlamındaki kabz. Umûmîleştiğinde kabz da umûmîleşir. Lût (a.s.)’ın kavminin işlediği cürüm umûmîleştiğinde helâk de umûmîleşmiştir. Tartıyı eksik yapmak umûmîleştiğinde veya başka kötülükler umûmîleştiğinde umûmî rahmet daraltılır, çekilir alınır.

    TEHZİB KABZI: Sonrasında gelecek olan “bast”a hazırlık sadedinde olur. Her büyük müjde (bast) bir sıkştırma (kabz) neticesinde olur. Kabz ile “bast”a hazırlanır. Vahiy için Resûlullah’ın (s.a.v.) Cebrâil (a.s.) tarafında sıkıştırılması gibi. Ayrıca vahiy gelmeden önce gelen sıkıntı ve terleme hâli.

    CEM’ KABZI: Kalpte Allah’tan başkasına yer kalmayacak şekilde mâsivadan uzaklaştıran kabz.

    TEFRİKA KABZI: Zikrullahtan ayrılmanın cezası olan kabz. Tasavvufta söz edilen kabz budur.

    TASAVVUFTA BAST VE KABZ

    Kabz ve bast “havf ve recâ” makamlarını geçen kulun ulaştığı iki hâldir. Yani başlayanlar için (mübtedi) havf ve recâ ne ise ârifler için kabz ve bast odur.

    Havf ve recâ ile arasındaki fark havf ve recâ gelecekle ilgilidir. Arzu edilen bir şeyi elde edip edememek, hoşlanılmayan bir şeyle karşılaşıp karşılaşmamak endişesinden doğar. (Kabz ve bast sahibi ise içinde bulunduğu hâl ile ilgilenir.) Gelecekle ilgili endişenin hâlihazırda gönlünde ortaya çıkardığı durumdur.

    Herevî “bast”ın üç derece olduğunu ifâde eder;

    1-Halkla birilkte bast: Uzleti terk ederek (çünkü uzlette bencilce davranış, kendini düşünmek vardır) iyiliklerinden faydalandırarak halkın arasında hoşgörülü ve mütevâzi bir şekilde yaşamak.
    2-Hakk ile birlikte bast: Havf ve recânın perdeleyip engelleyemeyeceği şekilde Hakk’la araya hiç bir şeyin girememesi. Korku ile bast’ın bir arada bulunması imkânsızdır, zira korku kabz’dandır.
    3-Rabbulerbâb ile olan bast: Kalbin Rabb ile sevinci, rızası, sevgisiyle nimetlenmesi, vuslatı arzulamaması.

    Bazı sûfilere göre kabz kalbin mâsivadan Allah’a döndürülmesi, tefrikadan sonra Allah ile cem olması demektir. Bunlar Hakk’ın kendisi için seçtiği kimselerdir.

    Kabz bir hâl olarak ikiye ayrılır:
    I-Sebebi bilinen kabz: Masiyet işlemekten, gaflete düşmekten hâsıl olduğu bilinen, fark edilen kabz.
    II-Sebebi bilinmeyen kabz: Kendisinden kurtulunması sebebi bilinmediği için mümkün olmayan kabz.

    Hucvîrî, kabz ve bastın kulun kesbiyle ilgili olmadığını, gelişinde ve gidişinde rolünün bulunmadığını söyler. Zira ona göre kabz ve astı Allah kendisine nisbet etmiştir:

    [​IMG] Allah hem sıkar hem açar. (2 – Bakara: 245)

    Bu isimlerin Cenâb-ı Hakk hakkında ifâde ettiği anlamlar;

    1 - Cenâb-ı Hakk hikmetiyle rahmetini kiminden kısarken, yine hikmetiyle kimi için genişletir.
    2 - Kulların rızıklarını da aynı esas üzere kısar ve genişletir.
    3 - Kabzı ve bastı hiç takat bırakmamakla hiç ihtiyaç bırakmamak arasında hikmetine uygun seviyede gerçekleşir.
    4 - Kalpleri cehâlet ve gafletle sıkıştıran, ilim ve marifetle de genişletendir.

    Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin bu isimlerden nasibi;

    1 - İhtiyaç içindeki her insana ve canlıya iyilik ederdi.
    2 - İnsanların gönüllerinde darlık duymaksızın kendisine itaatlerini sağlamaya çalışırdı,
    3 - Cenâb-ı Hakk'ın kendisine rahmetini bastedeceği bir hayat tarzına sahipti, kabzından da korkardı.
    4 - Kabzedenin ve bastedenin sadece Allah olduğuna inanırdı.
    5 - Kendi kabz ve bastının hikmet üzere olmasına dikkat ederdi.
    6 - Gönüllerin bastı için bastulvech=güleryüzlülüğü tavsiye ederdi.

    Bizlere düşen ise;

    1 - Kabzedenin ve bastedenin Allah olduğuna inanmak.
    2 - Kabzettiğinden bast, bastettiğinde kabzedecek başka birisinin bulunmadığına inanmak, bast ile muamelesi için râğıb-ı hâsenât olmak.
    3 - Kabz hâlinde teslim, bast hâlinde vakur olmak.
    4 - Kendi merhametini kabz ve bast hikmetine uygun kullanmak.
    5 - İnsanlara karşı davranışlarında bastülvech sahibi olmak.
     
  2. Murat

    Murat Yönetici

    Ya Rabbi emaneti almaya gönderdigin emanetciyi görene kadar imanımızı muhafaza eyle.
     

Sayfayı Paylaş

Misafirler bu sayfaya şu kelimeleri arayarak geldiler:

  1. ya kabız ne demek