Aşılar

Konu, 'Bebeğin Gelişimi ve Hastalıkları' kısmında Nehir tarafından paylaşıldı.

  1. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi


    Aşılama;
    mikroorganizmanın tamamının yada belirli işlemlerden geçmiş parçalarının insanlara verilmesi ile onlarda önemli bir sorun oluşturmadan, doğal enfeksiyonunun geçirilmesiyle oluşana benzer bağışıklık cevabı oluşturulmasıdır. Bu bağışıklık cevabı ile hastalıklara karşı koruyuculuk oluşturulur. Aşının koruyuculuğu doğal hastalığa yakalanmama veya ondan korunma ile ifade edilir.

    Önerilen bekleme ve kullanım şartlarına uyulmaması, aşıların aktivitesini ve etkinliğini tümüyle azaltabilir. Aşının kalitesi, yapılışından kullanımına kadar geçen süre içinde etkilenebilir. Tüm aşılar için bu dönemde soğuk zincir kuralları uygulanmalıdır. Canlı virüs aşıları ısıya çok duyarlıdır. Difteri- tam hücreli boğmaca-tetanos(DBT), difteri-hücresiz boğmaca-tetanos(DaBT), ölü tip (inaktif) çocuk felci aşısı (IPV), menenjit (Hemofilus influenza tip b- Hib) aşısı, Hepatit B aşısı ve grip(influenza) aşısı özellikle donmaya karşı duyarlıdır. Oral polio-çocuk felci aşısı taşıma ve depolama sırasında 0 – 4 °C ısısında bulundurulmalıdır. Diğer aşılar için ısı 2 – 8 °C olmalıdır. Çocuk felci aşısı eridikten sonra tekrar dondurulabilir ve gerekirse bu işlem birkaç kez tekrarlanabilir. Bekleme ve kullanma şartlarına uyulmadan bekletilen ve kullanılan aşıları tanımak oldukça zordur. Aşılar sağlık kuruluşunun buzdolabında bir aydan fazla saklanmaz, aşı nakil kaplarında ise ancak bir gün saklanabilir.

    Gereksiz aşı reaksiyonlarını ve yan etkileri önlemek ve istenilen uygun etkiyi sağlamak için önerilen verilme yollarına dikkat edilmelidir. Çocuk felci-OPV gibi ağızdan verilen aşılarda anne sütü alımı aşı için olumsuz etki yaratmaz. Kas içi enjeksiyonla yapılması gereken aşılar DBT, DT, Td, DTaB, Hepatit B, kuduz aşılarıdır. Derialtı enjeksiyonlar genellikle süt çocuklarının uyluğuna, erişkin ve büyük çocukların ise omuz bölgesine uygulanır.Kas içi enjeksiyonlarda tercih edilen bölgeler uyluğun ön-dış yan yüzü ve omuz bölgesidir.Süt çocuklarında kas içi aşılar için uyluğun ön dış yüzü önerilir. Bir defada birden fazla aşı yapılacaksa, omuz bölgesi de kullanılabilir.Süt çocukları OPV- rota virüs gibi ağızdan bazı aşıları bazen yutamazlar,5-10 dakika içinde aşının bir kısmının çıkarıldığı ve kusulduğu sağlık personeli tarafından görülürse, aşı dozu tekrarlanabilir. Ayrıca çocuk felci gibi ağızdan verilen aşılarda anne sütü alımı aşı için engel teşkil etmez.

    Aşıların uygulanmadan önce oda sıcaklığına kadar gelmesi ve uygun şekilde çalkalanması, enjeksiyon ile ortaya çıkan ağrıyı belirgin şekilde azaltır. Aşının önerilen bölge dışına yapılması, örneğin hepatit B aşısının yanlış olarak kalçaya yapılması yetersiz korumaya; karma aşıların ise kas içi yerine yanlış olarak derialtı yapılması da aşı yapılan yerde tan etki oranında artışa neden olur.

    Genellikle aşılar hastalık için risk taşıyan ve yeterli koruma cevabı oluşturulabilecek en genç gruba yapılır. Aşı, ihtiyacı olan kişiye, yeterli bağışıklık cevabı oluşturabileceği zamanda ve ihtiyaç duyduğu dönemde yapılmalıdır. Bununla beraber aşının optimum koruma sağlayacağı dönemle hastalık riskinin bulunduğu dönemin karşılaştırılarak aşı takviminin oluşturulması esastır. Örneğin boğmaca aşısının erken süt çocukluğu döneminde oluşturduğu koruma cevabı, geç süt çocukluğu ile karşılaştırıldığında, belirgin şekilde az olmasına karşılık, hastalıktan korunmak için bu dönemde yapılması çok daha faydalıdır.Birçok aşının yeterli koruma cevabı oluşturması için birden fazla yapılması gerekir. Ayrıca bazı aşılarda güçlendirme ve korumanın devamı için, aralıklı olarak “booster” dozlara ihtiyaç vardır. Doz aralıklarının önerilenden uzun olması, sonuçta oluşacak koruma miktarını azaltmaz, aşı aralıklarının uzaması halinde aşılamaya yeniden başlamak bu nedenle gereksizdir.

    Eş zamanlı olarak birden fazla aşı güvenli ve etkili bir şekilde yapılabilir. Süt çocukları ve çocuklar için rutin aşılama programında yer alan aşıların birlikte uygulanması ile ilgili bilinen bir problem yoktur. Aşılama ile elde edilen cevaplar dikkate alındığında birlikte uygulanan aşıların birbirlerinin cevaplarını etkilemediği görülür. Eş zamanlı aşılama çocukluk çağında rutin aşılama şeması içinde birçok hastalığı önlemede kolaylık sağlar. Aynı zamanda yapılması ile farklı zamanlarda tek tek yapılmasında koruyuculuk yönünden fark yoktur. Karma, çocuk felci,menenjit ve Hepatit B aşısının eş zamanlı yapılmasında da bu sonuçlar geçerlidir.Farklı üretici firmalar tarafından aynı amaçla üretilen aşıların içerikleri, formülleri ve oluşturdukları bağışıklık cevapları birbirinden farklı olabilir. Aşılar zaman zaman birbirinin yerine kullanılabilir. Ancak bu konudaki bilgiler sınırlıdır.

    Aşı içeriği ile meydana gelen reaksiyonlar bölgesel veya sistemik olabilir ve hafiften, şiddetli alerjik şok veya benzeri tablolara kadar değişen yan etkilere yol açabilir. Reaksiyondan sorumlu kısımlar aşı antijeni, hayvansal proteinler, antibiyotikler, koruyucular olabilir. En sık görülen hayvansal protein alerjisi tavuk yumurtalarının kullanıldığı grip aşıları, tavuk hücre kültürlerinin kullanıldığı kızamık ve kabakulak aşılarında görülür. Bu aşılarla aşılanacaklara yumurta alerjisi olup olmadığı sorulmalıdır. Yumurta ve proteinlerine karşı şok ve benzer tablo geliştirilmiş olanlarda bu aşılar yapılmamalıdır.Kızamıkçık aşısı insan hücre kültürlerinde üretilir ve yumurta alerjisi olanlarda rahatlıkla uygulanabilir.Bazen aşılar eser miktarda neomisin gibi aşırı duyarlılık yapabilen antibiyotikler içerir. Uygulamadaki hiçbir aşıda penisilin veya türevleri yoktur.

    Doğum ağırlığı ne olursa olsun, prematüre bebekler zamanında doğmuş bebeklerle aynı kronolojik yaş ve protokol içinde önerilen dozlarda aşılanmalı, bölünmüş veya azaltılmış dozlar uygulanmamalıdır.

    Emzirme aşılamayı kötü yönde etkilemez ve herhangi bir aşı için olumsuzluk oluşturmaz. Anne sütü ile beslenen çocuklar rutin önerilen aşı şemaları doğrultusunda aşılanmalıdır.

    Hamilelik sırasında aşının getirdiği risk genellikle teoriktir. Temas riski fazla olan hamilelerde enfeksiyonun anne karnındaki bebeğe ve anneye vereceği zarar değerlendirildikten sonra aşılama yapılabilir.Kombine tetanos ve difteri hamilelikte önerilen tek üründür. Son 10 yıl içinde difteri-tetanos(dT) aşısı yapılmamış olanlarla ve daha önce aşılanmış hamile kadınlara rapel yapılmalıdır. Hepatit B aşısı risk taşıyan hamilelere yapılabilir. Pnömokok ve grip aşıları da enfeksiyon ve komplikasyon riski taşıyan hamilelere uygulanabilir.

    Günümüzde önerilen 2007 Aşılama Takvimi şöyledir:

    BCG (verem) :2.ay veya 3.ay

    DBT (difteri,boğmaca, tetanos) :2.ay – 3.ay – 4.ay – 18.ay

    OPV (çocuk felci) :2.ay – 3.ay – 4.ay – 18.ay – ilkokul 1.sınıf

    dT (erişkin tipi difteri,tetanos) : ilkokul 1.sınıf – ilkokul 8.sınıf

    Hepatit B :Doğum – 1.ay – 6.ay

    MMR(kızamık,kızamıkçık,kabakulak) :12.ay - ilkokul 1.sınıf – ilkokul 8.sınıf

    Hib(menenjit) :2.ay – 3.ay – 4.ay – 18.ay

    Pnömokok (zatürre) :2.ay – 3.ay – 4.ay – 12.ay

    Varisella (suçiçeği) :12.ay

    Hepatit A :12.ay – 18.ay

    IPV (ölü çocuk felci) : 2.ay – 3.ay – 4.ay – 18.ay

    Rota virüs

    Rotarix :2.ay – 3.ay

    Rotatec :2.ay – 3.ay – 4.ay

    Bu aşılama takviminin, aşı yoğunluğu ve çoğu zaman aşıların maliyeti nedeniyle hekim tarafından hastaya göre düzenlenmesi gerekmektedir,özellikle ekonomik yükü en fazla olan rotavirüs ve pnomokok aşılarının zamanlaması hekim tarafından ayarlanabilir .
     
  2. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi

    POLİOMİYELİT-ÇOCUK FELCİ AŞILARI ; Çocuk felci özellikle ılıman iklim kuşağındaki gelişmekte olan , hijyen koşullarının yetersiz olduğu ülkelerde yaygın olarak görülen, ancak tüm dünyayı etkileyen bir hastalıktır. Aşısız olan bir kişi çocuk felci virüsü ile karşılaştığında %90-95 hiçbir klinik bulgu vermemektedir.Ancak paralitik-felçle sonuçlanan enfeksiyon formlarından birisiyle hastalık gelişirse %5-10 ölüm, ve %40 sakatlıkla sonuçlanan bu hastalığın özgül tedavisinin olmaması, aşı ile korumayı ön plana çıkarmıştır.Amerika ve Avrupa'da sokak çocuk felci virüsüne artık rastlanılmamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1980-1994 yılları arasında 133 felçle sonuçlanan poliomiyelit vakası bildirilmiş ve bunların 125'i (%94) ağızdan çocuk felci aşısı -OPV ile ilişkili olarak, aşıya bağlı çocuk felci olarak saptanmıştır. Ülkemizde ise gerek bulunduğu coğrafi lokalizasyon ,gerekse çocuk felcinin aralıklı olarak görüldüğü ülkeler ile komşu olması ve aşılama oranlarındaki yetersizlikler ağızdan çocuk felci aşısı-OPV'nin kullanılmasını şimdilik zorunlu kılarken, ağızdan çocuk feci aşısı ile ilişkili çocuk felci görülmesi nedeni ile ölü çocuk felci aşısının-(IPV) uygulamasını da şiddetle gündeme taşımaktadır.

    BOĞMACA AŞILARI; Halen dünyada yılda 355.000 çocuğun bu hastalıktan öldüğü tahmin edilmektedir. Boğmaca bir bakterinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. Bazı vakalarda bakteri akciğer hava keseciklerine kadar ilerleyerek, boğmacadan ölümlerin %90'ından fazlasından sorumlu olan boğmaca zatürresine yol açar.Ölüm riski yaşa bağlıdır, Üç aylıktan küçük çocuklarda %50 gibi yüksek oranlar bildirmiştir. Beş yaşından sonra son derece nadirdir. Boğmaca mikrobunun bilinen tek konağı insandır. Bakteriler solunum yoluyla, büyük damlacıklar aracılığıyla, hastayla yakın temas sonucu bulaşır. Diğer birçok çocukluk çağı enfeksiyonunun aksine, boğmaca kız çocuklarında daha fazla görülür.

    Dünya üzerinde çok sayıda farklı aşılama şeması kullanılmaktadır. Ancak bunların çok azı bilimsel verilere dayanır. Bütün şemalarda ilk yaş içerisinde 3 doz aşılama ve 15-24 ay arasında birinci, 4-6 yaş arasında da ikinci olmak üzere iki tamamlama dozu yer alır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı'nın belirlediği rutin aşılama şemasında 2.,3. ve 4. aylarda aşılama yapılır, 15-18. aylarda ilk rapel uygulanır, ancak DBT aşısının son rapeli ilkokul 1.sınıfta, yani çocuk 6 yaşını doldurtuktan sonra yapıldığı için ikinci boğmaca rapeli uygulanmaz.

    Aşı yerinde kızarıklık, şişme, ağrı ve Sistemik olarak Ateş (38 °C), halsizlik, huzursuzluk, kusma, iştahsızlık, sürekli olağan dışı ağlama, Hipotoni-hipofleksi-şok hali, havale nöbetleri aşının yan etkileridir. Tam hücreli boğmaca aşısı endotoksin gibi çok sayıda toksik madde içerdiğinden, aşıya bağlı reaksiyonların fazla olması şaşırtıcı değildir, diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, Tam hücreli boğmaca aşısının rutin uygulamasıyla, boğmaca kontrol altına alınmıştır. Ancak, Japonya'da aşının yan etkileri sonucu 1974 ve 1975 yıllarında aşıya bağlı çocuk ölümlerinin görülmesi nedeniyle 1975 yılında Japon Sağlık Bakanlığı boğmaca aşısının ilk dozunu 2 yaşına kaydırmış ve aradan geçen 2 yılda aşılanma oranının çok düşmesi sonucu boğmaca salgınları ortaya çıkmıştır. Aşıdan yan etkileri nedeniyle uzaklaşma sonucu oluşan dünyadaki bu salgınlar, yan etkisi daha az olan boğmaca aşılarının geliştirilmesi için devlet desteğiyle firmaların çalışmaya başlamasını sağlamış, ve asellüler denilen hücresiz, koruyuculuğu yüksek ve yanetkileri ileri derecede azaltılmış hücresiz boğmaca aşılarının uygulamaya girmesi ile sonuçlanmıştır. Aşının uygulama yaşı ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiye'de sağlık bakanlığı tarafından 2.3.4. aylarada ve 15-18 aylıkken olmak üzere tam hücreli formda aşı uygulanmaktadır.

    KIZAMIK-KIZAMIKÇIK-KABAKULAK (MMR) AŞILARI; kızamık ; kuluçka süresi 10-12 gündür; 2-4 gün süren hastalık öncesi dönem ateş, mide bulantısı, göz zarı iltihabı, nezle ve bronşitle karakterizedir. Ateş takip eden günlerde yükselir ve kızamığın kesin bulgusu olan Koplik lekeleri döküntüden 1-2 gün önce yanak içinde belirir.Koplik lekeleri döküntü başladıktan sonraki 1-2 gün içinde görülebilir. Döküntü ; genellikle temastan 12-14 gün sonra baştan başlayarak kol-bacaklara 3-4 gün içinde yayılır, yüz ve gövdede daha belirgindir ve başlangıçta basamakla solar; yayıldığı şekilde baştan başlayarak kaybolur. Kızamık döküntüden önceki 2-4 gün ve sonraki 4 gün bulaşıcı kabul edilir.Kızamık sonrası orta kulak iltihabı (%7-9), zatürre (%1-6), kızamık ensefaliti (1/1000-1/2000) ve ölüm (1/10000) görülebilir. Aşının yaygınlık kazanmasından sonra bile her yıl dünyada kızamığa bağlı yaklaşık 2.1 milyon ölüm olduğu tahmin edilmektedir. Çocuklarda ölümlerin %60'ından sorumlu olan zatürre daha sıktır; beyin iltihabı (ensefalit) ise erişkinlerde daha sık görülür. İkincil bakteriyel enfeksiyonlar ve virüsün yaptığı bağırsak etkisine bağlı ishal gelişmekte olan ülkelerde kızamığa bağlı sık ölüm nedenlerindendir. Kızamık sonrası stafilokok bakterisiyle enfeksiyonlarda sık görülür. Kızamığın diğer bir önemli komplikasyonu olan subakut sklerozan panensefalit (SSPE) nadir bir yavaş ilerleyen ancak yıkıcı bir beyin hastalığıdır. Kızamıktan ortalama 7 yıl sonra, yine ortalama 9 yaşlarında ve erkeklerde daha sık görülür. Kızamık aşısından sonra SSPE hastalığında belirgin bir düşüş gözlenmiştir. Aşıya bağlı SSPE riski varsa da, bunun doğal enfeksiyona göre 1/10 veya daha az olduğu bilinmektedir. SSPE sıklığı aşıdan önce 1 milyon kızamık hastasında 8.5 iken, bu oran aşılamadan sonra 1 milyonda 0.7 vakaya düşmüştür.

    Kızamık mevsimsel artış gösteren, tüm dünyada yaygın ve aşılanmamış toplumlarda tüm topluma yayılabilecek kadar bulaşıcı bir hastalıktır. İnsandan insana büyük damlacıklarla, yakın temasla bulaşır.Aşı deri altı olarak verilir. Birkaç çalışmada kas içi enjeksiyonunda etkisinin aynı olduğu gösterilmiştir. Her aşı dozunda az miktarda neomisin vardır. Aşının koruyucu etkisi %90-95 civarında bulunmuştur.Gelişen antikor testlerinin yardımı ile anne antikor varlığının 11.aya kadar pozitif olduğu, bu nedenle aşılamanın 12 aydan sonra yapılmasının aşı başarısızlığını önlemek ve uygun korumayı sağlamak için gerekli olduğu gösterilmiştir. 12 ay ve sonrası aşılananlarda kızamık oranı %1.7, daha önce aşılananlarda %6.2 bulunmuştur. Ayrıca gelişmiş ülkelerde kızamık genellikle 3 yaşından sonra görüldüğünden, 15 aylıkken bir doz aşılama korunma için yeterli olmaktadır. 15 aylık ve sonra yapılan aşılama ile aşı etkinliği %95 ve üzerinde bulunmuştur. Bütün gelişmiş ülkeler rutin aşılama programlarına 4-6 yaşta ikinci bir MMR aşısı uygulamasını eklemiştir.

    Aşının yan etki oranı oldukça düşüktür. Aşılananların %5-15'inde 39.4 °C ve üzerinde ateş görülebilir. Ateş genellikle aşıdan 5-6 gün sonra başlar ve ortalama 2 gün sürer. Kızamıkta görülen ateşin tersine, kişide rahatsızlık yaratmaz ancak ateşli havalelere zemin hazırlayabilir. Döküntü aşılananların yaklaşık %5'inde görülür; aşıdan 7-10 gün sonra başlar ve 2-4 gün sürer. Aşıdan sonraki 30 gün içinde ortaya çıkan ensefalit gibi merkezi sinir sistemi sorunları bildirilmiştir. Bu yan etkilerin 3.6 milyonda 1 olarak görüldüğü bildirilmiştir. Saptanan ensefalit vakaların aşıya bağlı bir yan etkiden çok, tesadüfi olarak geliştiği düşünülmektedir.

    Genel olarak yüksek ateş, bağışıklık noksanlığı, hamilelik, neomisine karşı ağır allerji hikayesi varsa, 3 ay içerisinde kan ve kan ürünleri verilmişse aşı yapılmamalıdır. Yumurta alerjisi göreceli bir aşıya engel olarak kabul edilebilir.

    Kabakulak, bir virüs grubu tarafından meydana gelen akut, bulaşıcı ve kana virüs girişi ile seyreden çok sayıda organı ilgilendiren bir hastalıktır. Tükrük bezinin tek veya çift taraflı ani gelişen, ağrılı şişliği en sık bulgudur. Diğer tükrük bezlerinin, merkezi sinir sisteminin, pankreasın ve testisin etkilenmesi de sıktır. Hastalık %30 oranında hiçbir bulgu vermez.Kuluçka dönemi 12-25 gün arasında, ortalama 18 gündür. Tükrük bezi iltihabından önce 1-2 gün süren iştahsızlık, baş ağrısı, mide bulantısı, kas ağrıları gibi bulgular görülebilir. Bu bulgular olmadan tek veya çift taraflı tükrük bezi tutulumu ilk bulgu olabilir. Tükrükbezi iltihabı ile beraber genellikle orta dereceli ateşte vardır.İki taraflı tükrük bezi tutulumu daha sıktır, diğer tükrük bezleri daha az sıklıkla tutulur.Özellikle ergenlik sonrasında diğer organların tutulumu tükrük bezi iltihabından önce, birlikte, sonra veya tükrük bezinde şişme olmadan görülebilir. Tükrük bezi iltihabından sonra epididimoorşit denilen testis iltihabı ve beyin-beyinzarı iltihapları en sık rastlanan bulgulardır. 15 yaşından büyüklerde komplikasyon %50'lere yaklaşırken, daha ufak yaş gruplarında en yüksek oran %28, genel komplikasyon riski ise %8.6 olarak bulunmuştur. Komplikasyonlar erkeklerde daha sıktır.Kabakulak beyin-beyinzarı iltihabı; ense sertliği, şuur dalgınlığı, baş ağrısı, havale ve ciddi davranış bozuklukları şeklinde ortaya çıkabilir. Erkeklerde daha sık görülür ve 7 gün kadar sürebilir. Kabakulağa bağlı beyin-beyin zarı iltihabının sonucu genellikle iyidir, ancak sağırlık, yüz felci ve nadirde olsa zihinsel-davranışsal gerilik, omurilik iltihabı, beyincik etkilenmesine bağlı denge bozukluğu ve hidrosefali (beyinde beyin-omurilik sıvısının toplanması) görülmüştür.Ergenlik sonrası erkeklerin %20'sinde testis iltihabı görülür; genellikle tek taraflıdır, yine tükrük bezi şişmesi olmadan da görülebilir, ancak sıklıkla tek testis tutulduğundan, kısırlık çok nadirdir. Kabakulağın şeker hastalığı ile de ilişkisi gösterilmiştir. İçkulak sinir hücrelerinin virüsle direkt hasarına bağlı sinirsel tip işitme kaybı görülebilir. Sağırlık şiddetli, ani, tek taraflı ve kalıcıdır ve bulgu vermeden geçirilen kabakulak enfeksiyonundan sonra da işitme kaybı görülebilir.

    Virüs solunum yolu ile veya ağız yolu ile virüs içeren damlacıkların geçişi ile bulaşır.İlk yaş içerisinde anneden geçen antikorlara bağlı olarak, kabakulak enfeksiyonunun çok nadirdir. Kabakulağın 1 yaş altında koruma oranının düşük olması ve nadir görülmesi nedeni ile MMR aşısı ile 12-15 aylıkken aşılama önerilmektedir. Tek olarak yapılan kabakulak aşısı ve MMR aşısının koruma oranlarında farklılık yoktur.

    Kabakulak aşısı doğumsal veya edinsel bağışıklık yetmezliği olanlarda, kan ve kan ürünlerinin verilmesinden 3 ay sonrasına kadar ve hamilelikte yapılmaz. Aşı hafif ateşli hastalığı olanlarda, ilaç tedavisi olarak kortizon alanlarda, yumurta, tavuk, tavuk tüyü ve neomisine karşı aşırı duyarlılık reaksiyonu geliştirmiş olanlarda aşının getirdiği risk ve fayda oranları hekim tarafından değerlendirildikten sonra yapılabilir. Ancak belirtilen alerjik reaksiyonları olanlarda risk yüksektir.

    Kızamıkçık (Rubella); kuluçka dönemi 14-21 gündür. Temastan sonra ilk hafta hiçbir bulgu yoktur. İkinci haftada özellikle ense ve kulak arkası lenf bezi büyümeleri görülebilir. İkinci haftada virüs kana geçer, hafif ateş, bulantı, göz zarı iltihabı görülebilir. Lenf bezi büyümesi bu dönemde belirgin olarak ortaya çıkar.Kuluçka döneminden sonra yüz ve boyunda döküntüler belirir, ancak hafif olduğundan fark edilmeyebilir. 1-3 gün içinde tüm vücuda yayılıp kaybolmaya başlar.

    Doğumsal kızamıkçık; Hamileliğin erken dönemlerinde olan enfeksiyon genellikle körlük, geç dönemlerinde ise sağırlıkla sonuçlanır. Ancak hangi dönemde olursa olsun tüm organ sistemlerini tutabilir. İlk 2 hafta en önemli dönemdir, takiben 4 hafta içinde anne karnındaki bebekte enfeksiyon riski azalır. 16-20. haftalar arasında sadece sağırlık bildirilmiştir. Kızamıkçık tüm dünyada yaygındır ve salgınların aşılamadan önce daha çok bahar aylarında ve 7 yıllık aralarla büyük salgınlar şeklinde olduğu bilinmektedir.Aşının koruyucu etkinliği %97-100 arasında değişmektedir. A.B.D.'de aşı 15 aylıkken yapılmaktadır.Doğumsal kızamıkçığın önlenmesi için en etkili ve direkt yol doğurganlık çağındaki kadınların aşılanmasıdır.Neomisine karşı alerjik şok geliştirmiş kişilere aşı yapılmamalıdır. Aşı insan hücrelerinde üretilir, ancak MMR' deki diğer virüsler kanatlı hayvan dokularından elde edildiği için, MMR kombine aşının yumurta alerjisi olanlara uygulanmasında dikkatli olmak gerekir. Kan ve kan ürünlerinin verilmesinden 2 hafta öncesinden 3 ay sonrasına kadar aşı yapılmaması önerilmektedir.Aşı hamilelikte kesinlikle yapılmaz, aşıdan sonra en az 3 ay hamile kalınmamalıdır. MMR aşısı deri altı uygulanır, önemli bir yan etkiye neden olmaz. Daha çok içerdiği kızamık aşısına bağlı olarak hafif ateş, aşıdan 7-10 gün sonra döküntü ve kızamıkçık aşısına bağlı döküntü lenf bezi büyümesi görülebilirse de, bu yan etkiler son derece nadirdir. Kombine aşılama tek aşı uygulamasından daha fazla bir yan etki riski taşımamaktadır.

    MMR aşısı için uygun yaş 15. aydır. Özellikle erken dönemde ortaya çıkan kızamık vakalarını kısmen de olsa önleyebilmek için gelişmiş ülkelerde MMR' nin uygulama yaşı son 2 yıldır 12-15 ay olarak belirtilmektedir. 12-15 yaşta koruyucu değerlerin altına inildiğinin saptanması üzerine 1989 yılından beri ilkokul öncesi (4-6) ikinci MMR dozu uygulanmasına başlanmıştır.
     
  3. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi

    HEMOFİLUS İNFLUENZA TİP-B (MENEJİT) AŞISI; Hemofilus İnfluenza tip B (HIB) genellikle 6 yaşından küçük çocuklarda çok sayıda hastalığa neden olan bir mikroorganizmadır. Bu mikroorganizmaya bağlı menenjitler, aşılama programları başlamadan önce, sıklık açısından bakteriyel menejitler içerisinde ilk sırada yer almakta ve %5-10 ölüm ile seyretmekte, kurtulan çocukların %20-40'ında iletim tipi işitme kaybı gözlenmekteydi. Hemofilus İnfluenzaya bağlı menenjit, bakteriyemi-kana mikrop girmesi, zatürre, akciğerede sıvı toplanması,eklem iltihabı,kalp zarı iltihabı, epiglottit, kemik iltihabı gibi enfeksiyonların yaklaşık %95'inde neden tip b' dir,orta kulak iltihabı, sinüzit, göz zarı iltihabı , bronşit ve idrar yolu enfeksiyonu gibi hastalıklar ise çoğunlukla tiplendirilemeyen (kapsülsüz) hemafilus bakterileri ile ortaya çıkarlar. Rutin aşılamanın yapılmadığı gelişmekte ve geri kalmış ülkelerde halen en önemli bakteriyel menenjit nedeni olma durumunu sürdürmektedir. Bu hastalığın %5-10 ölüm riski yanında %40'lara varan oranda, sağırlık başta olmak üzere, konuşma bozuklukları, zihinsel-davranışsal gerilik, öğrenme güçlüğü, motor bozukluklar ve epilepsi gibi komplikasyonları vardır. Bakteri solunum yoluyla yayılır.Ciddi Hib enfeksiyonu vakalarının yaklaşık %85'i ilk 5 yaştaki çocuklarda görülür. Hib aşısının klinik uygulamaya girmesinden ve özellikle rutin aşılama şemalarında yer almasından sonra Hib menenjiti sıklığında çok belirgin bir azalma ortaya çıkmış ve bu sayede gelişmiş ülkelerde bu hastalık artık yok edilebilecek noktaya yaklaşmıştır. 2-6 aylık çocuklarda 4-8 hafta arayla 3 enjeksiyon, 3.dozdan 1 yıl sonra rapel, 6-12 aylık çocuklarda 4-8 hafta arayla 2 enjeksiyon, 2.dozdan 1 yıl sonra rapel, 1-5 yaş arasındaki çocuklara tek enjeksiyon şeklinde uygulanır.

    HEPATİT B AŞILARI; Hepatit B virüsü (HBV) hiçbir klinik bulgu vermeyen gizli enfeksiyondan,hastalığa özgül olmayan iştahsızlık, bulantı, halsizlik gibi şikayetlerle seyreden hastalığa, hepatit dışı bulgularına, sarılığın eşlik ettiği klinik hepatite veya ölümcül –ani karaciğer yetmezliğine neden olan hepatite (fulminant fatal hepatit) neden olabilir. Hepatit B yüzey antijen (HBsAg) pozitifliğiyle seyreden kronik HBV enfeksiyonu, 1-5 yaş arasında, virüsü alan çocukların %30'unda gelişir, kronik hepatit B enfeksiyonu olan kişiler kronik karaciğer hastalıkları (siroz, kronik aktif hepatit veya kronik persistan hepatit) veya karaciğer kanseri için artmış risk altındadırlar. Kuluçka süresi, 45-160 gün ortalama 120 gündür. Anne karnındaki dönemde, HBV enfeksiyonu; hepatit B' li (hepatit yüzey antijeni-HBsAg pozitif) annelerden doğan bebeklerde HBV enfeksiyonu riski annenin hepatit B antijen (HBeAg) pozitifliğine de bağlı olarak %10-80 arasında değişir. Gebelik döneminde HBV alan bebeklerde (özellikle annelerinde HBeAg pozitif olduğunda) kronik HBV enfeksiyon riski %70-90'dır. Hamile kadınların HBV oldukları doğumdan önce bilinirse, yeni doğan bebeklerine doğumdan hemen sonra hepatit B immünoglobulin (HBIG) verilmesi ve hepatit B aşılarına başlanması ile bu bebeklerin %90'dan fazlasının HBV ile bulaşma olması önlenebilir. Spesifik bir tedavinin bulunmadığı HBV enfeksiyonu için kronik karaciğer hastalığında alfa-interferon yaklaşık %40 tedavi başarısı ile kullanılmaktadır. HBV enfeksiyonunun yol açtığı hastalıklar ve etkin bir tedavinin bulunmaması aşının önemini göstermektedir. HBV yayılımının önlemenin en etkili yolu temas öncesinde hassas kişilerin hepatit B aşısıyla aşılanmasıdır. Bunun için gebelerin erken dönemde test edilmeleri, koruma ihtiyacı olan yeni doğanların belirlenmesi, yeni doğanların rutin aşılanması, 11-12 yaşına geldiği halde aşılanmamış olan tüm ergenlerin ve yüksek risk grubunda yer alan yetişkinlerin hepatit B aşısıyla aşılanmaları gerekir.Hepatit B aşısı erişkinlerde ve çocuklarda yalnızca omuz kası içerisine, yeni doğan ve süt çocuklarında uyluk ön-dış yüze kas içerisine uygulanır. Gebelik veya annenin bebeği emziriyor olması hepatit B aşısı uygulaması için engel oluşturmaz.Tüm yeni doğan bebeklerde doğumda veya doğumdan hemen sonra (0-2.ayda), daha önceden aşılanmamış 11-12 yaşına kadar olan tüm çocuklara, daha ileriki yaşlarda ise yüksek risk gruplarında olan kişilere uygulanmalıdır. HBV enfeksiyonundan korunmak için aşı serisi 3 doz hepatit B aşısından oluşur, sıklıkla kullanılan aşılama şeması 0,1 ve 6. aylarda hepatit B aşısının uygulanması şeklindedir. 4 dozluk aşı şeması (0,1,2 ve 12) uygulamasının getirdiği avantaj çalışmalarda görülmemiştir.

    HBsAg negatif annelerden doğan vücut ağırlığı 2 kg'ın altında olan prematüre yeni doğan bebeklerin hepatit B aşılarına bebeğin vücut ağırlığı 2 kg olduğunda veya bebek 2 aylık olduğunda başlanması daha uygundur.Rutin anti-HBs tayini gerekli değildir. İzlem ve tedavileri nedeniyle anti-HBs düzeylerinin bilinmesi gereken çocuklarda aşı şeması tamamlandıktan 3-9 ay sonra aşının koruyup korumadığının kan testleri ile değerlendirmesi yapılmalıdır.Aşılama serisinde 1 veya 2 doz hepatit B aşısının kullanılmasıyla gelişen koruyucu yanıtın, uygulanan tüm aşıların aynı firmanın ürettiği aşılarla olması durumunda gelişen koruyucu yanıttan farklı olmadığı gösterilmiştir. 3 dozluk hepatit B aşı serisi tamamlandıktan sonra aşılananlarda serum anti-HBs cevabı (10mIU/ml üzeri olmalı) gelişmediyse bu vakalar tekrar aşılanmalıdır. Tekrar aşılama sırasında HBsAg pozitif oldukları saptanırsa aşılamaya son verilir, tekrar aşılama 1 ile 3 aşı dozundan oluşur,%30-50 başarı sağlanır ancak 3 dozluk bir tekrar aşılama serisinden sonra HBsAg negatif kalırsa, muhtemelen ek aşı dozlarına yine cevap alınamayacaktır,bu çocuklarda hepatit B temasında pasif koruma (hepatit immunglobulin) gereklidir.

    Hepatit B aşısı; çocuk ve erişkinleri HBV enfeksiyonu ve klinik hepatit B'den korumada %90-95 oranlarında etkindir. Eğer yeterli oranda koruyucu antikor gelişmiş ise klinik hepatitten korunmada %100 etkindir. Hepatit B aşıları yapılan çocuk ve erişkinlerde yapılan uzun süreli araştırmalar, anti-HBs düzeyleri düşük veya saptanabilecek düzeylerin altında olsa da sağlıklı erişkinler ve çocuklarda immünolojik hafızanın en az 12 yıl devam ettiğini ve aşının kronik HBV enfeksiyonuna karşı koruyucu olduğunu göstermektedir. Gebelik dönemindeki HBV enfeksiyonunu önlemek için doğumda aşılanan çocuklarda, aşılamanın etkinliğinin en az 8 yıl devam ettiği görülmüştür. Bugün için aşının rutin booster dozlarının yapılması önerilmemektedir, antikor düzeyini tayin için kan testleri de şart değildir. Diyaliz hastalarında, yılda bir kez antikor düzeyi bakılarak, anti-HBs antikor düzeyleri 10 mIU/ml altında olanlara bir hatırlatma doz uygulaması önerilir.

    HEPATİT A AŞISI; Aşılama viral hepatitin kontrolünde halen en etkin ve en ucuz yol olarak görülmektedir. Hepatit A dışkı-ağız yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. En sık rastlanan bulaşma yolu hasta bir kişi ile temastır. Ancak kirlenmiş su, kabuklu deniz hayvanları, damar yolu ilaç bağımlılığı, kan ve kan ürünleri ile de bulaşabilir. Dolayısıyla hemofili ve diyaliz hastaları Hepatit B yanında Hepatit A içinde risk taşırlar. Çocukların çoğunluğu hiçbir klinik bulgu, şikayet vermeden enfeksiyonu geçirerek, 5 yaşına kadar virüsü alırlar.Hastalığın kuluçka süresi 15-45 gündür. Hastanın yaşı ne kadar küçükse bulgu-şikayet görülme şansı o kadar azdır. Bir çalışmada 2 yaş altındaki çocuklarda % 84,3 enfeksiyonun hiçbir klinik bulgu ve şikayet yaratmadan seyrettiği bildirilmiştir. Çocuklarda hastalığın süresi de genellikle daha kısadır. Beş gün kadar süren sarılık öncesi dönemde ateş, baş ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve karın ağrısı görülebilir. Ateşin düşmesi ile birlikte idrar rengi koyulaşır. Çocuklarda sarılık ortaya çıkınca şikayetler azalırken, yetişkinlerde devam edebilir, sarılık dönemi birkaç günde bitebileceği gibi, birkaç aya kadar uzayabilir. Çocuklarda 8-11 gün, yetişkinlerde 3-4 haftadır. Hepatit B' de görülen kronikleşme eğilimi, Hepatit A' da kolestatik hepatit dışında genellikle yoktur. Ancak nadir görülen ölümcül ani karaciğer yetmezliği ile seyreden fulminan hepatit, hastalık sık görüldüğünden, birçok kişinin hayatına kaybetmesine yol açmaktadır.İki dozdan sonra koruyucu etkinlik %94 olarak bulunmuştur. Hepatit A aşısı iyi tolere edilen bir aşıdır. En sık görülen yan etki içerdiği aliminyum hidroksite bağlı olan ve bir gün kadar süren hafif aşı yeri ağrısıdır. Aşı yerinde hafif sertlik %35 görülür. 6-12 ay ara ile 720 EU olarak uygulanır. 1 yaşın altındaki çocuklar için henüz önerilmemektedir. Aşının teorik olarak 20 yıl koruduğu düşünülmektedir.

    VARİSELLA (SU ÇİÇEĞİ) AŞISI; Varisella-zoster virüsü (VZV) tüm dünyada yaygın olarak suçiçeği ve zona'ya yol açan bir uçuk virüsüdür, sadece A.B.D.'de 3,7 milyondan fazla çocuğun her yıl suçiçeği geçirdiği bilinmektedir, suçiçeğinin en sık görülen komplikasyonları stafilokok gibi mikroplara bağlı ikincil enfeksiyonlardır, yine ciddi A grubu beta streptokok enfeksiyonlarının suçiçeği seyri sırasında arttığı bilinmektedir. Bunun yanında enfeksiyon karaciğer iltihabına, zatürreye ve santral sinir sistemi sorunlarına neden olabilir. Her 550 çocuktan birinin suçiçeği komplikasyonları nedeniyle hastaneye yatırıldığı gösterilmiştir. Bağışıklık sistemi baskı altında olan hastalarda daha ağır komplikasyonlara neden olur. Hamileliğin ilk 20 haftası içerisinde geçirilen enfeksiyon ‘suçiçeği embriyopatisi'ne ve doğumsal suçiçeği sendromuna neden olabilir. Varisellanın en komplikasyonlu seyrettiği yaş 3-4 yaş arasıdır.Aşı 0,5 ml olarak derialtı uygulanmaktadır, ancak kas içi aşılama ile de benzer başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Amerika ve Japonya'da yapılan araştırmalarda aşılanan çocukların %95'inde aşıdan 8-20 yıl sonra antikor cevabının devam ettiği gösterilmiştir. 1-14 yaş arasındaki çocuklarda aşıdan sonra her bir yıl içinde aşı etkinliği %100 olarak bulunmuştur. Ev içi suçiçeği temaslarından sonra, aşının herhangi bir hastalıktan korunmada etkinliği %70 oranındadır , aşılanan çocuklar suçiçeği geçirse bile hastalığın çok daha hafif olduğu, ateşin aşılandıktan sonra hastalananların sadece %1'inde 38 dereceyi geçtiği ve döküntülerin sayısının da doğal enfeksiyona göre çok az (ortalama 15-20 arasında) olduğu gösterilmiştir, hastalığı geçirme süresi de aşılananlarda daha kısadır. Birçok hastada döküntüler tipik suçiçeği döküntülerinden daha çok böcek ısırığı gibi görülebilir. Aşılanan kişiler hastalığı hafif geçirseler bile, virüsü diğer kişilere bulaştırabilirler. Aşının yan etkisi çok azdır. Aşılanan çocukların %7'sinde, 1 ay içinde kızamıktakine veya suçiçeğine benzer bir döküntü görülebilir,döküntülerin sayısı genellikle 2-5 arasında, aşılanan bölge dahil herhangi bir yerde olabilir. Aşıdan sonra çocukların %20'si enjeksiyon bölgesinde geçici ağrı, hassasiyet ve kızarıklıktan şikayet etmektedir. Daha önce suçiçeği geçirmiş ve aşılanmış kişilerin tekrar aşılanması yan etki oranlarını arttırmamaktadır.

    PNÖMOKOK (ZATÜRRE) AŞILARI; Pnömokok, vücudun farklı bölgelerinde ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bir bakteri türüdür. Özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda ölümcül olabilen veya kalıcı hasarlara yol açabilen hastalıklara neden olur. Pnömokoklar sağlıklı insanların burun, geniz ve boğazında yaygın olarak bulunurlar. Bulaşma genellikle; öksürme, yıkanmamış ellere dokunma veya öpüşme gibi doğrudan temas yoluyla olur. Bu bakteri özellikle çocukların toplu halde bulunduğu kreş ve anaokulu gibi yerlerde çok hızla yayılabilir. Küçük çocuklar bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için, pnömokoklara karşı daha savunmasızdır. Pnömokok, bebeklik ve çocukluk çağında en sık rastlanan ve ölüme sebep olabilen enfeksiyon etkenlerinden biridir. Pnömokokların neden olduğu zatürre dünya üzerinde her yıl 5 yaşından küçük yaklaşık 1.2 milyon çocuğun ölümüne neden olmaktadır.Toplumsal kaynaklı zatürre, akut sinüzit, akut orta kulak iltihabı ve bakteriemi'lerde ilk sırada, bakteriyel menenjitte meningokok mikrobu ile birlikte ilk sırada görülürken; kemik iltihabı, eklem iltihabı, kalp ve zarlarının iltihabı, karın zarı iltihabı, ve beyin abselerin de de en önemli nedenler arasındadır. Bu hastalılardan ABD'de yılda 13 bin bakteriyemi, 700 menenjit, 5 milyon ortakulak iltihabı ve bunlara bağlı olarak 200 ölüm gözlenmektedir. Pnömokokların neden olduğu hastalıklar her yaşta görülebilirse de, vakaların çoğu ilk yaşta (%85) veya yaşlılık dönemindedir. .Pnömokok enfeksiyonlarını önlemenin en etkili yolu aşılamadır. Pnömokok enfeksiyonların kaynak esas olarak klinik bulgu vermeyen taşıyıcılardır. Taşıyıcılık okul öncesi çocuklarda %40-60 arasında rastlanır. Yani okul öncesi çocukların yaklaşık yarısı pnömokok bakterisini burun boğazlarında taşımaktadırlar. Hastalık solunum yoluyla genekllikle kış aylarında ve ilkbahar başlarında ortaya çıkmakta ve damlacık yoluyla bulaşmaktadır. Özellikle bağışıklık sistemi bozukluğu olanlarda, doğumsal kalp bozukluklarında, astım, kistik fibroz gibi kronik akciğer hastalıklarında, kreşe gitme durumlarında, kronik böbrek yetmezliği, nefrotik sendrom gibi böbrek hastalıklarda risk artmaktadır. Bakteriyel menenjit, kana mikrop girmesi (bakteriyemi), zatürre, orta kulak iltihabı ve sinüzit en sık pnömokok hastalıklarıdır,bakteriyel menenjit nedeni olarak pnomokoklar 3 ay ile 4 yaş çocuklarda 1.sırada , 5 yaş üstü çocuklarda meningokoktan sonra 2. sırada görülmekte %10 ile %30 ölüm riski taşımakta, yaşayanlarda ise işitme kaybı, sağırlık, zihinsel-davranışsal gerilik, öğrenme güçlüğü, havale ve hidrosefali denilen beyinde beyin-omurilik sıvısının toplanması gibi komplikasyonlara neden olmaktadır.Orta kulak iltihabı ve sinüzitlerde pnömokoklar %20 ile %60 arasında neden olmakta, ve etkili antibiyotiklere karşı bir çok farklı mekanizma ile direnç göstermektedirler ve tedavide ilk seçenek olarak kullanılan penisilinlere karşı direnç geliştirmeleri son yıllarda giderek artmaktadır. Türkiye'de yeterli veri bulunmamasına karşın %30 civarında orta derecede, %5 civarında ağır derecede pnömokokların antibiyotiklere direnç gösterdiği tahmin edilmektedir.Penisilenlere direnç gösteren pnemokoklar yeni uygulamaya giren diğer antibiyotiklere de direnç gösterebilmektedirler. Pnemokokların 90 tipi olmakla birlikte bunların bir kısmı hastalıklara neden olmaktadır. 23 farklı pnömokok tipini kapsayan aşı (pnemo23) polisakkarit yapısında olmasından dolayı 2 yaşından küçük çocuklara yapılamamakta ve kısa süreli bağışıklık oluşturmaları nedeni ile 5 yılda bir tekrar edilme zorunluluğu olmaktadır.Bu nedenle,çocuklarda sık rastlanan 7 pnömokok tipinin antijenlerini içeren konjuge pnemokok aşısı üretilmiş ve hizmete sunulmuştur,bu aşı 2 yaş altında yapılmakta ve menejitler de %80 , zatürrede %20, orta kulak iltihabında da %60 oranında koruma sağlamıştır. Orta kulak iltihabı sonrası gelişen iletim tipi işitme kaybına neden olan orta kulak içi sıvı toplanmaları ve bu nedenle kulağa tüp takılması ihtiyacı, aşıdan sonra %40 civarında azalmıştır. Bu aşı ile iki yaş altındaki çocuklarda görülen pnömokoklar % 80 oranında önlenebilmektedir. Konjüge pnömokok aşısının rutin uygulamaya girmesiyle penisilin direnç oranlarında belirgin bir azalma meydana gelmiştir.
     
  4. Nehir

    Nehir Bölüm Yöneticisi

    ROTA VİRÜS AŞILARI; Rota virüsler tüm dünyada bebekler ve küçük çocuklardaki şiddetli ishalin en önemli nedenidir. Yaşamın ilk 5 yılında, hemen her çocuk ishale neden olan bu virüs ile enfekte olmaktadır.Dünya çapında rota virüslerin her yıl 111 milyonun üzerinde gastroenterit (mide-bağırsak enfeksiyonu) vakasından ve yaklaşık 600.000 ölüm vakasından sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Bu ölüm vakalarının %82'sinin gelişmekte olan ülkelerde olduğu hesaplanmıştır ve bu da her gün yaklaşık 1205 çocukluk çağı ölüm vakasına eşdeğerdir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde rota virüs hastalığı sıklığının benzer düzeyde olması, bu hastalığın sadece su kalitesi, sağlık önlemleri yada hijyen koşullarını iyileştirmeyle kontrol altına alınamayacağını düşündürmektedir. Şiddetli rota virüs gastroenteritinin güncel tedavisi sıvı-elektrolit kaybının önlenmesidir. Bu tedavi şiddetli ve ölümcül enfeksiyon sayısının azaltılmasına yardımcı olmakla birlikte, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, ölüm oranları kabul edilemez düzeyde yüksek kalmaktadır. Bu bulgular, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yüksek hastalık düzeyi ve ilişkili maliyetle birlikte, rota virüs nedenli hastalığı önlemek için yeni, daha etkili halk sağlığı stratejilerine kuvvetle gereksinim duyulduğunu vurgulamaktadır. Aşılamanın, şiddetli rota virüs hastalığı sıklığı üzerinde önemli derecede etkisi olabilecek tek kontrol yöntemi olduğu bilinmektedir. İlk rota virüs enfeksiyonundan sonra, çocukların %88'inin ağır gastroenterite karşı korunduğu bildirilmiştir. Bu nedenle doğal enfeksiyonu taklit eden ve iki (rotarix) veya üç (rotatec) doz halinde uygulanan zayıflatılmış aşı, koruyucu bağışıklık meydana getirmesi ve ağır ishal ve sekellerinden (örneğin, sıvı kaybı, hekime başvurular ve hastaneye yatırmalar) korumalıdır.

    Rota virüsler her yerde bulunabilmektedir ve dünyada 3-5 yaş arasındaki çocukların %95'i virüsü almaktadır. Dünya çapında her yıl, rota virüslerin 5 yaş altındaki çocuklarda, yalnızca evde bakım gerektiren 111 milyon gastroenterit atağına, polikliniğe başvuruyu gerektiren 25 milyon vakaya, 2 milyon hastaneye yatırılma ve 440.000 ölüm vakasına neden olduğu hesaplanmaktadır. Daha yeni tahminler, medyan ölüm vakası sayısının 600.000'e kadar çıkabileceğini düşündürmektedir. Bu 5 yaşına kadar hemen hemen bütün çocukların bir rota virüs gastroenteriti atağı yaşadığı, yaklaşık 293 çocuktan birinin rota virüs hastalığı nedeniyle öleceği anlamına gelmektedir.Rota virüs yılın her ayında saptanmakla birlikte, ılıman iklimli gelişmiş ülkelerde hastalık kış ağırlıklı mevsimsel bir model göstermektedir. Rota virüsler ileri derecede bulaşıcıdır ve en sık bulaşma yolu dışkı-ağız yoludur. Virüs çevrede uzun süre kalabildiğinden, bulaşma kişiden kişiye bulaşma, kirlenmiş su içilmesi yada yiyeceklerle ve oyuncak yada yemek hazırlama tezgahları gibi bulaşmış yüzeylerle temas sonucunda olabilmektedir. Virüs ellerde saatler boyunca ve katı yüzeylerde günler-haftalar boyunca yaşayabilir, insan dışkısında 1 haftaya kadar bulaşıcı durumda kalabilmektedir ve içme suyunda haftalar boyunca yaşayabilir, ayrıca solunum yoluyla da bulaşma olabileceğini düşünülmektedir.Kusma ve ishal şiddetli olduğunda etkili bir sıvı ve elektrolit dengesinin sürdürülebilmesi için genellikle ağızdan sıvı tedavisi (ORS) gereklidir. ORS etkili ve çoğu zaman yaşam kurtarıcı olmakla birlikte, hastalığın nedenini değil, sıvı kayıplarını tedavi etmektedir, rota virüslere karşı etkili olacak antiviral ilaçlar da bulunmamaktadır. İnvaginasyon, bir incebarsak bölümünün diğeri içine girmesi şeklinde bir bağırsak tıkanması şeklidir,barsak tıkanması vakalarının %80-90'ı 3-36 aylık çocuklarda ortaya çıkar. En yüksek risk altındakiler 3-12 aylık bebeklerdir ve invajinasyon iyi beslenmiş erkek çocuklarda daha sık ortaya çıkmaktadır, barsak tıkanması olan çocukların yaklaşık %10'unda daha önce ishal öyküsü (özellikle rotavirüs) veya yeni geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonu öyküsü, nadiren de Meckel divertikülü, barsak polipleri, intestinal duplikasyon gibi doğumsal barsak problemleri veya barsak lenfoması , Henoch-Schoenlein purpurası, kistik fibroz da neden olarak görülür.Klinik olarak barsak tıkanmasında aralıklı, ciddi şeklinde karın ağrısı, kusma ve kanlı sümüklü karışık dışkılama olur; şok ve ateş 24-48 saat sonra ortaya çıkar. Çoğu bebek tam olarak iyileşirse de invaginasyon hemen tedavi edilmediğinde yaşamı tehdit eden bir durumdur. 63 bin bebeği içeren bir çalışmada rotavirüs aşılarının invajinasyona neden olmadığı gösterilmiştir.

    Rotarix ağızdan uygulanan bir aşıdır ve yaşamın ilk 6 ayında 2 doz olarak uygulanmaktadır. 1. doz en erken 6 haftalığa kadar yapılabilir ve 2. dozdan önce en az 4 hafta beklenir. Aşılama kürü 6 aylık olduğunda tamamlanmış olmalıdır. 3.-5. aylarda uygulanan 2 doz Rotarix ile herhangi bir rota virüs gastroenteritine karşı koruyucu etkinlik %82'ye kadar çıkmaktadır.Rotatec ise 5 rota virüs suşu içeren 3 doz olarak uygulanan diğer yeni rota virüs aşısıdır.Her iki aşıyla ilişkili ciddi istenmeyen olaylar bildirilmemiş ve beklenen reaksiyonların sıklığı, aşı ve aşı uygulanmayan-plasebo gruplarında birbirine yakın bulunmuştur.Rutin aşılamalarla eşzamanlı olarak uygulanan rotavirüs aşılarının güvenirlilik ve yan etki sıklıkları, öksürük/burun akıntısı, ishal, huzursuzluk, iştahsızlık, ateş yada kusma açısından aşı yapılmayan-plaseboya benzer bulunmuştur. Klinik deneyim, Rota virüs aşılarının diğer rutin çocukluk çağı aşıları ile eş zamanlı kullanımının, bu aşıların tek tek koruyuculuklarının etkilenmediğini göstermiştir.

    MENİNGOKOK (benekli menenjit) AŞILARI; Neiseria meningitis, hem ara sıra, hem de salgın hastalıklara, ciddi hastalıklardan özellikle menenjit ve meningokoksemi'ye(kana bakterinin girmesi) neden olmaktadır. Hemofilus influenza tip b aşısının rutin olarak uygulandığı ülkelerde çocukluk çağında ve genç yetişkin yaşlarda bakteriyel menenjitlerin en sık nedeni olarak dikkat çekmektedir. Meningokoksemi de başlangıç anidir,ateş, titreme, halsizlik, isteksizlik ve ilk etapta alerjik görünümlü, kızamık benzeri veya cilt içi kanamalar tarzında döküntü bulunabilir,ağır vakalarda cilt içi kanama, yaygın damar içi pıhtılaşma, şok, koma ve ölüm uygun tedaviye rağmen birkaç saat içinde gelişebilir.5 yaş altında sık görülen meningokok enfeksiyonlarının en sık görüldüğü yaş, 3-5 ay arasındadır, klinik bulgu vermeyen üst solunum yolu bakteri taşıyıcılığı toplumda sık görülür ve ciddi hastalıklara neden olur, solunum yolu ile ve damlacık yoluyla insanlara bulaşır, uygun tedaviye rağmen hastalar 24 saat daha meningokok enfeksiyonunu bulaştırabilirler, kuluçka süresi 1-10 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 4 günden daha kısadır.Temas olanlarda hastalığın yayılmasını ve oluşumunu önlemek için, ev halkı, özellikle küçük çocuklar,son 7 gün içinde kreş ve bakım evinde teması olanlar,saptanan hastayla öpüşme, diş fırçası veya çatal-kaşık aracılığı ile teması olanlar,son 7 gün içinde ağızdan ağza solunum yaptıranlar, hasta çocuk ile aynı yerde uyuyanlar ve yemek yiyenler Kemoproflaksi denilen antibiyotik korumasına acilen alınırlar. Tercih edilen ilaç genellikle rifampin' dir ve 10 mg/kg ( 600 mg aşılmaz) 12 saatte bir, toplam 4 doz, 2 gün önerilir, 1 ayın alında olan yeni doğanlara 5 mg/kg'dan rifampin uygun dozdur. Seftriakson kas içi tek doz (12 yaş altında 125 mg; 12 yaş üzerinde ve yetişkinlerde 250 mg) olarak kullanıldığında A tipi meningokok boğaz taşıyıcılığının yok edilmesinde çok daha etkilidir. Aynı şekilde çocuklarda kullanılmamakla birlikte siprofloksasin yetişkinlerde meningokok korumasında ağızdan tek doz 500 mg verildiğinde etkilidir. Önemli noktalardan biriside hasta çocuğa hastaneden taburcu olmadan önce, tedavisi seftrikason veya sefotaksimle yapılmamışsa, mutlaka rifampin şeklinde antibiyotik tedavisi verilmelidir.

    Aşı, tek doz olarak 0,5 ml derialtı uygulanır, riskin yüksek olduğu 2 yaşın altındaki çocuklarda etkinliğinin çok sınırlı olması ve etkinliğinin çok kısa süreli olması 4'lü polisakkarit meningokok aşısının rutin olarak kullanılmasının önündeki en önemli engeldir. Ancak polisakkarit meningokok aşısı serogrup C tarafından oluşturulan salgınların kontrolünde etkilidir.Genel kullanımdaki polisakkarit aşı 2 yaş üstünde uygulanmalıdır. Ancak zorunlu şartlar altında 3 aya kadar olan çocuklara kısa süreli korunma sağlamak amacı ile uygulanabilir,3-18 ay arasındaki çocuklara 1 ay ara ile 2 doz aşı yapılır,Dörtlü polsakkarit meningokok aşısı rutin olarak meningokok enfeksiyonları için yüksek risk altında olanlara uygulanmalıdır;dalağı alınanlar, geç kompleman eksikliği gibi kalıtsal bağışıklık eksikliği bulunanlar, menenjit kuşağına seyahatler, haç ibadeti için Suudi Arabistan'a gidecek olanlar gibi, ayrıca meningokokların neden olduğu salgınlarda, salgının kontrol altına alınması için 4'lü aşı kullanılabilir. Aşılama; hem yetişkinler hem de çocuklar için tek doz 0,5 ml olarak derialtı yol ile önerilir. Tekrar aşılama özellikle yüksek risk altındaki kişilere (örneğin hastalığın sık olarak görüldüğü yerlerde kalanlara) ve özellikle ilk aşısı 4 yaşından önce yapılmış olan risk altındaki çocuklara önerilir ve uygulama 2-3 yıl sonra tekrar aşı yapılması şeklindedir. Yetişkinler ve büyük çocuklar için ilk aşıdan 3-5 yıl sonra aşı tekrarlanabilir, meningokok enfeksiyonu olan kişilerle yakın teması olanlara antibiyotik koruması verilmesi birincil kontrol yöntemini oluşturur.

    BCG (VEREM) AŞISI;Tüberküloz önemli bir halk sağlığı sorunu olup, yılda 1.7 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır, Canlı bir aşıdır. Genelde BCG aşısının tüberkülozdan koruyucu etkisinin %70-80 oranında olduğu kabul edilir. Canlı BCG, günümüzde tek ve en etkili aşı olma özelliğini korumaktadır. İnsanlarda aşının en büyük yararı miliyer tüberküloz ve tüberküloz menenjit gibi hastalığın ağır şekillerinin gelişmesini büyük ölçüde %80 azaltmasıdır.BCG aşısının terk edildiği ülkelerde tüberküloz menenjit gibi hastalıklar artmaktadır.BCG aşısı mesane kanseri gibi bazı kanser tedavilerinde de kullanılmakta ve bağışıklık sistemi üzerindeki bazı etkileriyle astım, atopi ve diğer alerjik hastalıklarının sıklığını da azalttığı düşünülmektedir. BCG aşısı, sol omuza deri içi olarak yapılır, diğer aşılarla aynı anda yapılmasında sakınca yoktur. Aşı teknik olarak doğru yapılmışsa deri üzerinde 6-8 mm çapında beyaz küçük bir kabartı oluşur ve 15-20 dakika sonra kaybolur. Aşının etkinliğini azaltmamak için enjeksiyon yerine tendürdiyot sürülmemeli, mikropların üremesini önlemek için aşı yeri flaster ile kapatılmamalıdır. BCG aşısı yanlış bir teknikle deri altına yapıldığında deri altı apsesi (%2 görülür) ve ülserleşen büyük bir yara ve koltukaltında lenf bezi iltihabı gelişebilir, kitle aşılamalarında bu problemin görülme olasılığının 2 yaştan küçüklerde % 4 oranında olduğu bildirilmektedir,en sık görülen sorun olan abse ve lenf bezi iltihabı 3-9 aylık bir süre sonunda kendiliğinden iyileşir, lenf bezi çok büyükse ve ülserleşme eğilimi gösteriyorsa çıkarılmalıdır, ilaç tedavisinin etkin olmadığı gösterilmiştir. BCG aşısı doğumsal veya edinsel bağışıklık yetersizlik durumlarında yapılmaz.Türkiye'de günümüzde 2. veya 3. ayda ve ilköğretim 1. sınıfta olmak üzere 2 doz verem aşısı uygulanmaktadır.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş