Anksiyete Bozukluğu Testi Nasıl Yapılır?

Konu, 'Soralım Öğrenelim' kısmında Kelebek tarafından paylaşıldı.

  1. Kelebek

    Kelebek Yeni Üye

    Doktora gitmeden Anksiyete Bozukluğumun olduğunu nasıl anlarım, Anksiyete Bozukluğu Testi nasıl yapılır?
     
  2. i

    irem Yeni Üye

    Anksiyete Nedir, Anksiyete Bozukluğu

    Anksiyete bozukluğu olan hastalar kendilerini sürekli olarak endişeli, gergin, sinirli, tükenmiş veya telâşlı hissetmekten yakınırlar. Sıklıkla bunaltı, endişe ve gerginliklerini kontrol altına almakta zorlandıklarından yakınırlar. Ge*nellikle kolay yorulurlar ve uyku sorunları vardır. Titreme, seğirme, ağız ku*ruluğu, terleme, bulantı, diyare veya boğazda düğümlenme gibi bazı fiziksel belirtilerden söz edebilirler. Anksiyete sorunlan nedeniyle yardım arayan has*talarda hemen her zaman duygudurum bozukluklarının bir türü bulunur. Bir hastada uzun süredir devam eden bir anksiyete bozukluğu olması ve buna depresyon ya da başka bir duygudurum bozukluğunun eşlik etmemesi na*dirdir. Bazı klinisyenler bunun anksiyetenin depresyona ait erken bir belirti olmasına bağlı olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Hasta antidepresanlarla tedavi edildiğinde anksiyete de azalır. Depresyonlu hastaların kabaca % 60'ında anksiyete belirtileri vardır.

    Panik Bozukluğu

    Panik bozukluğunda, hasta yineleyici olarak, çoğunlukla herhangi bir ne*dene bağlı olmadan, korkuya ait ani fiziksel duyumlar ve duygusal belirtiler yaşar: Çarpıntı, kalp atım hızında artış, titreme, avuç içinde terleme, göğüste bir hafiflik hissi ya da ağrı, kafada sersemlik, uyuşma veya karıncalanma ya da nefesin yetmemesi. Hastayı çok yoğun bir korku veya kötü bir şey olacak duygusu kaplar. Hasta sıklıkla öldüğünü, kalp krizi geçirdiğini veya çıldırdığını ya da kontrolünü kaybettiğini zanneder. Panik atağı hastalan geçirdikleri şeyin kalp krizi olduğunu düşünerek sık sık acil servislere başvurur. Panik atağı hastalan bazen tanımlamakta zorluk çektikleri hiçbir şeyin gerçek ol*madığı (derealizasyon) veya bir şekilde kendilerinden koptuğu (depersonalizasyon) duygusunu yaşarlar. Bu duyguların tümü birden ortaya çıkar ve hızlı bir şekilde kaybolur. Ancak kişi, akut belirtiler kaybolduktan sonra da birkaç saat bunların etkisinde kalabilir.

    Bazı hastalarda tek başına, herhangi başka bir tanı olmadan, panik bozukluğu olabilir ancak bu hastalar azınlıktadır. Sıklıkla panik bozukluğu hastalarında duygudurum bozukluklarının bir çeşidi de bulunur. Olguların yaklaşık üçte birinde depresyon panik bozukluğundan önce başlar. Geri kalanında depresyon panik bozukluğuyla eşzamanlı olarak ya da ondan sonra ortaya çıkar. Depresyon hastalarının % 15-30'unda panik bozukluğu bulunmaktadır.

    Bir kaç panik atağından sonra, atakların ortaya çıktığı yerlerden uzak dur*maya çalışmak kişi için olağandır: Örneğin dükkânlar, köprüler, tüneller, metrolar, asansörler ve yoğun trafik. Hastalar panik atağı ortaya çıktığında bu tür yerlerden çıkamayacakları ya da uzaklaşamayacakları korkusunu ya*şarlar. Evden dışarıda bulundukları sırada panik atağı ortaya çıkabileceği dü*şüncesi anksiyeteyi ortaya çıkarır. Buna beklenti anksiyetesi adı verilir.

    Bazı hastalar, panik atakları, beklenti anksiyetesi ve ataklarla ilişkili yer*lerden uzak durma nedeniyle öylesine bir sınırlılık içine girerler ki evden na*diren çıkar hale gelirler. Bu, agorafobi olarak adlandırılır.

    Olasılıkla panik bozukluğu hastalarının yarıya yakını, bunların da ço*ğunluğu kadındır, çocukken annelerinden aynlıp okula giderken de çok korku yaşamışlardır. Buna da ayrılma anksiyetesi adı verilir.

    Anksiyete Tedavisi, Anksiyete Bozuklukları

    Bu bozuklukla ilgili iyi haber ise, pek çok ilaca (bunların arasında trisiklikler [üzerinde en iyi çalışılmış olan imipiramindir, fluoksetin gibi daha yeni ilaçlarda vardır]) ve bazı özgül psikoterapi türlerine iyi yanıt vermesidir. Alprazolam ve klonozepam gibi hafif sakinleştiriciler de etkilidir. Ne yazık ki, pek çok panik bozukluğu hastası gerginlik ve uykusuzlukta etkili olan ancak panik bozukluğunda etkili olmayan diezepam ve klordiazepoksit gibi ilaçlar kullanarak vakit kaybeder.
     
  3. M

    Misafir Misafir

  4. z

    zeynepalan Misafir

    duygularımı uç noktalarda yaşıyorum.çok seviniyorum çok üzülüyorum aniden çok sinirleniyorum hep bir uyuşukluk hali kendimi terbiye etmeye çalışıyorum zorluyorum fakat bir işe başladığımda yarıda bırakıp oturuyorum beynim bulanık canım sıkkın çocuklarımı azarlıyorum kimseye gitmak istemiyorum eşim hep mutsuz olduğumu söylüyor gece bir ses duysam düşme sesi gibi kalkıp bakamıyorum bişey oldu çocuklarıma diye
     
  5. Goksel

    Goksel Admin Yetkili Kişi

    Bertrand Russell, Mutluluğun Ele Geçirilmesi (The Conquest of Happiness) adlı yapıtında, mutsuzluğun ve mutluluğun nedenlerini inceliyor.

    Russell'a göre, mutluluğumuz elimizdedir. Bunu sağlamak için kendimizle uğraşmamız, kendimizi onarmamız gerekir.

    Russell, kişinin iç savaşını anlatıyor bu yapıtında. Mutsuzluğun nedenlerini şu bölümlerde topluyor:

    1. Mutsuzluğu doğuran nedenlerden biri, içe kapanıklıktır. Kendini günah işlemiş sayanlar, kendi kendine tutkunlar, megalomanyaklar, kendi içlerine gömülmüşlerdir. Bunlar için mutluluğa kavuşmanın tek yolu, dış dünya ile ilgilenmektir.

    2. Kimileri de her şeyi, öğrenip bitirmiş ve artık dünyada yaşamaya değer hiçbir şey kalmadığı kanısına varmışlardır.
    Russell, bu çeşit mutsuzluğa Byron mutsuzluğu diyor. İngiliz ozanı Byron (1788-1824), bu çeşit mutsuzlardandı. Bu gibilerin de ilaçları, içe kapanıklar gibi, dış dünyaya açılmaktır. Bunlarda eksik olan, kolay elde etmelerinden doğan bir gayret noksanlığıdır. Oysa, dünya üzerinde, henüz elde edilememiş, gayret gerektirecek daha pek çok şey vardır.

    3. Mutsuzluğu doğuran üçüncü bir neden de, insanlar arasındaki rekabettir. Kimileri buna, yaşama kavgası adını verirler. Gerçekteyse yaşamak için değil, komşularından daha üstün bir hayata erişmek için kavga etmektedirler. Başarı, mutluluğun gereklerinden biridir ama, bütün öbür gereklerin harcanması pahasına elde edilmişse, çok pahalıya mal olmuş demektir. Değmez. Amaç, en tepeye çıkmak değil, rahat ve huzurlu yaşamak olmalıdır.

    Asıl dert, çağımızda, gereksiz yere şişirilmiş bir rekabet felsefesinin benimsenmiş olmasıdır. Oysa rekabet, gücünü ancak iki kuşak boyunca sürdürebilir, sonunda yorulur, sinirleri hiçbir iş yapamayacak kadar gevşer ve çalışma stoku tükenir. Rekabet hastalığının giderilmesi, sakin zevklerin rolünü kabul etmekle mümkündür. İnsan, komşusunu çatlatmakla değil, yarınki kahvaltısını bulabilmekle mutlu olmalıdır.

    4. Heyecan isteği ve can sıkıntısı da mutsuzluk doğurmaktadır.
    Ne var ki, can sıkıntısı büsbütün kötü bir şey sayılmamalıdır. Can sıkıntısı, kimilerini verimli kılar. Bütün büyük yapıtlarda sıkıcı bölümler, bütün büyük yaşamlarda ilgi çekici olmayan dönemler vardır. Birinci yaprağından sonuncu yaprağına kadar göz kamaştıran yapıtlar, büyük yapıt değildirler. Yeryüzünün temposu yavaştır. Birçok büyük işlerimizde verimli monotonluğa boyun eğmek zorundayız. Birtakım iyi şeyler vardır ki, belirli derecede monotonluk olmadan mümkün değildir.
    Modern kentlilerin çektiği can sıkıntısı, doğadan uzak bulunuşlarıyla ilgilidir. İstedikleri gibi yaşayabilecek derecede varlıklı olanlarsa can sıkıntısından kaçmak isterlerken, çok daha kötüsüne tutulurlar: Mutlu bir yaşama, büyük ölçüde sakin bir yaşamayla mümkündür. Çünkü gerçek hoşnutluk ancak sakin bir ortamda yeşerebilir.

    5. Yorgunluk, mutsuzluk kaynağıdır. Aşırı olmayan yorgunluklar, kişiyi nasıl mutlu kılarlarsa aşırı yorgunluklar o derece tüketir. En tehlikeli yorgunluk, sinir yorgunluğudur. Yaşadığımız modern kent hayatında sinir yorgunluğundan kaçınmak güçtür. Yorgunluğun çeşitli nedenleri vardır:

    a) Kentte çalışan adamın, eviyle işyeri arasında katlanmak zorunda bulunduğu sürekli kent gürültüsü büyük yorgunluk doğurur.
    b) Farkına varmadığımız halde, yorgunluk yaratan nedenlerden biri de, yabancılarla karşılaşmamızdır.
    c) İşine yetişmek telaşı kişiyi bir hayli yorar.
    ç) İşini yitirme korkusu sinirleri sürekli olarak gerer. İşçi için işinden atılmak neyse, patron için iflas etmek odur. Bu korkuyu duymayacak kadar sağlamlaşmış olanların sinirleri de, o basamağa çıkmak için bu yollardan geçmiş bulunduklarından ötürü, yıpranmış bir haldedir.
    d) Boşuna bir çaba olduğu halde, kararsızlık kadar yorucu hiçbir şey yoktur.
    e) Her olayda sinir bozukluğunun nedeni, iş değil, duygusal tedirginliktir.
    f) Heyecan düşkünlüğü de büyük ölçüde yorgunluk doğurmaktadır.
    Bu çeşit yorgunlukların ilacı bellidir. Her fırsatta kırlara çıkmak, kentin havasından kurtulmak, dinlenmek, uygun bir yaşama felsefesi ve zihin disipliniyle kuşkuları yenmek mümkündür. Akıllı insan, dertleri üstünde, gerektiği zaman düşünür; başka zamanlarda başka şeyler düşünür. geceyse hiçbir şey düşünmez.

    Unutmamalıdır ki, insan, dünyanın büyük bir parçası değildir. Kendisi önemsiz olanın dertleri önemli olabilir mi?

    6. Mutsuzluğun başlıca kaynaklarından biri de, hasettir. Bir bakıma haset, demokrasinin de temelidir. Kibirli bir ahlak inancı da aynı işi görür. Bu inanca aykırı hareket etmek fırsatını bulmuş olanlara haset edilir ve davranışları suç sayılır. Bu gibiler erdem adına, hasetçiler eliyle, cezalandırılırlar.

    İyi ki, insan yaratılışında bu duyguyu etkisiz kılacak başka bir duygu, hayranlık duygusu da vardır. Hayranlık olmasaydı haset, kimbilir, nerelere kadar giderdi, İnsanoğlunun mutluluğunu artırmak isteyen kimseler, hasedi azaltıp hayranlığı çoğaltmaya bakmalıdırlar. Hasedin ilacı mutluluktur. Ancak işin güçlüğü de hasedin mutluluğa engel olmasıdır.

    Zihinsel disiplin, boş yere düşünmemek alışkanlığı, insanı bundan kurtarabilir. Her şey bir yana, mutluluktan daha çok haset edilecek ne vardır? Ve eğer ben, hasetçilikten kendimi kurtarabilirsem, mutluluğa kavuşur, üstelik haset edilecek bir kimse olurum. Hasedi azaltma yollarından biri de, içgüdüyü doyurucu bir yaşama sağlamaktır.

    7. Ergin yaş mutsuzluklarının en önemli psikolojik nedenlerinden biri de günah duygusudur. Sürüden kovulma korkusu da bu duyguya pek benzer. Hemen her olayda bütün bunların kaynağı kişinin çocukluğunda aldığı töresel öğretimdir.

    Oysa, kendisine karşı saygısını yitirmekten kimseye bir iyilik gelmez. Aslına bakılırsa, günah duygusu sanılanın tam tersini doğurur. Kişiyi daha iyi, daha temiz bir hayata götüreceği yerde, hem mutsuz kılar, hem de aşağılık duygusunu aşılar. Bir insan, mantığa uygun olarak nelere inanacağını iyice kararlaştırmalı, ne kadar küçük olursa olsun, mantığa uymayan kanılarla savaşmalı, onların etkisi altına girmemelidir.

    Kimileri mantığı sevmez, mantıksal bir çabayı beceremeyeceklerini ya da böylesine bir çabanın kendilerini yoracağını sanırlar. Oysa en büyük hazlar, zihnin en çok işlediği ve pek çok şeylerin düşüncenin yüzeyine çıktığı anlarda duyulur. Şu, ya da bu türlü bir sarhoşlukla sağlanan mutluluk, doyurucu değildir.
    Gerçekten doyurucu olan bir mutluluk, bütün yeteneklerimizin tam olarak kullanılması ve içinde yaşadığımız dünyanın eksiksiz idrak edilmesiyle mümkündür.

    8. Herkesin bize tekme attığını düşündüğümüz sürece, mutlu olmamız mümkün değildir. Russell, hayatlarında hep nankörlük, sertlik ve hainlikle karşılaştıklarından yakınan kimselerin bu durumuna işkence manisi adını veriyor. Akıl hastalığı çizgisine varmayan bu mani, mutsuzluğun başlıca nedenlerinden biridir. Oysa, olasılık yasasına göre, belli bir toplumda yaşayan kimseler aşağı yukarı eşit sayıda kötü davranışla karşılaşabilirler.

    Daha çok kötü davranışla karşılaşan bir kimse, söylediği doğruysa eğer, bunun nedenini kendinde aramalıdır. İşkence manisinin kökü, kendi değerimizi olduğundan büyük görmemizdir. Şu dört gerçeğin yeterince anlaşılması işkence manisine karşı korunmayı sağlar:
    a) Davranışlarımızın asıl nedenleri bize göründükleri kadar özgecil değildir.
    b) Kendi değerimizi gözümüzde büyütmemeliyiz.
    c) Başkalarından göreceğimiz ilgi, kendimize duyduğumuz ilgi kadar olamaz.
    ç) İnsanlar durmadan bize işkence yapmayı isteyecek kadar bizi düşünemezler.


    9. Yaşayışları ya da düşünceleri, kendileriyle birlikte yaşamak zorunda bulundukları kimselerce iyi karşılanmayanlar mutlu olamazlar.

    Russell, bu duruma halkoyu korkusu adını veriyor. Halkoyu korkusu, kişiyi bir hayli mutsuz kılar. Bu korkuya tutulanlar, yaşamayı kendilerine tam anlamıyla zehir ederler. Oysa, belli zevkleri ve kanıları bulunan bir kimse, bir grup içinde kendini yabancı bulduğu halde, başka bir grup içinde benimsenmiş bulabilir.
    Bundan başka halk, kendi düşüncesine aykırı davranandan çok, halkoyundan korkana karşı zorbalık eder.
    Halkoyunu bile bile hor görmek de doğru değildir elbet. Ama onu gerçekten umursamamak hem kişinin dayanıklı olduğunu gösterir, hem de bir mutluluk kaynağı olur. Yakın komşulardan çekinme, eskiye göre çok azalmıştır ama, onun yerine, gazetelerin yazması korkusu çıkmıştır ki, bu da ortaçağlardaki büyücü baskınları kadar dehşet vericidir.

    Aslında bu derdin tek çaresi, halkoyundaki hoşgörürlüğün artmasıdır. Hoşgörürlüğün artması içinse, mutluluğun tadını çıkaran kimselerin çoğalması ve böylece en büyük zevkleri insan kardeşlerine acı çektirmek olan kişilerin, sayıca azalmasıdır.



    benden size tavsiyedir. en doğru tercih bir psikolog ile görüşmektir.
     
  6. E

    Elif Dilara Yeni Üye

    Bu testi her sağlıklı insanada yapıyorlarmı
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş