Anasınıfı Türkçe Etkinliği Için Bir Hikaye

Konu, 'Eğitim ve Kadın' kısmında Masal Perisi tarafından paylaşıldı.

  1. Masal Perisi

    Masal Perisi Yeni Üye

    Bugün sizlerle anasınıfı öğretmenleri için ya da küçük çocuğu olanlar için eğer resim kabiliyetine de güveniyorsanız Beyaz Eşek Mino hikayesini paylaşmak istiyorum. Hikaye kartlarını kendiniz çizebileceğiniz gibi aynı zamanda internetten yararlanarak bulacağınız resimlerle powerpoint sunusu da hazırlayabilirsiniz. Şimdiden kolay gelsin...



    Beyaz Eşek Mino

    Eşekler güzel gözlü ve çok sevimlidirler. Aynı zamanda eziyet çeken, cefakâr; sevgisi geçici olmayan, vefakâr hayvanlardır da... Bu akşam anlatacağım beyaz eşek Mino biraz kendini beğenmiştir ama yine de iyi bir eşektir. Görelim bakalım başına neler gelmiş.
    Zamanın birinde, çok uzak bir köyde beyaz bir eşek yaşardı. Bu eşeğin adı Mino idi. Mino’nun çok güzel beyaz tüyleri vardı. Uzun ve yumuşacık...
    Mino’nun en sevdiği yiyecek simit ve kuru incirdi. Susamları kemirmek ve incirin içindeki minik çekirdekleri çıtlatarak yemek çok hoşuna gidiyordu. Yanında bir de meyve suyu oldu mu değmeyin keyfine.
    Mino bir gün yine gezmeye çıkmıştı. Bir yandan otluyor, bir yandan simit ve kuru incirini yiyordu. Matarasından vişne suyunu çıkardı. Tam içecekti ki bir at kişnemesi duydu. Bakmak için kafasını kaldırdı. O sırada elindekini unuttu ve meyve suyu üstüne döküldü.
    – Tüh ya, bembeyaz tüylerim battı, diye söylendi.
    Şöyle bir silkelendikten sonra kafasını tekrar kaldırdı ve sesin geldiği yöne baktı. Üstünde şövalyesiyle ilerideki şatoya giren beyaz bir attı bu. Mino kendisininki gibi bembeyaz tüylü bir hayvan görmemişti hayatında. Yanına gidip konuşma isteği duydu. Ama sonra önüne dökülen vişne suyunu hatırladı.
    – Şimdi tüylerim kirlendi. Onun karşısına temiz ve pırıl pırıl çıkmalıyım, diye mırıldandı. Yarın yine aynı saatte buraya gelir beklerim. Bu şatoyu bulmak hiç zor değil.
    Gerçekten de çok ihtişamlı bir şatoydu. Kuleleri on metre yüksekliğindeydi, etrafını çevreleyen suların üstünde ahşap köprüler kuruluydu. Üzerindeki altın ve sedef kaplamalar göz kamaştırmaktaydı.
    Mino, ertesi gün güzelce yıkandıktan sonra şatoya gitti ve beyaz atı beklemeye koyuldu. Ama nafile. Beyaz at ortalıklarda görünmüyordu. Onun yerine siyah bir at girip çıkıyordu şatoya. Mino bir hafta boyunca şatoya gidip geldi, bekledi. Sonunda dayanamadı, siyah ata sormaya karar verdi:
    – Merhaba, dedi. Geçen hafta burada benim gibi beyaz tüyleri olan bir at görmüştüm.
    Siyah at:
    – Anladım, dedi. Sen şövalyemin kardeşinin atını arıyorsun. O biraz ileride aynen böyle bir şatoda yaşar.
    Doğrusu Mino’nun yön duygusu çok iyi değildi. Yanlış yere gelmişti demek. Bir hafta boşuna beklemişti. “Olsun, artık yolu öğrendim.” diye düşündü. Ertesi gün, doğru şatoyu buldu. Beklediği saatte beyaz at, üstünde şövalyesi ile çıkageldi.
    Mino heyecanlanmıştı. Önüne bakmadan yürüyünce tökezledi. Orada oluşmuş bir çamur birikintisinin içine yuvarlanıverdi. Bütün üstü başı batmıştı. Beyaz at ve şövalye bir gürültü duyunca arkalarını dönüp baktılar.
    Mino hemen toparlandı.
    – Pardon, şey, diye kekeledi.
    Utancını bastırmaya çalışıyordu:
    – Benim gibi beyaz tüylü bir hayvanla tanışmak istemiştim de, dedi.
    Cümlesini bitirdiğinde çamurlanmış tüylerini fark etti. Gülmeye başladı. Şövalye ve beyaz at da ona kahkahalarıyla eşlik etti. Sonra Mino’yu şatolarına davet ettiler.
    – Hadi gel de temizlen, sonra oturup konuşuruz, dediler.
    Mino önce sıcak bir banyo yaptı. Ardından beyaz ata, geçen hafta başına gelenleri anlattı bir bir. Üstüne meyve suyu döküşünü, yanlış şatoya gidip beklemesini...
    Beyaz at da Mino’yu sevmişti. İşte o günden beri beyaz at ve Mino iyi arkadaşlar.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş