Abhazya Tarihi Hakkında Bilgiler

Konu, 'Eğitim Öğretim' kısmında dilek öğretmen tarafından paylaşıldı.

  1. d

    dilek öğretmen Yeni Üye

    Abhazyanın tarihi hakkında bilgiler
    Abhazyanın tarihi nedir


    Sevgili öğrencilerim Abhazya tarihi hakkında merak ettiğiniz her şeyi aşağıdaki yazımızda detaylarına inerek bulabilirsiniz.


    Abhazya tarihi (650-1220)

    Abhazya; Güney Kafkasya'nin batisinda, daglarla deniz arasinda uzanan, dört mevsimi bagrinda barindiran, kiyilarinda subtropikal bitki örtüsü, daglarinda bembeyaz karlar bulunan, Tanri armagani, masal diyari "cennet" diye anilan bir ülkedir.

    M.S. 656 yılı ile birlikte, Lazika–Egrisi Devleti hariç Güney Kafkasya’nın büyük bir bölümü Araplar tarafından istila edilmiş ve bu bölge, Ortadoğu’nun tamamını, Kuzey Afrika ve Avrupa’nın bazı kısımlarını kapsayan Arap Halifeliği’nin bir parçası haline gelmişti.

    Eski İberya–Kartli üzerinde merkezi Tiflis olan Tiflis Emirliği kuruldu ve bu durum, Kartvelgil diller konuşan toplulukların Bizans kontrolündeki Lazika’ya yoğun göçüne yol açtı. Ağırlıklı olarak Svan ve Zan nüfusun yaşadığı Lazika, aralarında Raça, İmereti ve Guria’nın da (bugünkü Acara bölgesi de dâhil olmak üzere) bulunduğu bazı bölgeler, Kartvelgil dillerin konuşulduğu yerler haline geldi.

    Egrisi – Abhazya Kralı Leon

    VIII. yy. sonlarında Abhazyalı Açrontos (Bizans Valisi) Leon bir isyan başlattı ve Lazika topraklarının büyük bölümünden Bizans birliklerini çıkardı. Egrisi–Abhazya Krallığı kuruldu ve Leon kendini kral ilan etti.

    Günümüzde Abhaz ayrılıkçılığını destekleyenlerin bir kısmı Egrisi–Abhazya Krallığı’nın Apsuların ilk devleti olduğuna inanmaktadır. Bu yanlış bir düşüncedir. Egrisi–Abhazya Krallığı bütün doğası ile saf bir Gürcü devleti idi. Krallık nüfusunun büyük bir kısmını Svanlar, Zanlar ve Kartvelgil gruplar (Bu üç grup birbirlerine yakın akraba diller konuşmaktaydı ve gelecekte Gürcü ulusunu oluşturacak kolların temsilcileriydiler) oluşturmaktaydı. Resmi diller Gürcüce ve Yunanca idi. Krallığın başkenti ise tamamen Kartvelgil gruplardan oluşan Kutaisi idi. Yirmi yıl sonra, Egrisi–Abhazya Krallığı, Bizans İmparatorluğu’ndan dinsel olarak (kilise) da ayrıldı.

    Egrisi–Abhazya Kilisesi, Konstantinopolis Patrikliği’nden ayrıldı ve Mtsheta Katalikosluğu (Doğu Gürcistan Ortodoks Hıristiyanlığı Başkanlığı) yetki alanına girdi. Kilisede kullanılan ibadet dili Yunanca’dan Gürcüceye doğru dönüşüm geçirdi. Gerçekte bu olay yukarıda anılan zamanlardan beri var olan Gürcü Kilisesi’nin tek çatı altına girmesi anlamına geliyordu. Gürcü kilisesi, 1810 ve 1917 yılları arasında bağımsızlığını yitirmiştir.

    X.yy. sonunda Tao–Klarceti Kralı Davit Kurapalati, Kartli Krallığı’nı ele geçirdi ve 975 yılında oğlu Bagrat Bagrationi’yi Kartli Kralı olarak tahta çıkardı. Böylece bu yüzyılda ilk birleşik Gürcü monarşisi oluşmuş oldu. Üç yıl sonra, amcası Kör Thedosius’un ölmesinden sonra, Egrisi–Abhazya Kralı Bagrat, Abhazya tahtını miras olarak devraldı.

    1001 yılında Bagrat Bagrationi, Davit Kurapalati’nin ölümü ile Tao–Klarceti’yi de ülkesine dâhil etti. 1008–1010 yıllarında Kaheti ve Ereti’yi topraklarına kattı. Böylece Bagrat Bagrationi, Birleşik Gürcistan (Doğu ve Batı Gürcistan) Kralı oldu.

    XI. yy.’ın ikinci yarısına Selçuklu Türkleri damgasını vurdu. 1040 yılının bitmesi ile Orta Asya ve İran’ın büyük bir kısmını içine alan ve geniş topraklara sahip Selçuklu İmparatorluğu kuruldu.

    1071 yılında Selçuklu ordusu, Bizans, Ermeni ve Gürcü birleşik ordusunu Malazgirt Savaşı’nda yendi. 1081 yılı ile beraber Ermenistan, Anadolu, Mezopotamya, Suriye, Gürcistan’ın büyük bölümü ve diğer ülkelerin bazı kısımları Selçuklular tarafından ele geçirildi. Gürcistan’da, Abhazya ve Svaneti, Raça ve Hevi, Hevsureti’nin dağlık bölgeleri Selçuklu kontrolü dışında kaldı. Bu bölgeler istiladan kaçan Gürcüler için güvenli yerler olarak hizmet verdi.

    Ülkenin kalan kısımları Selçuklu hâkimiyetine girdi. Kaleler ve şehirler yağmalandı, köyler talan edildi, aristokrasi ve çiftçi nüfus yaşadıkları yerlerden çıkartılarak yerlerine Orta Asya’dan getirilen göçmen topluluklar yerleştirildi. XI. yy.’ın 80’li yıllarında Gürcüler kendi anavatanlarında, yeni gelenler tarafından sayıca az bırakılmanın kıyısına gelmişlerdi.

    Kral Davit Ağmaşenebeli (Kurucu Davit) Dönemi (1089–1125)

    Gürcistan’da Selçuklulara karşı mücadele, 1089 yılında babası II. Giorgi Bagrationi’nin ölümünden sonra 16 yaşında iken tahta çıkan genç Kral IV. Davit liderliğinde verildi. Davit, tahta çıktıktan kısa bir sonra yeniden düzenli bir ordu kurdu ve Selçukluların Gürcistan’ı kolonizasyonuna karşı koyabilmek için köylüleri asker olarak örgütledi.

    Anadolu’da ve Suriye’de, Selçuklulara karşı gerçekleştirilen ilk Haçlı Savaşı (1096–1099), Kral Davit’e Gürcistan’ı Selçuklulardan geri alması için bir fırsat yarattı.

    1099 yılının sona ermesiyle Kral Davit, Selçuklulara vergi vermeyi kesti ve Tiflis ve Ereti dışındaki Gürcü topraklarını kontrolü altına aldı. Abhazya ve Svaneti, sığınacak güvenli bölgeler olarak Krala hizmet verdi.

    1105–1124 yılları arasında, Kral Davit komutasındaki Gürcü orduları, Selçuklulara karşı bir dizi parlak başarı sağladı ve Gürcistan’ın kalan kısımlarını da ele geçirdi. Batı Şirvan’ın Hristiyan nüfusa sahip bölgeleri ve Ermenistan’ın büyük bir kısmı Selçuklu hâkimiyetinden kurtarıldı. Aynı zaman periyodunda Alanya (1120) ve Doğu Şirvan (1124), Gürcistan hâkimiyetine girdi. Birkaç ay sonra Kral Davit hayatını kaybetti (1125) ve arkasında büyük bölgesel güce sahip bir ülke bıraktı. Kral Davit, Gürcistan’da “Ağmaşenebeli” olarak anılır. “Ağmeşenebeli”, “kurucu” anlamına gelmektedir.

    Kurucu Davit’in varisleri (I. Demetre, V. Davit ve II. Giorgi) Gürcistan topraklarını genişletme politikasını sürdürdüler. Ancak, Gürcistan en parlak dönemini Kraliçe Tamar’ın hükümdarlığı (Davit’in büyük torunu) devrinde yaşamıştır.

    Kraliçe Tamar: 1184–1213

    Kraliçe Tamar’ın hükümdarlığında Gürcistan gücünün zirvesine ulaşmıştır.

    1194–1204 tarihleri arasında Tamar’ın orduları, güneydoğu’dan ve güney’den gelen yeni Türk saldırılarına başarı ile karşılık verdi. Türklerin kontrolü altındaki Güney Ermenistan’a başarılı seferler düzenlendi. Karin (Erzurum), Erzincan, Ahlât, Muş ve Van, Gürcüler tarafından ele geçirildi. Böylece sadece Gürcü Krallığı’na ait topraklar değil, yerel Türk yöneticilerin idaresi altında bulunan topraklar ve Güney Ermenistan da Gürcü Krallığı’nın hâkimiyet alanına girdi.

    Bizans İmparatorluğu’nun 1204 yılında geçici olarak haçlılar tarafından ele geçirilmesi sonrası Gürcistan tüm Doğu Akdeniz havzasının en güçlü Hristiyan devleti durumuna geldi. Aynı yıl Kraliçe Tamar ordularını resmi olarak Bizans’a bağlı olarak görünen Lazona ve Paryadria topraklarına gönderdi. Atina (Pazar), Rize, Trebizond (Trabzon), Kuerasunt (Giresun), Amysos (Samsun), Kotyora (Ordu), Heraclea (Ereğli) ve Sinop şehirleri ele geçirildi. 1205 yılında, ele geçirilen bu topraklar üzerinde Trabzon İmparatorluğu kuruldu. Tamar’ın akrabası Prens Aleksius Komnenus imparator ilan edildi. Resmen imparatorluk olarak adlandırılmasına rağmen bu yeni devlet iki yüz yıldan fazla Gürcistan’a bağlı kaldı.

    1210 yılında Gürcü orduları İran’ın kuzeyini (bugünkü İran Azerbaycan’ı) istila etti ve Marand, Tebriz, Ardebil, Zenjan, Kazvin şehirlerini ele geçirdi. Bu bölgeler Gürcistan himayesine girdiler.

    Kraliçe Tamar döneminde Gürcistan, tarihinin en geniş sınırlarına ulaştı. Bu dönemde Tamar, “Abhazların, Gürcülerin, Ranların, Kahların, Ermenilerin, Doğu ve Batının Hükümdarı” ünvanına sahipti.

    XII. ve XIII. yy. arasındaki dönem ve özellikle de Kraliçe Tamar dönemi Gürcistan’ın altın çağı olarak sayılabilir. Bu dönemde, politik ve askeri başarılar yanında, mimarlık, edebiyat, felsefe ve bilim alanlarında da zirveye ulaşıldı.

    Altın Çağ, XIII. yy.’ın 20’li yıllarında Moğol saldırıları ile sona erdi.

    Ancak, Bizans–Arab savaşları ve Halifeliğin kısmen parçalanması, Gürcü Devleti’nin yeniden yapılanması yönünde uygun bir ortam yarattı. 780 ve 810 yılları arasında eski İberya’nın bazı prenslikleri, krallıkları ve diğer unsurları, Arapları topraklarından çıkartarak egemenliklerini kazandılar.
     
  2. E

    Esram Yeni Üye

    Abhazya ülkesini ilk duydum başka bir adı varmıdır herkezce bilinen
     
  3. F

    Fıstık Yeni Üye

    Abhazyanın tarihi çok eskilere dayanmasına rağmen adını bende ilk defa duydum
     
  4. Murat

    Murat Yönetici

    Tarihin tozlu sayfalarında hakettiği yeri alamamış bir bölge olmakla beraber ülkemizde bu nüfusa sahip insanlar mevcut.
     
Kutucuğu Tıklayın:
Taslak kaydedildi Taslak silindi
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş