1. #1

    Yazar : mustafa çevrimdışı

    Sponsorlu Bağlantılar

    Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması

    Hiddet Ve Asabiyette Ölü Gibi Ol Ne demek
    Hiddet Ve Asabiyette Ölü Gibi Olmak Anlamı
    Mevlana'nın 7 Öğüdünün açıklaması


    Hiddet Ve Asabiyette Ölü Gibi Ol

    Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması

    Kızgınlığını öldür ve göm ki bir daha yerüstüne çıkmasın.
    Varlığın özü sevgidir. Herkesi ve her şeyi sevesin ki kırıcı olmayasın. Sinirlendiğin zaman bir ölü gibi olasın ki kin ve nefretini içine gömesin, kırıcı olmayasın
    İnsan öfke ile yapılacak işin yarar yerine zarar getireceğini düşünerek öfkelenmemeğe kendisini alıştırmalıdır.

    Bir gün bir adam gelmiş:
    “Oğlumu evlendirmek istiyorum. Nasıl bir kız alsam?” diye sormuş.
    Mevlana: “Fakir bir adamın kızını al.” diye öğüt vermiş.
    Bir gün de bir adam gelmiş:
    “Kızımı evlendirmek istiyorum. Nasıl bir damat seçmeliyim?” diye sormuş: Ona da Mevlana:
    “Fakir bir adamın oğlunu tercih et.” diye cevap vermiş.
    Bu fakirlik, nice bir fakirliktir? Nice bir fakirliktir ki Peygamberimiz: “Fakirlik benim iftiharımdır” diye buyurmuşlardı. Bu fakirlikten sorulunca, Peygamberimiz: “Bu fakirlik, sabırdır.” demişti.
    Asabiyet karşısında sabretmek ayrıca kişiyi “affetmeye” yöneltir ki bu da yaşam sanatının bir başka becerisidirve mutluluğun anahtarlarından biridir.


    PAYLAŞ

  2. #2

    Yazar : Murat çevrimdışı

    mevlananın yedi öğüdü, mevlananın 7 öğüdü, mevlananın öğütleri, mevlananın yedi öğüdü ve açıklaması, mevlananın sözlerinin anlamları, mevlananın insan sevgisi üzerine sözleri, mevlananın yedi öğüdünün açıklaması, mevlananın ahlak anlayışı


    Mevlana’nın Yedi Öğüdü Açıklaması

    Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması


    Cömertlik ve Yardım Etmede Akarsu Gibi Ol


    Mevlana’nın yedi öğüdünden ilki cömertlik ile ilgili olandır. Cömertlik sözlükte; “Para ve malını esirgemeden veren, eli açık, selek, semih, ahi, bonkör” olarak tarif edilmektedir.

    Cömertlik insanın, sahip olduğu imkânlardan, muhtaçlara meşrû ölçüler dahilinde, ve Allah rızasından başka hiç bir gaye gütmeden, ihsan ve yardımda bulunmasını sağlayan üstün bir ahlâk kuralıdır. Tüm kutsal dinlerde emredilen sabır, fedakarlık, cömertlik gibi duygular hayatın acı ve ızdırablarını hafifleten, yaşam gücünü besleyen motive edici güçler olarak kişiyi psikolojik olarak koruyabilmekte ve bireyde mesuliyet duygusunu geliştirerek şahsiyet bütünlüğü sağlanmasına yol açmaktadır.

    Cömertlik Kur’an ve Peygamber tarafından övüldüğü gibi pek çok düşünce insanı tarafından da taktir edilen bir davranıştır. İslam dini zekat ibadeti ile insanın manevi dünya ile irtibatını kesen ve onu en çok gaflete düşüren önemli faktörlerden birisi olan mal-biriktirme sevdasını disipline ederek, inanan insanın Kutsal ile kesintisiz irtibatını sağlamış olur.

    Cömertlik duygusu insanları, muhtaç olanlara vermeye, ihsanda bulunmaya sevkeder. Bu duyguya sahip olan kişi, hem bireysel anlamda gerçek mutluluğa ulaşır hem de toplumsal alanda lüzumlu olan her konuda ihtiyaç sahiplerine yardım edebilme hasletine sahip olur. Aşağıdaki gerçek yaşamdan alınmış anektot bunun açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

    “Özel okulda okuyan bir öğrenci mutsuzluktan şikayet ediyordu. Mutlu değil misin? Hiç mutlu olduğun bir anın yok mu? Veya mutlu olmak için ne yapıyorsun? diye sorulduğunda, mutlu olmak için, canım sıkıldığında bazen gider bir simit alır ve o simidi sokak çocukları diye ifade edilen çocuklarla paylaşır, onlarla sohbet ederim. Ve o zaman çok mutlu olurum. Bir başka dünya, bir başka ruh haline bürünürüm, dedi.” İşte mutluluk vermektir. Verirsen mutlu olursun. Karşı tarafa tebessüm verirseniz, güler yüz verirseniz, iyi niyet verirseniz, yüreğinizden gelen sevgiyi verirseniz onlar da size verecek ve mutlu olacaksınız.

    Cömertliğin zıttı cimrilik tutum içgüdüsünün bir bozulmasıdır ve sözlükte; “Elindeki parayı harcamaya kıyamayan, bitli, eli sıkı, ekti, hasis, kısmık, kibritçi, mıhsıçtı, nekes, pinti, sıkı, varyemez.” şeklinde tarif edilmektedir. Cömertliğin zıttına cimrilik istenmeyen bir kişilik özelliğidir ve Kur’an, Hadis ve pek çok düşünce insanı tarafından yerilen bir davranıştır.

    Laurance Bold’un dediği gibi; Para bize yaşamımızdaki bazı şeyleri daha dolu olarak değerlendirecek zamanı verebilir. Ancak bunu yapmak için gereken saf ruhu ve merakı vermez. Para, bize yeteneklerimizi geliştirecek zamanı verebilir ancak bunu yapacak cesareti ve disiplini veremez. Para bize ilişkilerimizi geliştirecek ve beslemek için zaman verebilir; ancak bunu yapmak için gerekli sevgi ve özeni veremez. Para bizi kolaylıkla bıkkın, korkak, bencil ve yalnız biri haline getirebilir. Kısacası para kendisini ne için istediğimize ve onunla ne yapacağımıza bağlı olarak bize, özgürleşmemizde yada köleleşmemizde yardım edebilir. Bu açıdan Harge’in şu sözü manidardır: “Zenginlik, kendisine sahip olana ya hizmet eder ya da hükmeder.”

    Ünlü psikolog Alfred Adler ise, cimrilik konusunda şöyle der: “Hasetle yakın bir akrabalığı bulunan, çokluk buna bağlı olarak görülen bir karakter özelliği de cimriliktir. Cimrilik deyince yalnız para toplayıp biriktirmekten oluşan dar anlamda bir cimriliği değil, genel anlamda bir cimriliği anlıyoruz. Böyle bir cimriliğin de başlıca dışavurum biçimi, cimri kimsenin başka birini sevindirmeye bir türlü yanaşmaması, yani tümüyle topluma ya da toplumun bireylerine karşı yakınlık göstermekte cimriliğe kaçması, çevresine bir duvar örerek kendisine ait sözde o değerli hazineleri güven altına almak istemesidir. Buradan da cimriliğin, bir yandan aç gözlülük ve kendini beğenmişlik, öte yandan da hasetle yakından ilişkili olduğu kolaylıkla görülür. Bütün bu saydığımız karakter özelliklerinin bir insanda aynı zamanda var olacağını söylersek, pek aşırılığa kaçmış sayılmayız. Dolayısıyla, ilgili özelliklerden birini bir insanda saptayan kimse aynı insanda sözü geçen karakter özelliklerinin de varlığını ileri sürüyorsa, bunu asla bir kehanet gibi karşılamamak gerekir.”

    Cömertlik ferdin kendisiyle barışık olmasını, kendisine güven duymasını ve topluma güven telkin ettiği için hoşgörülürken, cimrilik hem ferde hem de topluma pek çok zararı dokunduğu, kişinin kendisine ve topluma olan güvenini zedelediği için bu şekilde çeşitli kültürlerde yerilmiş, hatta çeşitli roman ve tiyatrolara konu olmuştur.

    Olumsuz bir kişilik özelliği olan cimrilik aslında kişinin topluma karşı duyduğu güvensizliğin bir yansımasıdır. Kişi başına bir hal geldiğinde kimsenin kendisine yardım etmeyeceğini, kendisinin tek dostunun yine kendisi olduğuna inanarak parasına kıyamamakta ve onu biriktirmektedir.

    Herhangi bir biçimde ödüllendirilme beklentisi (belki iyi bir şey yapmış olmanın verdiği duygu dışında) olmaksızın bir başkasına yardım etmek olan özgeci davranış (yardım etme) da evrensel değer ilkelerinden biridir. Dayanışma, yaşamın bütünlüğünden kaynaklanır. Hiçbir öğe kendi başına yalıtılmış bir varoluş gösteremez. Yaşamın her öğesi anlamını diğer öğelerle kurmuş olduğu ilişkiden alır. Bu ilişkileri umursamamak, görmemezlikten gelmek yaşamı tıkar. Birey kendisini ailesinden, çalışmış olduğu işyerinden, ulusundan ayrı ve bağımsız olarak değerlendirip böyle bir anlayış içinde yaşamını sürdürdüğünde, onun yaşamında bir çok yüzeysellikler, anlamsızlıklar ve aksaklıklar olacaktır. Böyle bir kişi sürekli suyun akıntısına ters yüzmeye çalışan birinin yaşadığı zorlukları yaşayacaktır.

    Şefkat ve Merhamette Güneş Gibi Ol

    Mevlana’nın bir diğer öğüdü ise şefkat ve merhametli olmaktır.

    Birçok psikolog şefkat itkisinin, bebeklerin doğdukları andan itibaren kucağa alınmaya karşılık vermeleri ve başkalarını okşama yetisini kazanır kazanmaz sevgisini dile getirmeleri nedeniyle, doğuştan geldiğini kabul etmektedir. Soğuk ve mekanik davranışa maruz kalan çocuklar genellikle mutsuzluk, hatta acı çekme belirtileri gösterirler. Son zamanda yapılan araştırmalarda sarılacak bir annesi veya anneye benzer yumuşak bir anne ikamesi (yapay anne) bulamayan maymun yavrularında ağır depresyon belirtileri gözlenmiştir. Ayrıca sevgi yetersizliği ile büyüyen çocuk aşağılık duygusuna sahip olur. Kendine güveni olmaz. Başkalarının yönlendirmesiyle hareket eder. Arkadaşlarının ve çevresindeki kişilerin sevgisini kazanabilmek için suç da olsa her davranışı yapmaya hazırdır. İçedönüklük ve saldırganlık gibi olumsuz davranışlar gösterir.

    Şefkat ve merhamet, insanlara karşı sevgi beslemekten geçer, sevgi ise Mevlana düşüncesinin merkezidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Mevlana’ nın sevgisi evrenseldir, ırk, din, dil ayrımı yapmadan tüm insanları kapsar. Mevlana’nın sevgisi, O’ndan yüzyıllar sonra Dr. Masumi Toyotome’de ifadesini bulan “Her Şeye Rağmen” rağmen sevgisidir.

    Mevlana’nın düşüncesinin hala güncelliğini koruyor olmasının bir sebebi de, boyutları gezegenler ötesine ulaşan bir insanlık sevgisi ortaya koymuş olmasıdır.26

    Toplumda sevgi tek başına yeterli değildir. Sevginin yanında insanlar birbirine saygı da göstermelidir. İnsanlar birbirlerini severse her zaman diğerlerine yardım etmek ister. Bu sayede birinin bir sıkıntısı olduğu zaman bütün toplum o kişiye yardım eder. O kişinin acısını paylaşır ve sıkıntısını azaltır.

    Saygı ve sevginin bir arada bulunduğu toplumlar uzun ömürlü olur ve hiçbir zaman kargaşa içine düşmez. O toplumda saygı ve sevgi ne zaman kaybolur ise o zaman o toplum çöker.

    Saygıyı ve sevgiyi insanlar çocuk yaşta öğrenir. Büyüdükçe de geliştirir bu yüzden çocukların eğitimi ailede başlar. Ailede bir çocuğa insanlara karşı sevgi duyması öğretildiyse bu çocuk hayatı boyunca insanlara sevgiyle ve saygılı davranır. Fakat ailede çocuğa iyi bir eğitim verilmediyse bu çocuk hiçbir zaman insanlara sevgi duyamaz. Ayrıca çocuk annesinden, babasından yakın ve uzak çevresinden ilgi ve sevgi bekler. Beklentisine karşılık bulursa onlara duyduğu güven artar, bulamazsa azalır.

    Gerek günümüz psikologları gerekse Mevlana insanın mutlu olabilmesi için sevgi dolu mutlu bir ortamda yetişmesini öngörmektedir.28 Nitekim aile içinde sevgi gören bir çocuk topluma da sevgi verir. Toplumda sevgi insanlar arasında barışı sağlar. İnsanlar birbirlerine sevgi ve saygı duyarsa birbirlerinin hakkını da gözetir. Bu da insanların birbirleriyle uyum içinde yaşamasını sağlar. O toplum gelişir ve ilerler. Diğer toplumlarda daha üstün bir durum kazanır.

    Ayrıca sevgi önem vermeyi gerektirir. Biz karşımızdakine önem verirsek, karşımızdaki de bize önem verir.


    Başkalarının Kusurlarını Örtmede Gece Gibi Ol

    Mevlana’nın çağlar ötesinden günümüze ulaşan çok değerli öğütlerinden bir diğeri de başkalarının kusurlarını araştırmamaktır. Başkalarının kusurlarını araştıran, kendisini başkalarına odaklayan kimse kendi hata ve kusurlarını göremez.

    Kusurların örtülmesi çeşitli açılardan olmaktadır. Bize bir kötülük yapmış olan insanın bu kötü davranışı karşısında ona karşı iyi davranmak suretiyle onun bu kusurunu örtmek şeklinde olabileceği gibi, bir kişinin yanlışını ifşa ederek onu toplum içinde küçük düşürmekten sakınmak şeklinde de olmaktadır.

    Gerçekte bize haksızlık etmiş, yanlış yapmış, bizi üzmüş, ezmiş ve bir insanı affetmek, onun hata ve kusurlarını görmemezlikten gelmek insana çok ağır gelen bir meziyettir. Ama güzel huyların en asaletli olanlarından biridir. Çünkü iyilikle, kötülük bir olmaz. Kötülüğü iyilikle karşılayacağız ki, aramızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olsun.

    Lincoln’e: “Düşmanlarına niçin bu kadar iyilikte bulunuyor, elinde güç ve imkan varken onları yok etmiyorsun?” dediklerinde, “Ben onlara iyi davranarak, onlarla güzel geçinerek zaten onları yok etmiş olmuyor muyum?” der.

    İnsanların kusurlarını yüzlerine vurduğumuz zaman, kendilerini savunmaya geçecekleri için onların hatalarını görmelerini de engellemiş oluruz. Fakat bize karşı göstermiş olduğu kötülük karşısında, iyilikle karşılık verdiğimizde Lincoln’in de ifade ettiği gibi onun bu kötü davranışını fark etmesine ve kendisini düzeltmesine daha çok katkı sağlamış ve böylece hem kendisine hem de başkalarına zarar vermesini önlemiş oluruz.

    Kusur örtmenin bir başka türü ise, başkalarının yanında ifade edildiğinde rahatsız olacağı bir yönünü gizleyerek o kişiyi toplum içinde mahcup etmemek şeklinde olabilir. Herkesin zaafları, hoş olmayan yönleri olabilir. Fakat bazı kimseler kendilerini bırakıp, başkalarının kusurlarını, zaaflarını, eksiklerini araştırıp onların dedikodusunu yapmayı adeta kendilerine meslek edinmişlerdir.

    Dedikodu, gerçek olup olmadığı bilinmeden başkalarına kara çalmak, insanları kötülemek, kınamak, suçlamak amacıyla yapılan konuşmalar olup, sözlü saldırının günlük yaşantıda yer alan en etkin ve yaygın biçimidir.

    Ev toplantılarında kadınların, komşuların, işyerinde çalışanların birbirlerini çekiştirmesi, kendilerince kötü yönlerini döküp sayması dedikodunun toplumsal yaşantıdaki yerini gösterir.

    Başkalarının kusurlarını ortaya koymanın bir başka nedeni de bir kimsenin iyi durumda olmasını istememek olan kıskançlıktır. Kişi bir özelliğinden dolayı kıskandığı diğer kişinin eksik ve kusurlarını ortaya koyarak adeta ondan intikam almak istemektedir.

    Hiddet Ve Asabiyette Ölü Gibi Ol

    Mevlana’nın bu tebliğimizde ele alacağımız bir diğer önemli öğüdü ise öfkemize hakim olmamızla ilgilidir. Öfkeyi ihtiyaçlarımız veya arzularımız engellendiğinde, incinme, tehdit vb durumlarda gösterdiğimiz kızgınlık veya saldırganlık olarak tanımlayabiliriz. İnsan öfke ile yapılacak işin yarar yerine zarar getireceğini düşünerek öfkelenmemeğe kendisini alıştırmalıdır.

    Dr. Akil Muhtar Özden, İlim Bakımından Ahlâk isimli eserinde hiddetle ilgili olarak şunları söylemektedir:

    “İnsanlar için hiddeti, geçici bir delilik gibi telakki ederlerdi. Kızgın insan kendine sahip olmaz. Düşünce kabiliyeti bozulur. Söz söylemek güçleşir. Bütün ahlâki hisler ve terbiye kaideleri karanlıkta kalır. Bir çok fizyolojik değişiklikler olur. Çok defa yüz kızarıyor, gözler parlıyor, kan basıncı çoğalıyor. Hiddet edenler hareketlerinin kontrolünü kaybederler. Manasız şeyler yaparlar. Tabii halde iken akıllarından geçmeyecek kadar fena sözleri söyler, kavga edebilirler.

    Kızgınlıkla yapılan hareketler ve işler umumiyetle muzırdır. Hiddete galebe çalmayı bilmeli, çabuk geçirmeli, her halde ona tabi olarak her hangi bir şey yapmaktan çekinmelidir.

    Hiddet getiren hadiseler muhteliftir. İnsanları, maddi yaralardan ziyade, izzetinefislerine dokunan hareket, istihza gibi muameleler hiddetlendirir.

    İslâm hekimleri hiddet getiren sebepleri iyi tetkik etmişlerdir. Bunların bir kısmı hiddet edenin şahsına aittir. Kendini çok beğenmek, kendinde olmayan kemalle iftihare alışmak, küçük sebeplerden dolayı kavgayı itiyat edinmek, sık hiddetlenmeyi mucip olur. Başkalarından gelen hiddetlenme, sebepleri arasında da istihza, yoksuz tenkit, zulum ve gadir, kibir azamet, birini aciz gördüğünü hissettirme, bazı eşyayı başkalarından kıskanma, zem, iftira etme, haksız hareketlerde bulunmayı zikrederler.

    Hiddetin başka başka şekilleri vardır. Bir nev’i karşısındakine tecavüze sevketmez, çabuk geçer. Diğeri az çok devamlı olur, kin uyandırır. Üçüncü bir nev’i hemen mücadeleye sevkeder.

    Hiddetin neticeleri arasında, felç, kalp krizleri, kanamalar, hazım bozuklukları, hastalıklara karşı vücudun mukavemetinin azalması gibi, uzvi mazaratlar vardır. Hiddetlenme, kin adavet ve intikam hisleri doğurur. Dostların muhabbetlerini azaltır, görenlerin istihzalarını celbeder ve nihayet insanda nedamet ve elem gibi ızdıraplar bırakır.

    İnsan kendi hiddetini yenmeye çalışır ve bunu itiyat haline getirebilir ise, bir çok beyhude küçüklüklerden, elemlerden kaçınabilir. Her halde hiddetin emrettiği hiçbir hareketi yapmamalıdır. Evolüsyon insanları hiddete galebeye doğru sevkediyor. Bazı iptidai kavimlerde bile bu galebe kabiliyetini büyümüş görüyoruz. Dr. Boas’ın, Kolombia yerlileri hakkında yazdığı şu sözler bunun bir misalidir. Bu yerliler hiddet ederler ise hemen yere oturur veya yatarlarmış. Böylece uzun zaman bir şey söylemeden ve hiç bir şey yemeden kalırlarmış. Kalkdıkları zaman rakiplerine karşı bu suretle üstünlük gösterdiklerinden büyük bir sevinç duyarmış.

    Hiddeti yenmeğe alışmak katiyetle lazımdır. İzzeti nefse ilgili yüksek hisleri kuvvetlendirmek suretiyle bu yapılabilir. Hakaret gören, faziletini çoğaltarak benliğini memnun etmeyi öğrenmelidir. Haksız tenkitlere ehemmiyet vermek manasızdır. Bunlara daha mükemmel iş görmek, daha iyi bir eser meydana getirmekle cevap vermek büyüklük olur. Her bakımdan güzel, her cihetten faydalı olan bu kemali, bir ülkü gibi takip edenler muvaffak olur. İyi bir terbiye, doğru düşünme, bu zihni kazancı kolaylaştırır. İnsan her bir hissini mukabil hissi kuvvetlendirerek alt edebiliyor.”

    İnsanın hiddet ve asabiyetini yenmesi ve sabır göstermesi Peygamber efendimiz tarafından da tavsiye edilmiş bir davranıştır. Mevlana’da yaşama sanatı “sabırla” başlar. Sabır, dayanabilmek, güçlüklere dayanabilmek sanatıdır.

    Bir gün bir adam gelmiş:

    “Oğlumu evlendirmek istiyorum. Nasıl bir kız alsam?” diye sormuş.

    Mevlana: “Fakir bir adamın kızını al.” diye öğüt vermiş.

    Bir gün de bir adam gelmiş:

    “Kızımı evlendirmek istiyorum. Nasıl bir damat seçmeliyim?” diye sormuş: Ona da Mevlana:

    “Fakir bir adamın oğlunu tercih et.” diye cevap vermiş.

    Bu fakirlik, nice bir fakirliktir? Nice bir fakirliktir ki Peygamberimiz: “Fakirlik benim iftiharımdır” diye buyurmuşlardı. Bu fakirlikten sorulunca, Peygamberimiz: “Bu fakirlik, sabırdır.” demişti.

    Asabiyet karşısında sabretmek ayrıca kişiyi “affetmeye” yöneltir ki bu da yaşam sanatının bir başka becerisidir ve mutluluğun anahtarlarından biridir.


  3. #3

    Yazar : Misafir

    Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması çoooooooooook iyi


  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Türkiyenin güneyinde kalan Deniz hangisidir?

Resim Yükle

 Mevlananın 7 Öğüdünün açıklaması

mevlana mevlananın öfke ile ilgili sözleri mevlananın öfkeyle ilgili sözleri öfke sözleri mevlana mevlana sozleri öfke ile ilgili sözler mevlana mevlana öfke ile ilgili sözleri öfke ile ilgili mevlana sözleri mevlana öfke sözleri mevlananın 7 öğüdü öfke mevlana mevlananın sözleri mevlana öfke oğlumu evlendirmek istiyorum öfke mevlana sözleri

Gizlilik Bildirimi © 2013 yasambu.com All rights reserved.

Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz